Denizce
    
e-mail
 
denizce@denizce.com
 

  

  



Dünya
Atmaca
Böğürtlen
Datça Florası
Deniz Minareleri..
Doğal Klimalı Evler
Ekolojik Sistem
En Yakın Mars
Mars 2007
Sulak Gezegen Mars
Evsel Atıksular
Gediz'in Güzelleri
Gelincikler
İklim Dinamikleri
İklim Geleceğimiz
İstanbul'da İlkbahar
Karaca
Kardelen
Karıncalar
Kasırga Nasıl Oluşur
Kelebek
Kış Güneşi
Kış Uykusu
Kurutulan Dünya
Kül ve Ekmek
Küresel Isın.Pay.
Lale
Mağaracılık
Mantarın Rengi
Meyve Çiçekleri
Nar, Mazı Meşesi
Pil
Sedir A.ve Gemicilik
Sonbaharın Renkleri
Suya Aşık Kuşlar
Türkiye Doğası
Yaban Koyunu
Yapraklar
Zakkum

  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım 

 

  Bir Buse Canandan Gelen

Kağan Aybudak    

 

Mevsimi gelince açan bir motif; topraktan çıkıp sanat ve kültüre uzanan binlerce yıllık bir simgedir o.

‘Cevahir-i hurûf’tan haberdar zamanlar için bir şiir yazabilsem keşke. Boynu bükük, sessizce bekleyen cananımın aşkı gibi, yüz yıllarca okunsa... Ama ne mümkün! Çiçeklerin, hüznün ve cananların en güzeli için dizeler dizmek; bir yeni zaman evladının ne haddine…

Lale: ‘lâm’, ‘elif’ ve ‘he’nin çiçeği. Yani, varlığının güzelliğini dünyevi âlemin her yanına damlatmış Rabbin adı ve hilâliyle aynı şifreye haiz olmuş tek güzel. Allah, hilâl ve lale aynı harflerledir.

Bir yanda divanlarında bu kutsal çiçeğe methiyeler dizenler, bir taraftan sevgi ve huzurla çiçeği yetiştirenler: Lale üstâdları ve laleseverler. Bu kişiler, ebedi olduğu söylenen bir merakı farklı alanlarda icra edenler...

 

Remzi Efendi’nin dizeleriyle “Laleye pîr-i sabâdan bu nefes şimdi değil / Ezelîdir bu hevâ vü heves şimdi değil” derler, yani “Laleye saba rüzgârının ettiği nefes yeni değildir / Laleye duyulan bu arzu ve heves ezelidir, şimdi doğmamıştır.”

Laleye karşı sevgilerini farklı biçimlerde gösterseler de, bu ilginin aynı medeniyetin temellerine dayandığını görmek mümkün. Örneğin, noktası bulunmayan ‘lâm’, ‘elif’ ve ‘he’ harfleri, lalelerin makbul olanlarının da beneksiz olması gerektiği gibi bir güzellik anlayışı oluşturmuştu.

 

“Çiçeğin Ötesinde Her Şey”

Harflerle mühürlenmiş bu gizemin yükseldiği manevi değer o kadar yüksekti ki, bir tarafta güzelliğin ve hüznün simgesi olan motif, yüklendiği ilahi anlamla birlikte muharebelere de taşınmıştı. “Gazinin niyeti savaşmaktır” sözüyle birlikte kılıca işlenmiş bir lale motifi, bu silahın Allah’ın adına taşındığı ve Allah’ın kullananın yanında olduğu anlamına geliyordu.

 

Bir süsleme unsuru olarak lale, Türk-İslam mimarisinde, mermerlere, ahşaba, çinilere ve özenle hazırlanan kıyafetlere çokça işlenen bir motifti. Lale tutkunu olan ve lale işlemeli şık kaftanlar giydiği bilinen Kanuni Sultan Süleyman’ın ve eşi Hürrem Sultan’ın türbeleri de lale motifleriyle donatılmıştır. Her ne kadar hikâyesi pek çok farklı şekilde anlatılsa ve gerçekliği sorgulansa da, dünya mimarlık tarihinin başyapıtlarından Selimiye Camii’ne (Edirne) gelen her ziyaretçi ‘ters lale’yi görmek ister. Pek de gönüllü olmadan lale bahçesini cami yapımı için veren çok aksi bir adamı simgelediği söylenir. Hikâyenin doğruluğu bir yana, bu kadar önemli bir eserin bir köşesinde, aksi ve sıradan bir kişinin hatırasının ters bir lale latifesiyle yaşatılmasını meşru bulan kültürel yapıya dikkat etmek gerekir. Bu bir tesadüf değil, hoşgörü kavramıyla açıklanabilecek bir semboldür.

 

Sarayda Lale Zamanı

Denir ki, Kanuni Sultan Süleyman’ın döneminde ünlü devlet adamı Ebüssuud Efendi’nin bahçıvanları, padişah efendilerinin zevkini okşayan lale çiçeğinin farklı türlerini birleştirerek çeşit çeşit güzellikler yaratmışlar. Zaman içinde sayıları kırk dokuz iken, iki binlere kadar çıktığı söylenir olmuş. Yüzlerce laleye farklı farklı isimler verilmiş; devrin şairleri tarafından şiirlerde kullanılarak ölümsüzleştirilmiş. Ne yazık ki 18. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren yok olmaya başlayan ‘İstanbul Laleleri’nin bugüne kadar resimlenmiş olan kırk dokuz çeşidinden haberdarız.

 

‘Lale zamanı’ bahar mevsimi kapıya dayandığında, her padişahın kentin dört bir yanında ve saray bahçelerinde lale görmek istemesi de imparatorluğun merkezi ve lale arasındaki ilişkiyi resmi bir geleneğe dönüştürmüştü. Fetihten sonraki elli yıl içerisinde, eski Bizans başkentinin bir bahçeler kenti haline geldiği söylenir ve fetih öncesi dönem için ‘kasvetli’ sıfatı kitaplarda sıkça kullanılır. Osmanlı saray zevki açısından değerlendirdiğimizde, önceki dönemlerde lalenin olmayışı bu yakıştırmanın en temel sebebidir.

 

Lale İçin Şikayetnâme

Bugün belki de ‘eski İstanbul’ tanımlamamızın içinde olan zamanları yaşamış edebiyat üstadı Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962), kendi döneminde bile artık lale kültüründen ne kadar uzaklaşıldığını adeta kültürel bir şikayetnâme olan makalesinde şu şekilde dile getiriyor: “…Lalenin zevkteki yeri kayboldu. O artık hiçbir şeyin sembolü değildir. Ne şair onun renginde sevgilisinin yanağının rengini hatırlıyor, ne nakkaş çiniye, mermere, yahut parmaklığın iyi dövülmüş madenden dantelâsına onun birlik işaretini, bir ‘lam elif’in bükülüşü ile Allah’tan gayrı her mevcudun varlığını ortadan kaldıran sessiz belagatini geçirmeye çalışıyor; ne de yazı ustası, eski lam’ların kavsinden onun şeffaf fanusunu tutuşturuyor. Lale şimdi zevk dediğimiz terkibin dışında, arkasından tanrısı çekilmiş herhangi bir şekil gibi sadece bir çiçek olarak mevcuttur…”

Tanpınar, bu kültürel kırılımın bir medeniyetin artık hatıralarda kalmasından kaynaklandığını vurguluyor devamen: “Üslup bir kültüre ve medeniyete aittir. Lale bir üslup motifi idi…”

 

İstanbul Lalesine Kavuşuyor

Bugün İstanbul günlük hayatına geri getirmeye çalışıyor, aslında zaten kendine ait olan bu motifi. Küresel bir kentin günlük dinamikleri içerisinde kendine yer bulamayan lale, huzurlu zamanlara duyulan özlemin gittikçe artması sonucunda kent kimliğinin en önemli parçalarından biri olarak tekrar kucaklanıyor toprağı tarafından. İstanbul, yüzyıl sonra olsa da tekrar hatırlanacak bahçeleri ve  ve çiçek kokularıyla... Milyonlarca lale soğanı kent sakinlerine dağıtılıyor ve tüm parklarda bahar zamanını müjdeleyen laleler eski günlerin ihtişamını anımsatıyor. Köklü bir medeniyetin mütevazı felsefesinin, dizelere ve bahçelere yayıldığı bir motifti lale, bugünse iç geçirerek hatırladığımız tatlı bir hatıra. Yüzyıllara yayılmış bir medeniyete duyulan özlemi simgeleyen güzel bir peyzaj unsuru. Bugün lale, İstanbul’da yetişen çok güzel bir çiçek sadece...

 

Yazıdaki bilgiler için, Beşir Ayvazoğlu’nun ‘Ateş Çiçek Lale’ adlı kitabından yararlanılmıştır.

 

Yazı: Kağan Aybudak      
Foto: Kurtuluş Gökalp     

   Kaynakça:
   SkyLife
- Mayıs 2006

 

Kağan Aybudak ve
Kurtuluş Gökalp
'e teşekkürlerimizle

Denizce

09.07.2009