
Osmanlı İmparatorluğu ile Venedik Cumhuriyeti arasında 25 yıl süren Girit Savaşı, "Çanakkale
Geçilmez" söyleminin
ilk kanıtıdır aslında...
Türklerle
savaşan Fransız, İngiliz, Yeni Zelanda ve Avustralyalı
askerlerin ikinci-üçüncü kuşak çocukları, her yıl olduğu gibi
yine Çanakkale'de bir araya geldiler; soylu bir dostlukla,
atalarına saygı duruşunda bulundular.
1915'te gerçekleşen savaşta, iki tarafın kayıpları yüz
binleri buluyordu. Türklerin genç komutanı Mustafa Kemal, üstün
düşman güçlerine verdiği savaşla bir destan kahramanı olmuştu.
Çanakkale'deki bir başka destan da, bundan yaklaşık 350 yıl
kadar önce, Osmanlı tarihinin en uzun süren savaşında
yazılmıştı... 1644-1669 yılları arasında Venedik Cumhuriyeti ile
yapılan Girit Savaşı'nda...
İstanbul Tehdit Altında
Akdeniz'de stratejik bir konuma sahip olan Girit'i almak,
Sultan IV. Murad'ın en büyük projelerinden biriydi. Ancak bunu
gerçekleştiremeden 1640 yılında öldü. Yerine geçen kardeşi
Sultan İbrahim ise, dört yıl sonra halkın da baskısıyla Girit'e
sefer düzenledi. Kısa sürede Girit'i aşıp tüm Akdeniz'e yayılan
savaşın ilk dönemlerinde Osmanlı kuvvetleri, büyük başarılar
elde etti. Hanya ve Resmo kaleleri fethedildi. Ancak ordunun
tıkanıp kaldığı bir yer vardı adada: Kandiye Kalesi... Venedik
Cumhuriyeti de, Girit'teki bu son toprağını Osmanlı'ya
kaptırmamak için harekete geçti. Adaya gelen gıda ve cephane
yardımının yolunu kesmek için, İstanbul'u abluka altına
alacaklardı. İlk etapta, Çanakkale'ye yakın iki adayı, Bozcaada
(Tenedos) ve Limni'yi (Lemnos) ele geçirdiler. Ve ardından
Çanakkale Boğazı'nı kapattılar. Bu, İstanbul için çok
tehlikeliydi; halk aç kalabilirdi. Çünkü İstanbul'a, Suriye ve
Mısır'dan gelen tahılın yolu tıkanmıştı. Tüm bunlar yetmezmiş
gibi, Osmanlı İmparatorluğu da içten içe çalkalanıyordu. Sultan
İbrahim tahttan indirilerek öldürülmüş; yerine çocuk yaştaki
oğlu Sultan IV. Mehmed geçmişti.

Mali sıkıntının yanı sıra, bir de Anadolu'da ayaklanmalar baş
göstermişti. Donanmanın zayıflığı da duruma tuz biber ekiyordu.
Sultan IV. Mehmed'in annesi Sultan Hatice Turhan, durumu
düzeltmek için sadrazamlığa Köprülü Mehmed Paşa'yı getirdi.
Halkın da büyük desteğini alan Köprülü Mehmed Paşa'nın en büyük
amacı, Çanakkale'deki Venedik kuşatmasını kaldırmaktı. Bunun
için, maliyeyi ve donanmayı güçlendirmesi gerekiyordu önce. Ve
kısa sürede yeni donanma denize indirildi; Çanakkale'de bir
destan yazmanın zamanı gelmişti artık.
Kara Mehmed'in Mermisi...
Osmanlı donanması, 1657 yılında İstanbul'dan Çanakkale'ye
doğru hareket etti. Gemi sayısını artıran Venedikliler ile
girişilen ilk mücadele başarısızdı. Donanmaya komuta eden
Köprülü Mehmed Paşa, olayları şaşkınlıkla izliyordu. Bazı
Osmanlı gemileri, rüzgâr uygun olmadığından Kumburun açıklarında
demir attılar; düşman saldırısına açık durumdaydılar. Venedik
donanmasının amirali, durumdan istifade ederek zafere ulaşacağı
umuduyla saldırıya geçti. Ancak Kara Mehmed adındaki cesur bir
topçunun attığı mermi, tüm savaşın kaderini değiştirecekti;
mermi, amiral gemisinin barut deposuna isabet etti ve gemi
sulara gömüldü.

Morali bozulan Venedik donanması, yeniden saldırıya geçmeye
yeltendiyse de başaramadı. Ve Venediklilerin Çanakkale
Boğazı'ndaki kuşatmaları da böylece sona ermiş oldu. Bu arada
Bozcaada ile Limni yeniden Osmanlıların eline geçti. Geriye,
Girit'in Osmanlı topraklarına katılması kalıyordu. Bunu da
Köprülü Mehmed Paşa'nın ölümünden sonra, oğlu Fazıl Ahmed Paşa
gerçekleştirecekti. Çanakkale zaferinden tam 12 yıl sonra...
Venedik'e bir Haçlı seferi gibi Fransız, Malta ve Papalık
kuvvetleri yardım ediyordu. İngiltere ise Osmanlı'ya dolaylı
olarak destekte bulundu. Ve Osmanlı'yı bir hayli zorlayan bu
uzun soluklu savaş, Kandiye Kalesi'nin üç yıl kuşatma altında
tutulduktan sonra ele geçirilmesiyle, 1669 yılında sona erdi.
'Resmi' Belgeler
Şimdi de, 17. yüzyıldaki Çanakkale Savaşı'nın kazanılmasında
önemli payı olan iki kaleyi tanıtalım kısaca. Seddülbahir ve
Kumkale... İkisi de Köprülü Mehmed Paşa tarafından
yaptırılmıştır. Rumeli kıyısında, Gelibolu yarımadasının Ege
Denizi'ne bakan ucunda bulunan Seddülbahir, Venediklilerin Morto
Limanı'ndaki Osmanlı donanmasını yakarak Limni ve Bozcaada'yı
ele geçirmesinin ardından 1659 yılında inşa edilmiştir. Bu kale
yapılırken, karşısına, yani Anadolu yakasına da Kumkale inşa
edilmiştir. Bu iki kalenin, 1915'te yapılan Çanakkale Savaşı'nda
da düşmana karşı koymada büyük rolü olduğunu belirtelim...

Bu yazıdaki resimlerin hepsi, 17. yüzyılda yapılmış, anonim
bir çarşı ressamının iki ciltlik İstanbul albümünden alınmıştır.
İtalyan elçisi Soranzo'nun girişimiyle yerli bir çarşı ressamına
ısmarlanan bu albümde, Çanakkale Savaşı ve bu savaş sırasında
İstanbul'daki Venedik Elçiliği'nin durumunun yanı sıra; 19
padişah portresi, İstanbul'un bina, anıt ve günlük yaşamından
sahnelerin resimleri de yer almıştır. Türk tarihi ve kültürü
üzerine değerli çalışmaları olan Alman profesör Franz Taeschner,
1910 yılında albümün birinci cildini bir aileden satın almış;
1924'te de litografi yoluyla tıpkı basımını yayımlamıştır. Ancak
bu ilk ciltteki 55 resimden dördü renkli, gerisi siyah-beyazdır.
Bu cildin orijinali, II. Dünya Savaşı sırasında Berlin'deki
bombardımanda yok olmuştur büyük olasılıkla. Öteki cilde
gelince; Emmanuele Cigogna'nın elindeyken, başka nadir kitap ve
yazmalarla Venedik'teki Museo Civico Correr'in malı olmuştur.
Hem, Venedik ile yapılan Girit Savaşı; hem de
Çanakkale Savaşı'nda yazılan
iki destanı şöyle özetleyebiliriz: "Çanakkale
Geçilmez"...
Kaynakça:
SkyLife Ocak 2006