
Dağlar dolayısıyla zirveler yaşamın kaynağıdır. Hiç bir
zirvenin yer almadığı dümdüz bir Dünya hayal edin. Ne
bugünkü biyolojik ve kültürel çeşitliliğe, coşkun akan
akarsulara ve göllere ne de iklimlere sahip olabilirdik.
Zirveler, heybetli görünümleri ile insanın saygı duyduğu ilk
doğa öğelerinin başında yer alır. Hemen hemen tüm
inanışlarda kutsal bir dağ ve onu simgeleyen bir zirve
mutlaka vardır.

‘Büyük Tufan’ sonrası Nuh peygamberin gemisinin karaya
oturduğu ülkemizin en yüksek zirvesine sahip Ağrı Dağı,
Yunan ve Roma mitolojisinin mekânı Olimpos Dağı bunlar
arasında yer alır.
Bugün Himalayalar’da Budist inanışına göre kutsal kabul
edilen ve aralarında Dünya’nın üçüncü en yüksek zirvesi olan
Kangchenjunga gibi kimi zirvelerine saygı göstermek amacıyla
tırmanış yapılmaz.
En Yüksek
Çatı: Himalayalar
Himalayalar gibi yüksek irtifalarda tırmanmak isteyenlere
genelde hep bir Şerpa eşlik ettiğinden, Dünya’nın her
yerinde bu yüksek irtifa taşıyıcılarına ‘Şerpa’ deniyor.
Şerpa aslında Nepal’in dağlık bölgesinde yaşayan bir etnik
grubun adıdır. Şerpalar yaklaşık 600 yıl önce zorlu doğa
koşulları nedeniyle Tibet’i terkederek buraya gelmiş bir
kavimdir. 3444 metre yükseklikte yer alan Şerpaların en
önemli şehri Namche Bazaar, dünyanın dört bir yanından gelen
yürüyüşçüler ve zirve tırmanışçılarının toplandığı bir
yerdir.

Dünyanın en ünlü yürüyüş yollarından biri olan Everest Ana
Kamp yürüyüşü insanda en fazla iz bırakan aktiviteler
arasında yer alır. Yürüyüş yolunun hiç bir karayolu ile
bağlantısının bulunmaması ve yüksek irtifada dolaşılıyor
olması diğerlerinden farklı kılar. Everest Ana Kampı’na
giden herkes bir uçurumun kenarında yer alan bu ilginç
yerleşimden geçer. Dağların ötesinden getirilen mallar
Himalayalar’a özgü dayanıklı bir hayvan olan yakların
sırtında taşınarak buraya ulaştırılır. Everest Ana Kamp yolu
boyunca 4 bin metre yüksekliğine yakın dağ köylerinde
konaklanılıyor. Bunlardan biri olan ve ünlü bir manastırın
yer aldığı Tengboche yerleşimi Nepal’in kuzeyinde
Himalayalar’ın Khumbu bölgesinde yer alan ve 3867 metre
yükseklikteki bir yerleşim bölgesi. Burası aynı zamanda
Himalayalar’ın meşhur zirveleri olan Tawache, Everest,
Nuptse, Lhotse, Ama Dablam ve Thamserku gibi zirvelerinin
son derece güzel izlendiği bir nokta. Ana kamp öncesi
konaklanan ve Ağrı Dağı’nın zirvesinden biraz yüksek olan
5288 metre yüksekliğindeki Gorakhshep, Everest zirvesinin
altında yer alan Dünya’nın sayılı uzun buzullarından biri
olan Khumbu Buzulu üzerinde yer alır. Yol üzerinde heybetli
Pumori zirvesi tüm ihtişamı ile belirir. 7161 metrelik bu
zirve Everest’in kız kardeşi olarak adlandırılır. Khumbu
Buzulu’nun üzerindeki yer alan açık yeşil renkli buzulların
ve buzul göllerinin eşlik ettiği manzara, oradaki derin
çatlaklar nedeniyle ürkütücü.
Zirvedeki
Antik Kent
Peru’da And Dağları’nın arasında bir zirve üzerine kurulu
olan Machu Picchu antik kenti buna en güzel örneklerden
biridir. ‘Eski Zirve’ anlamına gelen Machu Picchu, And
Dağları’nın 2360 m yüksekliğinde bir zirvesinde, Urubamba
Vadisi üzerinde kurulmuş antik bir İnka şehridir. And
Dağları üzerinde dört günlük bir yürüyüşten sonra bir anda o
muhteşem manzara karşınıza çıkar. Bu antik kentin hemen
yanında yer alan ve ‘Genç Zirve’ anlamına gelen Wayna Picchu
zirvesinde saklı bir kent daha yer alır.
Zirveler her zaman yüksek irtifalarda olmak zorunda değil.
Halong Körfezi gibi Vietnam – Çin sınırına yakın deniz
kenarında yer alan bölgedeki kayalıkların oluşturduğu
zirveler en az yüksek irtifa zirveleri kadar etkileyicidir.
Gelelim
Türkiye’ye
160 milyon yıl önce Alp ve Himalaya dağlarının oluşumu
sırasında ülkemizin yer aldığı topraklar da yükselmeye
uğramış ve Anadolu Yarımadası genel görünümünü almıştır.
Bunun sonucunda Toroslar ve Kuzey Anadolu dağ kuşakları
oluştu.
Türkiye’deki zirveler Alp - Himalaya kuşağının arasında
kaldığı için dağlarımız Doğu - Batı uzantılıdır. Ülkemizdeki
dağlar Alp - Himalaya oluşumu sonucu şekillenmiştir. Kuzey
ve güneyden uzanan sıradağlar doğuda birleşerek ve burada
Ağrı Dağı, Cilo Dağı, Süphan Dağı, Kaçkar Dağı, Erciyes Dağı
gibi Türkiye’nin en yüksek zirvelerini oluştururlar.
Türkiye’de batıdan doğuya gidildikçe yükselti artar.
Ağrı Dağı
Efsanesi
Ülkemizin en yüksek zirvesi 5137 metrelik Atatürk Zirvesi ile
Ağrı Dağı’dır. Ağrı Dağı Avrupa’nın bütün zirvelerinden
yüksektir, bu dağın bir özelliği de, yekpare bir kütle
halinde birden bire yükselmesidir.

Destanlara konu olan, adına filmler yapılan romanlar yazılan
Ağrı Dağı görkemli görünümü ve dört mevsim boyunca
zirvesinde erimeyen buzulu ile dağcılar için hâlâ bir
efsane. Binlerce senelik bir tarihe sahip olan bu buzul, 300
metreye yaklaşan kalınlığı ile 5 km çapında bir genişliğe
sahip. Yaklaşık 10 km2’lik bir alanı kaplayan
boyutu ile Türkiye’nin en büyük buzulu. Yaşar Kemal’in ünlü
‘Ağrı Dağı Efsanesi’ adlı eserinin kahramanı Ahmet,
sevdiğine kavuşması için üç günde Ağrı Dağı’nın zirvesine
çıkıp, düzlükten görülecek şekilde bir ateş yakmalıdır.
Ahmet bu görevi yerine getirir, ancak ona kavuşamaz.
Hikâyenin geçtiği o günlerde Ağrı Dağı’nın zirvesine
kimsenin çıkabileceğine inanılmıyordu. Marco Polo’nun
“hiçbir zaman çıkılamayacak” dediği dağa ilk tırmanış,
kayıtlara göre 9 Ekim 1829 tarihinde Prof. Frederik Von
Parat tarafından gerçekleştirildi. Bunu daha sonra birçok
başarılı zirve çıkışı izledi. Günümüzde de bu efsanevi
zirveye çıkmak üzere, her yıl Dünya’nın dört bir yanından 3
ile 5 bin kişi yola çıkar. Ağrı Dağı ile ilgili bir diğer
inanış ise Eski Ahid’te sözü geçen Nuh’un Gemisi’nin karaya
oturduğu dağ olmasıdır. Tarihsel kaynaklara göre, Nuh’un
Gemisi’ni bulmaya yönelik ilk girişim Bizans İmparatoru
Heraklius’un 7. yüzyılda Ağrı Dağı’nın da içinde bulunduğu
Urartu bölgesine yaptığı bir ziyarettir. 1876 yılında Ağrı
Dağı’na tırmanan İngiliz Kâşif James Bryce, Nuh’un Gemisi’ne
ait ahşap kalıntılar bulduğunu iddia etti. Aya ilk kez ayak
basan Amerikalı astronot James Irwin, Nuh’un Gemisi’ni
bulmak için 1980’li yıllarda Ağrı Dağı bölgesine iki
ziyarette bulundu.
Diğer
Zirveler
Doğal güzellikleri ve tarihi dokusuyla kendine özgü yerel
yaşamı ile yerli ve yabancı ziyaretçileri kendisine hayran
bırakan Kaçkarlar, dağcıların da en çok etkilendikleri
zirvelerin başında yer alır.
Kayseri-Niğde-Adana illeri arasında bulunan Aladağlar, bitki
örtüsü ve hayvan türleri açısından zengin bir çeşitliliğe
sahip.
Kolay olsun zorlu olsun, bir zirveye tırmanışın tamamlanması
ile dağcı kendi içinde bir şeylerin tamamlandığını hisseder.
Zirvelere ulaştıran son adımlar kimi zaman son derece kolay,
kimi zaman son derece dik ve soğuk olabilir. İnsanın
kendisiyle bir mücadele çabasının sonlandığı zirveye ulaşma
anı ise yıllar sonra tekrar tekrar hatırlanacak gurur ve
duygu yüklü özel anlar olarak hafızamıza kazınır.