| |

Öyle yerler vardır ki, şimdiye kadar ben buraya niye gelmedim
dedirtir insana!.. Gerçekten de İstanbul'un hemen yanıbaşında
sayılan, kendi aracınızla yaklaşık altı-yedi saatte
varabileceğiniz, olağanüstü bir tatil beldesi Bozcaada...
Havası, eşsiz doğası ve tarihî dokusuyla, henüz el değmemiş bir
hazine. Ege Denizi üzerindeki adalardan biri olan Bozcaada,
harita üstünde belki küçük bir noktacık; vapurla gelince sizi
karşılayan şirin liman kasabası dışında başka köyleri yok, ama
denize girmeye öyle müsait koyları var ki... Üstelik, bu
turkuvaz koylara ulaşmak için asfaltlı yolları da bulunuyor.
Bozcaada'ya varır varmaz, hemen hemen her yerde dağıtılan ada
haritası sayesinde, istenilen yere kolayca gitmek mümkün.
Bisiklete binmeyi de seviyorsanız, deniz ve üzüm bağlarının
eşliğinde harika bir yolculuğa hazırlayın kendinizi. Asma
yaprakları ve renk renk sardunyalarla süslü eski evleri,
kedilerin dolaştığı daracık sokakları, yüzyıllık kalesi, adanın
önemli bir bölümünü kaplayan üzüm bağları ve balıkçılığı
nedeniyle Bozcaada, özellikle son yıllarda önemli bir turizm
merkezi haline geldi.
Tüm bu güzelliklere ek olarak, güleryüzlü adalılar da size
eski dostlar arasında bulunduğunuzu hissettiriyor. Yaz akşamları
iskeleye yakın olan kahvelerden birine ya da çamlar altındaki
bir restorana giderseniz, bu güzel atmosferin hemen farkına
varacaksınız. Bunun dışında Bozcaada'yı yaz-kış demeden, mekân
olarak seçen insanlar da gün geçtikçe çoğalıyor. Büyük
şehirlerin stresinden, kalabalığından, trafiğinden ve geçim
şartlarının zorluğundan bıkanların kaçış noktası Bozcaada. Antik
çağdaki adı Tenedos olan adaya ulaşmak için Çanakkale'nin
yaklaşık on beş kilometre güneyindeki İzmir yolu üzerinde
işareti bulunan 'Bozcaada-Yükyeri Feribot İskelesi'ne gitmek
gerekiyor. Manzaranın güzelliği, pamuk tarlalarında çalışanlar
ve uçşuz bucaksız zeytinlikler yol boyunca bize eşlik ediyor.
Vardığımız yerin adı, Geyikli... Bozcaada'nın son yıllarda
ünlenmesiyle bu kasabanın adı da duyulmaya başlandı. Feribot
saatlerine gelince, günde iki veya üç kez sefer bulunuyor.

Uzunca bir süre ahalisi hem Türklerden, hem de Rumlardan
oluşan adadaki küçük kasabada bugün bile Türk mahallesi ve Rum
mahallesi bulunuyor. Rumların sayısı bugün otuz-kırk kişi kadar
ve çoğu yaşlı. Aralarında Yunanistan'a hatta Amerika'ya giden,
ama eski evlerinin özlemiyle geri gelenler bile var. Özellikle
de 12-13 Ağustos tarihlerinde yapılan Bağbozumu Festivali'ne
Amerika'dan, hatta Avustralya'dan bile kalkıp gelen
Bozcaadalılar oluyor. Rum evlerinin bulunduğu bir iki sokak,
özellikle yaz mevsiminde çok canlı; kırmızı, pembe, beyaz
çiçekli sardunya saksılarının dizildiği, zakkumların
renklendirdiği sokaklar arnavutkaldırımıyla kaplı. Bazı evlerin
önünde yer alan gri-beyaz taş mozaikler de buraya ayrı bir hava
veriyor. Bozcaada'yı ve çevresini daha iyi görebilmek için en
yüksek yer olan Göztepe'ye çıkabilirsiniz: Ak köpüklü denizi
aşınca Anadolu kıyıları uzanır. Bu bereketli topraklar adanın
tarihine tanıklık eder: Troya, Homeros'un İlyada Destanı'nda
geçen efsanevi savaşın yaşandığı topraklar...
Bozcaada kasabasında bir okul yapımı sırasında, yine İlyada
Destanı'nda adı geçen antik Tenedos kentinin izlerine
rastlandığı biliniyor. MÖ 6. yüzyıldan Roma Dönemi'ne dek
kullanıldığı anlaşılan kent nekropolünde pişmiş toprak
heykelcikler ve çanak çömlekler bulunmuş. Kuzey yönünde ise bir
başka destanın yaşandığı Çanakkale Boğazı ve kıyıları uzanıyor.
Bozcaada'nın belki tek sorunu, rüzgâr... Lodosu, poyrazı ve yaz
günlerinin sevilen meltemi hiç durmadan eser durur adada. Sıcak
günlerde bu bir avantaj. Ancak, yılın diğer zamanlarında iklimin
daha sert geçmesine ve vapur seferlerinin aksamasına neden
oluyor. Rüzgâr enerjisinden yararlanmak isteyenler, bu durumu
'olumlu'ya çevirmeyi bilmiş: Birkaç yıl önce bir Türk firmasının
Almanlarla ortaklaşa hazırladığı elektrik santrali projesine
göre Bozcaada'nın güney ucuna, rüzgârla çalışan ve elektrik
üreten 17 dev pervane yerleştirilmiş. Adaya gelenlerin görmeden
geçmedikleri yerlerden biri de tarihî Bozcaada Kalesi.

Anadolu'ya bakan yönde, yüksekçe bir kayalık üzerinde kurulu
kaleye halk arasında 'Eski Kale' deniliyor. 1996 yılında kurulan
bir etnografya sergisi ve bir de açık hava müzesi barındıran
kalenin üç tarafı denizle çevrili. Kara ile bağlantılı olan
yerde eskiden su ile dolu olduğu düşünülen büyük bir hendek var.
İlk kale Fenikeliler tarafından yapılmış; Venedikliler ve
Cenevizliler döneminde önemli eklentiler olmuş. Bugün gördüğümüz
yapı ise zaman zaman onarım gören haliyle, Fatih döneminin bir
eseri. Denizi, havası, bağları, çam ormanları, taze balık
restoranları, adada üretilen şarabı ve misafirperverliğiyle
Bozcaada, son yıllarda tatilcilerin tercih ettikleri bir yer.
Sıcak yaz aylarında nüfusu kalabalıklaşsa da küçük, ıssız
koyları, turkuvaz renkli ve buz gibi denizi ile sakin bir tatil
geçirmek isteyenlerin uğrak yeri. Adanın rüzgârı ünlü demiştik,
ama bu gözünüzü korkutmasın. Rüzgâr almayan sakin, çırpıntısız
bir kumsal bulmak her zaman mümkün.
Kuşkusuz en
büyük zevk, buz gibi denizden dinçleşmiş olarak çıktıktan sonra
limandaki şık kafelerin birinde sıcacık bir bardak çay içmek ve
akşam yemeğini ışıklandırılmış taihîl kalenin tam karşısında,
denizle kucaklaşan restoranların birinde yiyeceğinizi bilmek...
Bozcaada tatilimizi biz üç gün olarak planlamıştık, altı gün
kaldık.
Kaynakça:
SkyLife
Ağustos - 2003
İzzet Keribar'a teşekkürlerimizle
Denizce

|
|