|

İlk dijital görüntülü oyun 1952 yılında Alexander S. Douglas
tarafından geliştirilmesinden beri köprünün altından çok su
aktı. Hızla gelişen teknolojiyi en yakından takip eden bu
oyunlar, Matrix filminde anlatılan sanal dünyanın hiç de kurgu
ürünü olmadığını gösteriyor.
Bir sonbahar gecesinin hafif esintisi ile dalgalandı
saçlarım. Attığım her bir adımda bastığım toprağın üstünde
kümelenmiş olan yaprakların hışırtısı dışında ses çıkartmamak
için büyük dikkat harcarken, bir sineğin vızıltısını andıran
hafif bir ses ile başımı sola doğru çevirdim. Kulakları sağır
edercesine büyük bir gürültü ile patlayan bombanın şok dalgası
ile bedenim sarsılırken, kulaklığımdan yankılanan “Tuzağa
düştük, geri çekilin!” ikazını dikkate almayarak tam otomatik
silahımın tetiğine bastım ve çılgıncasına ateş etmeye başladım.
Kurşunlar dört bir yandan uçuşup, adrenalin damarlarımda
dolaşırken annemin sesini duydum; “Yemek hazır, haydi sofraya…”
Tarih öncesi çağlardan bu yana oyunlar ve oyunculuk insan
hayatında önemli bir role sahip. Yeni doğmuş bir bebeğin ilk
gülücüklerinde saklı olan bakışlar hayatının değişen her
döneminde farklı bir tezahür ile kendini göstermeye devam
edecek. Belki insanın doğal yapısında saklı olan bir gizemin
yansıması, belki de hayatın kendisinin bir oyun olmasıdır bunun
nedeni ama insan evladı her zaman şeklini, adını, kurallarını
değiştirerek oyunlar oynamayı sever.
Günümüz teknolojisi ile artık oturma odalarımızda yüksek
çözünürlükte görsellik, çevresel ses gibi gerçekliğin
sınırlarına yaklaşan imkânları kullanarak tenis oynamak,
takımlar kurarak futbol maçları yapmak, farklı kimliklere
bürünmüş arkadaşlar ile internet üzerinde hiç keşfedilmemiş
maceralara çıkmak mümkün hale gelmiş durumda.
Dünya tarihinde ilk dijital görüntülü oyun 1952 yılında
Alexander S. Douglas tarafından geliştirildi. Cambridge
Üniversitesi’nde insan-bilgisayar etkileşimi üzerine yazdığı
doktora tezi için hazırlanan OXO (bilinen adı ile
tic-tac-toe)ismindeki oyun, çevirmeli bir telefon arabirimi ve
35x16 çözünürlükteki bir ekran aracılığıyla oynanmaktaydı.
OXO’yu 1958 yılında bir osiloskop vasıtası ile oynanan basit
tenis oyunu Tennis for Two takip etti. Ancak her ne kadar bu
programlar dijital oyun tarihinin ilkleri olarak kabul edilse
bile, dijital oyunların son kullanıcılara yaygın şekilde
ulaşması için en az bir on sene daha gerekiyordu.
1960’lı yılların sonuna kadar gelişmekte olan teknolojiye
paralel olarak gerçekleşen dijital oyun tasarımlarının siyah
beyaz kocaman noktalardan oluşan ekranlarda görüntülenen devasa
büyülükte piksellerin ötesine geçemediğini görüyoruz. Bu
çalışmaların içinde en başarılı olan dijital oyun 1961 yılında
MIT öğrencileri tarafından geliştirilen Spacewar! olarak
bilinir. Spacewar! Siyah bir ekranda iki kişi tarafından kontrol
edilerek bir birine roketler atan iki uzay gemisi ile
oynanmaktadır ve rakipler bir birlerine ateş ederken ekranın
ortasında bulunan dev bir karadelikden kaçmaya çalışırlar.
Dünyanın çeşitli üniversitelerinde ve şirketlerinde
gerçekleştirilen bu çalışmalar yeni bir dönemin ayak sesleridir
aslında.
Jetonlu Oyun
Makinelerinin Devri
1971 yılının Eylül ayında Stanford Üniversitesinin öğrenci
kulübüne yerleştirilen Galaxy Game, dijital oyun tarihinde
jetonla çalışan ilk oyun makinesidir. Aynı yıl Nolan Bushnell ve
Ted Dabney tarafından Spacewar! temel alınarak geliştirilen
Computer Space isimli oyun makinesi 1.500 adet üretilmiş ancak
oyuna alışma süreci zor olduğu için ticari başarı elde
edememiştir. Buna rağmen Computer Space seri olarak üretilen ilk
jetonlu oyun cihazıdır. Ticari olarak büyük başarı elden eden
ilk jetonlu oyun makinesi ise 1972 yılında Atari tarafından
üretilen Pong olarak karşımıza çıkar. Atari’nin 19.000 üzerinde
Pong makinesi satması ile birlikte 1978 yılında Taito tarafından
Space Invaders ve 1979 yılında Atari tarafından Asteroids isimli
oyun cihazları piyasaya sürülmüştür. 1980 yılında dünyanın ilk
renkli Arcade oyunu olan Pac-Man 30’a yaklaşan yaşına rağmen bu
gün dahi popülerliğini sürdüren eğlenceli bir oyundur.
Oyunların
Evlere Giriş Devri
1980’li yıllar ile birlikte kişisel bilgisayarların (Personal
Computer – PC) yavaş yavaş evlere girmeye başladığını görüyoruz.
Bu ilk nesil PC’ler üzerinde yer alan BASIC gibi temel
programlama dilleri ile kullanıcılar kendi basit oyunlarını
artık yazabilir hale gelmişlerdi. 1980’li yıllar evlerinde
geliştirdikleri oyunları satarak kendi şirketlerini kuran pek
çok başarı hikâyesinin başlangıcıdır aslında. 1982 yılında
kurulan Electronic Arts bu gün hala dünyanın en büyük oyun
stüdyolarını bünyesinde barındıran devasa bir şirketler
topluluğuna dönüşmüştür.
Dijital oyun sayısının gittikçe artması, oyun dünyasında çok
çeşitli oyun türlerinin de oluşmasına olanak sağlamıştır.
Macera, Dövüş, Puzzle, Platform, Yarış, Rol Yapma, Strateji,
Simülasyon gibi türler doğmuştur. Zork, Dragon’s Lair, Pac-Man,
Donkey Kong, Metroid, Dragon Quest, Metal Gear, Battlezone gibi
oyunlar 1980’li yıllara damgasını vurmuş önemli isimlerdir.
Aynı dönemde Commodore, Atari, Sinclair, Apple firmaları
tarafından üretilen PC ve oyun cihazları sayesinde dijital
oyunların ve bilgisayarların artık bir lüks olmaktan sıyrılıp
hayatın bir parçası haline gelmeye başladığını görüyoruz.
Milenyuma
Doğru
Sony PlayStation, Nintendo GameCube gibi sadece oyun oynamaya
yönelik cihazlar ve kişisel bilgisayarların ucuzlaması sayesinde
1990 ve 2000 yılı arasında piyasaya sürülen on binlerce oyunla
beraber üç boyutlu oyunların çağı da başlamış oldu. Aynı
yıllarda Internet’in hayatımıza girmesi ise yeni bir kavramı
sundu bizlere; Online Oyunlar. Artık sadece bilgisayara karşı
değil, dünyanın dört bir köşesindeki gerçek insanlara karşı veya
beraber oyun oynamak mümkün hale gelmişti.
Milenyum
Çağının Harikaları
Bugün gerçek görüntülerden farkını anlamak için çok büyük
dikkat gerektiren, gelişen teknolojiye paralel olarak ses ve
vücut hareketlerimiz ile kontrol edebildiğimiz, sadece
bilgisayara karşı değil World of Warcraft gibi yapımların
sunduğu sanal dünyalarda, 12 milyondan fazla insanın
buluşabildiği oyunlara sahibiz. Yapmak istediğiniz ne olursa
olsun kontrol edebileceğiniz sanal bir karakter ve dünya mutlaka
var. Dilerseniz kılıcınızı veya büyülerinizi belinize dolayıp
korkunç ejderhalara karşı savaşabilir, dilerseniz bir uzay
pilotu olarak galaksilerde yolculuğa çıkabilir, kendinize bir ev
kurup içini istediğiniz gibi döşeyerek arkadaşlarınıza davet
verebilirsiniz. Dünyanın en pahalı futbol oyuncuları ve
takımları ile aynı sahayı paylaşabilir bir yandan meyve suyunuzu
yudumlayabilirsiniz. Üstelik bunları yapmak için evinizde
oturmanıza dahi gerek yok, cebinize sığan mobil cihazlar için
geliştirilmiş on binlerce oyun bulunmakta.
Saklambaç oynadığımız günlerin hatıralarını çocuklarımız ile
paylaştığınızda belki geçmişe özlem ile bakabiliriz elbette.
Ancak değişmeyen tek şeyin değişim olduğu dünyada, çocuklarımız
kendi çocuklarına, oyun oynarken ekrana baktıklarını
söylediklerinde, torunlarımızın inanmaz gözler ile bakıp sonra
da Matrixvari dünyalara adım atmayacaklarından emin olabilir
miyiz? Kesinlikle hayır…
Kaynakça:
SkyLife - Aralık 2009
Ahmet Usta'ya
teşekkürlerimizle
Denizce

20.01.2010
|