|

Büldürgen, börtlenge, bumbuka, diken çileği, diken dutu,
fiske, fukuku, gürüzüm, kür, karamama, karamanca, karantı dikeni,
kedi dutu, mihra, moloş. Bunlar, böğürtlene verilen isimlerden
yalnızca birkaçı.
Böğürtlen hemen hemen hepimizin kolayca tanıyabileceği
bitkilerden biri. Çünkü bunları yol kenarlarında, tarlaların
arasında veya ormanlarda sıkça görebiliyoruz. Ülkemizin Güneydoğu
Anadolu bölgesi dışındaki tüm bölgelerinde yetişebilen bu bitki,
binlerce yıldır sahip olduğu şifalı özellikleri nedeniyle
kullanılıyor. En çok bilinen adı olan “böğürtlen” ise böğürtmek
filinden türetilmiş. Halk dilinde böğürtmek, az haşlamak,
böğürttürmekse az pişirmek anlamına geliyor. Bu sözcükler gözönüne
alındığında, dikenli bir bitki olan böğürtlenin, dokunduğu yerde
yanmaya, ‘haşlanmaya’ benzer bir acı uyandırmasından dolayı bu adı
aldığı anlaşılıyor. Finli Türkolog Rasan’a göre de böğürtlen ismi
Moğolca “bölgercirgene” sözcüğünden geliyor. Bilimsel adı Rubus olan
böğürtlen, gülgiller (Rosaceae) ailesinden olup, kuşburnu (Rosa
canina) ve badem ağacının (Pyrus amgydaliformis) yakın akrabası.
Latince olan “Rubus” sözcüğü de Keltçe kırmızı anlamına gelen “rub”
sözcüğünden türetilmiş. Yaklaşık 100’den fazla türü bulunan
böğürtlen bitkisinin anavatanının Hindistan ve Pakistan olduğu ve
zamanla doğuda Türkistan üzerinden Çin’e ve batıda Horasan üzerinden
Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve son olarak da Kuzey Amerika’ya kadar
yayılmış olduğu kabul ediliyor.

Çok yıllık bir çalı türü olan böğürtlen bitkisi yaşadığı
ortama göre 1-3 metreye kadar büyüyebiliyor. Dalları yay şeklinde
aşağıya doğru kıvrılan bu bitki, oldukça dikenli bir tür. Yatay
olarak büyüyen kökleri toprak içinde yan dallar vererek toprak
üstüne yeni bitkilerin çıkmasına neden olurken, toprak üstünde
bulunan ve aşağıya doğru sarkan dallar da toprağa değdikleri
yerlerden kökler oluşturarak yeni bireylerin oluşmasını sağlıyor. Bu
nedenle böğürtlenler hızla yayılma yeteneğine sahip.. Yaprakları üç
veya beş yaprakçıktan oluşup, kenarları ince dişlerle kaplı.
Yaprakların üst yüzleri koyu yeşil, alt yüzleri de açık yeşil renkli
olup keçemsi tüylerle örtülü. Bu tüyler bitkinin yaşadığı ortama
göre değişmekle birlikte, kurak yerlerde yaşayanlarında çok sık,
serin yerlerde yaşayanlarındaysa daha az oluyor. Böğürtlenlerin
gövde ve dalları dört köşeli olup, üzerlerinde geriye doğru kıvrık
dikenler bulunuyor. Bu dikenlerin amacı bitkinin sahip olduğu
lezzetli meyveleri korumak. Böğürtlen çiçekleri beyazpembe renklerde
olup nisan ayından başlayarak eylül ayına kadar açmaya devam
ediyorlar. Arı ve çeşitli sineklerle tozlaşan bu çiçekler, uzun
ömürlü oldukları için kolayca döllenebiliyorlar. Böğürtlen meyveleri
de ilginç bir yapıya sahip. Böğürtlenler bir çiçekte bulunan çok
sayıdaki dişi organın gelişmesiyle ortaya çıkan küçük meyveciklerin
bir araya gelmesiyle oluşuyor ve bu ilginç yapıya botanik biliminde
“yalancı meyve” adı veriliyor. İlk zamanlarında yeşil olan bu
meyveler, sonradan kırmızıya, olgunlaştıklarındaysa siyaha
dönüşüyorlar.

Ülkemizde en sık rastlanan böğürtlenler; Rubus caesius ve
Rubus santus türleri. Rubus sanctus adı verilen Anadolu böğürtleni
diğer türden, çiçekte yer alan erkek organlarında bulunan tüyler
aracılığıyla ayırdedilebiliyor. Ahududu da aslında bir çeşit
böğürtlen. Ancak böğürtlenler içerisinde sadece Rubus ideaus türüne
ahududu ismi veriliyor. Ülkemizde doğal olarak çoğunlukla Karadeniz
bölgesinde yetişen bu tür, meyvelerinin olgunlaştığında kırmızı
renkli ve hoş kokulu olmasıyla diğer türlerden kolaylıkla
ayırdedilebiliyor.
Meyveleri bol miktara malik asit, sitrik asit ve C vitamini
içeren böğürtlen bitkisi çok uzun yıllardan beri ilaç olarak
kullanılıyor. Eski kaynaklardan öğrendiğimize göre, Hipokrat
böğürtlen meyvelerini, iltihaplı ve kolay kanayan yaraların
tedavisinde kullanıyordu. Dioskorides, diş etlerini güçlendirmek
için böğürtlen yaprağının çiğnenmesini tavsiye ediyor. Doğa
tarihçisi Plinus, Doğa Tarihi adlı ansiklopedisinde böğürtlen suyu,
mersin, safran ve baldan yapılan şurubun her türlü hastalığı tedavi
ettiğini yazıyor. Ünlü Ortaçağ hekim ve botanikçisi Matthiolus da
böğürtlen yapraklarının ezilerek karına serildiğinde aşırı kusmaya
engel olduğunu ifade ediyor.

Böğürtlenin meyveleri dışında genç sürgünleri de besin olarak
kullanılabiliyor. Sürgünler toplanarak soyuluyor ve salata şeklinde
yenebildiği gibi, yumurtayla kavrularak yemeği de yapılabiliyor.
Kökleriyse kurutulup toz haline getirilerek diş macunu yerine
kullanılabiliyor. Bu tozla çeşitli nedenlerden dolayı sararmış
dişlerinizi kısa sürede beyazlatabilirsiniz.
Böğürtlen meyvelerinden elde edilen sıvı da boya olarak
kullanılıyor. Olgunlaşmış meyvelerden elde ettiğiniz suyla mordan
maviye kadar çeşitli renkler elde edilebilir ya da saçlarınızı
böğürtlen suyuyla siyaha boyayabilirsiniz.
Böğürtlenin dallarından elde edilen liflerden kağıt ve sicim
yapılabiliyor. Kağıt yapmak için, yaz aylarında meyveler
toplandıktan sonra kesilen böğürtlen dalları yapraklarından
temizleniyor ve lifleri ayrılana kadar haşlanıyor. Daha sonra iki
saat küllü suyla pişirilen lifler tahta bir sopayla 3-4 saat kadar
dövülürek açık kahverengi bir kağıt elde ediliyor.
Cenk Durmuşkahya
cdkahya@hotmail.com
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 449 Ekim-2005
Cenk Durmuşkahya'ya teşekkürlerimizle
Denizce

23.05.2007
|
|