|

Firuz Aşkın'a
teşekkürlerimizle
Türk Denizciliği
Malazgirt savaşının (1071)
ardından Ege ve Marmara kıyılarına ulaşan Türkler,
Bizans'tan ve İtalyan’lardan öğrendikleri teknikle -büyük
olasılıkla yerli ustalar kullanarak- gemi yapmaya
başlamışlardı. İzmir beyi Çaka, kurduğu donanmayla
Bizans'tan
1089'da
Midilli'yi,
1090'da
Sakız'ı aldı. İznik egemeni Ebülkasım zapt ettiği Gemlik'te
bir donanma inşasına başladıysa da, tehlikeyi fark eden
Bizans harekete geçerek, yapılmakta olan gemileri yaktı.
Anadolu Selçukluları, Anadolu ticaretinin güvenliğini
sağlamak için Karadeniz'de Sinop; Akdeniz'de Antalya ve
Alanya tersanelerinde gemi inşa ettiler ve donanma
oluşturdular.
|
 |
Karadeniz donanması
1225'te
denizaşırı bir seferi gerçekleştirerek Kırım'da Sudak'ı
aldı. Anadolu Selçuklu devletinin çöküş döneminde Batı
Anadolu'da kurulan Karesi, Aydın, Saruhan, Menteşe
beylikleri, denize doğru genişlediler ve oluşturdukları
donanmalarla Ege adalarına ve Balkanlar'a akınlara
başladılar.
Bunlar Venedik ve Ceneviz ticaretini tehdit ettikleri
gibi adalardaki Latin prensleri için de tehlike
oluşturuyorlardı. Özellikle Aydınoğlu Umur Bey deniz
gazalarıyla büyük ün kazandı. Öte yandan Karadeniz'de de
Candaroğulları'nın bir donanması bulunuyordu.
Osmanlılar’ın ilk dönemlerinde Karamürsel'de, Karesi
beyliğinden alınan Edincik'te, Bizans' tan alınan
İzmit’te küçük de olsa tersaneleri bulunuyordu.
Rumeli'ye yerleştikten sonra Gelibolu'da da bir tersane
oluşturdular. |
Gelibolu tersanesi, Rumeli'nin elde tutulması, Çanakkale
boğazı ve Marmara'nın savunmasında önemli rol oynadı.
Osmanlılar, Batı Anadolu beyliklerini (Saruhan, Aydın,
Menteşe) ve Candaroğulları beyliğini ortadan kaldırdıktan
sonra bunların tersane ve donanmalarından da yararlandılar.
Stratejik anlamda bir deniz gücü oluşturan Mehmet II
İstanbul’un fethinde donanmadan da yararlandı. Gelibolu
tersanesinde yaptırdığı gemilerle önce Midilli'yi (Lesbos),
ardından Sakız ve Eğriboz'u zapt etti. Kaptanıderya Gedik
Ahmet Paşa, Kefe'yi ve Kuzey Karadeniz kıyı kentlerini
alarak Karadeniz'i bir iç deniz durumuna getirdi; denizaşırı
bir seferle de Otranto'yu aldı. Bayezit II ve Selim l
dönemlerinde gelişmesini sürdüren donanma kara ordusunun
Mısır harekâtını denizden destekledi. Osmanlı denizciliği
asıl gelişmesini Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Cezayir
hükümdarı Barbaros Hayrettin Paşa'nın ülkesini Osmanlı
devletine bağlayıp kaptanıderyalığı kabul etmesinden sonra
gösterdi. Haliç'te inşa edilen büyük bir donanmanın başında
Akdeniz'e açılan Hayrettin Paşa, ünlü amiral Andrea Doria
komutasındaki Hıristiyan donanmasını Preveze önlerinde
yendi. Barbaros'un öğrencileri Turgut Reis, Piyale Paşa vb.
Türk denizcileri Akdeniz kıyıları ve adalarında
etkinliklerini sürdürdüler.
|
 |
1565
baharında donanma Malta'ya büyük bir çıkarma yaptıysa da
adayı zapt etmeyi başaramadı. Türkler
1570'te
Kıbrıs'ı fethettiler. Hıristiyan donanması Kıbrıs'ın
zaptını engelleyemediyse de Osmanlı donanmasını
İnebahtı'da ağır bir yenilgiye uğratmayı başardı. Türk
donanması bu ağır darbeden sonra sadrazam Sokullu Mehmet
Paşa ve yeni kaptanıderya Kılıç Ali Paşa'nın çabalarıyla
kısa sürede yeniden kuruldu. Öte yandan Kuzey Afrika' da
Garp ocakları'na bağlı filolar Batı Akdeniz'de
etkinliklerini sürdürüyorlardı. |
Mısır ve Suriye'yi Memluklar'dan alan ve Akdeniz'de
(özellikle Doğu Akdeniz'de) egemenliklerini pekiştiren
Osmanlılar Kızıldeniz'i de Portekiz tehdidinden kurtardılar.
1551'de
Aden'i,
1552'de
Maskat'ı ele geçirdiler. Ancak Portekizlilerin Hint
denizi’ndeki egemenliğine son veremediler. Murat Reis, Piri
Reis ve Seydi Ali Reis'in seferleri başarısızlıkla
sonuçlandı. Onları doğu sularında yenen, daha güçlü gemiler,
daha çok top ve daha iyi bir denizcilikti.
15. yy.'ın
ikinci yarısında kudretinin doruğuna ulaşan Osmanlı
denizciliği, Kılıç Ali Paşa ile Uluç Hasan Paşa'nın
ölümlerinden sonra gerilemeye başladı. Bunda denizcilikten
yetişmeyenlerin kaptan-ı deryalığa getirilmesinin de payı
vardı. Öte yandan denizcilikte ortaya çıkan yenilikler
gereğince izlenmemiş, batı donanmalarının esas öğesini
oluşturan kalyonlara gereken önem verilmemişti. Kalyon,
Osmanlı donanmasında da kullanılmakla birlikte ağırlığı
kadırgalar ve öteki kürekli gemiler oluşturuyordu.
17. yy.
sonunda kalyonlara ağırlık verildi ve kürekli gemiler yerini
kalyonlara bırakmaya başladı. Bu Osmanlı denizciliğinin bir
süre için canlanmasına yol açtı. Ancak, Venedik'i kendisine
rakip gören ve donanmasının gelişmesini ona uyduran Osmanlı
devleti, öteki Avrupa devletlerinin bu alandaki
gelişmelerine yabancı kaldı.
1770'te
Akdeniz'e çıkan bir Rus filosunun Çeşme'de bulunan Osmanlı
donanmasını yakması, denizciliğin çağdaş biçimde
örgütlenmesi zorunluluğunu ortaya çıkardı.
1773'te
denizcilik için bir okul (Mühendishanei bahrii hümayun)
açıldı.
 |
Kaptanıderya Cezayirli Hasan Paşa ve Küçük Hüseyin Paşa,
Fransız mühendis ve ustaların yardımıyla Fransız tipinde
gemiler yaptırdı. Ancak bu ıslahat girişimleri yeterli
olmaktan uzaktı. Türk donanması
1827'de
Navarin'de,
1853'te
Sinop'ta ağır kayıplar verdi. Kırım savaşı'ndan sonra
yelken denizciliğinin yerini buharlı makinelerle işleyen
gemilere bırakması, teknolojiyi izleyemeyen Osmanlı
devletini batılı devletlerden satın aldığı gemilerle
donanma oluşturmak durumunda bıraktı.
Abdülaziz döneminde çoğu gemisi dışardan alınarak
dünyanın önemli deniz güçleri arasında yer tutan Osmanlı
donanması, Abdülhamit II döneminde,
1877-1878
Türk-Rus savaşı'ndan sonra Haliç'te hapsedilerek
çürütüldü. |
İkinci meşrutiyetin ilanından sonra hükümet ve
1909'da
kurulan "Donanmayı Osmani Muaveneti Milliye Cemiyeti"nin
çabalarıyla bir deniz gücü oluşturulmaya çalışıldı. Balkan
ve Birinci Dünya savaşlarında elinden gelen çabayı gösteren
bu donanma, Kurtuluş savaşı'nda ulusal kuvvetlerin emrine
geçebildiği kadarıyla yararlı hizmetler gördü.
Osmanlılar deniz ticaretine gereğince önem vermediler ve bu
alanı verdikleri imtiyazlarla başta Venedik ve Fransa olmak
üzere öteki devletlere bıraktılar. Osmanlı devletinin ilk
ticaret filosu, İkinci Meşrutiyet'ten az önce kuruldu. Daha
sonra "Seyri sefain idaresi" adını alan bu kuruluşu birer
ikişer gemiye sahip özel şirketler izledi. Bunların en
önemlileri İstanbul içinde sefer yapan "Şirketi Hayriye" ile
"Haliç şirketi" idi.
Kaynakça: Büyük
Larousse
|
|