e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

  Birleşmenin İzdüşümü

Tunca Tünay     

 


İnsanların salt kendi adına ve kendi çıkarına yaşama eğilimleri artıyor giderek. Toplumsal yalnızlıktan sızlanan, buna karşın bireysel yalnızlığı yeğleyen ve bu yaşam biçimine bilinçsizce yönelen insanlar topluluğu olup çıktık. Kendi çıkarımıza yöneldikçe öbür insanlarla  azalan bağlarımız  sonucu,  en yakın çevremizdeki insanlara bile güvenmez olduk. “İnsanlara güvenilmez” tümcesi bir atasözü gibi gündelik söz yığınımız içinde. Birey, paylaşımını yok edip kendi çıkarına davrandıkça, gerçek anlamda birey olma çabasında başarılı oluyor. Oysa sürekli yinelemek zorunda olduğu bu davranışlar sonucu, giderek kendisi gibi olamama  açmazına düşüyor ve bu yadsıma onun kişiliğinin yok oluşunu hızlandırıyor  bir bakıma.  

Kimsenin birbirine güvenmediği bir dünyada yaşamak zorlaşıyor. Paylaşım azaldıkça  birbirimize  güvenimiz yok oluyor.  Bu güvensizlik, sonunda  özgüvenimizi de yok edip bizi bunaltan bir yalnızlığa  sürüklüyor. Yalnızlığımızın ayırımına birdenbire vardığımızı sanırız, oysa ölüm dışında hiç bir şey insanın başına ansızın gelmez. O bile çoğu kez haber verir geleceğini. Yalnızlığa giden yolda hızla ilerlediğimizi bildiren bir sürü  işaret vardır bizi uyarmaya çalışan, ama biz bu uyarıları görmezden gelir,  en azından yavaşlamayı ve bir yerde durmayı düşünmeyiz nedense.

Geçmişi arayanlar  -eskiden böyle değildi- diye sızlanırlar çoğunlukla. İnsanların birbiriyle ilişkisini,  paylaşma  anlamında  kullandığı günleri özlerler. Bu güne gelişte kendilerinin de sorumluluğu olduğunu düşünmezler. Gençlerin dilindeyse az kullanılan sözcükler arasındadır  paylaşmak.

Paylaşmayı, sahip olduğumuz bir değerin, kendi adımıza azalması gibi düşünmek olası. Oysa,  paylaştıkça sevinçler artıp, acılar azalabilir. Paylaşmanın bireyler arası ilişkiye  katabileceği artı değerse hiç değişmez. Önemli olan; neyi, kiminle, nerede ve nasıl paylaşabileceğimize karar vermek! Kuşkusuz  kendi adına ve çıkarına  davranmayı  yaşam biçimi  gibi görmekten  vazgeçmek, ilk başta güç gelecektir çoğumuza. 

Bölüşecek bunca çok şeyin olduğu  yaşamda, her tür paylaşıma sırt çevirmeyi; “Ben kendime yeterim. Kimseyle hiçbir paylaşıma  gereksinim duymayacak denli güçlüyüm!” gibi sapkın bir düşünce biçimi geliştiren bireyler ve onların davranışlarını yineleyenler arttıkça, paylaşma isteğinde bulunanlar, kendilerini de yadsır hale gelmekte. Oysa yadsınacak olan, paylaşımı geri çevirme isteğidir. Unutmamalıyız ki, paylaşma, gerçekte karşısındakinden bir şey istemek değil, ona bir şey vermeyi istemektir. Bazen doğal bir güzelliği  birlikte izlemektir paylaşmak... Yeri geldiğinde korkuları, kuşkuları, yeri geldiğinde yetkileri ve yükümlülükleri sırtlayabilmektir birlikte... Sevinci bile bir başına taşımak, ağır bir yükü taşımak denli  yorucu olabilir. Oysa sevinçleri paylaşabilmek de başkalarının acılarını paylaşmak kadar kolay olabilmeli.  Unuttuğumuz toplumsal değerleri  yeniden anımsamak  ve paylaşmayı öğrenmek  çok yorucu olsa da  olanaksız değildir. Bence, paylaşmak,  bireyin  kendi adına ve çıkarına yaşadığı yalnızlar sürüsünden gerçek bir toplum olmaya giden yolun başıdır.

Birleşmenin izdüşümüdür paylaşmak, geri dönüşümünde  yaşamımıza yepyeni değerler katarak…

 

Tunca Tünay

ttunay@superonline.com


Tunca Tünay
'a teşekkürlerimizle

Denizce