|

Çevre sorunları
kendini hissettirmeye başladığından bu yana çevreye duyarlı kişiler
ve kuruluşların sesleri daha gür duyulmaya başlandı. Medya çevre
sorunlarından daha sık söz eder oldu.
Bu gelişmelere
Birleşmiş Milletler de kayıtsız kalamadı. Birleşmiş Milletler Örgütü
1972 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de 133 ülkenin katılımı ile
düzenlediği zirvede, 5
Haziran tarihinin “ Dünya Çevre Günü” olmasını
oybirliği ile kabul etti. O tarihten bu yana çevre sorunlarına
kamuoyunun dikkatini çekmek amacıyla dünya genelinde çeşitli
etkinlikler düzenlenmeye başlandı.
“Dünya
Çevre Günü”
her yıl farklı temalarla kutlanmaktadır. 2010 yılı B.M. tarafından
“Uluslararası Biyolojik
Çeşitlilik Yılı” olarak ilan edildi ve
“Birçok Tür, Bir Tek Gezegen, Bir
Tek Gelecek” sloganı ile dünyanın dört bir yanında
çeşitli etkinlikler yapıldı.
Gündelik yaşamın
koşuşturması içinde çevre sorunlarından haberdar olan insan sayısı
arttıkça “dünya ölüyor”
sözünü sık duymaya başladık: toplumun çevre sorunları algısı bu
cümlede somutlaşır oldu.

İnsanlar uzun
yıllardan bu yana gelen bir kültürle dünya ile kendilerini
özdeşleştirmiş durumdadır.
Dünyanın kendileri için var olduğuna ve
dünyaya her şeyi yapma
hakkına sahip olduklarına inanmaktadır. Bu inanç “dünya ölüyor” algısına yol açmaktadır çevre sorunları söz
konusu olunca. Çünkü öğreniyorlar ki
çevre sorunları bu şekilde artarak
giderse yaşamalarına olanak kalmayacak;
insanlık yeryüzünden: ”Dünya ölecek”
silinecek
Aslında ölecek olan
dünya değildir. İnsanlar ve onların
yaşam koşullarında yaşayabilen canlılardır ölecek, yok
olacak olan. Dünya
yeni çevre koşullarına ayak uydurmuş canlılarla birlikte
yaşamasına devam
edecektir.
Şu anda dünyaya
büyük ölçüde hakim olan
Kapitalist sistemin ana motoru
kar etme. Kar da
doğal gereksinimlerden
koparılmış, neredeyse
yaşam amacı haline getirilmiş
tüketim ile mümkün olmaktadır. Yaşadığımız çevre;
toprak, su, hava
bir üretim - tüketim süreci ile kar nesnesi haline getirilmiş
durumdadır. Çabasıdır.
Toprağa,
suya, havaya
sadece karı arttıran
nesneler olarak bakıldığında; onların
korunması,
kollanması, dikkate alınması söz konusu değildir; çünkü bunlar
azami karı zedeleyen
şeylerdir.

Nasılsa her şey
inanlar için değil midir bu dünyada?
Toprak, su ve hava
da insanlar içindir ve tüket
tüket bitmeyecek kaynaklardır. Bu sırada
başka canlılar ölüyormuş,
yaşam koşulları ortadan kaldırılıyor, soyları tükeniyormuş, ne gam…
Dünyanın
doğal döngüsünde
tükenen canlı türleri
her zaman olmuştur ve olmaya devam edecektir. Ancak son yüzyıllarda
canlı türlerinin yok oluşunda çok hızlı bir artış göze
çarpmaktadır. Ne yazık ki bunun nedeni
insanların toprağı, havayı, suyu
hoyratça kirletmesi, bu
canlı türlerinin yaşama ortamını ortadan
kaldırmasıdır.
Meşhur hikâyedir;
Nazi Almanya’sında etrafından alınıp haksızca götürülen insanlara
ses çıkarmayan rahip
sıra ona geldiğinde kendisine yapılan
haksızlığa ses çıkaracak kimsenin
kalmadığını görür üzüntü içinde. Biz de
canlı türleri yok oldukça
sesimizi çıkarmaz isek kendi
türümüze sıra geldiğinde ses çıkaracak canlı
kalmayacak dünya üzerinde; ve
dünya bizsiz yaşamanı
sürdürmeye
devam edecek.
Dr. Nedim İnce'ye teşekkürlerimizle
Denizce

23.09.2010
|