24 Ocak 1990 tarihinde ülkemizin eğitim ve toplumsal bilinç
düzeyinin bir göstergesi olan trafik kazasına kurban verdiğimiz
Prof. Dr. Mahmut Sayın Hocamın bize bıraktığı en büyük miras bir
bilim insanı olarak örnek yaşamıdır. Dünyanın sayılı
üniversitelerinde öğrencilik, araştırma yapmış olan hocamızın
yüksek bilimsel kapasitesi kadar nitelikli bilim insanı
davranışını geleceğin bilim insanı genç araştırıcılara düzenli
olarak aktarılmasını önemsiyorum. En üst düzeyde bilginin
üretildiği ve üretilen bilginin tartışılarak öğretildiği
üniversite ortamlarında üniversite geleneklerine ve usta-çırak
ilişkilerine uygun olarak hepimizin edindiği tecrübeyi gençlere
aktarması yararlı olacaktır.
Dünyanın biricik tecrübesi ve benim de 30 küsur ülkede gezip
gördüğüm olgu, iyi bilim insanlarının olduğu ve yönettiği
üniversite ortamlarının canlı, üretken ve bir çok yönden bir
hayli geliştiği görülmektedir. Üniversitelerin olduğu kentlerin,
sosyal, estetik ve sanatsal olarak geliştiği, ticaretin canlı
olduğu görülmektedir. Bu nedenle bilim adamı niteliğini ve
aranan özellikleri aralıklarla içinde bulunduğumuz ortamlarda
birlikte yaşadığımız hocalarımızda gördüğümüz örnek bilim insanı
davranışlarını genç bilim adamı adaylarına hatırlatmak onların
geleceklerini doğru kurgulaması ve üniversite geleneklerini
yaşatması bakımından önemsiyorum.
Üniversite veya
Akademiye Nasıl Bir Ortamdır?
Bir meslek olarak akademisyenlik lise sonrası eğitim verilen
bir uğraşıdır. Bilim tarihi bilgimiz ilk üniversite kavramının
Yunalı bilgin Platon tarafından Akademiye denilen bölgede satın
aldığı alana bina yaparak bahçede insanları düşünmeye ve
tartışmaya davet etmesi ile başladığı yönündedir. Bilgi ile
ilgili sorun gönüllülük ekseninde gönül bahçesinde karşılıklı
çıkarsız ve dostane bir ilişki ile yürütülüyor. Gönül bağına
bağlı yürütülen eğitim de ast üst yok, bilgililer, az bilgililer
var. Derste daha deneyimli olanlar konuşuyor, daha az deneyimli
olanlar dinliyordu. Öğreten ve öğrenen birlikte hareket etmekte
ve zaman zaman öğreten ile öğrenen yer değiştirler. Bilgili ve
bilge olarak tanımlanan kişiler ile insan olma kâmillik
arasındaki ilişkiden dolayı öğreticiler saygın bir konuma
sahiptirler. Değerli olanlar, makam mevki sahipleri değil,
bilgili olanlardır. Sanırım toplumların halen öğretmene, bilim
insanına ve bilgi üretenlere verdiği önem buradan kaynaklanıyor.
Akademiye Gerçek
Bir Özgürlük ve Düşünce Açıklama Ortamıdır
Akademiye da tabii öğreten de, öğrenen de tartışmaya katılmak
için ciddi çaba içindeydiler, beyin jimnastiği yapıyor ve
zamanın önemli bir kısmını konu üzerinde düşünerek
geçiriyorlardı. Her konu sorgulanmakta ve cevabı aranmaktadır.
Sokrat’ın denemelerindeki sorgulama ve verilen cevaplar ne yazık
ki günümüz üniversitelerine parmak ısırtacak düzeydedir. Dünyayı
anlamaya çalışan filozoflar akademide hiçbir etki altında
kalmadan fikirlerini açıkça belirtiyorlardı. Leonardo da Vinci,
“bilim adamları tıpkı Aristoteles ve Platon gibi, kendi
düşüncelerini hiçbir etki altında kalmadan geliştirmeli ve
savunmalıdır” diyor.
Bu bağlamda düşünürler ve filozoflar genelde üniversiteye ve
akademiye yakıştırılmışlardır. Bilim sorgulama sanatı olarak
kabul edilirse, bilim adamı da iyi soru soran kişidir. Ahmet
Cemal, “Nasıl Üniversiteli Olunur? adlı yazısında üniversitenin
bir felsefe ortamı olarak, "Nedir?" sorusunun sürekli sorulduğu
ve bilgi üreten organ olarak belirtiyor. Üniversitelilik
anlayışını kavramış ve “Bu anlatılanlar ışığında üniversite
hocası, birincil görevi mevcut "müfredat programlarını" sadece
uygulamakla yetinen, araştırma yapmayan ya da belli "zorunlu"
akademik unvanları bir defa aldıktan sonra, canı isterse artık
emekliliğine kadar tek satır yayımlamadan sadece derslerine
girip çıkan kişi değildir. Üniversite hocasını, "akademisyen"
hoca ve akademisyen kılan, onun mesleğinin basamaklarında
çıktıkça artan bir araştırma, bilgi üretme ve öğrencilerini de
böyle bir üretime ortak etme yükümlülüğünü daha en baştan
üstlenmiş olmasıdır. Araştırma yapmayan, eser vermeyen, bilgi
üretimi eylemini gerçekleştirmeyen bir üniversite hocası ve
akademisyen kavramı, Batı'nın üniversite geleneğine yabancıdır,
çünkü o iklimlerde bu gelenek, bilim geleneği gibi çok daha
genel ve önemli bir gelenek temeline dayanır” diyor.
Dünya Üniversiteler Birliği’nin Eylül 1988'de onayladığı Lima
Bildirgesi'nde belirtildiği gibi, bilim insanları, "Devletten ya
da herhangi bir başka kaynaktan gelebilecek müdahale veya baskı
endişesini taşımadan... Bilgiyi araştırma, inceleme, tartışma,
belgeleme, üretme, yaratma, öğretme, anlatma veya yazma yoluyla
edinmelerinde ve iletmelerinde özgür" olmalıdır.
Akademiyada
Bilim Yapmak Bir Yaşam Biçimidir
Bilim yapmak, bilimsel bilgi oluşturmak, bilim insanı olmak
son derece sorumluluk gerektiren, zor bir süreçtir. Bilim insanı
bu anlamda rahatını düşünen insan değildir. Rahatını düşünen
insan gece uykusu kaçan, sorgulayan kişi değildir. Sorgulayan
kişi her an bilgisini kontrol eden ve kuşkuya kapılan kişidir.
Bir yaşam biçimi olan bilim insanı, bilimi kendine rehber
almış, iç disiplini gelişmiş, analitik ve özgür düşünülebilen,
üretebilen, ürettiğini başta öğrencileri olmak üzere
paylaşabilen, otoriteye bağlı kalmadan ve hiçbir çıkar
ilişkisine girmeden hareket edendir.
Bilim insanı hakikatin peşinden koşan, hakikate ulaşmak için
düşünme ve araştırma eylemi içinde olan yetişkin birey
davranışlı kişidir. Bilim insanı ya kendisini konuya vermiş
sorun ile yaşayan Yunus misali hakikatin peşinde koşan, onun
dışında dünya malında gözü olmayan bir yaşam biçimine sahiptir.
Bilim Adamı
Niteliği Nasıl Olmalıdır?
Türk Üniversitelerinin kısa tarihinde üniversitelerde zaman
zaman bilimsel atmosfer sekteye uğradığı için üniversite
gelenekleri tam oluşamadı ve bilim insanlığı tanımı yanlış
yapılmaktadır. Veya öyle bir imaj oluşmaya başlandı. Bilim
adamlığı verilmiş bir iş veya görev değildir. Aynı zamanda bir
öğretmenlik işi de değildir. Bilim adamlığı olgunlaşmış bir yapı
olup beslenerek geliştirilmesi gereken bir yapıdır. Bilim insanı
sürekli kendisini yenileyen, bilgi oluşturan ve derleyen ve elde
ettiği bilgiyi paylaşan kişidir. Hareket halindeki bir bisiklete
benzer, pedal salınmadığı andan itibaren yarıştan kopar ve bir
daha kendi alanındaki gelişmeleri yakalaması ve geçmesi zor
olmaktadır. Genelde öz güveni gelişmemiş kişilikler kendisinden
başkasına güvenmeyen, otoriteye bel bağlayan bir yapıya
sahiptirler. Bu tür kişilikler bilgiye ilgisiz, ezberci,
sorgulama yapmadan söylenenleri kabul eder niteliği ile gelecek
kuşaklara da yanlış örnek olacakları için öğretim üyesi
seçiminde öz güvenli, yetişkin birey özelliği gelişmiş kişilerin
tercih edilmesinde büyük fayda vardır.
Üniversite
Yetişkin Birey Özelliğindeki Kişiye Bilim İnsanı Niteliği
Kazandırır
Bilim adamlığı verilmiş bir iş değildir. Bilim adamı
kendisini geliştirmiş, olgunlaşmış bir yapıdır.
Bilim insanı yetişkin birey olarak, analitik düşünebilen,
kültürel alt yapısı gelişmiş, evet ve hayırları olan, kişilik
gelişimi sağlam, duygusal zekâlı, özgür ve bağımsız düşünebilen,
yaratıcı, öğrenme becerisi iyi, bilgiden bilgi çıkarabilen,
motivasyonu ile sürükleyici niteliği olan meraklı olduğu gibi
merak oluşturabilen, araştıran ve sorgulayarak bilgi edinen, öz
güveni gelişmiş, kendisine saygısı olan ve yaşamını anlamlı
kılmak için sürekli çabalayan bir kişiliktir.
Bilim adamının her şeyden önce biz merkezli, ortak akla
güvenen ve yaşatan, sürükleyici vizyon oluşturan bir yapıda
olması gerekir. Diğer taraftan analitik düşünme yeteneği
gelişmemiş, başta tarih olmak üzere kültürel bilgi birikimi
yetersiz, kalıpçı, taklitçi, ezberci, dogmatizme çok yatkın ve
ondan etkilenen, evet efendimci, itaat kültürü yüksek, kişiliği
sindirilmiş, yaşamına anlam katamayan kişiler ise bilim ortamına
bilgi katacak düzeyde değillerdir. Ben merkezli kısır düşünen,
bilgi paylaşamayan, vizyon oluşturamayan, otoriteye çıkar
ilişkisi ile bağlı olan, kendi kendini gerçekleştirmeyen
kişilikler ise bilime ve kültürel kalkınmaya katkı yerine bilim
ve bilim ortamının nimetlerinden yararlanan kişiler olarak
tanımlanırlar. Albert Einstein, “Bilim ve tekniğin
mucizelerinden bilinçsiz olarak yararlanan ve bu alandaki
bilgileri, bitkileri keyifle tüketen ineğin botanik dalı
bilgisinden fazla olmayan herkes utanç duysun!”
Bilim İnsanı
Hakikati Arayandır
Akademisyen her yönü ile kendisini geliştirmiş bir
yapılanmadır. Son yıllarda akademik yaşamı hakikati arayan
felsefi arayış yerine, meslek öğrenme alanı konumuna getirilmiş
imajı verilmiştir. Çok sayıda öğrencinin üniversiteyi tercih
etmesinin temelinde hakikati öğrenmek değil, bir meslek
öğrenmeyi yeğlemesi yatmaktadır. Bilim insanı olmak için ciddi
bilimsel bilgi üretmek, bilgiyi paylaşma aralayışı, akademik
makale yaparak ve sıralamaya girerek akademik unvan alma
üniversitede bir ölçü durumuna gelmiştir. Hal böyle olunca bilim
adamı hakikati aramak sorgulamak yerine üniversiteyi anlamadan
ancak aranan sayıda makale ile üniversitede kendine bir yer
edinmektedir. Makale yazmak önemli ancak öncelikle ne aradığını
bilmek, bilerek üretmek ve ürettiği faydaya dönüşüyorsa
anlamlıdır. Artık makaleye dayalı akademisyenlik, makaleye bağlı
gelişme neredeyse bir sektör durumuna geldiği için şekilden çok
öze ve bilgiye dayalı akademisyenliğin yeniden güncellenmesi
gerekir.
Bilim Ortamında
Bilim İnsanın Amiri Olmaz, Bilim İnsanı Sorumluluğu ile Kendi
Amirliğini Kendisi Yapar
Bilim insanı “ amiri olmayan bir memurdur” anlamına geldiği
için bağımsız ve özgür kişi olması gerekir. Kişiliği gelişmiş
bilim adamı kendini güvende hisseden kendi kendini temsil eden
kişidir.
Bilim adamı bilim disiplinine bağlıdır ve özgür birey olarak
görevini bağımsız yapar. Aksi takdirde aykırı soruları sormaktan
çekinir, bilinmeyeni araştırmaz, bulgusunu da özgürce savunamaz.
Bu bağlamda bilim insanı bilim disiplini dışında hiçbir
disipline de bağlı değildir. Onun içinde bilim insanının
Akademiye gününden şimdiki zamana kadar, üniversite ortamında
patronu ve ast üst ilişkisi yerine, eşit yurttaş ilişkisi içinde
hele aynı düzeydeki kişilerin arasında kesinlikle bir denklik
söz konusudur. Hatta bilimsel liyakat, akademik liyakatin önünde
gelir.
Bilim İnsanı
Kişisel Çıkardan Çok Bilimin ve İnsanlığın Çıkarını Korur
Bilim adamı kendisi için, kişisel çıkardan çok insanlığın ve
doğanın sorunlarına kendisini adamıştır. Eğer öyle olmasaydı,
insanlık ne kıtları keşfederdi, ne de uzayın derinliklerinde aya
gidebilirdi. Bilim insanının yaşamı bireysel anlayışın önüne
geçmiş kişidir. İsrail devleti kurulduğunda Albert Einstein’a
devlet başkanlığı teklifi götürülür. Einstein devlet
başkanlığından çok fizik biliminin sorunları ile uğraşmanın
önemini nazikçe büyük elçiye iletir. Bu bağlamda çoğu zaman
bilim anlayışı ve ahlakı duruşu, küçük makam ve mevkilere pek
uygun düşmemektedir. Bilimsel araştırma yapma yeri olan
üniversitelerde bugün değer olarak kabul edilen mutlaka idari
görev yapmak için yöneticilere yakın olma arayışı ve anlayışı
üniversitelilik kültürüne ve geleneğine zarar vermiştir. Sık sık
eleştiri konusu yapılan yönetim kadrolarında yer alan yardımcı
pozisyondaki akademisyenlerin üst yöneticileri ile rahat
konuşamamaları veya tersinden de yöneticilerin yardımcı veya
emri altındaki aynı akademik pozisyonundaki kişilerle aralarına
mesafe koymaları, karşılıklı bilgi paylaşımına girmemeleri en
azından üniversite ortamında akademik düzeyde yerinin olmaması
gerekir. En azından platoların Akademisinde ast üst, öğretici
öğrenci ayrımı yoktu. Bir profesörün bir profesörün patronu
olması, emir vermesi yerine, bilgisine başvurması veya yardım
istemesi üniversite geleneğine daha uygundur.
Doğal olarak günümüzde nüfusu itibarı ile birer kasaba ve
ekonomik büyüklüğü ile birer holding büyüklüğündeki kurumlarda
bilim ve idari sorunların koordineli işlemesi için bilim
yöneticiliği de yapılacaktır. Üniversite dinamiklerinin bilim
yöneticisi olarak seçtiği kişilerin kendilerine yardım edecek
liyakat sahibi, işi bilen kişileri seçmesi önemli. Üniversitenin
alt biriminden en üst birimine kadar görev alacak kişilerin
seçiminde veya tercihinde siyasetin içine düştüğü duruma
gelmeden liyakati ve bilgiyi dikkate almak kurumların sağlıklı
işleyişine katkıda bulunacaktır. Hatta yeri geldiğinde bilim
insanları ülke yönetiminde de yer almalıdır. Ancak bu teklif
karşı taraftan geliyorsa çok daha anlamlıdır. Bilim insanlarının
da bir yere gelmek için payelerin en yükseği olan akademik
liyakate uygun davranması gerekir. Aksi takdirde kamuoyunda
itibarımız tartışılmaktadır. Bilim insanına her alanda aydın
tavrı ve ilkeli duruş yakışır.
Özet olarak, ülkemizin aydınlık geleceği bizler gibi rol
modeli sahibi bilim insanlarının tutumuna bağlıdır. Her yönü ile
kişiliği gelişmiş, özgüven sahibi, konusunu bilen, insana ve
doğaya karşı sorumlu olan ve bunun gereğini bilimsel bilgi
üreterek sağlayan, ancak bu arada öğrencisine ve çevresine de
davranışları ile mesaj veren insanların varlığında ülkemiz daha
sağlıklı gelişecektir. Gençliğin hocaları olan biz bilim
insanlarının tutum ve ilkeli duruşunun topluma yol göstereceğine
inanıyorum.
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Çukurova Üniversitesi
iortas@cu.edu.tr