|
“Sevgili kraliçem... Söyle bana... Hayvanlar, gezegenler...,
evrendeki tüm varlıklar... Hepsi kendilerinden beklenilen
şeyleri yapıyorlar! ...
...Peki bu insanlar? Onları anlamak, neden bu kadar zor?”
Kral hazretleri öyle gür ve güçlü bir sesle bağırmıştı ki
sevgili kraliçesine (!), birden kendime geldim.
Aytül bana
ayıplar gibi bakıp, başını tekrar sahneye çevirdi. Sonra yan yan
omzuma doğru eğilerek, “Uyuyor musun yoksa Gülin?” dedi.
Kısık kısık
“Hayır, tabi ki!” dedim. Gözümü sadece iki dakika için
kapatmıştım. Kaç dakika olmuştu acaba? Biraz kaykıldığımı fark
edip, toparlandım.
Çantamı önüme
doğru çekerken sağıma bakar gibi oldum; Orhan dikkatle oyunu
izliyordu.
...Kral
haykırmaya devam etti;
İsyanımız
sana değil Tanrım, şu yoksul ruhlara,
onların
egoizmi ve zulümlerine!!”
Kral, yukarı doğru, hayali gökyüzüne atfettiği sabit
bakışlarıyla beklerken, sahneye beyaz gömlekli, doktor kılıklı
bir adam, “İşte oradalar!” diyerek, yanında bir hemşire ve iki,
iri yarı, üniformalı adamla birlikte, hızla giriverdi.
Kraliçe, “Teslim oluyoruz Tanrım, teslim oluyoruz sana,
yarattığın kullarına! Sığınıyoruz affına!” diyerek, önlerinde
duran ve hayretle onları izleyen doktorun ayaklarına kapandı,
ışıklar söndü.
Müthiş bir
alkış tufanı koptu salonda!...
Neler olduğu
hakkında en ufak bir fikrim olmasa da ben de etrafımdakilere
iştirak ediyordum.
Böyle
başlıyor, roman...
“Bulduğun
Gibi Bırak” adı...
Ve işte
sonraki sayfalardan birkaç satır:
İçeri girdik. Kendimizi geniş bir alanın başında bulduk.
Karşımızda da yan yana iki kapı vardı. Birinin üzerinde "Sahte
Gerçekler" diğerinde ise "Gerçek Hayaller" yazıyordu.
"Umarım beni yanlış anlamamışsınızdır. Ben insanların
özgürlüklerine ters bakan biri değilim elbette. Sadece, günün
modası özgürlüğün çoğu zaman özgürlüğün doğasına bile ters
olduğunu düşünüyorum. …Yani… Özgürlükte bir tür…" deyip dudağını
büktü. Söylemek üzere olduğu cümlesinden emin olmak için bir an
bekleyip devam etti; "…tutsaklık olabiliyor bazen, kimileri
için! "
Bir çocukla konuşuyormuş gibi gülümsedi; "İyi olmak hiçbir zaman
tek başına yetmez. En azından bu dünyada…" Koskoca okyanuslarda
varlığını hiç belli etmeyen, gizli akıntıları keşfe çıkmış
gibiydim.
Bir insanın karşı taraftan olup da, kendisini savunmaya
çalışması… Ne de zor!
Bu nasıl bir mutluluktur! Tanrım sen bana bu aklı, onu bir
kenara bırakma zevkini tatmam için mi verdin?!...
Bir okur
diyor ki;
“Merhaba Mehmet bey. Ben ‘Bulduğun
Gibi Bırak’ adlı kitabınızı bir solukta okuyan ve çok seven
okurlarınızdan biriyim. Ben de Ankara’da yaşıyorum. Kitabınızı
okurken çok merak ettiğim bir konu vardı; Gerçekten Ankara’da
“Sahte Gerçekler” ve “Gerçek Hayaller” diye restoranlar var mı?
Emin olun o kadar hoşuma gitti ki... Öyle bir yere gitmeyi çok
isterdim...”
Öyle bir yer
var mı bilemiyorum...
Ama her iki
kapıyı da, sizler için romanımın sayfalarında araladım,
bekliyorum...
Mehmet Buğra
Önder
|