e-mail
denizce@denizce.com
 





AB Hotel
Acarlar Gölü
Agva
Amasya
Antalya Şel.
Antarktika
Assos
Borçka - Şavşat
Bordeaux
Bozcaada
Burgazada
Cezayir
Costa Farilya
Çağlayanlar
Çamaltı Tuzlası
Çığlıkara
Dalış Turları
. Avustralya
. Endonezya-Papua
. Endonezya-Walea
. Galapagos
. Honduras
. Komodo
. Maldivler
. Meksika
. Mikronezya
. Tayland
Düden
Dünyanın Renkleri
. Mali
. Myanmar
. Sicilya
. Toskana
Erciyes
Galata Kulesi
Galata Mevlev.I
Garipçe
Galata Mevlev.II
Gölyazı
Halfeti'den Hasankeyf'e
Ilgaz
Jeoparklar
Kaklık Mağarası
Kapıdağ Y.
Karaköy
Kastamonu
Kızıldeniz
Konya
Korfu Adası
Kumluca
Kuzguncuk
Loire Vadisi
Marmara Adası
Mersin
Mısır'ın Gizemi
Nice
Özbekistan-Darvaz
Palamutbükü-I
Palamutbükü-II
Piramitler
Prag
Prens Adaları
Rio
Sanaa
Santorini
Santorini
Sao Paulo
Sarıkamış
Sinop
Sultanahmet
Turkuaz Ada
Türkiye Kumsalları
Urla
Van
Yeditepe Nerede?
Yenice
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Gezelim Görelim  

  Turkuvazın Kıyısında Cezayir                                                                                   Z. Heyzen Ateş

 

 

 

Fransız koloniyal dönem binalarıyla karışan Mağrip evleri, sarayları ve Osmanlı’nın mirası eski Kasbah mahallesiyle Cezayir, iki dilli, çok kültürlü, şaşırtıcı bir şehir.

Cezayir’i düşünürken zihnime bir tür belirsizlik hissi hakim olur, çünkü onu ne kafamdaki klasik Afrika imajıyla, ne diğer İslam ülkeleriyle, ne de Akdeniz havasıyla bütünleştiremem. Öyleyse nev-i şahsına mahsus bir ülkenin bu çöl-deniz arası şehrini nasıl anlatmalı? Nereden başlamalı? Çünkü burası artık ne Albert Camus’nün, ne de Muhammed Dib’in anlattığı şehir değil; kendi külleri üzerinde yükselmeye başlamış yeni bir medeniyet...

Eğer dünya üzerindeki keşfedilmeye açık, hayal gücünün sınırlarını zorlayan ve ziyaretçilerine umduklarından şaşırtıcı ölçüde fazlasını sunan şehirlerden oluşan bir liste yapılsa, Cezayir’i bu listenin üst sıralarına yerleştirmek gerekir. Dünyanın önde gelen mimarlarından Le Corbusier’nin “şehirleşme hayatın bir göstergesiyse Cezayir insana dair değişimin mimari baş yapıtıdır” diye tasvir ettiği bu şehir, ülkenin içinden geçtiği karışık dönemler nedeniyle uzun süre turistlerin ‘görülecek yerler’ listelerinden uzak olmuş. Ama bu gözden ırak olma hali, işlerin yoluna girmesiyle büyük bir avantaj haline gelmiş. Neden mi? Çünkü ‘yeni’yi arzulayan dünyaya kapılarını açacak hale geldiğinde, taşıdığı bilinmezlik onu dünyanın en çekici şehirlerinden biri haline getirmiş.

 

Mavi ve Yeşilin Şehri

Şehrin deniz kenarında yer alan mahallelerinden Akdeniz’in mavisini tüm canlılığıyla görebilirsiniz. Cote d’Azur havasında olmasa da Afrika’ya özgü bir modernizm eşliğinde balığınızı yiyebilir, sahil şeridinin manzarasının keyfini sürebilirsiniz. Ve o manzaraya bakarken de Fransızların buraya neden ‘Mağrip ülkesinin Marsilyası’ dediklerini anlarsınız. İki rengin şehriymiş gibi gelir arkadaki dağların gözden kayboldukları o noktada Cezayir: Mavi ve yeşil. Denizin turkuvazı ve bahçelerin, çiçeklerin sayısız tonuyla süslenen yeşili...

Cezayir -El Cazayir- tepelerle çevrelenmiş bir körfeze kurulmuş olsa da adı ‘adalar’ anlamına gelir. Ama nereye adım atarsanız baharat kokusu sizi takip eder. Şehrin neresinde olursanız olun toprağa ve havaya işlemiş olan bu koku hem denizin hem çölün kokusundan baskın çıkacaktır.

 

Şehrin Kalbi Kasbah’ta Atıyor

Tavsiyem zamandan kazanmak amacıyla şehri gezmenize yardımcı olması için bir rehber tutmanız. Ben gezmeye şehrin çarpmayı sürdüren kalbi diyebileceğim ve UNESCO tarafından da evrensel eser olarak sınıflandırılan Kasbah (Kazba) bölgesinden başlanması gerektiğini düşünüyorum. Kuruluşu Osmanlı dönemine dayanan Kasbah’ın dokusunu belirleyen Hasan Pasha (Dayı) Sarayı, şehir Fransızlar tarafından ele geçirilene kadar kullanılmaktayken, 1940’larda neredeyse tamamen yıkılıyor, şimdiyse restorasyon çalışmaları sürmekte. Kasbah’ta görebileceğiniz yapılar arasında bir zamanların görkemli camisi, Camii el-Kebir’den kalanlar da yer alıyorlar.

Yeni Cami ya da Camii el-Cedid ise 17. yüzyılda inşa edilmiş ve içinin Camii el-Kebir’e benzemesine çalışılmış. Bu iki cami arasında eskiden Kahveler Mahallesi denilen bölge yer alıyor. El Kebir’den El Cedid’e uzanan yolu takip ettiğinizde Saida Camii’ne ve oradan da Kasbah’ın sınırında yer aldığını söyleyebileceğim Ketchaoua Camii’ne ulaşabilirsiniz. Adını Keçiova’dan alan bu caminin ilginçliği burada yer alan bir caminin yıkıntıları üzerine yapılan Aziz Philip Katedrali’nden devşirme olması. Özellikle mermer kolonlara dikkat etmenizi öneririm. Bu sütunların ilk camiden, yani 1600’lerden kalma oldukları söyleniyor.

Şehir 19. yüzyıla kadar bugün de -özellikle yukarı Kasbah bölgesinde- parçalarını görebileceğiniz surlarla çevriliymiş. Fransızların bu surları ikiye bölmeleriyle surların yok oluş süreci başlamış ve bir zamanki haşmeti sadece korsan hikâyelerinde kalmış. Denizcilik dehası denilen ve düşmanı olan kaptanların dahi hayranlık duyduğu Barbaros’un adını özellikle liman bölgesini gezerken anmak gerekiyor.

Yukarı Kasbah’a dönecek olursak, klasik bir Cezayir evi olan ve mimarı Léon Claro olduğu için görülmesi gereken bir yapı da yer alıyor burada: ‘La Maison du Millénaire’. Evin inşasında kullanılan tüm taşlar, daha önce burada yer alan ama zaman içerisinde yıkılan evlerden gelmiş ve inanılmaz güzellikteki fayanslar eklenerek yapı tamamlanmış. Mahallenin yine aynı bölümünde -biraz daha aşağıda- Safir Camii yer alıyor. Bu cami bölgedeki ilk Türk camii. 1791’de Hasan Paşa tarafından restore ettirilen cami, sekizgen biçimiyle dikkat çekici.

 

Doğa ve Kültür, Hamma’da

Yazının başında da bahsettiğim gibi, Cezayir, gideni şaşırtan türde bir şehir, çünkü bekleyebileceğinizi varsaydıklarınızdan, okuduklarınızdan ya da başkalarının anlattıklarından çok daha fazlasını sunuyor size. Örneğin Kasbah’dan ne beklemeniz gerektiğini biliyorsunuz, ama sonra birden Hamma çıkıyor karşınıza. Yine bir tepenin üzerinde yer alan Hamma Mahallesi iki temel unsurun kaynaşmasıyla oluşmuş: Doğa ve kültür. Kültür Sarayı’nın merkezinde bulunduğu bu mahalle, Doğa Müzesi ve bahçeleriyle insana nefes aldırıyor-özellikle Kasbah’ın dar sokaklarından çıkmışsanız.

Doğrusunu söylemek gerekirse beni asıl şaşırtan tüm bu yukarda bahsettiğim detaylar ve doku değil, gariptir ki bir duvarın üzerinde “Cervantes burada saklanmıştır” yazısını ve Cervantes büstünü görmek oldu. İyi de Cervantes’in burada ne işi var, diye düşündüm kendi kendime.. Görünen o ki Cervantes, Don Kişot’u yazmasından çok önce, İspanya Kraliçesi’nin ordusunda bir askerken savaşmak üzere Cezayir’e gelmiş ve yakalanana kadar da bölgedeki mağaralarda saklanmış. Dünya ne küçük...

Ve yemekler... Bir arkadaşım Kuzey Afrika için “vejetaryenlerin cehennemi” derdi, bu tanım Cezayir için de geçerli. Bütün yemeklerde et var ve üstelik en ucuz yerde yediğinizde bile lezzetli bir et bu. Müslüman ülkeleri gezmenin en güzel taraflarındandır, genelde etin iyisiyle karşılaşırsınız. Ama kullandıkları yağ ve pişirme şekilleri, özellikle de baharatlar nedeniyle yemekler ilk birkaç gün farklı gelebilir. Gün arası atıştırmalar için her köşe başında bulunan bakkallardan yararlanabilirsiniz. Sahildeki lüks bölgeler dışında her şeyin fiyatı uygun, insanlar çok iyi ve sabırlı davranıyorlar.

 

Makam-ı Şehit Anıtı

Bu yazıya kendini yeni toparlayan Cezayir’in zaferinin anıtıyla son vermek istiyorum: Makam-ı Şehit anıtı. Renkli entarileri içindeki kadınların yanından geçişleriyle sadeliği daha da estetik bir boyut kazanan, uzaktan izlendiğinde sizi özgürlüğe dikilebilecek en devasa anıtlardan biri olduğunu kabul etmek zorunda bırakan bu anıt aynı zamanda çekilen acının da simgesi. Bu nedenle de en aykırı göründüğü haliyle dahi bu toprakların bir parçası. Fransız koloniyal evlere inat dikine, bulutlara dokunacak gibi duruyor. Geziyi tamamlamak için daha uygun neresi olabilir.

   Kaynakça:
   SkyLife
- Nisan 2007

Yazı : Z. Heyzen Ateş      

Foto : Sinan Çakmak      


Z. Heyzen Ateş
ve
Sinan Çakmak
'a teşekkürlerimizle

Denizce

24.04.2009