|
İki Denizin
Eczanesi Datça Florası
Üzerinde bitkilerin, otların kokuları dolaşan; taşından
kumundan çiçek fışkıran Datça Yarımadası, Anadolu’nun şifalı otlar
kitabıdır.
Kıpkırmızı gelincikler... Adı Latince’de ‘sağlık’ anlamına
gelen adaçayları... Çiçekleri küçük çam kozalaklarını andıran
karabaş otları... ‘Latin çiçeği’ de denilen kapari... Sarışın
katırtırnakları, kumsalları mora boyayan kıyı karanfilleri ve
dağları kokutan kekikler...

Reşadiye, diğer adıyla Datça Yarımadası, Anadolu’nun şifalı
otlar kitabıdır. Burada bağdan dağdan, taştan kumdan, her yerden
çiçek fışkırır desek yeridir. Zengin Akdeniz bitki örtüsü, özellikle
bahar mevsiminde gökkuşaklarını yere indirir sanki. Doğa, Datça’ya
öylesine cömert davranmıştır ki; denizin dalgaları çiçek açan badem
ağaçlarını alkışlar gibidir.

Birbirine karışan rüzgârlar Datça’da havayı da, toprağı da,
bitki örtüsünü de bereketlendirir. İnsanın ömrünü uzatır ve toprağın
binbir şifalı bitki doğurmasını kolaylaştırır. Datça Yarımadası’nın
florası, iki denizin eczanesidir. Biberiye, pelin, üzerlik otu, dağ
nanesi, kantaron, sumak, narpız ve daha nice ot ve çiçek açan bitki,
“Ben de buradayım” diye seslenir size.

Datça Yarımadası,
Rengârenk Bir Dünya
Oktay Sönmez, ‘Mavide Uyuyan Güzel Knidos’ adlı kitabında,
bir sevgili coşkusuyla anlattığı Datça Yarımadası’nın florasından da
söz eder ve kekik için şunları yazar: “Köylü kadınlar ‘Ana kokusu
bellenir kekik buralarda’ diyorlar. Binlerce yıllık bir şenliktir
kekik, antik çağlar boyunca süregelen bir sevinç. Kekik kokusu,
kekik yağı Knidos teraslarının, Doria, bugünkü Reşadiye
Yarımadası’nı oluşturan dağların kızgın Ege güneşi ile özümsenmiş
bir Anadolu büyüsüdür. Dağların nefes alışıdır kekik kokusu...”
Üzerinde bitkilerin, otların kokuları dolaşan Datça
Yarımadası, Bozburun Yarımadası ile birlikte, 1999 yılında WWF
(Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından acil olarak korunması gereken
100 yeryüzü noktasından biri olarak belirlendi. Kendine özgü
coğrafyası, bozulmamış kıyıları, kumulları, zengin denizaltı yaşamı,
endemik bitkileri ve yaban hayatı ile Datça Yarımadası,
mikroklimatik farklılıklar taşıyor. Ormanlarında kızılçamlar
çoğunlukta. Akdeniz servisi, Fenike ardıcı, mazı meşesi, sandal
ağacı, kocayemiş, erguvan, zakkum, keçiboynuzu ve elbette zeytin
ağacı Datça’nın ev sahipleri. Makiler ve fundalıklar, Akdeniz
ikliminin tipik bitkileri olarak her yerde boy gösteriyor.
Datça’nın Üç
‘B’si
Datça yıllar boyunca üç ‘B’ ile, badem, bal ve balık ile
anıldı. Bugün de, Türkiye’nin en lezzetli bademini yaratan ağaçlar
şubat ayında Datça’yı düğün yerine çevirir. Beyaz çiçekleriyle
binlerce gelin gelir yarımadaya. Çeşit çeşittir badem: Nurlu
-ki, bademin hasıdır- , Kababağ, Sıra, Diş, Dedebağ... Dış
kabuğu yeşil ve taze iken, bademin adı, ‘çağla’dır. Datça bademi,
ağızda unutulmaz bir tat bırakır.

Datça hurmasının, yalnızca Girit’te yaşadığı sanılan
ağacının, Türkiye’de de var olduğu ilk kez 1983’te Datça
Yarımadası’nda da bulunmasıyla anlaşıldı. Oysa, eskiden beri
Datça’nın yerlileri ekim başında hurma meyvelerini toplar ve
yerlerdi. Bu olay Datça’daki bitki örtüsünün daha keşfedilecek çok
yanı olduğunu gösteriyor. Mayıs ayında çiçek açan bu ağaç, yeraltı
sularından can alır. Öylesine yaşama bağlıdır ki, yansa bile,
kararan yapraksız gövdeden yeni sürgünler verir. Mavimsi renkteki
yapraklarıyla, Akdeniz’e özenir gibidir. Kurucabük’le Balıkaşıran
arasındaki bir bükte yaşayan bu ağacı görmek isteyenler, ancak deniz
yoluyla ulaşabilirler.
Datça’nın Altın
Madeni
Datça’nın, hakkında kitaplar yazmaya değer bir de kumulu var:
Gebekum... Herhangi bir sahilde altın madeni bulsanız bile, bu
hazine Gebekum’dan daha değerli değildir.
6 km uzunluğundaki bu kumul, beşi endemik yüz bitki türünün
var olduğu bir ekolojik sistem, yeryüzünün insanlara bir armağanı.
Kocadağ’la Emecik Dağı arasındaki güney sahilindeki Gebekum’un eni,
170’le 400 metre arasında değişiyor.
Yıllardır inşaatlar için kum çekimi yüzünden hırpalanan doğal
yaşam, artık koruma altına alınmış. Baharla birlikte uyanıp
deliklerinden çıkan köstebekler, yemyeşil bukalemunlar ve renkli
böcekler bu fosil kumulun bitki örtüsünü tamamlıyor.
19 kuş türü, bu kumulu ziyaret ediyor ya da yuva yapıyor.
Gebekum’da iki karış çapında bir daire çizip içinde kalan bitkilere
baktığınızda, onlarca tür sayar, şaşırırsınız. Oluşumu 6 milyon yıl
önce başlayan Gebekum kumulunu, arada bir denizden sıçrayarak geçen
yunuslar selamlar.
Yöre Mutfağı
‘Yeşil Yeşil’ Kokuyor
Türkiye’deki 154 tür yabani orkidenin bir bölümü Datça
Yarımadası’nda yetişir. Renkleri ve gösterişli biçimleriyle
orkideler, çiçek dünyasının kraliçeleridir. Datça topraklarında
büyüyen Serapias orientalis ve Serapias bergonii, sahlep ve dondurma
yapanların tahribatıyla hızla azalıyor. Bazı orkide türleri dünyanın
küçücük bir noktasında, örneğin bir dağ yamacında yaşıyor ve başka
yerde yetişmiyor. Bu yüzden Datça’nın orkideleri günden güne değer
kazanıyor ve korunmayı hak ediyor.

Datça florası, yörenin mutfağında da yerini alıyor. Zeytin,
ısırgan, papatya sapı, ki Datçalılar ona ‘dallampa’ der, bir tür ot
olan menengeç, üzeri kekikli kurutulmuş domates, kayakoruğu, tilki
diye bilinen yabani kuşkonmaz, peynirden yapılan kopanisti, kapari
filizi salatası ve deniz börülcesi Datça sofrasından eksik olmuyor.
Geleneksel yemek olarak en iyi bilinenler ise, kabak çiçeği dolması
ve keşkek. Çay tiryakisi iseniz, çaydanlığa su koyun, otlar hazır:
Narpız, adaçayı, garağan, sepsuyu, ısırgan, elmascık! Datça’da kol
böreğine bile ot konuyor, çorbaya dağ nanesi atılıyor.

Oktay Sönmez, ‘narpız’ bitkisi için bakın neler diyor:
“Ağızda rayihası bir küçük mutluluk tadı. Uzun, kurumuş sarı çöplere
yapışık mercimekten küçük taneler. O kadar. Ama kokusunda bir dünya
saklı sanki.”
Evet, Datça Yarımadası bunca kirletilmiş coğrafyanın yanında,
hâlâ saklı bir dünya, gözümüz gibi korunması gereken...
Yazı - Foto: Akgün Akova
Foto: Bülent Sancakdar
Kaynakça:
SkyLife -
Mart 2007
Akgün Akova ve
Bülent Sancakdar'a
teşekkürlerimizle
Denizce

02.05.2007
|
|