Arkamda oturan çocuk, "Bu ne?" diye homurdandı. Kızlardan biri
kıkırdayarak, "Biriniz bir pencere açın." dedi. Bayan Parmele
gözlüklerinin üzerinden bize baktı. O bakınca sınıftaki
mırıltılar kesildi ve Bayan Parmele başını tekrar işine eğdi.
Bayan
Parmele, "Ever. bu yeni arkadaşınız John Evans," dedi daha
sonra. Sesinin mutluymuş ifadesi vermesi için kendisini
zorladığı belliydi. John şöyle bir bakındı sınıfa ve gülümsedi.
Belli ki. birilerinin de kendisine gülümsemesini bekliyordu
umutla. Fakat hiç kimse gülümsemedi, ama o hâlâ sırıtmayı
sürdürüyordu.
Nefesimi tutmuş, Bayan Parmele'nin yanımdaki boş sırayı
farketmemesi için dua ediyordum. Ama farketti ve parmağıyla o
sırayı işaret etti John'a. John sırasına otururken bana bir
gözattı, ama ona kendisiyle arkadaş olacağıma ilişkin bir umut
vermemek için gözlerimi kaçırdım bakışlarından.
Gelişinin ilk haftasının sonunda John okuldaki sosyal yaşamda
kendisine hiçbir yer bulamamıştı. Bir akşam yemekte anneme, "Bu
kendi hatası," dedim. "Daha sayı saymayı bile bilmiyor."
Hakkındaki yorumlarım sayesinde annem John'u eni konu tanıyordu
artık. Beni hep sabırla dinliyor, "Hmmm." ya da "Anlıyorum,"
gibi şeyler söylüyordu yalnızca yorumlarım karşısında.
John
elinde yemek tepsisi, yüzünde bir gülümsemeyle önümde durmuş
bana, "Yanına oturabilir miyim?" diyordu. Birinin bizi görüp
görmediğini anlamak için çevreme bir gözattıktan sonra "Peki,"
dedim çaresizce.
Onun
yemeğini yemesini seyrederken, John hakkındaki yorumlarımızda
pek de haklı olmadığımızı anladım, iyi bir çocuktu, üstelik
tanıdığım en neşeli erkek çocuğuydu.
Yemeğimizi bitirdikten sonra hemen bahçeye çıkıp, salıncaklara,
oradan barfikslere ve kum havuzuna koştuk. Tekrar sınıfa girmek
için Bayan Parmele'nin arkasında sıra olduğumuzda, John'la
arkadaş olmaya karar vermiştim.
Bir
gece annem yorganımı düzeltirken ona, "Anne. çocuklar neden
John'a bu kadar kötü davranıyorlar sence?" diye sordum.
"Bilmem," dedi üzgün bir sesle. "Belki de bildikleri tek şey
budur,"
"Anne, yarın onun doğum günü. Kimse ona armağan vermeyecek.
Pastası olmayacak. Armağanları olmayacak. Hiçbir şeyi olmayacak.
Hiç kimsenin umurunda değil."
Annem
de, ben de, sınıftaki çocuklardan birinin doğum günü olduğunda
annesinin sınıfa hem doğum günü pastası, hem de herkese kurabiye
getirdiğini biliyorduk. Kız kardeşimin ve benim doğum günlerimde
annem okula o kadar sık gelip gitmişti ki. Oysa John'un annesi
bütün gün elma bahçelerinde çalışıyordu. Onun bu çok özel
gününün kimse farkına bile varmayacaktı.
Annem, "Üzülme," dedi ve beni öpüp, iyi geceler diledi. "Eminim
her şey çok iyi olur." Yaşamımda ilk kez annemin yanlış
düşündüğüne inandım.
Ertesi sabah kahvaltıda kendimi iyi hissetmediğimi, okula gitmek
istemediğimi söyledim.
Annem, "Bunun John'un doğum günüyle bir ilgisi var mı?" diye
sordu. Yarıaklarımdaki kızarıklık annemin istediği yanıttı
zaten. "Senin doğum gününde arkadaşın gelmese, sen ne yapardın?"
diye sordu tatlı bir sesle. Bir an düşündüm ve annemi öpüp yola
koyuldum.
Sabah
ilk iş olarak, John'un doğum gününü kutladım. Utangaç
gülümsemesinden, kendisini anımsamamdan çok hoşnut olduğunu
anladım. Belki de o kadar kötü bir gün olmayacaktı o gün.
Öğleye doğru doğum günlerinin o kadar önemli olmadığına karar
vermiştim neredeyse. Tam Bayan Parmele tahtaya bir matematik
problemi yazarken, koridordan gelen tanıdık bir ses işittim. Çok
iyi tanıdığım bir ses doğum günü şarkısını söylüyordu.
Sonra
sınıfın kapısı açıldı ve elinde mumlarla süslü, kocaman bir
doğum günü pastasıyla annem girdi içeriye. Kolunun altındaysa,
üzerinde kırmızı kurdeleden yapılmış bir fiyonk olan bir armağan
paketi vardı.
Sınıftakiler bir açıklama bekler bakışlarla beni süzerlerken,
Bayan Parmele de cırtlak sesiyle anneme eşlik etmeye başlamıştı.
Karanlıkta bir arabanın farlarına yakalanınca şaşıran bir geyiğe
benzeyen John'u annem hemen tanıdı. Pastasını ve armağanını
sırasının üzerine koyarken, "Doğum günün kutlu olsun, John,"
dedi.
Arkadaşım, annemin getirdiği pastayı sabırla tek tek bütün sınıf
arkadaşlarına dağıttı. Annemle gözgöze geldik. Pastamı
ısırırken, bana gülümseyip, göz kırptı.
Geriye dönüp baktığımda, o doğum gününü birlikte kutladığımız
arkadaşlarımın hemen hiçbirinin adını anımsamıyorum. John Evans
doğum gününden kısa bir süre sonra gitti ve bir daha ondan
hiçbir haber alamadım. Fakat ne zaman o çok tanıdık şarkıyı
işitsem, o günü anımsarım. Annemin tatlı sesini, o çocuğun
gözlerindeki pırıltıyı ve pastanın güzel tadını.