|

Teryüz Denizanası (Kızıldeniz Göçmeni)
Türkiye’nin farklı özellikleri olan dört denizi var. Güneyde
sıcak ve çok tuzlu Akdeniz, kuzeyde soğuk ve az tuzlu yapıdaki
Karadeniz ile bu iki deniz arasında bağlantıyı sağlayan ve her
iki denizin özelliklerini taşıyan Marmara ve Ege denizleri.
Denizlerimizdeki bu farklılıklar değişik özellikte çok sayıda
türün sularımızda yaşamasına olanak sağlıyor. Diğer taraftan bu
canlı çeşitliliğini tehdit eden kirlenme, kıyıdaki yapılaşmalar,
endüstriyel gelişmeler, tarımsal faaliyetler gibi çok sayıda
etken var. Bunlara bir de yabancı türler ve bunlardan
kaynaklanan biyolojik istila eklendiğinde denizel
biyoçeşitliliğimizin tehlike altında olduğu kolayca
anlaşılabilir.
Denizler, yabancı türlerden ve biyolojik istiladan en fazla
etkilenen sistemler. Bunun insan kaynaklı çok sayıda nedeni var.
Deniz taşımacılığı, akvaryumculuk, kültür balıkçılığı ve diğer
yetiştiricilik etkinlikleri gibi nedenler başta geliyor. Deniz
taşımacılığı türlerin bir yerden bir yere taşınmasında,
istemeden de olsa, kolaylık sağlıyor. Türlerin bu biçimde bir
yerden başka bir yere taşınmalarının deniz ticaretiyle (antik
çağlardan günümüze) başladığı söylenebilir. Deniz taşımacılığı
aracılığıyla taşınma, gemilerin alt tarafında tutunma ya da
balast sularıyla olabilir. Yapışıcı ya da delici özellikleri
olan organizmalar (bazı deniz solucanları, bazı yumaşakçalar
vb.) gemilerin alt tarafına tutunarak çok uzak mesafelere
kolayca gidebilirler. Balast sularıyla taşınımdaysa çok sayıda
tür bir yerden bir yere taşınabilir. Balast suları gemilerin
dengelerini sağlamak için boş tanklarına aldıkları büyük
miktarlardaki deniz suyudur. Bu suda plankton, omurgasız
türleri, balık ve bazı türlerin larvaları gibi çok sayıda deniz
canlısı bulunur. Balast suyu alımı, taşınması ya da boşaltımı
sırasında canlılar genellikle yaşamlarını kaybederler. Özellikle
boşaltım sırasında, çoğu kez (tuzluluk ve sıcaklık farkından
dolayı) doğal ortamlarından çok farklı bir ortamla karşılaşırlar
ve büyük bir çoğunluğu da bu sırada ölür. Ancak, farklı tuzluluk
ve sıcaklık değerlerinde yaşayabilen bazı türler bu değişikliğe
dayanabilir ve girdikleri yeni ortamda yaşamlarını devam
ettirebilirler. Ekolojik toleransı yüksek canlılar olarak
nitelenen bu türler, girdikleri yeni ortamda bazen çok büyük
koloniler de oluşturabilirler.

Külah Balığı (Kızıldeniz Göçmeni)
Deniz akvaryumu yoluyla yabancı tür girişi genelde akvaryumun
bilinçsizce denize boşaltılmasından kaynaklanır. Buna en iyi
örnek, bilimsel adı Caulerpa taxifolia olan katil yosundur.
Katil denmesinin nedeni bulunduğu ortamda hemen hemen her yeri
kaplayarak diğer canlıların yaşam alanını işgal edip, onlara
yaşama alanı bırakmaması. Katil yosunun doğal yayılış alanı Hint
Okyanusu ve Karayip Denizi. Doğal ortamında herhangi bir tehlike
yaratmayan bu tür, Akdeniz’de diğer canlıların yaşam alanlarını
tehdit ediyor. Peki, bu duruma nasıl gelindi? Katil yosun,
Avrupa’ya ilk olarak 1980’lerde Almanya’daki deniz akvaryumları
için getirildi. Akvaryumda bakımı kolay olan, rengi solmayan ve
güzel görüntü oluşturan bu yosun türü kısa sürede
akvaryumcuların gözdesi oldu. Buradan Monaco’daki deniz
akvaryumuna getirilen tür, yanlışlıkla havuzun boşaltım
sistemiyle denize karıştı ve 1984’te ilk kez Akdeniz’de görüldü.
Başlangıçta küçük bir alanda yayılış gösteren katil yosun altı
yıl içinde başarılı bir uyum süreci geçirdi ve gittikçe hızlı
biçimde yayılmaya başladı. Bugün Batı ve Orta Akdeniz’de birçok
ülkede görülüyor. Bilim insanları, doğal ortamında istilacı
özellik göstermeyen bu türün Akdeniz’de istilacı olmasının
nedenini, Akdeniz’de doğal düşmanının olmamasına ve akvaryumda
daha dayanıklı hale gelmesine bağlıyorlar. Katil yosun henüz
ülkemiz kıyılarında yok. “Henüz” diyoruz çünkü kıyılarımıza
gelme olasılığı oldukça yüksek. Batı Akdeniz’den kalkan herhangi
bir geminin çapasında bile gelebilecek durumda.
Süveyş Kanalı
Doğal ekosistemlere insan kaynaklı yabancı tür girişinin bir
nedeni de farklı ekosistemlerin kanallarla birbirine bağlanması.
Buna en iyi örnek Süveyş Kanalı. 1869‘da açılan bu kanal,
Akdeniz ile tropik bir deniz özelliği gösteren Kızıldeniz ve
Hint Okyanusu’nu birbirine bağladı. Ekosistemler arasında canlı
geçişine de olanak sağlayan bu kanaldan türler 20-30 yıldan
sonra yavaş yavaş geçmeye başladı. Daha çok Kızıldeniz’den
Akdeniz’e geçiş yapan türlerin sayısında son yıllarda çok artış
var. Bugün Akdeniz’de yapacağınız her dalışta Kızıldeniz kökenli
türleri görebilirsiniz. Kızıldeniz kökenli türlerin girişi bu
hızla devam ederse gelecekte yerli türleri görmek çok zor
olacak; çünkü Kızıldeniz kökenli türler, yerli türler üzerinde
kolayca baskı kurarak onların ortamdan uzaklaşmasına neden
oluyor.

Sokar Balığı (Kızıldeniz
Göçmeni)
Yabancı
Türlerimizden Örnekler
Ülkemiz denizlerinde yabancı tür sayısı 2005 yılında yapılan
bir çalışmaya göre 263 olarak belirlenmiş. 2005’ten sonra
bulunan yabancı türlerle birlikte bugün bu sayının 280’den fazla
olduğu tahmin ediliyor. Yabancı türlerden bazıları zararlı ve
yıkıcı etki gösterirken bazılarının ekosistemin dengesini
bozacak herhangi bir etkisi yoktur. Örneğin, İzmir’de görülen
Alexandrium tamarense, Heterosigma akashiwo, Gymnodinium
mikimotoi gibi planktonlar toksik özelliktedirler ve? aşırı
çoğaldıklarında ekosistem için zararlı etkiler yaratırlar.
Karadeniz’de 1980’lerde ortaya çıkan Mnemiopsis leidyi adlı
Atlantik kökenli bir taraklı hayvan türü hamsi popülasyonuna çok
zarar vermiş ve bir dönem hamsi balıkçılığı durma noktasına
gelmişti. Ancak 1990’ların sonunda, bununla beslenen Beroe ovata
adlı başka bir yabancı tür Karadeniz’e gelmiş ve Mnemiopsis
leidyi’nin artışı durmuştur. Bir başka örnek, Rapana venosa adlı
deniz salyangozu. 1960’ta Karadeniz’de kaydı tutulan bu tür,
karadeniz’deki midye popülasyonuna çok zarar vermişti.
1990’larda Marmara’da ortaya çıkan Atlantik kökenli Asterias
rubens adlı denizyıldızı da midye popülasyonlarına zarar
vermişti. Bununla birlikte Kızıldeniz kökenli türlerden
bazılarının (sokar balığı gibi) avcılığı yapılarak ekonomik
yarar da sağlanabiliyor. Her ne kadar bazıları zararsız ve hatta
ekonomik değer taşıyor olsa da yabancı türlerin doğal
ekositemler için her zaman bir tehdit olduğu unutulmamalı.
Fotoğraflar: Dr. Bülent Gözcelioğlu
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 500 Temmuz-2009
Dr.
Bülent Gözcelioğlu'na teşekkürlerimizle
Denizce

21.08.2009
|