e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Doğru Sözcükleri Nasıl Seçmeli
 
 

 

Joseph Telushkin’in “Doğru Sözcükleri Nasıl Seçmeli?” kitabının ilk paragrafındaki soru şöyle:

Acaba yirmi dört saat boyunca hiç kimseye ya da hiç kimse hakkında olumsuz bir söz söylemeden yaşayabilir misiniz?

 

Telushkin, bu soruya genel olarak insanların verdiği tepkiyi ve bunlarla ilgili kendi görüşlerini şöyle anlatıyor:

Hemen her defasında, küçük bir azınlık evet anlamında ellerini kaldırır, bazı insanlar güler, büyük bir çoğunluk ise yüksek sesle “Hayır!” diye cevap verir.

“Evet yanıtı veremeyenlerin, çok ciddi bir sorunu olduğunu fark etmeleri gerekiyor” derim, “çünkü size yirmi dört saat boyunca alkol almamanızı söyleseydim ve siz de bana ‘Böyle bir şey yapamam’ deseydiniz, o zaman size ‘Öyleyse bir alkolik olduğunuzu bilmeniz gerek’ derdim. Yine size yirmi dört saat boyunca sigara içmemenizi söyleseydim ve siz de bana ‘Bu imkânsız” deseydiniz, bu da sizin nikotin bağımlısı olduğunuz anlamına gelirdi. Aynı şekilde, yirmi dört saat boyunca başkaları hakkında olumsuz bir söz söylemeden yaşayamıyorsanız, bu, diliniz üzerindeki hakimiyetinizi kaybetmişsiniz demektir.”

Bu aşamada hemen her zaman aynı itirazla karşılaşırım: “Birazcık dedikodunun ya da bir, iki nahoş sözün verdiği zararla, alkol ve sigaranın verdiği zararı nasıl kıyaslayabilirsiniz?”

Acaba abartıyor muyum? Kendi hayatınızı düşünün: Kendinizin ya da sevdiğiniz birinin çok büyük bir fiziksel şiddete maruz kaldığı durumlar hariç, hayatta çektiğiniz en büyük acılar çok büyük bir ihtimalle zalimce kullanılan sözcüklerden kaynaklanmıştır –insanın benliğini yıkan eleştirilerden, aşırı öfkeden, aşağılamalardan, toplum önünde ya da özel bir ortamda küçük düşürülmelerden, can yakan ad takmalardan, sırlara ihanet edilmesinden, söylentilerden ve kötü niyetli dedikodulardan kaynaklanmıştır bu acılar.

Birçoğumuz, haksız sözlerden dolayı yara almış olmamıza rağmen, arkadaşlarımızla sohbet ederken, söz orada bulunmayan birilerine geldiğinde, onların hayatının hangi yönlerinden söz etme olasılığınız daha yüksek oluyor? Karakterlerindeki kusurlar ve toplumsal hayatlarının ince ayrıntıları değil mi?

19. yüzyılda yaşamış Amerikalı teolog Hosea Ballou’nun deyişiyle, “Nasıl ki bir damla mürekkep, bembeyaz bir sayfayı lekeleyebiliyorsa, tek bir kötü alışkanlık da, ahlaken mükemmel bir karakteri lekeleyebilir.”

Telushkin, keyfi eleştirinin, genelde fark edilmeyen zararlı gücünü, aşağıdaki örnekle anlatır:

Doğu Avrupa’da küçük bir kasabada adamın biri, durmadan haham hakkında kötü şeyler söylüyormuş. Bir gün, bu yaptığından dolayı vicdan azabı duyarak, hahama gitmiş ve kendisini affetmesini istemiş, sonra da günahının kefareti olarak bir ceza çekmek istediğini belirtmiş. Haham ona, eve gidip bir kuş tüyü yastık almasını, yastığı yırtıp açmasını ve tüylerini rüzgarda savurmasını, sonra da tekrar ona gelmesini söylemiş. Adam kendine söylenenleri aynen yapmış ve hahama gelerek, “Şimdi affedildim mi?” diye sormuş.

“Hemen hemen” demiş haham, “Son bir şey kaldı. Şimdi git ve o tüylerin hepsini topla.”

“Ama bu imkânsız,” diye itiraz etmiş adam. “Rüzgâr onları çoktan her yana savurmuştur bile.”

“Doğru,” demiş haham. “Sen de yaptığın kötülüğü düzeltmeyi gerçekten istemene rağmen, sözlerinle verdiğin zararı düzeltmen, tüyleri toplaman kadar zor.”

 

Karakteriniz Kaderinizdir (Character is Destiny) - Russel W. Gough   

 


Halit Yıldırım'a teşekkürlerimizle

Denizce

08.07.2009