|
25/08/2003
Yasemin kendisi gibi bir dalış tutkunu arkadaşı Berna Belgin
ile çok anlamlı bir organizasyonda biraraya geldi. 2000 yılında
e-mail ile tanışmalarının ardından Yasemin aynı yıl
gerçekleştirdiği rekoruna Türkiye’nin ilk bedensel engelli
dalgıcı Berna Belgin’i davet etmişti.
|
 |
|
Berna’nın güçlü kişiliğinin, hayata bağlılığının ve hiç engel
tanımadan ulaştığı pek başarısının kendisi için büyük bir
ilham kaynağı olduğunu söyleyen Yasemin beraber bir diğer
ilke imza attı. Bodrum’un
Haremtan Koyu’nda yapılan organizasyonda Berna dalgıcın dalış ve
çıkışını ipten kendini çekerek gerçekleştirdiği “İp
Destekli Sabit Ağırlık” kategorisinde Yasemin’in
eşliğinde 11 metreye dalarak tarihteki ilk resmi engelli
serbest dalış dünya rekorunu elde etti. |
Engellilere dikkat çekmek ve tüm
insanlara tutku ile her tür engelin aşılabileceğini göstermek
üzere yaptıkları dalıştan önce vücudunun belden aşağısı tutmayan
Murat Atabey, boyundan aşağısı felçli olan Tunç Tonger, görme
engelli Gizem Girişken ve Deniz Erbil -aynı zamanda Berna’nın da
dalış eğitmeni olan- dalış eğitmenleri Ercan Tutal ve Alternatif
Kamp ile Berna’nın rekor dalışına eşlik etmek üzere tüplü dalış
yaptılar. Berna’nın 11 metreye gerçekleştirdiği bur rekor dalışı
F.R.E.E. (Serbest Dalış
Kuralları ve Eğitimi Birliği) adına Rudi Castineyra tescil etti.
16 Haziran’da bir pankreas tümörü sebebiyle geçirdiği ameliyatın
ardından dünya rekorlarına kısa bir ara vermek zorunda kalan
Yasemin şunları söyledi: “Ani bir şekilde ortaya çıkan bu
beklenmedik ameliyat hayatta şartların bir anda ne kadar
değişebileceğini bir kez daha bana hatırlattı. Ancak insanların
tutku ve kararlılık ile tüm olumsuzluk ve engelleri
aşabileceğine inanmam ve bunun çok güzel bir örneğini Berna’yı
tanıyarak görmüş olmam bu mesajı herkese aktarmamız gerektiğini
düşündürdü. Bu organizasyon ile bu mesajı başarılı bir şekilde
aktarabildiğimize inanıyor Berna’ya çok teşekkür ediyorum.”
Berna Yasemin’in sözlerine şunları ekledi: "Dalışın amacı,
insanların dikkatini engellilerin üzerine çekmekti. Engellilerin
başarıya ve özgüvene çok ihtiyacı var. Bu dalışla, engellilerin
de bir şeyler başarabileceğini gösterdik.” Organizasyonun
gerçekleşmesini sağlayan Quantum Saatleri ve Garanti Bankası’na
teşekkür ediyoruz.
Bu dalışın hikayesini Berna'dan dinleyelim:
Sevgili denizden,
Derin bir heyecandan ,
Derin mavide bir deniz kızıyla ikinci kez yaşadığım heyecan dolu
günlerden dönüşte yazıyorum bu satırları .
Denize gönül vermiş insanlar; denizde yaşadıkları duyguların,
keyfin ve mutluluğun kelimelere dökülebilmesinin ne denli zor
olduğunu bilirler. Aşağıdaki satırlarda, dilimin döndüğünce
anlatabildiğim benim mavi öykümü bulacaksınız.
24
ağustos 2003 tarihinde Bodrum' da serbest dalış dünya
rekortmenimiz sevgili Yasemin Dalkılıç ile birlikte serbest
dalış yaptım. Dalış derinliğim 11 metre idi ve dalışım 55 saniye
sürdü. Aslında ipe tutunarak yaptığım 55 saniyelik serbest
dalışa, sadece son bir ayda yaptığım antrenmanlarla
hazırlanmadım ben.
18
yaşında geçirdiğim trafik kazasından sonra yaşantıma bir
tekerlekli sandalye dahil oldu. Onun tekerlerini çevirecektim
bir yere gitmek istediğimde. Ülkemizdeki mimari engelleri
-eksiklikleri düşündüğümde, bu tekerlerin beni pek çok konuda
engelleyebileceği ortadaydı. Ama hayat zaten hepimiz için
engelli bir koşu değil miydi? O halde denemeliydim... çünkü en
büyük başarısızlık denememekti. Kim bilir o tekerler beni
nerelere götürecekti?
İlk
günden itibaren pek çok şey değişti hayatımda. Bazı şeyler
hariç.... Yine yüzebilir miyim diye bir endişem olmadı hiç. "Su
beni eskiden olduğu gibi kaldıracak ve kulaçlarımla
ilerleyecektim". Belki biraz yavaşlardım ama ne çıkardı ki
bundan... Gittiğimiz kamptaki ilk yüzme teşebbüsüm, ailemin tüm
endişesine rağmen başarıyla sonuçlandı. Hiç unutmam o günü ;
kampta herkes kıyıda toplanmıştı. Aynı, denize indirilen bir
gemi gibiydim. İlk sefer olduğu için bel dengemi sağlamakta
biraz zorlanıp su yutsam da, dubaya kadar yüzdüğümde herkes
derin ve mutlu bir soluk almıştı. Bense, o gün attığım coşku
dolu kulaçların, beni sadece yüzdürmekle kalmayıp, ileriki
yıllarda denizin daha da derinlerine götüreceğinin farkında
değildim.
Bu
arada tekrar üniversite sınavına girdim ve açık öğretimde
iktisat okumaya başladım, derken Ataköy'deki Crowne Plaza
otelinde çalışmaya başladım. Otel yönetiminin bana havuzu
kullanma izni vermesi ile yüzmek için sadece yaz aylarını
beklemek gibi bir derdim kalmamıştı. 1998 yılında, 1 Temmuz
Denizcilik Bayramında her yıl adalar arasında yüzme yarışları
yapıldığını duydum. Bu yarışlara tahmin edersiniz ki yüzme
sporuyla çok yakından ilgilenen, sıkı antrenmanlar yapan
yüzücüler katılıyordu, benimse antrenman yapma gibi bir şansım
olmasa da hemen gidip yarışlara kaydoldum. Sanırım her şeyden
önemlisi, içimdeki o mavi coşkuyu yaşamak ve çoğaltmak isteği
idi.
Nasıl olsa 2,5 kilometrelik yarışı tamamlardım. 2 saatte,
bilemedin 3 saatte... Bir saat geçtiğinde, akıntıya rağmen 2,5
kmlik parkurun yarısını yüzmüştüm. Sahiline çıkacağım Heybeli
ada Deniz Lisesi belirginleşmeye başladıkça yorulmak yerine var
gücümle atıyordum kulaçlarımı. Meğerse tek bir şeyi hesap
edememişim, bu bir yarışmaydı ve kuralları vardı. Adaya ilk
çıkan kişiden sonra yarım saat bekleniyordu, kalanlarsa sudan
toplanıyordu. Beni izleyen zodiactaki askerler yanıma gelip
"seni bota almak zorundayız" dediklerinde, kendimi yüzgeçleri
koparılmış bir balık gibi hissettim ve çok bozuldum. O akıntıda
yüzerken neler geçmemiştiki aklımdan; yaşamımızda da bu suyun
içindeki gibiydik aynen, yaptığımız her hamle sonunda
ihtiyacımız olan güç, yine sadece bizdeydi. Öyle ise kimi
düşünsel olarak kimi eylem olarak, ama hep coşku dolu - umut
dolu - cesur kulaçlar atmalıydık. Yaşama kendimizden ne
katıyorsak onu alıyorduk çünki...
Bu
heyecan dolu yarışın iki ay sonrasında, beni mavi dünyanın
derinliklerine ulaştıracak bir balıkadamın varlığını duyar
duymaz soluğu Kaş' ta aldım. Gerek ulaşımdaki gerekse orada
kalacağım oteldeki olası mimari engellerin hiç birini dikkate
almaksızın, deniz aşkına daldım gittim ötelere. Hocam Ercan
Tutal ile ülkemizde daha önce yapılmamış bir dalış eğitimi
yaptık. Geceleri heyecandan oldukça az uyuyabiliyordum.
Çocukluğumda derin tutkuyla izlediğim Kaptan Cousteau'lu dalış
filmlerinin kendi hayatımdaki yansımasını görmemin ve çok
istediğim bir dünyaya adım atmamın heyecanıydı belki de
uykusuzluğumun sebebi. Bir hafta sonunda eğitimimi başarıyla
tamamladığımda, ülkemizin tekerlekli sandalye kullanan ilk open
water sertifikalı balıkadamı idim.
Nazım Hikmet'in şiirinde olduğu gibi deniz olunmuştu, balık
olunmuştu, hatta yunus... Bundan sonrasında tüpü kuşanıp suya
dalmak ve turkuaz mavi coşkular yaşamak vardı.
"Ah
bir sarılsam size, hiç gitmesem, burada kalsam, tüpmüş
regülatörmüş bunlara hiç ihtiyacım olmasa, ya bir mercan orfozu
ya bir başkası... Balık, BALIK OLSAM BEN DE...''
30
yaşındaydım o tarihte, ama sanki yeni doğmuştum, su, hayattı...
"Onunla bir kez buluştuysanız, yüreğiniz onunla çarpar,
bahaneler yaratırsınız sonraki buluşmalarınız için. Ve bir de
bakmışsınız "mavi sevgili"
neredeyse yaşama amacınız oluvermiş. Günlerden, deniz öncesi
veya deniz ertesi diye bahsedersiniz. Saatlerse; ya denize
çeyrek var, ya denizi çeyrek geçiyor veya tam deniz zamanıdır.
Artık her şey size onu çağrıştırır, fena da olmaz hani. Mavi
mavi yaşarsınız artık...''
Mavi
öyküm bu noktadan sonra iyice hız kazanmaya başladı. Kaptan
Cousteau belgeselleriyle büyümüşken, birden ekranlarda bir deniz
kızı görünmeye başladı. Bizden biri, benim ülkemden biri... 68
metreye dalıp serbest dalış dünya rekoru kıran bu denize sevdalı
insan Yasemin Dalkılıç'tan başkası değildi... Günler geçtikçe
ona hayranlığım bir yandan, merakım da öte yandan artıyordu.
Nasıl dalıyordu – ciğerlerindeki hava nasıl yetiyordu ona, peki
ya ben... Hangi kategoride serbest dalış yapabilirdim, dünyanın
başka ülkelerinde engellilere serbest dalış eğitimi veren
merkezler var mıydı?
|
 |
|
Ona
yazdığım ilk e-maila, hiç beklemediğim kadar kısa sürede
cevap yazdı ve yazışmaya başladık. Bir kaç ay sonra ise beni
2000 yazında kıracağı rekorlarını izlemeye davet etti...
Denizlerin şimdiye dek tanık oldugu en derin mavi başarıyı,
suyun içinde 18 metrede izlerken, balık yüreğim nasıl
sevinçliydi tahmin edersiniz. O dalışını yapıp yüzeye doğru
yükselirken, maskemin içi tuzlu deniz suyuyla değil
gözyaşlarımla doluydu. |
İnanç -
cesaret - azim - denize duyduğu derin sevda... Hepsi Yasemin'in
kırdığı rekorların yapı taşlarıydı. Mavi anılarım çoğalıyor ve
derinleşiyordu gittikçe. "Yüzmek, dalmak, yaşam dolu olmak, dost
varlıklarla bir arada olmak, kah bir insanda sözde buluşmak, kah
bir balığın renklerinde, hatta gözündeki anlamda buluşmak...
Gölgeden gökkuşağına geçmek mi bu, yoksa başka bir şey mi,
ah BİR BİLEBİLSEM, ah BİR ANLATABİLSEM..."
O
aralar işimden ayrılmıştım, zamanım oldukça boldu. İnternet
üzerinden tanıştığım yüzme hocam, bana yüzme programı
hazırlayınca evime daha yakın olan Caddebostan Balık Adamlar
Kulübünde, 1500 metrelik yüzme antrenmanları yapmaya başladım.
Neşeyle, coşkuyla, mutlulukla... Yüzdüm - yüzdüm- yüzdüm...
Arkadaşlarımsa tatlı tatlı takılmaya başladılar bana "suyu
eskittin, yarışlara mı katılacaksın, yeter yüzdüğün, hadi çık
artık..."
Hiç
bir yarışmaya katılma amacım olmadan, sadece kendimi geçme
amacıyla yaptığım yüzme antrenmanlarımın, gün gelip de serbest
dalış yaparken bana yardımcı olacağını hiç aklıma getirmemiştim.
"...daha
kimleri tanıyacağım ben sevgilim deniz,
beni daha nerelere götüreceksin,
beni ne kadar sevindireceksin,
kah kendimin kah sana yürek vermiş dostlarımın,
sende daha ne başarılarını kutlayacağım ben...
sende yaşadığım,
beni dalgalarında sallayıp uyuttuğun bir teknem olacak mı
yakında,
yüzümü senden aldığım bi avuç maviyle yıkayıp, başlayacak mıyım
yeni güne? ..."
Temmuz ayı ortalarında Yasemin'den aldığım telefon, son 4 yıldır
hayalini kurduğum serbest dalışın davetiydi. Yolladığı antrenman
programını hemen uygulamaya başladım ve dalış öncesi yapılması
gerekli sağlık kontrollerimi yaptırdım.
Her
şey yolunda...
Sonunda beklenen hafta geldi. Bodrum'da antrenörüm Yasemin'le,
ilk dalışımızı yapmak için Erman Diving'in teknesiyle denize
açıldık. Yasemin, bana dalış öncesi gerekli bilgileri verip,
nasıl nefesleneceğimi anlatırken, teknedeki herkes benimle
birlikte ilk dalışa gidişin heyecanı içindeydi.
Yıllar önce dalmaya başladığımda, kulakların dalışta ne kadar
önemli olduğunu öğrenmiştim. Tüpümüzde yeterince hava olsa da,
kulaklarımızda eşitleme yapabilirsek alçalabilirdik. Şimdiye
kadar yaptığım dalışlarda hiç kulak eşitleme problemi
yaşamamıştım. O günkü ilk serbest dalışımda anladım ki insanın
ciğerleri hava doluyken kulaklarında eşitleme yapabilmesi, tüplü
dalışta olduğu kadar kolay değil. Tüplü dalışla ilgili tüm
bilgilerimi bir kenara bıraktım. Karada ne kadar iyi antrenman
yaparsanız yapın, suda alçalmaya başladığınız andan itibaren
suyun kuralları geçerli oluyor. Haftalardır kurduğum derin
hayalleri de bir yana bıraktım.
Kulaklarımın yaptığım dalışlarla basınca alışmasını bekleyip,
ilerleyen zamanlarda yavaş yavaş artıracaktım derinliğimi.
Antrenörüm ne derse onu yapıyordum. İpe tutunup alçalırken bana
işaret edip "geri dön" diyorsa dönüyordum. Dinlenmeye ayrılan
zaman dalış performansını tamamen etkilediğinden, dinlenmeme
ayrı bir özen gösterdik. Ve beklenen gün geldi. İçimden bir ses
"haydi Berna, göreyim seni, kaç metreye gidebileceğini düşünme,
sen bu yolun çok başındasın, atılan ilk adımlar her seferinde
ufak olur, bırak kendini suya ve mavi coşkunu yaşamaya devam
et..." diyordu.
Teknenin küpeştesine geldiğimde, denizin yüzeyinde Alternatif
kamptan gelen engelli arkadaşları gördüm. Aslında yaşamda
gösterdikleri tüm çabalarla, engel gibi görünen pek çok şeyin
aşılabileceğinin kanıtıydı orada olmaları.
Nefeslendim -nefeslendim ve dalışa başladım. İlk günlerin aksine
kulaklarım çok rahat... o kadar rahat iniyorum ki, inanamıyorum
nasıl bu kadar kolay olabildiğine, çekiyorum - çekiyorum ipi,
dibe yaklaştım bile, çekiyorum, çekiyorum, bir metre kaldı, ama
Yasemin işaret ediyor "geri dön". Dönüşte hissedilenler
bambaşka, içimi sevinç kaplıyor. Su bir yandan, ben bir yandan
kendimi yukarı doğru iterken yüzeyden yansıyan güneş ışıklarını
izliyorum, son bir hamle daha... ve yüzeydeyim artık, oldu -
başardık işte.
Daha
önce serbest dalışta dünyada bir engelliye ait tescil edilmiş
dalış olmadığından, F.R.E.E' nin tescil ettiği bu dalışla
dünyada bir ilki gerçekleştirdik. Bu bir rekordu aynı zamanda.
Tekneye gelip tüplerimizi kuşandık ve 2003 yılının
Avrupa Engelliler Yılı
olması dolayısıyla Quantum tarafından hazırlanan, 80 kg.lık anıt
dibe indirilirken biz de yavaş yavaş alçaldık ve onu yerine
bıraktık. Quantum'un sponsorluğuyla gündeme gelerek; insanın,
istediğinde neler yapabileceğini anlatan ve medya yoluyla çok
sayıda insana ulaşan bu proje, dilerim yüzmeyle ve dalışla daha
çok insanın buluşmasına yol açar.
Sevgili Yasemin, zamanını ve bilgini benimle paylaştığın için
teşekkürler. Adına hayat denen bu engelli koşuda birlikte mavi
bir imza attık, teşekkürler...
İşte
böyle; kimi zaman hayatın sudan sebeplerle ertelendiği öykülerin yanında, sudan sebeplerle hayatın daha da coşkuyla
neşeyle kucaklandığının anlatıldığı mavi bir öykü bu.
Gelin maviye, HAYDİ GELİN, yetmez mi sevgiliden bunca uzak
kaldığınız?
Berna Belgin
Kaynakça:

Başarılarının devamını diliyoruz
Denizce
 |