| |
Teknenin üzerine vuran yağmur
damlalarının sesi kulağında, tüm bedeni uykuyla uyanıklık
arasındaki o geçiş haline büründü. Uyuşmuş kolları ve bacakları
artık istediğinde hareket etmeyecekti. Çocukluğunda ilk fark
ettiği ve şaşırdığı zamanki gibi, gene ayakucunda bir yılan
hayal etti, ardından sol bacağını aniden kendine çekti,
yılandan kaçırdı !
"Gene aynı şey oldu", diye
düşündü. Uykuya dalmadan önceki bu ara anda, tüm uzuvları
uyuşuyor, fakat bilinci bir süre daha uyanık kalıyordu. O sırada
hep beyninin bedenine yaptığı minik şakayı bu gece de yapmıştı.
Bacağındaki kasılma; isteğiyle değil, yılanı düşündüğü andaki
refleksle oluyordu. Uykuya dalmadan önce belli belirsiz minik
bir gülümseyiş geçti yüzünden, "Yalnız adamın şakası da kendi
bedenine oluyor" du.
Uyku. Kimine göre geçici ölüm,
kimine göre uyanıklık kadar doğal. Uyuduğunda, ya da öldüğünde
dünya da durur mu Tweety? Dünya Fergan'ın aklı mı Tweety ? Peki
akıl uyur mu Tweety?
Yaz boyu tüm gün esip akşamüstü
sakinleşen rüzgar o gece farklıydı. Hiç durmamış, gittikçe de
şiddetini artırmıştı. Fergan'ın uykuya daldığı saatlerde, hızını
artıran rüzgarın önünde koşuşan bulutlar ayın önünü kapamıştı ve
artık Tweety'nin demirlediği koydaki tek ışık kaynağı, minik
teknenin direğindeki kendi gibi minik feneriydi. Rüzgarın
deliliğini, o karanlıkta ne ağaçlar ne de açıklardaki denizin
üstündeki köpükler gösteriyordu. Sadece ses, rüzgarın sesi.
Ay yoktu, ay yoksa hiçbir şey
yoktu. Akıl yoksa dünyanın olmadığı gibi. Karanlıkta gözüken tek
şey; etrafını göstermek için değil, kendini göstermeye yetecek
kadar gücü olan tek varlık, fenerdi.
Adanın tepesinden koya doğru
süzülen uykusu kaçmış, meraklı bir martı teknenin direği
çevresinde uçmaya başladı. Gözleri minik fenerde sabitlenmiş,
direğin etrafında dönüyordu. Ay varken ayın gösterdiklerine,
güneş varken güneşin gösterdiklerine bakan şaşkın martı, fener
varken bu sefer fenere bakıyordu! Rüzgarın uğultusu arasında
kaybolup giden kısa bir çığlık atarak, birkaç tur daha uçtuktan
sonra, biraz önce ayrıldığı kayaya doğru uçup gitti. İlginç
geceydi, önce ay kaybolmuştu, sonra parlayan bir yumurta ortaya
çıkmış, havada sağa sola sallanarak garip biçimde asılı kalmış,
hatta yumurtanın sahibi martı selamını almamış, ortaya bile
çıkmamıştı. Ne sorumsuz martılar vardı! Neyse ki parlayan
yumurtayı sakin olan güney koyuna bırakıp gitmişti annesi.
Keskin gözleri köpükleri hayal meyal seçse de o anda adanın
kuzey koylarına dalan ve gürültüyle sahili döven dalgaların
sesine bakılırsa, en uygun sığınma yeri bu küçük güney koyuydu.
Üzerine damlayan yağmur damlaları şiddetini artırınca yaşlı bir
martının uyuduğu oyuğa attı kendini. Kanadının arasına gagasını
sokmadan önceki düşündüğü son şey ise annesi tarafından bir
direğin tepesine konmuş, zavallı, parlayan, ıslanan, üşüyen
yumurtaydı.
Fergan teknenin içindeki, genç
martı ise taşın oyuğundaki uykusunda kıpırdadılar, rüzgar
uğultusunu, yağmur damlalarını artırdı, yaşlı martı horladı.
Ayın önünden geçen bulutlar daha çok yağmur bıraktı, rüzgar daha
çok horladı, yaşlı martı kıpırdadı, Fergan ve genç martı
uğuldadı. Fergan ve genç martı uykularında yağmur oldu, rüzgar
kıpırdadı, yaşlı martı esmeye devam etti, fener horuldadı. Her
şey birbirine karıştı, cümleler yumak oldu, kelimeler birbirini
kaybetti, karanlığa bulandı, karanlıkla birleşti ve gecenin
sakinliği saatlerce uğramadı o güney koyuna. Rüzgar, yağmur ve
kuzey koylarından gelen dalga sesleri geceyi doldurmaya devam
etti. Ta ki o tüm dünyayı aydınlatan yıldırım düşene dek!
Ta ki tüm mahlukatın, tüm aklın
uyuyup, o yüzden de kendinin kaybolacağından korkan evrenin,
hepsini uyandırmak için attığı bir çığlık gibi olan, o parlak
yıldırım düşene dek !
Ta ki horlayan martının,
kıpırdayan Fergan'ın, sallanan fenerin, yağan yağmurun ve
deliren rüzgarın içine aktığı, sürekli aktığı, sonra gene
aktığı, doldurduğu ve sonunda taşırmak üzereyken yıldırımlarını
yollayan evrenin kurtardığı, bu gece şeklindeki adanın, bu ada
şeklindeki gecenin aydınlandığı ana dek.
O ne
gürültüydü Tweety, o ne ışıktı, o ne sarsıntıydı. O karanlık
koyda, uyuyan aklın çocukları olan martıları ve Fergan'ı
yataklarından fırlatan, denizin derinliklerinde yatan teknenin
çapasını titreten, şaşkın ve sorumsuz bir martının terkedilmiş
yumurtası gibi parlayan minik feneri kör eden, ne ışık
patlamasıydı o, Tweety!
Çetin Kent

03.05.2003
|
|