e-mail
denizce@denizce.com
 
ACİL YARDIM / DAKSAR







Dalış Klüpleri
Ahtapot
Akdeniz Fokları
Birlikte El Ele
Caulerpa Racemosa
Cousteau ile...
Deniz Anaları
Deniz Güvenliği
Deniz Kabukları
Deniz Kirliliği-I
Deniz Kirliliği-II
Deniz Kirli III
Kaçakçı Mağarası
Kaş'ın Derin M.
Kızıl Göç
Okyanus Trajedileri
scubaturkiye.com
Su Altı Fotografı
Usat
Wet Dalış Merkezi
Yapay Barınaklar
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri
 Birlikte El Ele: “İlk Engelli Serbest Dalış Rekoru”

Yasemin Dalkılıç - Berna Belginaa

 


25
/08/2003

Yasemin kendisi gibi bir dalış tutkunu arkadaşı Berna Belgin ile çok anlamlı bir organizasyonda biraraya geldi. 2000 yılında e-mail ile tanışmalarının ardından Yasemin aynı yıl gerçekleştirdiği rekoruna Türkiye’nin ilk bedensel engelli dalgıcı Berna Belgin’i davet etmişti.

  Berna’nın güçlü kişiliğinin, hayata bağlılığının ve hiç engel tanımadan ulaştığı pek başarısının kendisi için büyük bir ilham kaynağı olduğunu söyleyen Yasemin beraber bir diğer ilke imza attı.  Bodrum’un Haremtan Koyu’nda yapılan organizasyonda Berna dalgıcın dalış ve çıkışını ipten kendini çekerek gerçekleştirdiği “İp Destekli Sabit Ağırlık” kategorisinde Yasemin’in eşliğinde 11 metreye dalarak tarihteki ilk resmi engelli serbest dalış dünya rekorunu elde etti.

Engellilere dikkat çekmek ve tüm insanlara tutku ile her tür engelin aşılabileceğini göstermek üzere yaptıkları dalıştan önce vücudunun belden aşağısı tutmayan Murat Atabey, boyundan aşağısı felçli olan Tunç Tonger, görme engelli Gizem Girişken ve Deniz Erbil -aynı zamanda Berna’nın da dalış eğitmeni olan- dalış eğitmenleri Ercan Tutal ve Alternatif Kamp ile Berna’nın rekor dalışına eşlik etmek üzere tüplü dalış yaptılar. Berna’nın 11 metreye gerçekleştirdiği bur rekor dalışı F.R.E.E. (Serbest Dalış Kuralları ve Eğitimi Birliği) adına Rudi Castineyra tescil etti. 16 Haziran’da bir pankreas tümörü sebebiyle geçirdiği ameliyatın ardından dünya rekorlarına kısa bir ara vermek zorunda kalan Yasemin şunları söyledi: “Ani bir şekilde ortaya çıkan bu beklenmedik ameliyat hayatta şartların bir anda ne kadar değişebileceğini bir kez daha bana hatırlattı. Ancak insanların tutku ve kararlılık ile tüm olumsuzluk ve engelleri aşabileceğine inanmam ve bunun çok güzel bir örneğini Berna’yı tanıyarak görmüş olmam bu mesajı herkese aktarmamız gerektiğini düşündürdü. Bu organizasyon ile bu mesajı başarılı bir şekilde aktarabildiğimize inanıyor Berna’ya çok teşekkür ediyorum.” Berna Yasemin’in sözlerine şunları ekledi: "Dalışın amacı, insanların dikkatini engellilerin üzerine çekmekti. Engellilerin başarıya ve özgüvene çok ihtiyacı var. Bu dalışla, engellilerin de bir şeyler başarabileceğini gösterdik.” Organizasyonun gerçekleşmesini sağlayan Quantum Saatleri ve Garanti Bankası’na teşekkür ediyoruz.

Bu dalışın hikayesini Berna'dan dinleyelim: 

 

Sevgili denizden,

Derin bir heyecandan ,

Derin mavide bir deniz kızıyla ikinci kez yaşadığım heyecan dolu günlerden dönüşte yazıyorum bu satırları .

Denize gönül vermiş insanlar; denizde yaşadıkları duyguların, keyfin ve mutluluğun kelimelere dökülebilmesinin ne denli zor olduğunu bilirler. Aşağıdaki satırlarda, dilimin döndüğünce anlatabildiğim benim mavi öykümü bulacaksınız.

24 ağustos 2003 tarihinde Bodrum' da serbest dalış dünya rekortmenimiz sevgili Yasemin Dalkılıç ile birlikte serbest dalış yaptım. Dalış derinliğim 11 metre idi ve dalışım 55 saniye sürdü. Aslında ipe tutunarak yaptığım 55 saniyelik serbest dalışa, sadece son bir ayda yaptığım antrenmanlarla hazırlanmadım ben.

18 yaşında geçirdiğim trafik kazasından sonra yaşantıma bir tekerlekli sandalye dahil oldu. Onun tekerlerini çevirecektim bir yere gitmek istediğimde. Ülkemizdeki mimari engelleri -eksiklikleri düşündüğümde, bu tekerlerin beni pek çok konuda engelleyebileceği ortadaydı. Ama hayat zaten hepimiz için engelli bir koşu değil miydi? O halde denemeliydim... çünkü en büyük başarısızlık denememekti. Kim bilir o tekerler beni nerelere götürecekti?

İlk günden itibaren pek çok şey değişti hayatımda. Bazı şeyler hariç.... Yine yüzebilir miyim diye bir endişem olmadı hiç. "Su beni eskiden olduğu gibi kaldıracak ve kulaçlarımla ilerleyecektim". Belki biraz yavaşlardım ama ne çıkardı ki bundan... Gittiğimiz kamptaki ilk yüzme teşebbüsüm, ailemin tüm endişesine rağmen başarıyla sonuçlandı. Hiç unutmam o günü ; kampta herkes kıyıda toplanmıştı. Aynı, denize indirilen bir gemi gibiydim. İlk sefer olduğu için bel dengemi sağlamakta biraz zorlanıp su yutsam da, dubaya kadar yüzdüğümde herkes derin ve mutlu bir soluk almıştı. Bense, o gün attığım coşku dolu kulaçların, beni sadece yüzdürmekle kalmayıp, ileriki yıllarda denizin daha da derinlerine götüreceğinin farkında değildim.

Bu arada tekrar üniversite sınavına girdim ve açık öğretimde iktisat okumaya başladım, derken Ataköy'deki Crowne Plaza otelinde çalışmaya başladım. Otel yönetiminin bana havuzu kullanma izni vermesi ile yüzmek için sadece yaz aylarını beklemek gibi bir derdim kalmamıştı. 1998 yılında, 1 Temmuz Denizcilik Bayramında her yıl adalar arasında yüzme yarışları yapıldığını duydum. Bu yarışlara tahmin edersiniz ki yüzme sporuyla çok yakından ilgilenen, sıkı antrenmanlar yapan yüzücüler katılıyordu, benimse antrenman yapma gibi bir şansım olmasa da hemen gidip yarışlara kaydoldum. Sanırım her şeyden önemlisi, içimdeki o mavi coşkuyu yaşamak ve çoğaltmak isteği idi.

Nasıl olsa 2,5 kilometrelik yarışı tamamlardım. 2 saatte, bilemedin 3 saatte... Bir saat geçtiğinde, akıntıya rağmen 2,5 kmlik parkurun yarısını yüzmüştüm. Sahiline çıkacağım Heybeli ada Deniz Lisesi belirginleşmeye başladıkça yorulmak yerine var gücümle atıyordum kulaçlarımı. Meğerse tek bir şeyi hesap edememişim, bu bir yarışmaydı ve kuralları vardı. Adaya ilk çıkan kişiden sonra yarım saat bekleniyordu, kalanlarsa sudan toplanıyordu. Beni izleyen zodiactaki askerler yanıma gelip "seni bota almak zorundayız" dediklerinde, kendimi yüzgeçleri koparılmış bir balık gibi hissettim ve çok bozuldum. O akıntıda yüzerken neler geçmemiştiki aklımdan; yaşamımızda da bu suyun içindeki gibiydik aynen, yaptığımız her hamle sonunda ihtiyacımız olan güç, yine sadece bizdeydi. Öyle ise kimi düşünsel olarak kimi eylem olarak, ama hep coşku dolu - umut dolu - cesur kulaçlar atmalıydık. Yaşama kendimizden ne katıyorsak onu alıyorduk çünki...

Bu heyecan dolu yarışın iki ay sonrasında, beni mavi dünyanın derinliklerine ulaştıracak bir balıkadamın varlığını duyar duymaz soluğu Kaş' ta aldım. Gerek ulaşımdaki gerekse orada kalacağım oteldeki olası mimari engellerin hiç birini dikkate almaksızın, deniz aşkına daldım gittim ötelere. Hocam Ercan Tutal ile ülkemizde daha önce yapılmamış bir dalış eğitimi yaptık. Geceleri heyecandan oldukça az uyuyabiliyordum. Çocukluğumda derin tutkuyla izlediğim Kaptan Cousteau'lu dalış filmlerinin kendi hayatımdaki yansımasını görmemin ve çok istediğim bir dünyaya adım atmamın heyecanıydı belki de uykusuzluğumun sebebi. Bir hafta sonunda eğitimimi başarıyla tamamladığımda, ülkemizin tekerlekli sandalye kullanan ilk open water sertifikalı balıkadamı idim.

Nazım Hikmet'in şiirinde olduğu gibi deniz olunmuştu, balık olunmuştu, hatta yunus... Bundan sonrasında tüpü kuşanıp suya dalmak ve turkuaz mavi coşkular yaşamak vardı.

"Ah bir sarılsam size, hiç gitmesem, burada kalsam, tüpmüş regülatörmüş bunlara hiç ihtiyacım olmasa, ya bir mercan orfozu ya bir başkası... Balık, BALIK OLSAM BEN DE...''

30 yaşındaydım o tarihte, ama sanki yeni doğmuştum, su, hayattı... "Onunla bir kez buluştuysanız, yüreğiniz onunla çarpar, bahaneler yaratırsınız sonraki buluşmalarınız için. Ve bir de bakmışsınız "mavi sevgili" neredeyse yaşama amacınız oluvermiş. Günlerden, deniz öncesi veya deniz ertesi diye bahsedersiniz. Saatlerse; ya denize çeyrek var, ya denizi çeyrek geçiyor veya tam deniz zamanıdır. Artık her şey size onu çağrıştırır, fena da olmaz hani. Mavi mavi yaşarsınız artık...''

Mavi öyküm bu noktadan sonra iyice hız kazanmaya başladı. Kaptan Cousteau belgeselleriyle büyümüşken, birden ekranlarda bir deniz kızı görünmeye başladı. Bizden biri, benim ülkemden biri... 68 metreye dalıp serbest dalış dünya rekoru kıran bu denize sevdalı insan Yasemin Dalkılıç'tan başkası değildi... Günler geçtikçe ona hayranlığım bir yandan, merakım da öte yandan artıyordu. Nasıl dalıyordu – ciğerlerindeki hava nasıl yetiyordu ona, peki ya ben... Hangi kategoride serbest dalış yapabilirdim, dünyanın başka ülkelerinde engellilere serbest dalış eğitimi veren merkezler var mıydı?

  Ona yazdığım ilk e-maila, hiç beklemediğim kadar kısa sürede cevap yazdı ve yazışmaya başladık. Bir kaç ay sonra ise beni 2000 yazında kıracağı rekorlarını izlemeye davet etti... Denizlerin şimdiye dek tanık oldugu en derin mavi başarıyı, suyun içinde 18 metrede izlerken, balık yüreğim nasıl sevinçliydi tahmin edersiniz. O dalışını yapıp yüzeye doğru yükselirken, maskemin içi tuzlu deniz suyuyla değil gözyaşlarımla doluydu.

İnanç - cesaret - azim - denize duyduğu derin sevda... Hepsi Yasemin'in kırdığı rekorların yapı taşlarıydı. Mavi anılarım çoğalıyor ve derinleşiyordu gittikçe. "Yüzmek, dalmak, yaşam dolu olmak, dost varlıklarla bir arada olmak, kah bir insanda sözde buluşmak, kah bir balığın renklerinde, hatta gözündeki anlamda buluşmak... Gölgeden gökkuşağına geçmek mi bu, yoksa başka bir şey mi, ah BİR BİLEBİLSEM, ah BİR ANLATABİLSEM..."

O aralar işimden ayrılmıştım, zamanım oldukça boldu. İnternet üzerinden tanıştığım yüzme hocam, bana yüzme programı hazırlayınca evime daha yakın olan Caddebostan Balık Adamlar Kulübünde, 1500 metrelik yüzme antrenmanları yapmaya başladım. Neşeyle, coşkuyla, mutlulukla... Yüzdüm - yüzdüm- yüzdüm...

Arkadaşlarımsa tatlı tatlı takılmaya başladılar bana "suyu eskittin, yarışlara mı katılacaksın, yeter yüzdüğün, hadi çık artık..."

Hiç bir yarışmaya katılma amacım olmadan, sadece kendimi geçme amacıyla yaptığım yüzme antrenmanlarımın, gün gelip de serbest dalış yaparken bana yardımcı olacağını hiç aklıma getirmemiştim.

"...daha kimleri tanıyacağım ben sevgilim deniz,
beni daha nerelere götüreceksin,
beni ne kadar sevindireceksin,
kah kendimin kah sana yürek vermiş dostlarımın,
sende daha ne başarılarını kutlayacağım ben...
sende yaşadığım,
beni dalgalarında sallayıp uyuttuğun bir teknem olacak mı yakında,
yüzümü senden aldığım bi avuç maviyle yıkayıp, başlayacak mıyım yeni güne? ..."

Temmuz ayı ortalarında Yasemin'den aldığım telefon, son 4 yıldır hayalini kurduğum serbest dalışın davetiydi. Yolladığı antrenman programını hemen uygulamaya başladım ve dalış öncesi yapılması gerekli sağlık kontrollerimi yaptırdım.

Her şey yolunda...

Sonunda beklenen hafta geldi. Bodrum'da antrenörüm Yasemin'le, ilk dalışımızı yapmak için Erman Diving'in teknesiyle denize açıldık. Yasemin, bana dalış öncesi gerekli bilgileri verip, nasıl nefesleneceğimi anlatırken, teknedeki herkes benimle birlikte ilk dalışa gidişin heyecanı içindeydi.

Yıllar önce dalmaya başladığımda, kulakların dalışta ne kadar önemli olduğunu öğrenmiştim. Tüpümüzde yeterince hava olsa da, kulaklarımızda eşitleme yapabilirsek alçalabilirdik. Şimdiye kadar yaptığım dalışlarda hiç kulak eşitleme problemi yaşamamıştım. O günkü ilk serbest dalışımda anladım ki insanın ciğerleri hava doluyken kulaklarında eşitleme yapabilmesi, tüplü dalışta olduğu kadar kolay değil. Tüplü dalışla ilgili tüm bilgilerimi bir kenara bıraktım. Karada ne kadar iyi antrenman yaparsanız yapın, suda alçalmaya başladığınız andan itibaren suyun kuralları geçerli oluyor. Haftalardır kurduğum derin hayalleri de bir yana bıraktım.

Kulaklarımın yaptığım dalışlarla basınca alışmasını bekleyip, ilerleyen zamanlarda yavaş yavaş artıracaktım derinliğimi.

Antrenörüm ne derse onu yapıyordum. İpe tutunup alçalırken bana işaret edip "geri dön" diyorsa dönüyordum. Dinlenmeye ayrılan zaman dalış performansını tamamen etkilediğinden, dinlenmeme ayrı bir özen gösterdik. Ve beklenen gün geldi. İçimden bir ses "haydi Berna, göreyim seni, kaç metreye gidebileceğini düşünme, sen bu yolun çok başındasın, atılan ilk adımlar her seferinde ufak olur, bırak kendini suya ve mavi coşkunu yaşamaya devam et..." diyordu.

Teknenin küpeştesine geldiğimde, denizin yüzeyinde Alternatif kamptan gelen engelli arkadaşları gördüm. Aslında yaşamda gösterdikleri tüm çabalarla, engel gibi görünen pek çok şeyin aşılabileceğinin kanıtıydı orada olmaları.

Nefeslendim -nefeslendim ve dalışa başladım. İlk günlerin aksine kulaklarım çok rahat... o kadar rahat iniyorum ki, inanamıyorum nasıl bu kadar kolay olabildiğine, çekiyorum - çekiyorum ipi, dibe yaklaştım bile, çekiyorum, çekiyorum, bir metre kaldı, ama Yasemin işaret ediyor "geri dön". Dönüşte hissedilenler bambaşka, içimi sevinç kaplıyor. Su bir yandan, ben bir yandan kendimi yukarı doğru iterken yüzeyden yansıyan güneş ışıklarını izliyorum, son bir hamle daha... ve yüzeydeyim artık, oldu - başardık işte.

Daha önce serbest dalışta dünyada bir engelliye ait tescil edilmiş dalış olmadığından, F.R.E.E' nin tescil ettiği bu dalışla dünyada bir ilki gerçekleştirdik. Bu bir rekordu aynı zamanda.

Tekneye gelip tüplerimizi kuşandık ve 2003 yılının Avrupa Engelliler Yılı olması dolayısıyla Quantum tarafından hazırlanan, 80 kg.lık anıt dibe indirilirken biz de yavaş yavaş alçaldık ve onu yerine bıraktık. Quantum'un sponsorluğuyla gündeme gelerek; insanın, istediğinde neler yapabileceğini anlatan ve medya yoluyla çok sayıda insana ulaşan bu proje, dilerim yüzmeyle ve dalışla daha çok insanın buluşmasına yol açar.

Sevgili Yasemin, zamanını ve bilgini benimle paylaştığın için teşekkürler. Adına hayat denen bu engelli koşuda birlikte mavi bir imza attık, teşekkürler...

İşte böyle; kimi zaman hayatın sudan sebeplerle ertelendiği öykülerin yanında, sudan sebeplerle hayatın daha da coşkuyla neşeyle kucaklandığının anlatıldığı mavi bir öykü bu.

Gelin maviye, HAYDİ GELİN, yetmez mi sevgiliden bunca uzak kaldığınız?

                                                                  Berna Belgin
 

    

   Kaynakça:
  

 

Başarılarının devamını diliyoruz

Denizce