|
 |
|
Bayram Yemeği
Korkarım felekte bir gün
Bir bayram yemeğinde
Anam babam gibi kardeşlerim de
En güzel dalgınlığında ömrün
Beni gurbette sanıp
Keşke gelseydi bu bayram diyecekler
Ve birdenbire yürekler
Aynı acıyla yanıp
Hepsinin gözleri yaşaracak
öldüğümü hatırlayarak
(Düşten Güzel) |
1910 yılında Diyarbakır'da
doğdu. Orta öğrenimini Saint Joseph ve Galatasaray Liselerinde
tamamladıktan sonra Mülkiye Mektebi'nde ve Paris Siyasal
Bilgiler Fakültesi'nde okudu. Yurda döndükten sonra Ankara'da
Anadolu Ajansı'nda çevirmen olarak çalıştı. Bir ara da Toprak
Mahsulleri Ofisi'nde memurluk yaptı. 1956 yılında Viyana'da öldü. Mezarı
Ankarada'dır.
“İlk şiirleri
temiz dili ve yeni buluşlarıyla dönemin edebiyat çevrelerinde
ilgi uyandırdı. Belli duyguları hece ölçüsüne bağlı olarak
işlediği bu evresinde Ahmed Hamdi, Necip Fazıl etkileri
taşırken, giderek XIX. yüzyıl Fransız şairlerinin dünyasına
girdi, özellikle Baudelaire'i, Verlaine'i severek okudu. Kimi
şiirlerini dilimize çevirerek onların biçim güzelliği anlayışına
yaklaştı. Daha sonra yayımladığı şiirlerde Garip hareketinin
yönelişlerinden esinlendi. Hece ölçüsünde durakları atarak yeni
uyumlar arama kaygılarına bağlı eski tekniği değiştirdi; biçimde
daha serbest, konularda yaşama, gerçeğe daha açık şiirler yazdı.
Her döneminde içten, Türkçenin olanaklarını kullanmada başarılı,
'şairane'ye kaçma eğilimini yendiği zaman etkili şiirleriyle
kendisinden sonra yetişen kuşaklara yeni söyleyiş ufukları açan
bir kimlik kazandı"
(Ş.Kurdakul
Şairler ve Yazarlar Sözlüğü).
Yahya Kemal'den
Tanpınar'a uzanan bir çizginin uzantısında, Dranas ve bir ölçüde
de Dağlarca'yla ortak özellikler taşıyan şiirlerinde, Fransız
şiirinin ve bizim halk şiirimiz biçimlerinin etkileri de
gözlemleniyor, öte yanda, özgür koşukla yazdığı şiirlerde, Nazım
Hikmet'ten etkilenmiş olduğu söylenebilir. Ziya Osman Saba'nın
ve daha sonra Behçet Necatigil'in küçük adamıyla ortak
özellikler taşıyan lirik kahramanı, (genellikle şairin
kendisidir bu), Orhan Veli şiirine göre dünyası biraz daha
kapanık, daha karamsar bir kişidir. Fakat, alçak gönüllü yaşama
sevinciyle, ortak tema ve seslerle Cahit Sıtkı, Orhan Veli'ye,
belki de O.Rifat ve M.Cevdet'ten daha yakın konumda bir
şairdir... Şiirleri, kendinden sonra gelen şairler üzerinde
geniş ölçüde etkili olmuştur. (Bu etkinin ilginç bir örneği,
Yarın Pazar Değil (C.Sıtkı) ve Pan (C.Süreya) şiirleri
arasındaki benzerlikte görülebilir.) Bazı şiirlerinin
eskimişliğine ve bugün fazlaca basit görünmelerine karşın, bir
çok şiiri günümüzde de haklı bir sevgiyle okunan, çağdaş
şiirimizin klasikleri arasına girmiş bir şairimizdir.
Cahit
Sıtkı Tarancı Hakkında
Turgut Uyar
"Baştan beri bir tek manevi değeri
vardır Cahit Sıtkı'nın ya da birkaç: ölüm korkusu, aşk ve
doğruluk... Bunlara bir açılım kazandırmak umuduyla Orhan Veli
hareketine katılır; aradığını bulamadığı için sonra vazgeçer.
Bütün yeteneklerine, bütün sağlam sezgilerine karşın, bir yitik
kuşağın, bir 'araya gitmiş' kuşağın şairidir.''
(1968)
Şiir Kitapları
1933
Ömrümde Sükût
1946
Otuz Beş Yaş
1952
Düşten Güzel
1957
Sonrası
1983
Âsim
Bezirci'nin derlediği Toplu Şiirleri Can Yayınevi'nce yayınlandı
1946
Otuz Beş Yaş
adlı şiiriyle C.H.P. Şiir Yarışması birincilik ödülünü
kazanmıştır.
Şiirlerinden...
Gün Eksilmesin Penceremden
Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlıyan bulunur,
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra
bu kuş, bu bahçe, bu nur
Ve gönül Tanrısına der ki:
-
Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!
(Otuz Beş Yaş)
Korkunç
Güzel
Bu el titremesi kadeh tutarken
Bu yaşta nasıl koyuyor insana
Orhan gibi vaktinde gitmek varken
Değer mi oyalanmana
Rakıdan tütünden beter alışık
Olduğumuz
korkunç güzel bir şey var
Tutmuş bırakmış bizi bir sıkımlık
Canımız çıkana
kadar
(Sonrası)
Abbas
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
Bir
Memleket İsterim
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.
Otuz
Beş Yaş
Yaş otuz beş! Yolun
yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız
ömrün.
Delikanlı çağımızdaki
cevher,
Yalvarmak, yakarmak
nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan
gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı
ne?
Benim mi Allahım bu
çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor
halkalar?
Neden böyle düşman
görünüyorsunuz;
Yıllar yılı dost bildiğim
aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor
insan!
Hangi resmime baksam ben
değilim:
Nerde o günler, o şevk, o
heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben
değilim
Yalandır kaygısız olduğum
yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk
aşkımız;
Hatırası bile yabancı
gelir.
Hayata beraber
başladığımız
Dostlarla da yollar
ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor
yalnızlığımız
Gökyüzünün başka rengi de
varmış!
Geç farkettim taşın sert
olduğunu.
Su insanı boğar, ateş
yakarmış!
Her doğan günün bir dert
olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince
anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı
sonbahar!
Her yıl biraz daha
benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada
kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze?
Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm
tarumar.
N'eylesin ölüm herkesin
başında.
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerde, nasıl,
kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın
olacak.
Taht misali o musalla
taşında.
Kaynakça:
Son Yüzyıl Büyük Türk Şiiri
Antolojisi - Ataol Behramoğlu
www.dunyaonline.com
epigraf.fisek.com.tr
|