|
İnsanın ve
genel olarak canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için iki
çevrenin dengede olması, uygun olması gerekir; kendi varlığının
oluşturduğu iç çevre ve içinde yaşamını sürdürdüğü dış çevre.
İnsanoğlu
uzun süre dünyada kendini ayrı bir yere koymuştur. Dünya’daki
canlılar, cansızlar bir yerde insanoğlu diğer yerde şeklinde
düşünmüştür. Gelişen bilişsel kapasitesi, düşünce yeteneğine
bağlı ürettiği teknoloji, sosyal yaşantı bu farklılık
düşüncesini pekiştirmiştir. “Ben bir yana Dünya bir yana”
anlayışı dış çevresini sadece kendi gereksinimlerine göre
kullanabileceği duygusunu geliştirmiş, bu da dış çevreye
istediği tasarrufu yapma davranışlarını doğurmuştur.
İnsanoğlunun
çevreyi kendi gereksinimlerine göre sınır tanımaksızın
kullanması, tüketmesi başlangıçta sadece kendi dışındaki
canlılara zarar vermiştir. İnsan-çevre ilişkisi nedeniyle
soyları tükenen yüzlerce canlı türü bunun somut örneğidir. Son
yüzyıllarda gelişen bilim ve teknoloji bir yandan insanın ömrünü
uzatarak sayısının hızla artmasına neden olmuş, diğer yandan
tüketim kapasitesini katlayarak çoğaltmıştır. Artan tüketim
kapasitesiyle birlikte artan insan sayısı, çevreyi eskisinden
çok daha fazla etkileme potansiyeline ulaşmıştır.
Çevreyi
etkileme ne yazık ki olumlu şekilde olmamaktadır. Çevre,
tüketilecek bir nesne görüşüyle hızla canlıların yaşamasını
tehlikeye sokacak şekilde yok edilmektedir ve artık bu canlılar
içine insan da girmeye başlamıştır.
Madencilik
faaliyetleri, aşırı tüketime yetiştirilmeye çalışılan orman
ürünleri, otlak veya mera yapmak için yakılan, kesilen ormanlar
Dünyanın ciğerini yok etmektedir. Ormansızlaşma gün geçtikçe
artan küresel ısınmanın %14 den sorumludur.
Gelişmiş
ülkelerinin artan tüketimi, kaynakları da hızla azaltmaktadır.
Tüketim enerji tüketimini hızla arttırmaktadır. Küresel ısınmada
enerji kullanımının payı %49 dur. Enerji tasarrufunun önemini
vurgulayan net bir rakamdır.
Endüstri ve
tarımdaki üretim artışları sırasıyla %24 ve %13 paylarla küresel
ısınmaya katkıda bulunmaktadır.
Artan küresel
ısınma çölleşmeyi beraberinde getirecek, azalan tarımsal üretim
beslenme bozukluklarına ve bunun getireceği bir çok hastalığa
yol açacaktır. Artan seller kıt olan temiz içme suyu
kaynaklarını kirletecek ve içme suyu yoluyla birçok hastalığın
bulaşmasına, yaygınlaşmasına neden olacaktır. Ani ve zorlu
fırtınalar birçok insanın yaralanmasıyla sonuçlanacak, sağlığı
tehdit etmesi yanında yarattığı yıkımları onarmaya kaynak
harcatarak daha olumlu kullanılabilecek kaynakları tüketecektir.
Değişen iklim nedeniyle canlıların yaşam koşulları
zorlaşacaktır. Canlıların yaşamlarının tehlikeye girmesi
zincirleme etkileşimle insanların yaşamlarını da tehlikeye
sokacaktır.
Kentler
çağımızın önemli yaşam alanlarıdır. İnsanın yapısına aykırı kent
yapılaşması, yaşanan gürültü kirliliği depresyonun hızla
yaygınlaşmasına neden olmaktadır. İnsan ilişkilerini
sıcaklaştıracak, gürültüyü en alt düzeyde tutacak bir kent
yapısı depresyonu önleme işlevini de üstlenecektir.
Genetiği
değiştirilen organizmalar (GDO) önemli bir sağlık sorunu
oluşturma potansiyeline sahiptir. İleride henüz adını
bilmediğimiz, tanımadığımız hastalıklara yakalanmak istemiyorsak
uzak durmakta yarar var düşüncesindeyim. Bazı maddelerin
etkileri vücutta çok yavaş olmakta ve çok uzun seneler sonra
yaptığı hastalık ortaya çıkabilmektedir.
Evsel ve
sanayi atıkları canlıların yaşamlarını tehlikeye sokmayacak
şekilde ortadan kaldırılması önemlidir. Bu sayede gerek zararlı
maddelerin yapabileceği hastalıklardan gerekse bu ortamın
oluşturacağı enfeksiyon hastalıklarından korunabiliriz.
Çevre başta
sağlık sektörü ile birlikte tüm sektörleri ve kişileri
ilgilendiren, sorumluluk almalarını gerektiren çok önemli bir
“Koruyucu Hekimlik” alanıdır. Çevrenin korunmasının önemini
kavrayıp bir an önce harekete geçmezsek sadece bizim dışımızdaki
canlıların değil kendi yaşamımız da ciddi bir tehdit altına
girecektir. Harekete geçmekte gecikilirse gelişmişlik düzeyini
gösterdiği ileri sürülen kişi başına düşen enerji tüketimi,
kağıt tüketimi, otomobil, asfalt yol vb... birçok göstergenin
aslında Dünya’daki canlı yaşantısını tehlikeye sokan göstergeler
olduğunu anlamamız çok uzun sürmeyecektir.
Dr. Nedim İnce'ye
teşekkürlerimizle
Denizce

|