1980'lerden bu yana,
"bilgi toplumu", günümüz dünyasını tanımlamak için kullanılan
terimlerden biri oldu. Genellikle toplumsal, kültürel, ekonomik ve
teknik bir kavram olarak geçiyor ve Avrupa'nın özgürlükçü geleneğinin
ya da Amerika'nın teknolojik çağdaşlığının doğal bir gelişimi olarak
görülüyor. Uluslarası toplumun farklı kesimlerince bilgi ve iletişim
teknolojileri, gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasında bir
köprü, ekonomik ve toplumsal gelişme için bir araç, büyüme için bir
motor, küresel bir bilgi toplumu ve bilgiye dayalı ekonomi
oluşturmanın en önemli öğesi olarak kabul ediliyor. Bilgi ve iletişim
teknolojilerinin bilgi toplumunda temel bir role sahip olduğu gerçeği
ne kadar kabul ediliyorsa, bu teknolojilerin dağılımı, paylaşımı ve
bilgiye erişimdeki eşitsizliklerin varlığı da o ölçüde kabul görüyor.
Bu, küresel bilgi toplumunun ilk ve en önemli ilkesini akla getiriyor:
"Evrensel hizmet ilkesi".
Bilginin ve
enformasyonun toplumsal ve ekonomik gelişme açısından vazgeçilmez
olduğu bir ortamda, bilgiye erişimin ve bu bilgiyi kullanma
yollarının herkese, her yerde açık olması gerekiyor. Bilgi
toplumunun hem gelişme açısından büyük bir potansiyel, hem de yeni
riskler doğurduğu günümüzde, toplumlar arasında ve toplumların
kendi içinde ayrılıklar var.
Evrensel hizmet
ilkesiyse, iletişim olanaklarına, toplumdaki her bir bireyin, her evin
eşit erişiminin sağlanması ve telekomünikasyon operatörlerinin,
hizmetlerini, toplumun her kesimine ulaştırmada bu eşitlik ilkesini
benimsemesi anlamına geliyor.
Evrensel hizmet
ilkesinin yaşama geçirilebilmesi için, özellikle telekomünikasyon
sistemlerinin, temel hizmetleri sunmakta yetersiz kalınan, ya da bu
hizmetlerin ulaştırılmadığı, şehir merkezlerinden uzak yerleşim
yerlerinde kurulmasınıda kapsıyor. Bu konuda, özellikle nüfusun büyük
bir oranının bu tür yerlerde yaşadığı, gelişmekte olan ülkelerde
önemli altyapı eksiklikleri bulunuyor.
Altyapıların fiziksel
varlığı gerekli; ancak, bilgi toplumunun gelişmesi için yeterli değil.
Cinsiyet, eğitim düzeyi ve okur-yazarlık, gelir düzeyi, dil ve etnik
özellikler de bilgi ve iletişim teknolojilerinin çeşitli ülkelerdeki
kullanımında ve bu teknolojilere erişimde önemli rol oynuyor. Bir
ülkedeki vatandaşların hepsine eşit fırsatlar sağlanması ve
ayrımcılığa uğrayan grupların (kadınlar ve yaşlılar gibi), bilgi ve
iletişim teknolojilerinin kullanımı konusunda teşvik edilmeleri de
bilgi toplumunun hedeflerinden olmalı. Daha çok insanın bu
teknolojilere erişimini sağlamaya yönelik sesli ve dokunmalı
bilgisayar uygulamalarının yaratılması ve bu uygulamaların
içeriklerinin yerel gereksinimlere uygun duruma getirilmesiyse,
toplumların küresel iletişim toplumuna katılmasını hızlandırabilir.
Öte yandan, bilgi ve
iletişim teknolojilerinin en önemli öğelerinden biri de içeriğin ihmal
edilmemesi. Örneğin, Internet üzerinde yerel içeriklerin
geliştirilmesi, siberuzayın kültür ve dil bakımından çeşitlilik
göstermesinin sağlanması da bilgi toplumunun öncelikleri arasında yer
almalı. Öte yandan, yeni bilgi ve iletişim teknolojileri, insanlığın
ortak kültürel mirasının önemli bir parçası olan kültür ve dil
çeşitliliğinin korunması ve bu çeşitliliğin ifade edilebilmesi için de
yeni araçlar sunuyor. İnternet'teki içeriğin çeşitliliği, bilgi ve
iletişim teknolojilerinin öğretim, eğitim ve insan kaynakları gelişimi
gibi amaçlarla da kullanılabilmesine olanak tanıyacak.
Bilgi toplumuna giden
yolda önemli adımlardan biri de, kullanılacak teknolojilerin amaçlara
uygun seçilmesi. Bilgi ve iletişim altyapısının dengeli bir biçimde
gelişmesini sağlayabilmek için, ülkeler arasındaki coğrafi ve ekonomik
farklılıkların da göz önüne alınması ve yerel koşullara uygun, farklı
teknolojik araçların kullanılması gerekiyor. Ayrıca, "teknolojik
yakınlaşma" gibi etkenlerin de göz önüne alınması önem taşıyor.
Teknolojik yakınlaşma, bilgi ve iletişim sektörüne e-eğitim,
e-ticaret, e-hükümet, e-sağlık, çevre koruma, savaş sonrası yeniden
yapılanma gibi, kültürel, toplumsal ve ekonomik gelişme açısından
önemli, çok çeşitli uygulamalara yeni bakış açıları sağlıyor.
Multimedya ürünlerinin birbirine yakınlaşmasının, uluslar ve bireyler
üzerindeki çok yönlü etkileri nedeniyle, yeni telekomünikasyon
düzenlemelerinin ve geliştirme stratejilerinin de bu değişimleri göz
önüne alması gerekiyor. Bilgi ve iletişim altyapılarının
geliştirilmesinde, radyo frekanslarının standardizasyonu, yönetimi ve
ara bağlantıların sağlanması konularında uyumun sağlanması içinse,
ülkeler arasında işbirliği şart.
Bilgi ve iletişim
teknolojilerinin, bilgi ve veri oluşturmak ve aktarmak için kullanımı,
yeni yasal ikilemler yaratıyor. Hem kullanıcıların, hem de
işleticilerin korunması için yeni yerel koruma mekanizmaları
oluşturulması gerekliliğini doğuruyor. Fikir hakları mülkiyeti, özel
yaşamın korunması ve veri ve ağ güvenliği gibi konular önem kazanıyor.
Yeni bilgi ve iletişim teknolojileri, fikir mülkiyetlerine bakışı
değiştiriyor; fikir haklarının korunmasına yarayan geleneksel
araçların sınırları sorgulanıyor. E-ticaret ve "on-line" para hesabı
hareketlerinin geliştirilmesiyle, kredi kartı numaralarından, ev
adreslerine kadar çeşitli kişisel bilgilerin güvenliği de ön plana
çıktı. Üstelik, iletişim ağlarının doğru çalışması, verilerin
güvenliğinin sağlanması konusunda her zaman yeterli olmuyor!
Bilgi ve iletişim
teknolojilerine erişimin desteklenmesi ve erişimin topluma yarar
sağlaması açısından, bireylerin kapasitesi de önem taşıyor. Temel
eğitimin yanı sıra, bilgi ve iletişim teknolojileri konusunda eğitimin
de ülkelerin ulusal bilgi teknolojileri stratejilerinin bir parçası
olması gerekiyor. Özellikle öğretmenler ve öğrenciler için insan
kaynakları eğitimi, bilgi teknolojilerinin kullanımına ve uygulama
alanlarına talebi artıracağından, özellikle gelişmekte olan ülkelerde,
bilgi ve iletişim hizmetleri sektörünün gelişmesini de teşvik edeceği
sanılıyor.
Yeni bilgi ve
iletişim teknolojilerinin yoksulluğu azaltma ve sürdürülebilir
gelişmeyi besleme potansiyeli, bugün herkesçe kabul ediliyor. Bilgi ve
iletişim teknolojileri, elektronik ticaretten, küçük ve orta ölçekli
girişimlerin desteklenmesi, yönetimlerin iyileştirilmesi ve
merkeziyetçiliğinin azaltılması, insan haklarının gözetilmesi, uzaktan
eğitim, tele-tıp ve çevre yönetimi gibi alanlarda, çok sayıda
uygulamanın iyileştirilmesinde kullanılabilir. Bilginin özgür akışına
ve bilgiye özgür erişime dayanan dengeli bir toplum yapısının
kurulmasında kullanılabilir.
Bilimsel Bilgiye
Erişim
Bilim, bilgi
devrimini olası kılan, yarı iletkenlerden tutun, World Wide Web'e
kadar, çeşitli araçları sağlamada önemli bir role sahip. Bilgi ve
iletişim teknolojileri de, bilimin hem uygulanışında, hem de
sonuçlarının duyurulmasında devrim yarattı. Yine de birçok uzman,
bilgi ve iletişim devriminin bilim dünyasındaki yansımaları konusunda
kaygılı: Bilimsel bilginin hem bireyler, hem de farklı ülkelerdeki
bilim toplulukları arasındaki akışı tehdit altında. Bu tehdit, bilgi
toplumunun kendisinden kaynaklanmıyor. Tehditin kaynağı, kimilerinin,
bilgi toplumunun büyümesinden ticari yarar sağlamak üzere, bilgiye
erişim konusunda, bilimsel bilgileri de kapsayan kısıtlamalar
getirmesi. Kimi uzmanlara göre, fikir mülkiyeti hakları ve veri
tabanlarının telif hakları gibi konulardaki düzenlemeler, bilimsel
bilgiyi özel mülkiyete dönüştürme konusunda çok yol katetti. Bu
nedenle de, halka açık erişimle, özel sektörün bilimsel veriler
üzerindeki kontrolü arasındaki dengenin, yeniden ele alınması
gerekiyor.
Yakın bir geçmişe
kadar, temel bilimlerle uygulamalı bilimler arasında bir sınır çizmek
ve temel bilimler "kamu yararı" sağladığı için bulgularının herkese
açık olması gerektiğini söylemek çok daha kolaydı. Örneğin,
hükümetlerin üniversitelerdeki araştırmacıların çalışmalarını kamuya
ait fonlardan desteklemelerinin temelinde de bu yatıyordu. Bilgi ve
iletişim teknolojileri ve bu teknolojilere paralel olarak ortaya
çıkan, biyoteknoloji gibi ileri teknoloji alanları, bütün bunları
değiştirdi. Bu her iki alanda da, keşif aşamasıyla teknolojik uygulama
arasında geçen süre kısaldıkça, temel bilimle uygulamalı bilim
arasındaki sınır da bulanıklaşmaya başladı; bazı durumlardaysa tamamen
ortadan kalktı. Bu süreçte, bu iki alanda, yalnızca ortaya çıkan
teknolojik ürünler değil, bilimsel etkinliklerin öteki tamamlayıcı
öğeleri de ticari değer kazandı. Bu, yeni araştırma araçları
geliştirenlerin, bundan kâr sağlayacağı ve bu araçları kendi
araştırmalarında kullanmak isteyecek olanlara satabilecekleri ya da
başkalarının bu araçları kullanmasını engelleyebilecekleri anlamına
geliyor.
Geçmişte,
hükümet politikaları, bilimsel bilginin herkesin kullanımına açık
olmasını desteklerken, son yıllarda bu sözü edilen eğilimi
destekler oldu.
Örneğin, ABD'de, 1980'li yıllarda yürürlüğe giren Bayh-Dole
yasası, üniversiteleri, giderleri federal hükümet fonlarınca
karşılanan araştırma sonuçlarının haklarını satarak gelir elde
etmeye ve bu hakları kendi laboratuvarlarında oluşturulan
fikirlere kadar genişletmeye teşvik ediyor. Avrupa'da, hükümet
destekli etkinliklerden (meteorolojik ve jeofiziksel veriler gibi)
kâr sağlamaya yönelik benzer hareketler var.
Bunlar, ilgili veri
tabanlarının, öncelikle özel olarak toplanmış ticari verileri
yayımlayanların parasal çıkarlarını korumaya yönelik yasal
düzenlemeleri tetikledi.
Bütün bu eğilimler,
öncelikle gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkiliyor. Bilimsel
bilgilerin özelleştirilmesi, elektronik veritabanlarına erişim
bedelinin bu kadar ucuz olabileceği böyle bir döneme karşın, yoksul
ülkelerle varsıl ülkeler arasındaki bilgi uçurumunun genişlemesine
neden oluyor. Yoksul ülkelerdeki bilim adamları açısından
bakıldığında, bu durum şöyle özetlenebilir: Kuzey yarımküredeki
araştırmacıların erişebildiği özel kaynaklara erişebilmek için gereken
fınans kaynaklarına sahip değiller (temel laboratuvar tekniklerinin
lisansları, bilimsel dergilere abonelik, fon kaynaklarıyla ilgili
yapılandırılmış bilgiler gibi). Sonuçta, fınans kaynaklarının kıtlığı
da, bilimsel bilgi ve kaynakları üretebilme kapasitesi
geliştirmelerini ve bu "bilimsel bilgi ekonomisi"nin gerçek bir üyesi
olmalarını (ve dolayısıyla buna katkıda bulunmalarını ve bundan yarar
sağlamalarını) engelliyor. Kütüphaneniz en son bilimsel bulgulara
erişimi karşılayamıyorsa, ya da laboratuvarınız en son genom
verilerinin depolandığı bilgi tabanlarına erişmek için gereken
fonlardan yoksunsa, nasıl olur da kendinizi küresel bilim topluluğunun
bir üyesi olarak hissedebilirsiniz? Daha eşitlikçi bir denge
yaratabilmek için, yazılım üreticilerinden bilimsel yayımcılara kadar,
gelişmiş ülkelerdeki birçok özel kuruluşun buna direncini yenmek
gerekecek.
Yerli Bilgi
Yerli bilginin,
özellikle sürdürülebilir gelişme ve yoksullukla savaş gibi konularda
değerinin farkına varılmasıyla, bu tür bilgilere verilen değer de
artıyor. Gelişmiş ülkelerde ne kadar öne çıkarsa çıksın, Batı temelli
"formal" bilgi, aslında dünyadaki bilgi sistemlerinden yalnızca biri;
ağırlıklı olarak batı temelli eğitim sistemlerinde geliştirilmiş bilgi
sistemlerine verilen ad. Bu şekilde adlandırılmasının nedeni, yazılı
belgeler, kurallar, düzenlemeler ve teknolojik altyapıyla
destekleniyor olması. Buna karşın, "yerli bilgi" (ya da yerel bilgi),
doğal çevreyle yakın ilişki içinde uzun bir geçmişleri olan insanlarca
geliştirilip korunmuş bilgi kümelerine, anlatımlara ve uygulamalara
dayanıyor; kuşaktan kuşağa sözel olarak aktarılıyor ve ender olarak
yazıya dökülüyor. Birçok ülkede formal bilgi, formal olmayan, yerel,
geleneksel, ya da ekolojik bilgi sistemleriyle birlikte varlığını
sürdürüyor. Bu bilgiler, ait oldukları kültürlerde, günlük yaşamın
birçok temel boyutuna da temel oluşturuyor: Avlanma, balıkçılık,
tarım, hayvancılık, besin üretimi, su, sağlık ve çevresel ve toplumsal
değişimlere uyum gibi.
Örnek vermek
gerekirse, geçtiğimiz yıllarda, Gana'daki bir grup çiftçi, yabancı
tarım uzmanlarına, o çevrede yetişen bir ağacın altına ekilen
tarım ürünlerinin çok iyi gelişme gösterdiğini anlattıklarında,
sözleri kuşkuyla karşılanmıştı. Çiftçilere göre, ürünlerin
gereksinim duyduğu suyu, ağacın kökleri karşılıyordu. Uzmanlar,
ağaçların, köklerini kullanarak toprağın derinliklerindeki suyu
yapraklarına ulaştırdıklarını biliyorlardı. Bu durumda, ağacın
altında toprağın, çevredeki topraklara göre daha az nemli olması
gerekirdi. Ancak, sonuçta, çiftçilerin anlattıklarının doğru
olduğu ortaya çıktı. Çünkü, söz konusu ağacın kök sistemi,
topraktaki suyu hem gövdesine, hem de kendisini çevreleyen toprağa
sifonluyordu.
Toplumbilimcilere
göre bu olay, modern tarım biliminin geleneksel bilgiyi gözardı
etmesinin çok sayıda biçimlerinden biri.
Yakın bir geçmişe
kadar, yerli bilginin, "çağdaş bilimsel dünya görüşü" olarak
adlandırılan bilgi sistemiyle çeliştiği durumlarda da, bu bilgiler
"boş inanç" olarak kabul ediliyordu. "Akılcılık" sınamasının da Batı
toplumlarının kültürel bir ürünü olduğu fark edilmeden, akılcı bir
temele sahip olmaması, bu bilgilerin gözardı edilmesi için yeterli
sayılıyordu. Bu bakış açısı değişiyor. Son yıllarda, tıptan tarıma
kadar çok çeşitli alanlarda, geleneksel bilgiyi ve uygulamaları
reddetmenin bedelinin kimi zaman ağır olduğunun ayırdına varılmış
durumda. Yerli bilgi, bugün, tarım, biyoloji, sağlık, doğal
kaynakların kullanımı, yönetim ve eğitim gibi, pek çok konuda yerel
soruna çözüm getirmede önemli katkılar sağlıyor. Ancak, yerli bilginin
değerinin, özellikle sürdürülebilir gelişme ve yoksullukla savaşıma
katkısının fark edilmesi, ne yazık ki bu bilgilerin büyük bir tehlike
altında olduğu bir zamanda, geç gerçekleşti. Yerli bilgi, hem hızlı
küresel değişim süreçleri, hem de bu bilgilerin belgelenmesi,
değerlendirilmesi, korunması ve yayılması için gereken kurumların ve
kapasitelerin eksikliği nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Yerli bilgi sistemlerinin ele alınması için yeni yöntemlerin
geliştirilmesi de gerekiyor. Ancak bu şekilde bu bilgi sistemlerinin
sorunlara getirdiği çözümler desteklenip benimsenebilir. Bu tür
bilgilerin eğitim programlarına ve öğretim yöntemlerine katıldığı da
oluyor. Ancak, bu noktada çok önemli sorular ortaya çıkıyor: Yerli
bilginin sahibi kimdir? Bu bilgileri kimler kullanabilir ve kimin,
hangi amaçla kullanacağına kim karar verir? Bu bilginin sahiplerine
ödenecek bedel nedir? Kimilerine göre, yerli bilgilerin belgelenmesi,
örneğin, biyo-korsanlığı teşvik ediyor ve gelişmekte olan ülkelerin
zararına, yeni bir sömürgeciliğin habercisi. Yerli bilgi veri
tabanları ve yayınları, isteyen herkesin, yerel içeriğine saygı
göstermeden ya da bu bilgileri üretenlere bedel ödemeden, istedikleri
gibi kullanmasına yeşil ışık yakıyor.