| |
GİRİŞ
Ülkemiz, üç tarafı denizlerle çevrili olmasının yanı sıra,
sayısız iç su kaynaklarına sahip olup, toplam su ürünleri
üretimi bakımından, 1997 verilerine göre 500.260 ton ile dünya
su ürünleri üretim sıralamasında orta sıralarda yer almaktadır
(A. Özdemir,
V.
Kürüm. 26/28
Ekim 1999 Balıkçı Gemileri ve Avlanma Teknolojisi semp.).

Böyle bir görüntüyü kim istemez
Deniz
ve iç sularımızda canlı yaşamın sayıca ve türce giderek
azalması, kirliliğin, yanlış yapılaşmanın, aşırı avlanmanın,
yanlış teknoloji kullanmanın en önemli belirtileridir.
Çeşitli
yollardan meydana gelen deniz kirliliği, toplumların korunması
ve insanlığın geleceği bakımından büyük önem arz etmektedir.
Belli bir sistem içinde yerleşmiş toplumlar,' üretim teknolojisi
sonucu ekolojik dengeyi tahrip etmekte, kısa dönemde geçimlerini
sağlama endişesi içinde, uzun dönemin birçok imkanlarını yok
etmektedir. Kirliliğin en yoğun olduğu sucul kaynaklar,
gelecekteki gıda deposu olma özelliğini hızla yitirmektedir. Bu
kirlilik, besin zinciri boyunca giderek artmakta ve sonuçta tüm
canlı sistemler bu kirlenmeden payına düşeni almaktadır.
Deniz
ve iç sularımız yanlış yapılaşma, endüstriyel, evsel, komşu ülke
akarsuların taşıdıkları atıklarla ve yaşanan kazalarla sürekli
kirlenmektedir.
İster
sucul kaynaklı olsun, isterse karasal kaynaklı olsun,
kirlenmelerin araştırılmasında tek amaç vardır; o da kirliliğin
canlılar veya canlı kaynaklar üzerinde doğrudan ya da dolaylı
etkilerinin incelenmesi ve elde edilen sonuçlara göre gerekli
önlemleri almaktır. Bu etkileri saptamak da canlıların
fizyolojilerini, histolojilerini ve anatomilerini, davranış
biçimlerini ve beslenme alışkanlıklarını bilmekten geçmektedir.
Bu nedenle Biyologlara çok büyük görevler düşmektedir. Çünkü bu
konuda tek eğitim alan meslek gurubudurlar.
Kirlilik
Çeşitleri üzerine incelemeler
-
Evsel
artıklar,;Çöpler, arıtılmadan akarsulara, denizlere verilen
kanalizasyon ve pis su atıkları bu başlık altında toplanabilir
-
Endüstriyel atıklar; (örnek olarak; kimyasal kirleticiler,
pestisidler, zehirli gaz atıkları, tozlar)
-
Elektrik üretmek amacıyla kurulan termik, nükleer santraller
-
Yanlış yer seçimi nedeniyle tersane, çekek,
liman, balıkçı barınakları
-
Erozyon
-
Yanlış sahil dolgu alanları
-
Sanayi tesislerinin dolum, boşaltım, aktarma alanlarında
petrol türevlerinden kaynaklanan kirlenmeler
-
Deniz ve iç su taşıtlarının sintine, kirli
balast sularından kaynaklanan kirlilikler
-
Gemiler tarafından taşınan balast sularında bulunan yabancı
sulara ait canlılar ve kimyasal kirleticiler
-
Ruhsatsız ve yasal olmayan alanlardan kum çekilmesi
-
Kazalar
-
Çarpık kentleşme,
-
Aşırı
ve bilinçsizce avlanma,
-
"GMO"
Genetik yapıları değiştirilen ve yayılımcı yabani türler
(yosun, fito / zooplankton vs.)
-
Üretim çiftlikleri
-
Atmosfer kaynaklı kirlilikler (toz, asit yağmurları, dümen,
hava taşıtlarının atıkları vs.)
Yukarıda sıralamaya çalışan kirlilik nedenleri, sucul ekosistem
(fauna ve flora'nın) içinde yeralan, canlı ve cansız sistemler
arasındaki karmaşık ve hassas dengeyi etkilemektedir.
Ekosistemin bu denge neticesinde madde döngüsü, enerji akışı ve
popülasyon denetimi sağlanmaktadır.
Kirlilikler bu ekolojik dengede hasar meydana getirmektedir. Bu
hasarın giderilmesi için biyolojik bilgi birikimi gerekmektedir.
Biyologlar kirliliği izlemekte, "biyolojik indikatörler"
kullanmaktadırlar. Kirleticilerin canlının üzerindeki etkisini
subletal ve letal düzeyde incelemek gerekmektedir.
Petrol
türevleri, pestisit ve ağır metal gibi kimyasal kirleticiler;
sucul canlılarda yarattığı toksik, akut, kronik ve doğrudan
etkilerin yanısıra, dolaylı fizyolojik etkileri de olmaktadır.
Bu tür kirleticiler, canlı kaynakların yumurta, larvalarını ve
genç bireylerini çok daha fazla etkilemektedir. Canlı
kaynakların sürdürülebilir üretimlerinin ve nesillerini devam
ettirmeleri tehlikeye girmektedir. Fizyolojik etkileri şöyle
sıralayabiliriz; Planktonlarda hücre bölünmesinin gecikmesi ve
engellenmesi, kabuklularda beslenme alışkanlıklarının değişmesi,
balıklarda anormal yumurtlama ve yumurtlama dönemlerinin
değişmesi, kanser tümörlerinin oluşumu vb.(Walker. C.H 1992)
Sucul
türleri tek tek korumak mümkün olmadığından, onları habitatları
ile birlikte koruma altına almak gerekmektedir. Koruma
çalışmalarında türü, tür topluluklarını, habitatların
özelliklerini, ekolojik döngüleri tanıyan, analiz etme yetkisine
sahip meslek guruplarından istifade edilmelidir.
Globalleşen ve AB'ye üye olma yolundaki Türkiye'de, meslek
guruplarının sorumlulukları gelişmiş ülke normlarına göre
düzenlenmelidir. Günümüzde genetik çeşitliliğin azalması
dünyadaki en önemli çevre sorunu olarak değerlendirilmektedir.
Denizlerde yaşayan bakterilerden balinalara kadar çeşitli
organizmalardan sadece balıklara, (ekonomik değeri olanlar,
nesli tükenmekte olanlar), Deniz kaplumbağlarına ve Deniz
memelilerine (foklar, balinalar ve yunuslar), toplumumuz
duyarlılık göstermektedir. Halbuki besin zinciri düşünüldüğünde,
bu canlı guruplarına gelinceye kadar bir çok gurup ve binlerce
tür vardır.
Kirliliğin Önlenmesi için Çözüm Önerileri:
-
Endemik ve nesli tehlikede türler tespit edilerek yaşam
alanları (habitatları) koruma altına alınmalıdır.
-
Biyolojik çeşitliliği tehdit eden risk faktörleri ile
biyolojik indikatörler belirlenmelidir.
-
Sucul
fauna ve flora envanter çalışmalarının tamamlanması
gerekmektedir.
-
Deniz
kirliliği ile mücadelede ilgili bakanlık, kamu kuruluşu ve
meslek örgütleri ile halkın da katılacağı bir organizasyon
tarafından, acil müdahale ve master programlar
hazırlanmalıdır.
-
Son
derece verimsiz ve deniz kıyılarında bulunan maden sahalarının
yarattığı jeolojik, biyolojik sorunlar nedeniyle su ürünleri
avlanma alanları yok olmakta, doğal denge bozulmaktadır.
Ruhsatlandırma işlemleri esnasında o bölge için kesinlikle ÇED
istenmelidir. ÇED 'in olumsuz olması halinde bu tür
işletmelere ruhsat verilmemelidir. ÇED raporlarının bağımsız
örgütler tarafından denetlenmesi sağlanmalıdır.
-
Su
havzalarına kaçak inşaat yapılması kesinlikle önlenmelidir.
Oturma izni ve iskan verilmemeli, belediye tarafından bu
yerleşim alanlarına hiçbir hizmet götürülmemelidir.
-
Yılda
60.000 den fazla geminin geçiş yaptığı Denizlerimizde ve
boğazlarımızda, gemilerin ve diğer deniz ve içsu taşıtlarının
sintine, kirli balast sularını boşaltabileceği alanların
(Liman Atık Alım Tesisleri) yapılmasına hız verilmelidir.
-
Akdeniz Ekosistemine dahil olan ülkemizden yük almak için,
kara sularına girecek olan açık deniz taşıtlarının, denge
amacıyla aldıkları balast sularını, daha karasularımıza
girmeden değiştirmelerinin sağlanması; genetik yapısı
değiştirilmiş ve yayılmacı türlerin kendi ekosistemimizi
tehdit etmesinin önüne geçmek için bir araçtır.
-
İç sularımızda kirlilik, uluslararası
standartların çok üzerindedir.
Bunların
önlenebilmesi için Arıtma sistemlerinden ödün verilmemelidir.
-
Deniz
ve içsulardaki kirlilik envanterlerinin en kısa sürede
çıkartılarak, kamuoyuna ve ilgili kuruşlara ulaşması
sağlanmalı ve bu konudaki projelere mali destek sağlanmalıdır.
-
Sucul canlı kaynakları, suyu süzerek
beslendikleri veya süzerek
beslenen canlılarla
beslendikleri için, kirlilik etkenleri bu canlıların
bünyelerinde birikmektedir. (Zehirli kimyasallar-ağır
metaller- kanserojenler-).Bu içsularda ve denizlerimizden elde
edilen canlı kaynaklardaki kirlenme sınırları sürekli takip
edilmeli ve bu sınırların uluslararası sınırları aşması
halinde, ihracatçı ve tüketiciler uyarılmalıdır, (mesela
yengeç, karides, ıstakoz gibi bazı bentik organizmalarda 1-10
ppm, midye gibi çift kabuklularda ve balıklarda 5-50 ppm,
gastropoda'lar da, 10-100 ppm 'e kadar duyarlıdır.)
-
Ötrofıkasyon ve diğer etkiler, sularımızdaki biyolojik
zenginliklerimiz üzerinde olumsuz etki yaptığından, tür
çeşitliliği azaldıkça veya üreme alanları terk edildikçe
fırsatçı türler veya başka ekosistemlerden balast suları
vasıtasıyla veya başka bir yolla taşınan türler
üreyebilecekleri uygun ortamı kolaylıkla bulabilmektedir.
(Red- tide olayı ve A.B.D kökenli Mnemiopsis leidy bir
örnektir.)
-
Deniz
taşıt trafiğinin çağdaş düzeyde planlanması ve verilmekte
olan kılavuzluk hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi,
deniz kazalarını asgariye indirecektir.
-
Denizlerimizden geçiş yapacak olan gemilerin uluslararası
standartlara uygunluğu denetlenmelidir.
-
Deniz
kazaları için acil müdahale birlikleri ve planı
hazırlanmalıdır. Böylece yetki karmaşası ve karışıklıklar
en minimum düzeye inecektir.
-
Sağlık Bakanlığına bağlı hudut Sahilleri Genel Müdürlüğünün
kontrolündeki sağlık merkezleri günün koşullarına göre dizayn
edilmelidir.
-
Karasularımızda sefer yapan tüm gemilerin (yerli/yabancı)
doğal, tarihi kültürel ve ekonomik çevreye verebilecekleri
zararların giderilmesi ve tazmini konusunda bu gemilere yasal
düzenlemeler gözden geçirilmelidir.
-
Kirlenmenin önlenmesi için Ulusal ve
uluslararası mevzuatta bir çok yasanın bulunmasına rağmen, bu
yasaları uygulamada zorluk çekildiği bilinmektedir. Yetki ve
sorumluluk tek bir organizasyonda toplanmalıdır. Uygulayıcı
konumunda olan, üreticiler ve sivil toplum örgütleri için
hizmet içi eğitimler yapılmalıdır.
Atilla Kaya
Biyologlar Derneği
Kaynakça: Deniz Kaynakları
T.C. Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı Yayını
Attila Kaya'ya teşekkürlerimizle
Denizce

|
|