|

Ortaköy'de, denize karşı açmıştı gözünü. Kısa pantolonla
gezdiği yıllarda, evde bir köşede duran dürbün, en yakın
arkadaşı olmuştu. Saatlerce bıkıp usanmadan tam karşılarına
demirleyen o kocaman gemileri seyrediyordu, ikinci Dünya
Savaşı yıllarında Ortaköy'e demirleyen iki büyük Romen
gemisi ve diğerleri hep onun göz hapsindeydi. Bayramlarda
ise okulla birlikte gidiyorlardı Yavuz zırhlısını ve diğer
donanma gemilerini görmeye... İlkokula henüz başladığında
gezdiği ABD bandıralı Missouri zırhlısı ise rüyalarına
girmeyi başardı. Büyüklüğü, görkemi, kâğıt bardakları...
Diğerlerinden çok farklı ve büyüleyiciydi...
|
 |
|
10 yaşlarına geldiğinde, ahşaptan yapıp bez yelkenliler
diktiği ve denizde yüzdürdüğü yelkenlileri beğenmiyordu
artık. Bir arkadaşıyla birlikte yıllardır seyrettiği o
gemilerden yapmaya koyuldu. Önce mahalle manavından
limon sandıkları tedarik edildi, sonra bahçede tersane
kuruldu ve hummalı bir faaliyet başladı. Birkaç gün
içinde ikisinin de içine sığabileceği büyüklükteki
geminin inşası bitmişti. Amerika'ya gideceklerdi... |
Gidemediler... Gemi su alıyordu; delik deşikti... Hayal
kırıklıkları anlatılamayacak kadar büyüktü...
Üç
Tahta Parçası!
Zaman içerisinde meslek lisesini bitirdi ve iş hayatına
atıldı. Çalıştığı kurumlar hiç denizle ya da gemiyle ilgili
olmadı. O da denizi ve gemileri dost sohbetlerinde aradı.
Deniz albayı bacanağın anıları, gemilerde sağlık memuru
olarak çalışan hala oğlunun sohbeti, Japonya'da gemi inşa
eden akrabanın hikâyeleri... Bu yıllar içerisinde ABD'den
Irak'a, İsrail'den İtalya'ya çok da seyahat etti.
Seyahatlerde öncelikli ulaşım aracı hep gemi oldu.
1974'te ise hâlâ göz pınarlarını yaşla dolduran bir olaya
tanık oldu. Yavuz zırhlısının jilet yapılmak üzere
sökülüşünü saatler boyu ağlayarak izledi. Ve anı olarak üç
tahta parçası aldı Yavuz'dan...
Ercan Küçüktaş, bugün 63 yaşında. Üç yıl önce, yani 60'ında
emekli oldu. Emeklilik sonrası düşlerini gemi onarımı
süslüyordu ama daha zor bir işe soyundu. Küçüktaş, üç yıldır
birbirinden güzel, her bir parçası kendi el emeğinin ürünü
olan maket gemiler yapıyor.
Gülnihal,
Gülcemal
Çocukluk anılarında hep gemiler var. Eski gemileri
anlatırken, bakışları sıcaklaşıyor Ercan Küçüktaş'ın. "Hepsini
gördüm, hepsine yaşım yetti" diyor. Türk denizciliğinin
dönüm noktası kabul edilen Buğu (Buğ diye de bilinir),
karanlığın içinde gülümseyen Ambrose, sessiz saray güzeli
Gülnihal, yüzer sergi Karadeniz, talihsiz kardeşler Ödemiş
ve Edirne, masal gemisi Gülcemal... "Onlar" diyor, "çok
güzeldi. Kömürlüydü hepsi. Kuruçeşme'deki Galatasaray Adası
kömür dolu olurdu hep. Gemilere kömür ikmali oradan
yapılırdı. Bazen kıyıdan akıntıya bırakırdık kendimizi.
Yüzer, gemilere yakından bakar ve dönerdik..."
Maketçilik hikâyesi ise şöyle başlamış Küçüktaş'ın: "Üç
yıl önce, bir arkadaşımın ayakkabı kalıbı yapan atölyesine
gidip ıhlamur ağacı istedim. Ve 15 gün içerisinde, filikası,
dümeni, ağı, çapası, cankurtaran simitleri, yani her bir
ayrıntısı el emeğim olan bir gemi yaptım. İlk gemimdi, bir
isim bile koymadım..."
Aile efradının teşvikiyle, üç yılda gemi sayısı 11'e
yükselmiş.
|

İngiliz yapımı açık deniz römorkörü
Joffre |
|
1916, İngiliz yapımı bir açıkdeniz römorkörü olan
Joffre, Kristof Kolomb'un amiral gemisi Santa Maria
(bunun daha sonra yine Kolomb'un Pinta'sı olduğu
anlaşılmış), 1950'li yılların bir şilep örneği olan,
anne ve babasının doğum yeri olduğu için adı verilen
Kemah, 1898'de Danimarka'da inşa edilen ve I. Dünya
Savaşı sırasında Çanakkale Boğazı'ndan çıkamayınca
Osmanlı'nın el koyduğu, Kurtuluş Savaşı sırasında
boyundan büyük işler yapan Alemdar, ailenin soyadını
taşıyan Küçüktaş, Karadeniz'de imal edilen yük gemisi
Karadeniz Takası, |
Bodrum
teknelerinden esinlenilen Mavi Yelkenli, iç deniz ve göl
kotrası olan Beyaz Yelkenli, tik kotra örneği olan Kotra,
ilk yaptığı isimsiz ve yeni bitirdiği Salih Reis... Her birinin içine yapıldığı döneme ait madeni paralar ve
tarihe bırakılan bir mektup koymuş: "Bu mektubu
okuduğunuzda ben aranızda olmayacağım..." Ve her birinin
bir parçası, sökülüşünü ağlayarak izlediği Yavuz zırhlısının
tik ağacı olan parçasından... Kiminin dümen dolabının
arkası, kiminin merdiveni, kiminin lumbozu, kiminin ambar
kapağı...
Tersane...
Evde torun odası olarak ayrılan bölüm artık tersane. Ercan
Küçüktaş, dışarıdaki işlerini bir an önce bitirip koşa koşa
eve geliyor, başlıyor tersanede çalışmaya. Hafta sonları
dolaştığı Perşembe Pazarı, Polonya pazarından ve yurtdışı
seyahatlerinden bulup buluşturduğu alet edevatlarıyla, hani
neredeyse gerçek bir gemi yapabilecek donanıma sahip. "Yerde
altın bulsam almam" diyor ama, çöpte bir tahta
gördüğünde dayanamıyor, koltuğunun altına alıp eve
getiriyor, iyi bir maket yapmak için bazen yalan söylemeyi
bile göze alıyor. Örneğin çok az bir tel parçası lazım
olduğunda satın alacak yer bulamıyor ve "şirket için
numune lazım da..." diyerek, o küçük parçaya sahip
olmayı başarıyor.
|

Kristof Kolomb'un Pinta'sı |
|
Parçalar tamamlandıktan sonra, işkenceler, penseler, yan
keski, kıl testere, eğe, zımpara, kaynak makinesi gibi
binbir çeşit alet edevatın olduğu tersanede masa başına
oturuluyor. Sonra, gemi maketçileri derneğinden edinilen
plan, masa üstüne seriliyor. Ihlamur ya da maun ağacı
kumpas ile kesilerek omurga yapılıyor ve tek tek, sarma
usulüyle kaplanıyor. Postalar sarıldıktan sonra, gövde
meydana çıkıyor. Güverte çalışmasının püf noktası ise en
büyükten en küçüğe doğru çalışmak. Ve, 1-1,5 aylık bir
zaman zarfında maket gemi ortaya çıkıyor. Hazır parça
asla kullanılmıyor; çapasından dümenine her bir ayrıntı
tek tek elle yapılıyor. Aslında tam bir aile şirketi
gibi çalışıyorlar. Yelkenleri baldız dikiyor. Eşi Gönül,
bir işkence aletinin görevini yapmış uzun yıllar. Sonra
o alet Bulgaristan'da bulunmuş, alınmış ve adı Gönül
konulmuş. Gönül Hanım artık sadece tersanenin
temizliğiyle ilgileniyor. Çocuklar babalarına gömlek,
kravat yerine plan, parça, alet hediye ediyor. |
Gemi yapmadığı zamanlarda ise bit pazarlarında eski gemilerin
fotoğraflarını arıyor Küçüktaş, internetten gemilerle ilgili
siteler bulup inceliyor, kitaplar bulup sipariş veriyor.
Kendi adına açtığı internet sitesi aracılığıyla (www.geocities.com/modelgemi)
Endonezya'dan Filipinler'e kadar hobidaşlarıyla
haberleşiyor.
Gemi Modelcileri ve Gemiseverler Derneği'nin de yedek idare
heyeti üyesi. Ancak, "Sakın beni profesyonel sanmayın.
Tamamıyla amatörüm. Henüz ikinci ligdeyim. Erken başlayıp
çok yol alanlar var..." diyecek kadar da mütevazı.
Yaptığı tüm gemileri çok seviyor. Evinin her bir odasının
baş köşesini gemileri süslüyor. Hediye etmeye de kıyamıyor.
Çok beğenen olursa, aynısından yapmaya hazır. Hedefte ise
döktüğü mayınlarla Çanakkale Savaşı'nın gidişatını
değiştiren, ancak 1990'da adı değişmiş bir yük gemisi olarak
batan Nusrat mayın gemisi var. Elindekini bitirir bitirmez,
Nusrat'ın inşası başlayacak.
Yazı
: Figen Akşit
Fotograflar: Yücel
Tunca
Kaynakça:
Sea Life
Sayı: 11 Ağustos-2002
Figen Akşit'e
teşekkür ediyor ve
Ercan Küçüktaş'ın başarılarının devamını diliyoruz.
Denizce

|
|