| |
Evsel ve endüstriyel atıkların
arıtılmadan su ortamlarına boşaltılması, tarımda kullanılan
verim artırıcı doğal ve yapay maddelerin sularla taşınması gibi
nedenlerle gerçekleşen su kirliliği, üç yanı denizle çevrili
olan ülkemiz için önemli bir sorundur. 900 belediyenin bulunduğu
ülkemizde, sadece 141 belediyede kanalizasyon sistemi vardır ve
bunun da sadece 43'ünde arıtma tesisi bulunmaktadır. Yani
kanalizasyon sularının %99.85'i arıtılmadan ırmaklara, göllere
ve denizlere bırakılmaktadır. Endüstrinin ürettiği zehirli ve
ağır metaller ihtiva eden atık suların yıllık üretimi 930 milyon
m3'tür, bunun sadece %22'si arıtılmakta, %78'i ise
arıtılmaksızın doğrudan doğruya göl, ırmak ve derelere
bırakılmaktadır. Yüzey aktif maddeler bakımından sularımızı en
çok deterjanlar kirletmektedir, son yıllarda DDB ham maddesi
yerine EAB kullanılması sorunu biraz olsun hafifletmekle
birlikte, benzerlerinden çok daha iyi temizleme etkisi gösteren
ve fosfat içeren deterjanların kullanımındaki büyük artışın
zararları sürmektedir.
Çevre kirliliğinden dolayı 1980 yılında balık üretimi 500 bin
tonu geçerken, günümüzde 100 bin tona kadar düşmüştür. Dört
denizimiz "kapalı deniz olmaları" su yenileme zamanının uzun
olması dolayısıyla, denize giren atıkların ortamda kalma süresi
daha fazladır. 11.500 km2'lik bir alana, 3.378 km3'lük
bir hacme sahip olan ve ülkemizin en yoğun nüfus ve sanayi
yerleşimlerini kıyılarında barındıran Marmara Denizi'ndeki
kirlenme yüksek boyutlardadır. Erdek-Avşa çevresi, Gemlik ve
İzmit Körfezleri sanayi atıklarıyla, İstanbul ve öteki yerleşim
bölgeleri de ek olarak evsel atıklarla aşırı biçimde
kirlenmiştir.
Marmara Denizi bir yandan İstanbul Metropolü, İzmit Körfezi,
Tekirdağ, Gemlik Körfezi etrafındaki yoğun yerleşmenin, diğer
yandan da bu denize akan akarsulardan kaynaklanan önemli
çevresel baskılar altındadır. Tamamen Türkiye'nin bir iç denizi
konumunda olan Marmara'da görülen bu çevresel bozulma hızla
artmaktadır.
|
İstanbul
Haliç'i ve İzmir Körfezi'ne verilen ağır metal yükleri
(ton/yıl) |
| Metal İyonu |
Haliç |
İzmit Körfezi |
İst. Boğazı Kanalıyla |
| Cıva |
0.04 |
1.9 |
10 |
| Kurşun |
13.50 |
2.5 |
|
| Krom |
8.40 |
77 |
|
| Çinko |
7.00 |
16 |
19.000 |
| Bakır |
70.00 |
4.4 |
600-4.200 |
| Kadmiyum |
5.00 |
0.7 |
3.000 |
İstanbul Boğazı, 31 kilometre uzunluğunda en dar yerinde 700
metre enindedir. Çok sayıda kesin dönüşler bulunduğundan,
gemiler Boğazı geçerken en az 12 kere rota değiştirmek zorunda
kalırlar. İstanbul Boğazı çok dar ve aniden genişleyen şekliyle
dünyanın tehlikeli, kalabalık, güç ve potansiyel olarak kazalara
açık bir su yoludur. Ayrıca biyolojik, fızyografık, coğrafık,
hidrolojik ve oşinografik özellikleri ile Karadeniz ve Akdeniz
arasında kendine özgü bir ekolojik çevre oluşturur. İstanbul
Boğazı Karadeniz, Marmara ve Akdeniz'deki biyolojik çeşitliliğin
varlığını sürdürmesi için yaşamsal öneme sahiptir. Akdeniz'den
Karadeniz'e göç eden, başta balıklar olmak üzere deniz
hayvanları için genetik bir köprü oluşturan İstanbul Boğazı, son
zamanlarda antropojenik ve ekolojik değişmelerin bir sonucu
olarak biyolojik çeşitliliğin yaşanmasına bir engel haline
gelmiştir.

Boğazlarda artan gemi trafiğinden kaynaklanan kaza ve kirlilik
oranında son yıllarda belirgin bir artış görülmüştür. 1936-1937
yıllarında Boğazlardan yılda 4 bin 500 adet gemi geçerken
1999'da geçen gemi sayısı 60 bini bulmuştur. 1936'da gemi boyu
20 metreden büyük değildi, bugün 400 metrelik gemiler geçiyor,
tonajlar 10-15 bin dolayında iken bugün 400 bin tonluk
tankerlere rastlıyoruz. 1936'da 200 bin olan İstanbul nüfusu,
bugün 11 milyondur ve bu nüfus artışı boğazlardaki mahalli
trafiğin de artmasına neden olmuştur. Günde bir milyon insan bir
yakadan öteki yakaya, toplam 2000 deniz aracıyla yer
değiştirmektedir.
Kayıtlara bakıldığında, bugüne kadar toplam 162 önemli deniz
kazasına rastlanmaktadır. Bu kazalardan 105'i İstanbul
Boğazı'nda, 35'i Çanakkale Boğazı'nda, 22'si ise Marmara
Denizi'nde meydana gelmiştir. Kazalardan %52'si iki geminin
çarpışması, %30'u karaya oturma, %72'si rıhtım veya yalıya
çarpma, %4'ü yangın, %10'u da diğer sebeplerden olmuştur. Tüm bu
kazalar sonucunda yüzlerce insan hayatını kaybetti, birçok gemi
yandı veya battı, birçok rıhtım veya yalı hasar gördü ve önemli
boyutlarda çevre kirliliği oluştu. Boğazlarda ve özellikle
İstanbul Boğazı'nda, meydana gelebilecek bir deniz kazası
sonucunda büyük çapta çevre kirliliği, yangın, kitlesel ölümler,
kıyıların ve yapıların hasar görmesi, deniz canlılarının tamamen
yok olması gibi sonuçlar doğabileceği gibi, Karadeniz'in dünya
denizleri ile olan bağlantısının kesilmesine yol açar.
İstanbul Boğazı 1999 Yılı Gemi Trafiği
| |
Toplam Gemi |
Toplam Grt
|
Klavuz Alan |
SP-1
Veren |
Uğraksız Gemi |
200M.'den Küçük _Büyük |
500
GRT'dan
Küçük_Büyük |
|
Yıllık |
47.906 |
293.342.82 |
18.424 |
30.619 |
26.323 |
45.738 |
2.168 |
3.552 |
44.354 |
|
Aylık |
3.992 |
24.445.236 |
1.535 |
2.551 |
2.194 |
3.811 |
181 |
296 |
3.696 |
|
Günlük |
133 |
814.841 |
51 |
85 |
73 |
127 |
6 |
10 |
123 |
| Yüzde % |
|
|
%38 |
|
%54 |
%95 |
%5 |
%8 |
%92 |
Yukarıdaki tablodan da görüleceği
üzere, Türk Boğazları yoğun ve tehlikeli bir gemi trafiğinin
baskısı altındadır. Bu baskı Sovyetler Birliği'nin dağılmasından
sonra daha da artmıştır. Çünkü Karadeniz kıyılarında bağımsız
duruma gelen ülkeler, serbest ekonomik sistem içerisinde
gelişmekte ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği bünyesinde hem kendi
aralarında hem de öteki ülkelerle ticareti arttırmaktadırlar.
Boğazlardaki transit trafiğini yoğunlaştıracak bu olguya, şimdi
Hazar petrollerinin dünya pazarlarına ulaştırılması eklenmiştir.
Bu petrolün Karadeniz'den ve Türk Boğazları'ndan geçerek
tankerlerle taşınmasını, çıkarlarına uygun bulan bölgedeki bazı
ülkeler ve uluslararası tekeller, ülkemizin önerdiği Bakü-Ceyhan
petrol boru hattının yapılmasını engelleme ve erteleme çabası
içine girmişlerdir.
Bazı ülkeler Boğazları uluslararası ticari amaçları için
kullanırken, Türkiye gibi ülkeler, kendi egemenlik haklarına
göre kendi vatandaşlarının yaşam ve mallarını, onların
çevrelerini ve kültürel miraslarını koruma hakkına sahiptir.
İstanbul Boğazı Karadeniz'in tamamlayıcı bir bütününü
oluşturmaktadır ve UNESCO kararına göre tüm insanlığın evrensel
bir kültür mirasıdır. Petrol ve öteki zararlı maddelerin denize
sızıntısı, Boğaziçi'nde ciddi kirlenmelere yol açmıştır. Bu
nedenle Türk Boğazları'ndan "zararsız geçiş hakkı" sınırsız
olmayıp, kıyı devletinin çevre güvenliği ve sağlığı yani
vatandaşlarının yaşam hakları ile sınırlandırılmalıdır. Herhangi
bir kazada, telafisi imkansız zararlar doğurabilecek tankerler
için, Türkiye'nin milletlerarası seyrüseferi en az aksatacak
şekilde kısıtlamalar getirmesi, hem Montrö Sözleşmesi'nin hem de
bu konudaki milletlerarası hukuk kurallarının ruhuna uygundur.
Gemilerin sintine sularını ve yağlı atıklarını denize
boşaltmaları, ciddi kirlenme tehlikesi ile karşı karşıya olan
denizlerimiz için ayrı bir kirlilik tehlikesidir. Sintine
sularını, sintine seperatöründen geçirmeden denize boşaltanlara
yüksek cezalar uygulanmalı, ayrıca slaçların (yoğun yağlı kirli
atıkların) yurt dışında uygulanan sistemdeki gibi gemilerle
toplanması sağlanmalı ve gemilerin yağlı atıklarını denize
deşarjı önlenmelidir.
Sibel
Kaymaz'a teşekkürlerimizle
Denizce

Kaynakça: Deniz Kaynakları
T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı Yayını |
|