
Bir çocuğun hikayesinin ilk satırları onun doğumundan çok
önce yazılmaya başlar... Çocuğun anne ve babasının tanışma ve
evlenme hikayesi; evlenmeye nasıl karar verdikleri, evlilik
içindeki uyumları, evliliğin kaçıncı yılında, hangi noktasında
çocuk sahibi olmaya karar verdikleri, anne-baba olmaya hazır ve
istekli olup olmadıkları çocuğun hikayesini şekillendiren önemli
noktalardır... Çocuğun isminin nasıl koyulduğu, ne anlama
geldiği, ona nasıl bir misyon yüklediği de anlamlıdır...
Hamilelik öncesi ve hamilelik süreci de, en az doğum anı ve
doğum sonrası yaşananlar kadar önemli ve belirleyicidir.
Boşanma, her ne kadar iki eş arasındaki evlilik ilişkisinin
sonlandırılması anlamına gelse de çocuklar da boşanmanın
seyircisi değil, bir parçasıdır. Boşanma, çocuklarda karmaşık ve
yoğun birçok duygunun aynı anda iç içe yaşanmasına neden olur.
Üzüntü, kızgınlık, öfke, gücenme, kaygı, korku ve suçluluk
bunlar arasında sayılabilir. Ayrılık, çocuğun gelişmekte olan
güvenlik hissini zedeleyebilir; yetişkinlik hayatında karşı
cinsle ilişkilerinde sorun yaşama ve boşanma riskini
arttırabilir. Ancak şu da hayati derecede önemlidir ki;
sağlıksız, sevgisiz, gergin ve mutsuz bir aile ortamında
yaşamanın yaratabileceği olumsuz etkiler, çoğu zaman boşanmanın
getirebileceği etkilerden çok daha yıkıcı olabilir. Önemli olan
çocuğa boşanmanın ne anlama geldiğini doğru anlatabilmek,
boşanma sonrası hayatında olacak değişikliklere onu iyi
hazırlamak ve anne-baba olarak daima yanında olacağınızı
hissettirmektir.
Çocukların
boşanmaya tepkileri karmaşıktır...
Boşanma sonrası çocukların verdiği tepkiler çocukların
yaşına, mizaç ve kişilik yapısına ve baş etme donanımlarına göre
farklılık gösterirken; durumun yaratttığı koşullar ve boşanma
sonrası anne-baba tutumları da son derece etkilidir...
Tepki
aşamaları...
1. Şok ve Kaos: Bu haber çocuğun hayatına bir bomba gibi
düşer. Birçok yoğun duyguyu iç içe yaşatır. Kafasını karıştırır.
"Eyvah, annemle babam boşanıyor!", "Bu ne demek?", "Şimdi ne
olacak?"
2. İsyan ve Sorgulama: Çocuk, hissettiği üzüntü ve
kızgınlıkla hayata isyan eder. "Neden?" diye sorar. Bu soru
aslında "Neden boşanıyorsunuz?" demek değildir; "Bu neden benim
başıma geliyor?" anlamında bir isyan sorusudur.
3. Kaygı ve Korku: Belirsizlik çocuğun kafasında birçok soru
işareti yaratır; "Ben ne olacağım?" , "Okulum değişecek mi?",
"Arkadaşlarımı görebilecek miyim?", "Dondurma yiyebilecek
miyim?" Buna paralel olarak da çocuğun kaybetme ve ayrılık
korkuları tetiklenir; "Annem evden ayrılıyormuş, ya onu bir daha
göremezsem?", "Babam evden gidecekmiş, ya bir gün annem de
giderse?", "Ya yalnız kalırsam?"...
4. Baş etme ve Uyum: Belirsizlikler ortadan kalktıkça,
düzenli ve rutin bir yapı oluştukça çocuğun kaygı ve korkuları
dinmeye başlar. Sorularını cevaplamak, ihtiyacı olan duygusal ve
sosyal desteği sağlamak uyumunu kolaylaştırır. Ve bir süre sonra
çocuk durumu anlamlandırır ve kabullenir; yeni koşullara uyum
sağlar.
Boşanma kararını
çocuğa kim söylemeli ?
|
 |
Tercihen anne ve baba birlikte açıklamalı... İki ebeveyn
kararı beraber açıklarsa, çocuk kararı ve durumu daha
rahat kabul edecektir. Bu kararı birlikte açıklamak
çocuğunuzun tamamen farklı iki değişik ve belki de
birbiriyle çelişen hikaye duyma olasılığını da
azaltacaktır.
Birden fazla çocuk varsa, tüm çocuklara aynı anda
açıklama yapılmalıdır. |
Kardeşlerin
varlığı şoku ve üzüntüyü hafifletebilir, güven, destek ve
ailenin devamlılığı hissini verir.
Gerekirse büyük çocuklarla sonra daha detaylı olarak
konuşulabilir ama haberi tüm kardeşler aynı anda duymalıdır.
Ne zaman
söylenmeli ?
Boşanma kararı kesin ve boşanma sonrası koşullar net
olduğunda açıklanmalı... Ne belirsizlik ve karmaşanın içinde
zorlanacağı kadar erken ne de kendini hazırlamasına ve uyum
sağlamasına yetemeyecek kadar geç olmalıdır... Ayrılmadan
bir-iki hafta önce konuşmak; çocuklara alışmak, sizinle konuşmak
ve varsa size sorularını sormak için yeterli bir zaman olarak
tanımlanabilir.
Çocuğun kendini güvende ve rahat hissettiği bir yerde, evde;
birlikte rahatça ve uzunca vakit geçirilebilecek bir zamanda
konuşulmalıdır. Bu ilk konuşma sıkıştırılmış dar vakitlerde,
çocuğa yabancı bir ortamda, yolda, arabada veya restoran gibi
kalabalık ortamlarda asla yapılmamalıdır. Çocuğun, verdiğiniz
haberi sindirmesi, sorularını sorması, isterse size sarılması,
ağlaması ve kendini güvende hissedebilmesi için zaman verin.
Nasıl
söylenmeli? Ne söylenmeli?
Üslup ;
Kısa ve öz, samimi ve dürüst, somuta indirgeyerek, yaşına
uygun, örnek, benzetme veya resimlerden yararlanılabilir...
Konuşma sırasında göz kontağı ve ten teması yoluyla destek
önemlidir...
İçerik ;
Ayrılma ve ayrı yaşama kararının anne ve baba tarafından
ortaklaşa verildiği vurgulanmalı; bu kararın çocuğun tamamen
dışında olduğu ve bu karara varmadan önce de alternatif tüm
yolların denendiği ifade edilmelidir...
Karı-kocalık rolleri ile anne-babalık rollerinin birbirinden
bağımsız olduğu belirtilmeli; boşanma kararının hayata
geçirilmesi ile birlikte eşlerin birbiriyle ilişkilerinin
sonlanacağı ancak anne ve baba olarak daima çocukların yanında
olacakları tekrar tekrar vurgulanmalıdır...
|
 |
Boşanma ile birlikte, çocukların hayatında nelerin değişeceği
nelerin aynı kalacağı açıklanmalı; çocuğun kiminle
kalacağı, diğer ebeveynle ne zaman, ne sıklıkla ve hangi
koşullarda görüşeceği net bir biçimde açıklanmalı;
belirsizlikler olabildiğince minimize edilerek netlik
sağlanmaya çalışılmalıdır... Netlik, düzen ve rutin
hayati derecede önemlidir...
|
Haberin
paylaşılmasının ardından...
Boşanma kararını öğrenen çocuk, aynı anda, iç içe birçok
yoğun ve karmaşık duyguyu bir arada yaşar... Üzülür, şaşırır,
korkar, endişelenir, isyan eder, merak eder, kızar (kendine,
annesine, babasına, hayata, kadere...), suçlar (kendini,
annesini, babasını, başkalarını...), sorumluluk ve vicdan azabı
hisseder...
Tüm bu karmaşık duyguları yoğun şekilde iç içe yaşarken,
çocuğun duygularını ifade etmesini cesaretlendirmek,
desteklemek; duygularını yaşamasına izin vermek ve buna tolere
edebilecek kadar güçlü ve serinkanlı kalabilmek önemli ve
gereklidir...
Soruları ve kaygıları olması son derece normal ve
anlaşılabilirdir... Sorduğu tüm soruları, kişisel detaylara
girmeden kısa ve öz bir biçimde yanıtlamak, olabildiğince netlik
getirmek gerekir...
Destek çok önemlidir... Çocuğun destek alabileceği sistemleri
harekete geçirmek, olumlu rol modelleriyle etkileşiminin önünü
açmak anlamlıdır...
Özellikle böyle bir geçiş döneminde, çocukla kaliteli bir
oyun ve paylaşım zamanı değerlendirebilmek, birlikte olmak, ten
teması ve göz kontağı kurmak çocuğa ihtiyacı olan gücü ve
desteği sağlamakta yardımcı olacaktır...
Boşanma bir son
değil, bir başlangıçtır...
Boşanma, tıpkı evlilik gibi, bir başlangıçtır aslında, bir
son değil! Boşanma çocuklar için olduğu kadar ayrılan eşler için
de zor ve karmaşık bir süreçtir. Kızgınlık, öfke, kırgınlık,
üzüntü, acı, yalnızlık, terkedilmişlik, değersizlik, suçluluk ve
umutsuzluk gibi depresif duygular yoğun yaşanabilir; geleceğe
yönelik kaygı ve korkular doğaldır. Bu tür yoğun ve karmaşık
duyguların iç içe yaşanması bir süreliğine normal ve
anlaşılabilir olmakla birlikte; gerektiğinde profesyonel yardım
ve destek almak da son derece faydalıdır.
|
 |
Zira
eski eşler kendilerini ve hayatlarını ne kadar çabuk ve
ne kadar sağlıklı düzenlerlerse çocukları için de o
kadar yararlı ve destekleyici olabilirler. Çünkü
çocuklar sizin duygu ve davranışlarınızı, sizin
tepkilerinizi referans alırlar; yeni karşılaştıkları
durumun ne denli tehdit edici olup olmadığını anlamak ve
anlamlandırmak için ebeveynlerinin tepkilerine bakarlar.
|
Sürekli ağlayan bir anne ya da sürekli öfke ve nefret kusan
bir baba; çocuğa boşanmanın ve devam eden hayatın "kötü", "zor"
ya da "tehlikeli" olduğu izlenimini verirken; kararlı,
kontrollü, neşeli ve çabalayan bir anne ya da baba ise her şeyin
yoluna gireceği hissini verir ki bu da çocuğun esas ihtiyaç
duyduğu şeydir.
Çocuk, kendisine
ait olmayan ve taşıyamayacağı yüklerle karşı karşıya
bırakılmamalıdır asla!
Çocuklar, sıklıkla boşanmadan kendilerini suçlu ve sorumlu
hissetme eğilimindedirler. Bu nedenle, boşanmanın eşler
arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklandığı açıkça anlatılmalı;
çocukla hiçbir ilgisinin olmadığı vurgulanmalıdır .
Boşanma sürecinde çocuklar; mahkeme, velayet, para ve eşya
bölüşümü, nafaka gibi konuların tamamen dışında tutulmalı, bu
konulardan haberdar edilmemelidirler.
Çocuğun hangi ebeveynle kalacağı, diğer ebeveynle olan
görüşme sıklığı, süresi ve düzeni, çocuğun yaşam koşulları, okul
seçimi vb tüm kararlar anne ve baba tarafından verilmeli, sınır
ve çerçeve onlar tarafından çizilmelidir... Ve bu kararların ve
durumun sorumluluğunu anne ve baba üstlenmelidir... Çocuklar
hiçbir şekilde arada bırakılmamalıdır...
Rutin, net ve değişmeyen bir düzen çok önemlidir... Çocuklar,
hayat onlar için "öngörülebilir" ve "kontrol edilebilir"
olduğunda, hayatlarında bir yapı ve düzen olduğunda, belirli ve
tutarlı sınırların varlığında güvenli ve huzurlu
hissedebilirler... Bu nedenle, çocuğun anne / babasıyla hangi
günler, kaç saat görüşeceği net olmalı ve bu rutin olarak aynı
şekilde devam etmelidir... Ebeveyn ne zaman isterse veya
özlerse, çocuk ne zaman isterse ya da ne zaman müsait olunursa
değil, önceden belirlenen gün ve saatte görüşmeler
gerçekleşmelidir... Görüşme günlerinde anne, baba ve çocuk aynı
tablo içinde yer almamalıdır... Bu, çocuk için son derece kafa
karıştırıcı ve zarar verici olabilir... Çocuğun zaten varolan ve
belki de hep varolacak olan "bir gün annem ve babam bir araya
gelecekler ve hep beraber olacağız" fantazisi, böyle bir durumda
iyice pekişir; çocuk için karmaşa yaratır, adapte olmasını
zorlaştırır.
Manipülasyona izin vermeyin!
Çocuğa, boşanmış bir anne-babanın çocuğu olmayı çevresini
etkilemek ve istediğini elde etmek için bir silah olarak
kullanmasına imkan vermeyin. Çocuğu "şımartmak" ya da gereksiz
tavizler vermek çocuğun boşanmadan alacağı olası hasarı
azaltmaz, bilakis arttırır ve sağlıklı gelişimini sabote eder!
Rüzgar ekerseniz
fırtına biçersiniz!
Hayata ne verirsek hayattan onu alırız... Yansıttığınız kin
ve nefret size kızgınlık ve öfke olarak geri döner! Çocuklarda
suçluluğu ve sorumluluğu üstlenmek ve madur olanı korumak gibi
bir doğal eğilim vardır; kendilerine ait olmayan suçlulukları
bile çok çabuk içselleştirebilirler... Bu nedenle çocuklara,
anne veya babaları hakkında söyleyeceğiniz en ufak olumsuz
şeyler dahi onlarda telafisi zor yaralar açmakla kalmaz, size
karşı da öfke ve nefret duymalarına ve sizden uzaklaşmalarına
neden olur... Büyükler bu tür olumsuz ve sağlıksız sözleri
gerekçelendirmeye çalışırken "çocuk, anne / babadan soğusun da
aramasın, yokluğunu hissetmesin, dünyası bölünmesin" gibi sözde
bir "iyi niyet" öne sürüyor olsalar da, bu sözler çocuğu asla
teselli etmeyeceği gibi onda değersizlik, terkedilmişlik ve
suçluluk duygularının yerleşmesine neden olur; hem çocuğa zarar
verir hem de çocuğun o duyguları size yansıtmasına ve sizden
uzaklaşmasına neden olur: "Anneannemden nefret ediyorum, hep
babamla ilgili kötü şeyler söylüyor", "Halam, annemin kötü bir
kadın olduğunu söylüyor; halamı hiç sevmiyorum" gibi cümleleri
duymak kaçınılmaz bir hal alır...
Boşanma sonrası ilişkiler...
Boşanma sonrası eski eşlerin birbirleriyle ilişkilerinin
sağlıklı düzenlenmesi ve sınırlarının net çizilmesi, en az
ebeveynle çocuk ilişkilerinin düzenlenmesi kadar önem taşır...
Çocuk odaklı, yapıcı bir iletişimi korumak faydalıdır ancak eski
eşlerin birbirlerinin özel hayatına müdahalesi, kendilerine ve
birbirlerine verdikleri zarara ek olarak çocuklara da dolaylı
olarak zarar verir...
Tekrar evlenme
ve yeni kurulan ailede ilişkiler...
Boşanma ile sonlanan bir evlilik deneyiminin ardından, yeni
bir ilişki ya da yeni bir evlilik fikri uzak, imkansız veya
umutsuz gibi görünse de, bu duygular geçicidir; er ya da geç siz
de eski eşiniz de kendinize bir hayat arkadaşı veya bir eş
seçmeyi arzu edeceksiniz.
Boşanmanın ardından öncelikle çocukların yeni yaşam
düzenlerine alışmaları için zaman tanıyın. Her çocuk farklıdır;
dolayısıyla "Tanıştırmak için en uygun süre ne kadardır?", "Ne
zaman tekrar evlenilebilir?" gibi soruların keskin cevapları
yoktur. Hayatınıza girecek ve hayatınızı paylaşacak yeni birine
çocukların tepkisi, yaşlarına, mizaçlarına ve ayrıca sizlerin
tutum ve tepkilerine göre farklılık gösterir. Küçük yaştaki (0-8
yaş arası) çocuklar, daha kolay benimser ve daha olumlu tepki
verirken; ergenlik dönemindeki çocukların tepkileri ve duyguları
daha karmaşık ve daha sert olabilir.
|
 |
Sık sık partner değişiminize şahit olması çocuğun
güvenini sarsabilir, ayrılma ve terk edilme korkularını
tetikleyebilir; bu nedenle, ilişkiniz yeterince uzun ve
düzenli olduğunda çocuğunuzla tanıştırmayı tercih edin.
İlişkiniz sağlamlaşıp çocuğunuzla tanıştırmaya hazır
hissettiğiniz zaman, bu konuda çocuğunuza önceden bilgi
verin, onunla konuşun ve onu bu tanışmaya hazırlayın;
birlikte plan yapın. Eğer evlilik düşünüyorsanız,
evlenme kararınızı, netleştiği zaman çocukla paylaşın... |
Konuyu paylaşırken çocuğunuzun yaşını, hissedebileceklerini,
tepkilerini kollayın; yaşına uygun, olabildiğince sade bir ifade
ve üslup kullanın ancak bunu ondan izin alır gibi yapmayın...
Açık, net ve dürüst olun, güven verin, destek olun...
Evlilik hazırlıklarınıza çocukları da dahil edin ve mutlaka
evlilik töreninizde bulunmalarını sağlayın.
Kurduğunuz yeni ilişkinin ve yeni ailenin "yeni" ve "farklı"
olduğunu unutmayın, karşılaştırmalardan, eski deneyimlerinizi
şablon olarak almaktan, olumlu ya da olumsuz geçmiş evlilik
yaşantınızı anlatmaktan kaçının... Zira "bitmemiş ilişkiler" ve
"bitememiş ayrılıklar" bugünkü ilişkinizi gölgeleyecek ve
zedeleyecektir.
Çocukların yeni eş ve yeni aileye tepkileri değişken ve
karmaşık olabilir; bu son derece normaldir. Bazen çok sıcak ve
olumlu duygular hissedip, o insanı kabul ederken, bazen birden
reddedebilir, bazen yok sayabilir, bazen de biyolojik anne
babasına "ihanet" ediyormuş gibi bir suçluluk taşıyabilir.
Çocuğunuzu ve hatta eski eşinizi özellikle bir konuda
rahatlatmalısınız ki "kimse kimsenin yerini almayacak"! Tabii ki
her çocuğun bir tane biyolojik annesi ve babası vardır. Ama bir
de insanın "anne kadar yakın ve sıcak", "baba kadar güçlü ve
güvenilir" hissettiği insanlar olabilir hayatında. Ki bu da çok
değerlidir. Bu tablo düşünüldüğü kadar korkutucu olmayabilir...
Çocukları, yeni eşlere "anne" ya da "baba" diye hitap etmeleri
konusunda asla yönlendirmeyin ve zorlamayın. Ancak öyle hitap
etmeyi kendisi tercih ederse de buna asla engel olmaya
çalışmayın. Bazen çocukların, "benim kocaman bir ailem var", "
benim iki tane ailem var" ya da "benim iki annem ve iki babam
var" cümlelerini ne kadar keyifle ve güvenle kurabildiklerine
inanamazsınız!
Serap Altekin
Uzman Klinik Psikolog
İletişim:
www.serapaltekin.com