Telushkin, bu soruya genel olarak insanların verdiği tepkiyi
ve bunlarla ilgili kendi görüşlerini şöyle anlatıyor:
Hemen her defasında, küçük bir azınlık evet anlamında
ellerini kaldırır, bazı insanlar güler, büyük bir çoğunluk ise
yüksek sesle “Hayır!” diye cevap verir.
“Evet yanıtı veremeyenlerin, çok ciddi bir sorunu olduğunu
fark etmeleri gerekiyor” derim, “çünkü size yirmi dört saat
boyunca alkol almamanızı söyleseydim ve siz de bana ‘Böyle bir
şey yapamam’ deseydiniz, o zaman size ‘Öyleyse bir alkolik
olduğunuzu bilmeniz gerek’ derdim. Yine size yirmi dört saat
boyunca sigara içmemenizi söyleseydim ve siz de bana ‘Bu
imkânsız” deseydiniz, bu da sizin nikotin bağımlısı olduğunuz
anlamına gelirdi. Aynı şekilde, yirmi dört saat boyunca
başkaları hakkında olumsuz bir söz söylemeden yaşayamıyorsanız,
bu, diliniz üzerindeki hakimiyetinizi kaybetmişsiniz demektir.”
Bu aşamada hemen her zaman aynı itirazla karşılaşırım:
“Birazcık dedikodunun ya da bir, iki nahoş sözün verdiği
zararla, alkol ve sigaranın verdiği zararı nasıl
kıyaslayabilirsiniz?”
Acaba abartıyor muyum? Kendi hayatınızı düşünün: Kendinizin
ya da sevdiğiniz birinin çok büyük bir fiziksel şiddete maruz
kaldığı durumlar hariç, hayatta çektiğiniz en büyük acılar çok
büyük bir ihtimalle zalimce kullanılan sözcüklerden
kaynaklanmıştır –insanın benliğini yıkan eleştirilerden, aşırı
öfkeden, aşağılamalardan, toplum önünde ya da özel bir ortamda
küçük düşürülmelerden, can yakan ad takmalardan, sırlara ihanet
edilmesinden, söylentilerden ve kötü niyetli dedikodulardan
kaynaklanmıştır bu acılar.
Birçoğumuz, haksız sözlerden dolayı yara almış olmamıza
rağmen, arkadaşlarımızla sohbet ederken, söz orada bulunmayan
birilerine geldiğinde, onların hayatının hangi yönlerinden söz
etme olasılığınız daha yüksek oluyor? Karakterlerindeki kusurlar
ve toplumsal hayatlarının ince ayrıntıları değil mi?
19. yüzyılda yaşamış Amerikalı teolog Hosea Ballou’nun
deyişiyle, “Nasıl ki bir damla mürekkep, bembeyaz bir sayfayı
lekeleyebiliyorsa, tek bir kötü alışkanlık da, ahlaken mükemmel
bir karakteri lekeleyebilir.”
Telushkin, keyfi eleştirinin, genelde fark edilmeyen zararlı
gücünü, aşağıdaki örnekle anlatır:
Doğu Avrupa’da küçük bir kasabada adamın biri, durmadan haham
hakkında kötü şeyler söylüyormuş. Bir gün, bu yaptığından dolayı
vicdan azabı duyarak, hahama gitmiş ve kendisini affetmesini
istemiş, sonra da günahının kefareti olarak bir ceza çekmek
istediğini belirtmiş. Haham ona, eve gidip bir kuş tüyü yastık
almasını, yastığı yırtıp açmasını ve tüylerini rüzgarda
savurmasını, sonra da tekrar ona gelmesini söylemiş. Adam
kendine söylenenleri aynen yapmış ve hahama gelerek, “Şimdi
affedildim mi?” diye sormuş.
“Hemen hemen” demiş haham, “Son bir şey kaldı. Şimdi git ve o
tüylerin hepsini topla.”
“Ama bu imkânsız,” diye itiraz etmiş adam. “Rüzgâr onları
çoktan her yana savurmuştur bile.”
“Doğru,” demiş haham. “Sen de yaptığın kötülüğü düzeltmeyi
gerçekten istemene rağmen, sözlerinle verdiğin zararı düzeltmen,
tüyleri toplaman kadar zor.”