|
http://www.yankiyazgan.com
Gazetelerde
yazılan her şeye kayıtsız şartsız inanmam. Hele uzman olarak
anılan kişinin sırıtan ya da çatık kaşlı fark etmez bir
fotoğrafının da bulunduğu kutudaki, “uzmanımız şöyle buyurdu”
diye giden satırları da mantık süzgecinden geçirmeden
kabullenmem. Bunu bir marifet olarak söylemiyorum; kendi
söylediğim iddia edilen bazı sözlere de gazetelerde rastlayıp,
hatta, başlığa bakıp, “amma saçmalamış bu psikiyatr, kimmiş bu
aklı evvel?” diyerek okuduğum bir haberde kendi adımı
gördüğümde, cin çarpmışa dönmüş bir insan olarak konuşuyorum. O
yüzden kimseyi gazetedeki demecine bakıp, yargılamamaya
çalışırım.
Üzümünü ye,
bağını sorma. 19 Aralık tarihli bazı gazetelerde yayımlanan bir
habere göre, 12 Eylül sonrası kamulaştırılmış (eskiden özerk)
kültür kurumlarından Türk Dil Kurumu’nun bir yetkilisi aralık
ayında yaptığı bir konuşmada, ilköğretim ve liseler için
hazırlığı devam eden Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’ne “Üzümü ye
bağını sorma, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar, devletin
malı deniz...” gibi “kültürümüzde yer almayan ve nasıl girdiği
belli olmayan sözleri almayacağız,” demiş. Dış mihraklı
atasözlerine karşı kampanya havasındaki bu sözlerin gerçekten
söylenip söylenmediğini bilmiyorum (kuşkuculuğumun sebebini ilk
paragrafta açıklamıştım). Ama söylenmiş olma olasılığı yüksek
gibi geliyor.
Bu atasözlerini
bilmem, ama çok yerel başka bir atasözü daha var ki, buralarda
bunu benimsemeyen az insan yaşar (hayatta kalabilir), diye
düşünürüm: “Nerede beleş, orada yerleş...” TDK yetkilisinin
mantığına göre bu da dış kaynaklı bir ata sözü gibi durmakta.
Aksi yönde kanıtlarım var:
Evrensel ve
dipsiz bilgi kaynağımız internette birçok site değişik
hizmetleri ücretsiz sağlayarak, dünyanın dört bir yanındaki
bilgileri bize sunuyor. Ticari diye bilinen (hizmet karşılığında
belirlenmiş ücreti alan) sitelerin yanı sıra, gönüllü (ancak
hizmeti sürdürmek için paraya ihtiyacı olan) siteler de var. Bu
siteler bağışlarla yaşamaktalar. Bir kesimi, artık herhalde
durum biraz ağırlarına gittiği için, Türkiye’ye yönelik
hizmetleri kesmeye niyetlenmişler. Neden mi? Neredeyse, sıfıra
yakın bağış aldıkları için...
“Enayi miyiz
biz?” ki adama istemeden para verelim. Bu arada hiç cimri
olmadığımız, hatta müsrif sayılabileceğimiz söylenebilir. Bkz.
Lokanta çıkışında uçuşturulan, düğünlerde-derneklerde ortaya
saçılan paralar, havaya atılan dolarlar... (ve bunu yapanların
bir kısmı “beleş” sağlık hizmeti almaya hak kazanmış yeşil kart
sahibi muhtaç şahıslar) O paraları saçmanın getirisi, görünür
faydası o kadar çok ki.
Bilim-kültür
websitesinde koşulsuz sunulan bilgiye çok ihtiyacımız olmadığı
ve zaten hayatımızda bilginin bir zaruret ya da lüzum olmadıkça
edinilmediği gerçeğini hatırlayınca, hakikaten neden bağış
yapalım ki, getirisi olmayan, pratik bir yararı da görülmemiş
bilimsel ya da kültürel olarak tanımlanabilecek sitelere?
Wikipedia’nın hakkını yemeyelim, ödev yaparken kopyalamak için
fena malzeme yok orada.
Bir bedavacı biz
miyiz? Beleşçilik sadece bize özgüdür dersem, haksızlık etmiş
olurum. “Bedava sirke baldan tatlıdır”ı düşünün. Belki
İtalya’dan geldi, belki balzamik sirkeden bahsediyorlar. Neden
tek beleşçi biz olalım, müzelerin bedava gezildiği günler
dünyanın her ülkesinde kuyruklar daha uzun olmuyor mu? Müze
kuyruğunda saatlerce bekleyenler biz miyiz? Böyle bir şey
olabilir mi?
Borç yiğidin
kamçısıdır, hele ödemediğinizde Uluslararası ticaret gereği
doğan borcunu ödemediği için kahraman olan şirketin sahibinin
partisi 2002 seçimlerinde az kaldı Meclis’e giriyordu. İçimizden
“helâl olsun adama” diyenler herhalde çoğunluktaydılar. Bu biraz
da, “zaten Amerikalılar bizim kaynaklarımızı sömürerek haksız
yere bir sürü kazanç sağlıyorlar” antiemperyalist söylemiyle de
desteklenince, borç ödememe parayı geri alma eylemine dönüşüp
Robin Hood’laştırılıyor (bakın dış mihrak oarada işte). Bu arada
biz yiğitler kamçısız kalınca, kamçı ihtiyacı nasıl karşılanacak
düşünen yok.
Beleşçiliği ve
ucuzculuğu öven atasözlerinin dış mihraklarına inat, pahalı ve
kaliteliye övgü düzmüş ataların sözleri ile bu yazıyı kapatayım:
“Ucuzdur vardır
bir illeti, pahalıdır vardır bir hikmeti”. “Ucuz etin yahnisi
yavan olur” (dış mihraklara not: “ucuz etten yapılma yahni hiç
yemedim, bilemiycem... Herhalde papaz yahnisidir öyle olan”)
Bedava versen almam, diyen de biziz. Tabii, bu tam bir atasözü
sayılmaz; ama, belki ataların akıllarına gelmemiştir.
Prof. Dr. Yankı Yazgan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

12.06.2007 |