|
Mehmet Başman ve
Kavaklıdere Yayınları'na
teşekkürlerimizle
Latin Amerika öncelikle zevk
ve eğlence yeri değil. Aklımızı sadece Rio Karnavalı'na
takmayalım. İnsanlar bu topraklara umut dolu gelmiş. Hindistan'a
gideyim derken Yeni Hindistan adını verdiği topraklara ayak
basmış. Tabiatın zenginliği ve değerli madenlerin bolluğu
karşısında şaşkına dönmüş. "Eldorado" diye bağırmış, bulduğu
değişik bitkileri Avrupa'ya taşımış, çikolatayı yaratmış,
kamıştan şekeri üretmiş, tütünüyle keyfetmiş, güzel kadınlarıyla
evlenerek yeni nesiller yaratmış. Duyan buralara akın etmiş.
Önsöz
Diplomasi kariyerimin gelişme
seyrini dikkate alarak, Güney
Amerika'da Büyükelçi
olarak görev
yapabileceğim
hiç
aklımdan
geçmezdi.
Önce
dış
yardım
konularında
ihtisaslaşmam
arzu edilirken, 27 Mayıs
döneminin
Dışişleri
Bakanlığının
yetki alanına
getirdiği
kısıtlamalar
nedeniyle MİT Genel Sekreterliği
Maliye Bakanlığı'na
bağlanınca
Kıbrıs
ve Yunanistan ile ilgili sorunlara yönlendirildim.
Araya NATO işleri
girince savunma ve strateji alanında
uzmanlaşmam
gerekti. Büyükelçi
olarak ilk atandığım
ülke
İran
hakkında
daha evvel yaptığım
hiçbir
çalışma
yoktu. Polonya'ya gelince, NATO yıllarında
edindiğim
tecrübe
yarar sağlamıştı.
Venezuela ise apayrı
bir dünya
idi. Bununla beraber, petrol
üreticisi
bir ülke
olarak maruz kaldığı
güçlüklerin
izahında
İran'da derlediğim
bilgiler imdadıma
yetişti.
Kader insanı
bazen hiç
beklemediği
yerlere veya işlere
sürükler.
Önce
şoka
uğrar
fakat sonra alışır,
hattâ
hayatınızın
en mutlu günleri
olduğunu
sonradan anlayacağınız
bir yaşamın
içine
düşersiniz.
Nitekim, bana 1988 yılının
Eylül
ayında
Karakas Büyükelçiliği
önerildiği
zaman çok
şaşırmış
ve yanıt
vermek için
bir gün
izin istemiştim.
Daha gün
dolmadan olumlu yanıtımı
bildirirken,
öneriyi
yapan da şaşırmış
ve emin olmak için
tekrarlatmıştı.
Bugüne
kadar dört
kitap yazdım.
İçeriklerini
anılarla
hafifletmek için
çaba
sarf ettiysem de hepsi ciddi suratlı
oldu. Bu kez galiba kalemime biraz ciddiyet aşılamak
üzere
gayret sarf etmem gerekecek. Bana kalırsa
işin
ciddi tarafı,
büyük
keşiflerden
beri Türklerin
Atlantik Okyanusu'nun
öte
yanına,
ABD ve Kanada'nın
dışında,
hiç
ilgi göstermemiş
olmalarıdır.
Tek bağı,
Osmanlı
İmparatorluğu
çökerken,
batan gemiden kaçan
fareler gibi taşıdıkları
Osmanlı
pasaportlarıyla
Latin Amerika
ülkelerine
göçeden
etnik unsurlar oluşturmuştur.
Hiçbiri
Türk
kökenli
olmadığı
halde, geçim
derdiyle başlattıkları
bavul ticaretinde pek
çok
kişinin
canını
yaktıkları
için,
bunlara atıf
yapıldığında
kullanılan
"Los Turcos" deyimi küfürden
farksız
bir anlam taşımaktadır.
Karakas'ta yerleşik
olarak, Venezuela, Kolombiya, Ekuador, Jamaika, Dominik
Cumhuriyeti, Trinidad ve Tobago ile Barbados ve Grenada'da
akredite Büyükelçi
sıfatıyla
beş
yıl,
üç
ay hizmet gördüm.
Genelde tatlı
ve komik anılarla
dolu bir yaşamım
oldu. Buna rağmen,
iki kez başarısız
kalan hükümet
darbesine tanıklık
ettim. Karakas anılarımı
okurken sizin de Güney
Amerika'yı
ve Karaipleri seveceğinizi
umarım.
Saygılarımla,
Turgut Tülümen
Giriş
Latin Amerika müziği
hepimize coşku
verir. O yöre
insanlarını
konu edinen filmlerin en az birkaçını
görmüşüzdür.
Özellikle
hanımlarımız
televizyon ekranlarında
yeralan pembe dizileri izlerken oluk gibi gözyaşı
dökmüştür.
Aslında
Anadolu insanı
ile Orta ve Güney
Amerika insanı
arasında
sayısız
benzerlikler vardır.
Bunu ırk
ve din ile bağlantılı
olarak düşünmemek
gerekir. Ortak paydamız
duygusallıktır.
Son günlerde
belli bir kesimin yaşam
biçimi
de oraların
mutlu azınlığına
benzedi. İsmi
lâzım
değil,
bazı
televizyon programlarını
izlerken kendimi Karakas yaşamında
hissettiğim
oldu. Zaman zaman, eşimle
bakışıp
gülüştük.
"Conquistadors" yani keşfedilen
toprakları
fethedenler yerli halkı
kırıp
geçirmiş,
zorla Hıristiyanlığı
kabul ettirmiş
ve değerli
madenlerle üretilen
kutsal yapıtları
veya ziynet eşyalarını
yağma
ederek Avrupa'ya taşımıştır.
Bunlarla işbirliğine
gidenler kafa kaldıranları
ezince, çıkar
dürtüsüne
göre
oluşan
darbelerle iktidarın
el değiştirdiği
"Muz Cumhuriyetleri" ortaya
çıkmıştır.
Bu kısırdöngüyü
ilk kıran
Fidel Castro ne yazık
ki komünizme
bel bağlamış
ve Soğuk
Savaş'ın
galibi ABD'nin komşusu
olarak ezilip gitmiştir.
Buna rağmen,
Latin Amerika -halklarının
kalbinde bir kahraman olarak yerini korumuştur.
Venezuela'da on yıl
ara ile iki kez cumhurbaşkanlığı
yapan Carlos Andres Perez, ilk döneminde,
bir yandan yabancı
petrol şirketini
millileştirirken,
öte
yandan OPEC'in kurucuları
arasında
yeralarak uluslararası
ilişkilerde
ün
yapmış,
benim Karakas Büyükelçiliğime
rastlayan ikinci döneminde
ise yolsuzluk iddialarıyla
görevden
indirilmiştir.
Onun yönetimine
karşı
darbe teşebbüsünde
bulunup hapse giren Yarbay Hugo Chavez ise, bugün
seçilmiş
Cumhurbaşkanı
olarak iktidarda bulunmakta ve Küba
lideri Fidel Castro ile mevcut dostluk bağları
içinde
Latin Amerika'da gerçek
devrimi yapmaya
çalışmaktadır.
Venezuela'da bütün
bunlar, tropikal iklimin yardımıyla,
sefertası
gibi
üst
üste
yığılmış
camsız
gecekondularda yaşam
mücadelesi
veren fakir halkın
önünde
ve onlara rağmen
cereyan etmektedir. Temel yiyecekleri, tabiatın
bolca verdiği
muz ve mango gibi meyvalar, yumruk kadar mısır
ekmeği,
mısır
unuyla yapılan
yağda
kızarmış
enpenada böreği,
kuru siyah fasulye ve muz yaprağında
bohçalanan
malzeme ile yapılıp
köz
ateşte
pişirilen
dolmadır.
Buna çorbayı
ve temeli patates olan sebzelerle pişirilen
tencere yemeğini
ekleyebilirsiniz. Et olarak fazla bir lüksleri
yoktur. Tutabilirse balık,
çaldırmadan
yetiştirebilirse
tavuk ve çiçero
denen, domuz etinin yağlı
kesimlerinin yağda
kızartılmış
parçalarıdır.
Bunu ağızlarında
sakız
gibi çiğneye
çiğneye
midelerine
indirirler. Doğru
dürüst
et yemeği
ancak hayvanı
olanların
ve orta hallilerin sofrasına
girer. Rutubetli sıcakta
her türlü
haşarat
ve mikrop rahatlıkla
çoğalabildiği
için,
mutfak kültüründe
kızartma
usulü
egemendir. Zengin takımı
bütün
bunların
dışında
mütalâa
edilir.
Yaşamını
sıkıntı
içinde
sürdüren
halk karamsar mıdır?
Katiyetle hayır.
Kışların
olmadığı
tropikal iklimde insanlar, devamlı
çoğalıp
büyüyen
nebatlar gibi duraksız
yaşam
dürtüsüne
kendilerini kaptırır.
Nebatlar nasıl
çoğalıyorsa
insanlar da
öylesine birleşip
çoğalır.
Kadın
erkek, zengin fakir ayırımı
olmaksızın
herkes sekse düşkündür.
Metresi olmayana ender rastlanır.
Kadın
sayısı
erkeklerden
çok fazla olduğu
için,
evli kadının
elinden erkeğini
kaçırmaması,
bekâr
kızların
veya dulların
da kendilerine erkek bulması
ve bu uğurda
her türlü
mücadelenin
göze
alınması
esastır.
Pembe dizilerin değişmez
konusudur bu didişme.
Hayat coşkusuyla
aşk,
müzik
ve dans çılgınlığı
yaşanır.
Dünyayı
ayağa
sıçratan
müzik
türlerinin
hemen hepsi bu yöreden
çıkmıştır,
Sabah kalipso ile uyanır
gece salsa ile
çalkalanarak
yatarsınız.
Yarı
aralık
pencerelerden giren yüksek
perdeden müzik
nağmeleri
içinde
uyumaya çalışmanız
boşunadır.
Sonunda, kulaklarınız
hızlı
temponun yarattığı
uğultu
içinde
başka
şey
duymaz olur, sızar
kalırsınız.
Çekilen
ıstırabın
giderilmesinde de müzik
nağmelerinden,
alkol ve uyuşturucunun
dayanılmaz
etkisinden medet umulur. Rutubetli sıcağın
içinde,
kendini
ışığın
çekiciliğine
kaptırmış
pervaneler gibi dönerek
mutluluğu
ararlar. Kimisi bulur, kimisi yanıp
kül
olur.
Halkın
yaşam
felsefesini yansıtan
güzel
bir hikâye
dinlemiştim.
Size de nakledeyim. Adamın
biri ailesinin yemek ihtiyacını
karşılamak
umuduyla olta ile balık
tutmaktadır.
Bir iki tane yakalayınca
kalkar. Onu uzaktan seyreden bir yabancı
neden fazla tutmadığını
sorar. Yanıt
basittir:
- Tutsam ne yapacağım?
- Satar ve parasını
bir tarafa koyarsın.
- Sonra?
- Yine tutar ve bir kısmını
tasarruf edersin.
- Sonra?
- Sonra deyip durma aynı
şeyi
yapmaya devam edersin.
- Sonra?
- Sonrası
var mı?
Tasarruf ettiğin
parayla tatile gidersin.
- Ben zaten hep tatil yapıyorum.
Kremayı
oluşturan
zengin sınıfa
gelince onların
varlığını
Batılı
ölçülerle
kıyaslamak
mümkün
değildir.
Cennet mekânlarda
inşa
ettirdikleri lüks
malikânelerinde,
zengin yaşamın
tüm
fantezilerini sürdürürler.
Miami, öğle
yemeğini
değişik
bir mekânda
veya gözlerden
ırak
yiyebilmek için
kullanılan
bir banliyö
haline gelmiştir.
Karayipleri süsleyen
adaların
ıssız
köşelerinde
sevgililerle buluşulur.
Herşeyin
en nadidesi ve pahalısına
bu ortamlarda rastlanır.
Dünyanın
en güzel
melez kızları
da bu toprakların
ürünüdür.
Fetihleri yapanlar, sıcak,
rutubet ve kasırgadan
yılarak
dağlara
çekilmiştir.
En eski ve büyük
kentler And dağlarının
üzerine
serpiştirilmiştir.
Şili'den
başlarsak,
Santiago, Lima, La Paz, Quito, Bogota ve Karakas dağların
Güney
Amerika bölümünü
süsler.
En düşük
irtifada, bataklık
bölge
diye uzun süre
ihmal edilen Venezuela'nın
başkenti
Karakas inşa
edilmiştir.
En zengin petrol kaynakları
da bu ülkede
bulunmuştur.
Turgut
Tülümen
Özgeçmiş İçin Tıklayınız

|