e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Dış Mihraklı Atasözü

 Prof. Dr. Yankı Yazgan    

 


http://www.yankiyazgan.com    

Gazetelerde yazılan her şeye kayıtsız şartsız inanmam. Hele uzman olarak anılan kişinin sırıtan ya da çatık kaşlı fark etmez bir fotoğrafının da bulunduğu kutudaki, “uzmanımız şöyle buyurdu” diye giden satırları da mantık süzgecinden geçirmeden kabullenmem. Bunu bir marifet olarak söylemiyorum; kendi söylediğim iddia edilen bazı sözlere de gazetelerde rastlayıp, hatta, başlığa bakıp, “amma saçmalamış bu psikiyatr, kimmiş bu aklı evvel?” diyerek okuduğum bir haberde kendi adımı gördüğümde, cin çarpmışa dönmüş bir insan olarak konuşuyorum. O yüzden kimseyi gazetedeki demecine bakıp, yargılamamaya çalışırım.

Üzümünü ye, bağını sorma. 19 Aralık tarihli bazı gazetelerde yayımlanan bir habere göre, 12 Eylül sonrası kamulaştırılmış (eskiden özerk) kültür kurumlarından Türk Dil Kurumu’nun bir yetkilisi aralık ayında yaptığı bir konuşmada, ilköğretim ve liseler için hazırlığı devam eden Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’ne “Üzümü ye bağını sorma, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar, devletin malı deniz...” gibi “kültürümüzde yer almayan ve nasıl girdiği belli olmayan sözleri almayacağız,” demiş. Dış mihraklı atasözlerine karşı kampanya havasındaki bu sözlerin gerçekten söylenip söylenmediğini bilmiyorum (kuşkuculuğumun sebebini ilk paragrafta açıklamıştım). Ama söylenmiş olma olasılığı yüksek gibi geliyor.

Bu atasözlerini bilmem, ama çok yerel başka bir atasözü daha var ki, buralarda bunu benimsemeyen az insan yaşar (hayatta kalabilir), diye düşünürüm: “Nerede beleş, orada yerleş...” TDK yetkilisinin mantığına göre bu da dış kaynaklı bir ata sözü gibi durmakta. Aksi yönde kanıtlarım var:

Evrensel ve dipsiz bilgi kaynağımız internette birçok site değişik hizmetleri ücretsiz sağlayarak, dünyanın dört bir yanındaki bilgileri bize sunuyor. Ticari diye bilinen (hizmet karşılığında belirlenmiş ücreti alan) sitelerin yanı sıra, gönüllü (ancak hizmeti sürdürmek için paraya ihtiyacı olan) siteler de var. Bu siteler bağışlarla yaşamaktalar. Bir kesimi, artık herhalde durum biraz ağırlarına gittiği için, Türkiye’ye yönelik hizmetleri kesmeye niyetlenmişler. Neden mi? Neredeyse, sıfıra yakın bağış aldıkları için...

“Enayi miyiz biz?” ki adama istemeden para verelim. Bu arada hiç cimri olmadığımız, hatta müsrif sayılabileceğimiz söylenebilir. Bkz. Lokanta çıkışında uçuşturulan, düğünlerde-derneklerde ortaya saçılan paralar, havaya atılan dolarlar... (ve bunu yapanların bir kısmı “beleş” sağlık hizmeti almaya hak kazanmış yeşil kart sahibi muhtaç şahıslar) O paraları saçmanın getirisi, görünür faydası o kadar çok ki.

Bilim-kültür websitesinde koşulsuz sunulan bilgiye çok ihtiyacımız olmadığı ve zaten hayatımızda bilginin bir zaruret ya da lüzum olmadıkça edinilmediği gerçeğini hatırlayınca, hakikaten neden bağış yapalım ki, getirisi olmayan, pratik bir yararı da görülmemiş bilimsel ya da kültürel olarak tanımlanabilecek sitelere? Wikipedia’nın hakkını yemeyelim, ödev yaparken kopyalamak için fena malzeme yok orada.

Bir bedavacı biz miyiz? Beleşçilik sadece bize özgüdür dersem, haksızlık etmiş olurum. “Bedava sirke baldan tatlıdır”ı düşünün. Belki İtalya’dan geldi, belki balzamik sirkeden bahsediyorlar. Neden tek beleşçi biz olalım, müzelerin bedava gezildiği günler dünyanın her ülkesinde kuyruklar daha uzun olmuyor mu? Müze kuyruğunda saatlerce bekleyenler biz miyiz? Böyle bir şey olabilir mi?

Borç yiğidin kamçısıdır, hele ödemediğinizde Uluslararası ticaret gereği doğan borcunu ödemediği için kahraman olan şirketin sahibinin partisi 2002 seçimlerinde az kaldı Meclis’e giriyordu. İçimizden “helâl olsun adama” diyenler herhalde çoğunluktaydılar. Bu biraz da, “zaten Amerikalılar bizim kaynaklarımızı sömürerek haksız yere bir sürü kazanç sağlıyorlar” antiemperyalist söylemiyle de desteklenince, borç ödememe parayı geri alma eylemine dönüşüp Robin Hood’laştırılıyor (bakın dış mihrak oarada işte). Bu arada biz yiğitler kamçısız kalınca, kamçı ihtiyacı nasıl karşılanacak düşünen yok.

Beleşçiliği ve ucuzculuğu öven atasözlerinin dış mihraklarına inat, pahalı ve kaliteliye övgü düzmüş ataların sözleri ile bu yazıyı kapatayım:

“Ucuzdur vardır bir illeti, pahalıdır vardır bir hikmeti”. “Ucuz etin yahnisi yavan olur” (dış mihraklara not: “ucuz etten yapılma yahni hiç yemedim, bilemiycem... Herhalde papaz yahnisidir öyle olan”) Bedava versen almam, diyen de biziz. Tabii, bu tam bir atasözü sayılmaz; ama, belki ataların akıllarına gelmemiştir.

 

Prof. Dr. Yankı Yazgan'a teşekkürlerimizle

Denizce

12.06.2007