|
Değişim, bir şeylerin bitmesi, yeni ve farklı bir başka şeyin
başlamasıyla ortaya çıkar. Eski ile yeni arasındaki geçiş sürecidir.
Bu süreç içinde insanlar eskiyi unutmak, yeniyi öğrenmek ve
sahiplenmek zorundadırlar. Bu süreç, bilinen ve alışılmış olandan
bilinmeyene doğru bir yolculuktur.
Daha önceleri, değişimler kısa süreli bir rahatsızlık dalgası
yaratır, ancak arkasından oldukça uzun süreli bir kararlılık dönemi
gelirdi. İnsanlar bu dönemlerde güvenli ve yüksek performanslı çalışma
ortamları bulurlardı. Günümüzde artık bu kararlılık dönemleri
yaşanmamakta, değişimlerin yarattığı kaoslar, türbulanslar birbirini
izlemekte, adeta bir süreklilik göstermekte ve etkileri büyük
olmaktadır.
Son yıllarda yaşadığımız değişimleri gözümüzün önüne bir getirelim.
İki ya da üç yıl öncesinde nerede ne yaptığımızı, hangi işlerle ve
müşterilerle nasıl ilgilendiğimizi hatırlayalım. O günlerden bugüne
hangi değişim deneyimlerini yaşadığımızı düşünelim. Çok büyük bir
olasılıkla şirketimiz küçülme, büyüme, birleşme, satınalma, tasfiye,
yeniden yapılanma gibi önemli bir değişim geçirdi. Yönetim
kadrolarında değişiklikler oldu. Kurum kültürünü etkileyecek yeni
politikalar, değerler ve beklentiler oluştu. Şirketimizde yeni
birimler kuruldu, yeni elemanlar işe alındı veya yeni müşteriler
bulundu. Ürünlerde, hizmetlerde ve kullanılan tekniklerde köklü
değişiklikler yapıldı.
Bugün, çoğumuz, yeni iş arkadaşlarıyla, farklı teknolojiler
kullanarak, yeni müşterilerimiz için farklı ürün ve hizmetler
üretiyoruz ve iki yıl öncesinde sahip olmadığımız bilgi ve beceriler
kullanıyoruz.
Bu listedeki değişikliklerden en azından bir kaçını yaşamamış bir
kişiyi çevremizde görmemiz sözkonusu değil. Ayrıca, bu değişimlerin
bittiğini ve en azından bir süre için bu tür değişimleri
yaşamayacağımızı söylememiz de olası değil.
Değişim Karşısında
Değişen Tepkiler
Değişiklikler organizasyonlarda çalışanlar arasında farklı
tepkilerle karşılanır. Değişime açık olanlarla değişime direnenlerin
çatışması ve ciddi anlaşmazlıkların doğması çoğu kez kaçınılmazdır.
Hemen herşeyi ilk kez deneyen yenilikçiler ve erkenciler; sık sık
inkarcıların, inatçıların ve direnişçilerin gizli ya da açık
mücadelesiyle başetmek zorunda kalırlar.
Değişim dönemlerinde bazı kişilerin yaşadığı duygular bazen endişe,
kafa karışıklığı, korku, kuşku, umutsuzluk gibi son derece tehlikeli
düzeylere kadar gidebilir. Bu nedenle, değişim dönemlerinde duyguların
yönetimi organizasyon liderleri için kritik bir görev olmaktadır.
Liderlerin değişimi etkili bir şekilde duyuracak ve uygulayacak
stratejileri olmadığında çoğu kez orta kademe yöneticiler ve takım
liderleri (ve çalışanlar) bir kaos yaşarlar. Bu durumda, hemen herkes
iletişimsizlikten yakınmaya, birbirini suçlamaya ya da oturup
beklemeye başlar. Sonuçta bu insanlar değişim dalgası içinde kaybolup
giderler.
Oysa yöneticiler ve çalışanlar, değişimin içerdiği fırsatları
görmeli, belirli adımları ve stratejileri izleyerek üretkenliği ve
büyümeyi cesaretlendiren bir iklim yaratabilmelidirler.
Birçok organizasyonda değişime tepkiler değişik yönetim
basamaklarında farklı şekillerde ortaya çıkar.
Çoğunlukla üst yöneticiler değişimin etkilerini kontrol
altına almakta zorlanırlar. Değişimin çalışanları üzerindeki
etkilerini tam ve doğru olarak tahmin edemezler. Zamanlarının çoğunu
stratejik planlama toplantılarına katılmak, araştırma raporlarını
okumak ve bilgi toplamakla geçirirler. Bu yöneticiler, iletişim
kurmaktan ve kötü haber duymaktan kaçınırlar. Bilgisizliklerini de
kabul etmek istemezler. Bir değişiklik duyurulduğu zaman çalışanların
buna uymalarını beklerler. Eğer insanlar değişikliğe direnir ya
da şikayet ederlerse orta kademe yöneticilerini suçlarlar. Çalışanlar
olumlu tepki vermedikleri zaman da genellikle kendilerini ihanete
uğramış hissederler.
Orta kademe yöneticiler, üzerlerinde üst yönetimin
organizasyonu değiştir baskısını duyarlar. Farklı yönlere
çekildiklerini hissederler. Çoklu önceliklere odaklanmak için ihtiyaç
duydukları bilginin ve yönlendirmenin olmadığını düşünürler. Ellerinde
açık talimatlar yoktur. Mevcut yönetim yaklaşımlarına artık cevap
vermeyen tedirgin, direnen ya da geriye çekilen çalışanlar tarafından
kuşatılmışlardır. Kendilerini, üstleri tarafından terkedilmiş,
suçlanan ve yanlış anlaşılan kişiler olarak görürler.
Çalışanlar ise genellikle üst yönetim tarafından duyurulan
değişiklikler nedeniyle kendilerini ihanete veya saldırıya uğramış
hissederler. Çoğunlukla hazırlıksız yakalandıklarını düşünürler ve
onlara tepki vermek istemezler. Bir çok çalışan direnme, kızgınlık,
hayal kırıklığı veya şaşkınlık ile tepki verir. Tepkilerini ifade eden
düşünce ve sözler genelde “Benim şirketim bana bunu da mı
yapacaktı?” şeklinde olur. Tepkileri giderek “geriye çekilmek”
duvarında katılaşır. Risk almaktan korkmaya başlarlar. Yenilikçi olmak
ve yeni şeyleri denemek istemezler. Uzun süredir geliştirdikleri ve
sağlıklı olduğuna inandıkları ilişkilerini, alışmış oldukları yapıyı
ve önceden görülebilen kariyer ilerleme kalıplarını kaybetme
deneyimini yaşarlar.
Kaybetme Duygusu
Değişim dönemlerinde yapılabilecek en büyük hata onun insanlar
üzerindeki etkisini küçümsemektir. Gerilim, odaklanamama, baş ve mide
ağrılarından başlayıp uykusuzluk, terleme, aşırı sinirlilik gibi bir
çok psikolojik ve fiziksel belirtilere yol açan değişim sürecindeki
sorunun kaynağı çoğu kez kaybetme duygusudur. Değişim olumlu yönde
bile olsa kaybetme duygusunu beraberinde getirir. Bu nedenle,
yöneticilerin öncelikle kayıpları anlaması ve bunun yarattığı
duyguları yönetmesi gerekir. Bu değişim yaşandığında ortaya çıkan
kaybetme duygusunun beş farklı boyutu bulunmaktadır:
Güvenlik: İşlerinin ve ilişkilerinin kontrolunu kaybettikleri duygusunu
yaşayan insanlar gelecek endişesi duyarlar, kendilerine ve
şirketlerine olan güvenlerini kaybederler.
Uzmanlık: Eğitim ve deneyimle kazandıkları uzmanlıklarının giderek geçersiz
kalacağından endişe eden insanlar, diğer taraftan da yeni bilgi ve
becerileri nasıl kazanacaklarını bilememenin sıkıntısını yaşarlar.
İlişkiler:
Kendilerini rahat ve güvenli hissettikleri
ilişkiler giderek kaybolduğunda insanlar bir takıma ya da
organizasyona ait olma duygularını da yitirebilirler.
Yön Duygusu:
Nereye gittiklerini ve bunun nedenini anlayamayan insanlar işlerine
bir anlam ve yön veremezler.
Alan:
Daha önce kendilerine ait olduğunu düşündükleri alanların
belirsizleştiği ya da yok olduğu duygusuna kapılan insanlar üzüntü ile
kızgınlık arasında gidip gelen tepkiler verebilirler.
İnsanların değişim süresinde kaybetme duygusu yaşaması onların
zayıf ya da eski kafalı oldukları anlamına gelmez. Bu,
geçişin normal bir aşamasıdır. Yöneticiler her değişimin bir kaybetme
duygusu yarattığını kabul etmelidirler. Herşeyin eskisi gibi olduğu
şeklinde davranmak ve kayıpları görmemezlikten gelmek değişim
sürecinin ileri aşamalarında daha büyük direnişlere ve sorunlara yol
açacaktır.
Değişim Sürecinin Aşamalarında Yaşanan Duygular
İnsanlar, bir değişimi yaşarken genellikle inkar, direnme,
araştırma ve kabullenme / adanma olmak üzere bir sürecin dört temel
aşamasını yaşarlar. Ancak, bazıları bu aşamaları hızla tamamlarken
bazıları farklı aşamalardan birine takılıp kalırlar. Liderlerin
görevi, bu aşamaları olabildiğince az duygusal sorunlar yaşayarak
aşabilmeleri için çalışanlarına yardımcı olmaktır.
Değişim sürecinin aşamaları ve bu aşamalarda yaşanan duygular
ayrıntılı olarak şu başlıklar altında ele alınabilir:
Odaklanamama: Düşünmekte, hissetmekte, konsantre olmakta ve
plan yapmakta zorluk çekilir. İnançsızlık, bağlantı kuramama ve
yalnızlık duyguları yaşanır. Kişi, kendisini yenilgiye uğramış, şok
olmuş ve sersemlemiş hisseder. Herhangi bir eylem yapma konusunda
yetkinliğini yitirmiştir. Adeta, işine bakışının odak noktası
kaybolmuş, görüntü belirsizleşmiştir.
İnkar:
Bu aşamada insan bilinçli olarak hiçbir şey
olmamış ve olmayacakmış gibi davranarak her zaman yaptıklarını
yapmaya, eskisi gibi çalışmaya devam eder. Bir anlamda rahatlamıştır.
Kendini iyi hisseder. Risk almayarak kendini koruduğunu düşünür.
Ancak, bu aşama uzun sürerse insanlar kendilerini ve iş geleceklerini
tehlikeye atacak şekilde bugüne saplanıp kalırlar. Değişim
ihtiyaçlarını ve nasıl değişebileceklerini araştırmaya gerek
görmezler.
Direnme:
Durumun gerçekleriyle yüzyüze gelen insanlar,
inkarın tepkisizliğini bırakıp herkesi, herşeyi sorgulamaya başlarlar.
Kendinden şüphe, kızgınlık, hayal kırıklığı, endişe, korku gibi
duygularla "Bu neden bana oluyor? Neden şimdi? Bunu hak etmek için
ben ne yaptım?" gibi sorular sorarlar. Bir taraftan moral
bozukluğu, kayıtsızlık, güçsüzlük, kontrolsuzluk duyguları yaşarken
diğer taraftan sinirli, kızgın bir şekilde çözümler üretmeye
çalışırlar.
Oluruna
Bırakma:
Adeta ayakların yerden kesilip, geçmişle gelecek
arasında bir sarkaç gibi gidip gelme duygusudur. Bir taraftan
değişmemenin zararlarını görmek, diğer taraftan geçmişten
kopamamaktır. Bir ayak geçmişte bir ayak gelecektedir. Geçmişe elveda
demek ve geleceğe odaklanmak için kişinin ciddi bir çaba göstermesi
gerekir.
Araştırma
ve Yeni Sınırları Belirleme: Bu aşamada dikkatlerini bir kez daha geleceğe ve
dış dünyaya odaklayan insanların enerjisi ve coşkusu artar. Yeni
davranışları deneyen ve küçük de olsa bazı başarılar elde edenler
böylece değişimin fırsatlarını ve kendi yeterliliklerini denemiş
olmaktadırlar. Bu aşamada insanların kendilerine güven duygusu geri
dönmekte, geleceğini ve yaşamını kontrol edebileceği duygusu
güçlenmektedir. Yeni sorumluluklarını anlamaya çalışan insanlar yeni
ilişkiler geliştirmek için yollar aramaya, yeni bilgiler ve beceriler
öğrenmeye ve içlerindeki yaratıcı enerjiyi daha fazla kullanmaya
başlarlar. Bu aşamada çok fazla enerji ve çok sayıda yeni fikir
olacak, fakat odaklanma yetersiz kalacaktır.
Değişimi
Özümseme: İnsanlar, bu aşamada, değişim süresi boyunca
öğrendikleri hakkında derinlemesine düşünmeye ve elde ettikleri
başarıları farketmeye başlarlar. Öğrendiklerinin bilincine ulaşan bu
insanlar, deneyimlerini benzer durumdaki diğer kişilerle de paylaşmaya
ve onları da gelecek konusunda cesaretlendirmeye çalışırlar.
Değişime
Adanma:
Artık, kendine ve başkalarına güven duymaya
başlayan ve öğrendiklerini işine ve yaşama aktaran insanlar
kendilerini değişime adamaya hazırdır. Onlar için gelecek artık
bugündür. Kendi misyonlarını yeniden yaratmaya ve onun gerçekleşmesi
için eylem planları yapmaya başlamışlardır. Kendi tempolarıyla
değişimi yakalamış ve geleceği kucaklamışlardır. Bu aşama, bir başka
büyük değişiklik nedeniyle yeni bir geçiş döngüsü başlayana kadar
devam edecektir.
Değişim Sürecinde
Oynanan Bazı Roller ve Liderler
Değişim sürecinde liderlerin işini zorlaştıran, kafa karıştıran
bazı roller oynanmakta ve değişime yardımcı olmayan davranışlar
sergilenmektedir. Değişim liderlerinin bu rolleri bilmesi ve bunlarla
başedebilmesi gerekir:
Kurbanlar:
Diğer insanlar tarafından kullanıldıklarını ya da
kontrol edemedikleri olayların akıntısına kapıldıklarını düşünürler.
Kendilerini umutsuz ve yardıma muhtaç hissederler. Bağımlılık duygusu
ile kurban rolünü üstlenmiş olurlar. Sürekli olarak başkalarının ona
birşeyler yaptığından, düşüncesinin sorulmadığından, hiçbir şeyden
haberi olmadığından, sonunda hep başkalarının istediğinin olacağından
şikayet ederler.
Alaycılar:
Başkalarının yaptığı ya da düşündüğü her şeyde
her zaman hata bulan kişilerdir. Her konuya alaycı bir şekilde
yaklaşırlar. İnsanlara ve ilişkilere bakışları hep şüphecidir. Onlara
yol gösterecek ya da fikirlerinin değişmesini sağlayacak birilerini
ararlar. Bulduklarında da onların öneri ve fikirleri ile dalga geçerek
rollerini oynarlar.
Seyirciler: Bir kenarda durup gözlem yapan, ancak
katılımcı olmayan insanlardır. Gözlemler, sessizce yargılar ve değişim
sürecine seyirci kalmayı tercih ederler. Hiçbir şeyi değiştirmeden
kendi bildiklerince çalışmaya devam ederler. Değişimi zamana bırakmayı
önerir ve olayların doğal akışının yeterli olacağını kabul ederler.
Şüphesiz, bir organizasyonda çalışanların mutlaka bu üç rolden
birini oynayacağı iddia edilemez. Ancak az da olsa bu rolleri
oynayanların bulunması değişim liderlerinin işini zorlaştıracaktır.
Değişim liderlerinin bu rollerden ya da daha yukarda bahsedilen
duygusal tepkilerden kaynaklanan sorunları aşabilmesi için
izleyebilecekleri bazı yol ve yöntemler bulunmaktadır. Böyle bir yolu
izleyen liderin organizasyonda değişimin benimsenmesi ve duygusal
tepkilerin azalması açısından şansı daha yüksek olacaktır.
Değişimin
Nedenlerini Açıklamak: İnsanlara değişimin neden gerekli olduğu
açıklıkla söylenmeli, onlara olabildiğince fazla bilgi verilmelidir.
Yeni gelişmeler olduğunda hemen bilgilendirilmelidirler.
İnsanlarla
Kişisel Olarak Konuşmak: Bültenler, genelgeler, mektuplar yerine yüzyüze
konuşmak, duygu ve düşünceleri doğrudan ifade etmek gerekir. Yazı,
genellikle tepkilerden kaçınmak için kullanılır.
İnsanlara Gerçekleri Söylemek: Doğru olmayan ya da saklanan bilgiler ve
cevaplandırılmayan sorular dedikodu değirmenini harekete geçirir.
Gerçeklerin konuşulmadığı yerlerde belirsizlik, korku, kuşku, gerilim
gibi duygular daha da yoğunlaşacaktır.
Duyguları
Paylaşmak:
Başarılı değişim liderleri duygularını
saklamazlar, insanların duygularını anlamak ve paylaşmak için
özellikle çaba gösterirler.
Cesaretlendirmek: İnsanları, gecikmeden harekete geçmeleri, yeni
yönde ve yeni beceriye doğru adım atmaları için cesaretlendirmek
gerekir. Lider, ilk adımı atan kişi olmalı, rol modeli olarak
cesaretini sergilemelidir. Tepkilerin ortadan kalkması için ilk
deneyimleri lider kişisel olarak yaşamalıdır.
Özet
ve sonuç olarak bir lider yöneticinin değişim dönemlerinde
çalışanlarının duygularını anlama ve yönetme biçimi değişim süreci
sonucunda elde edileceklerin miktarını ve niteliğini belirleyecektir.
Değişim ile kazanılacaklar ve kaybedilecekler, lider yöneticinin
değişim mesajını nasıl verdiğine ve fırsatları göstererek
çalışanlarını değişime nasıl özendirdiğine bağlı olarak değişecektir.
Sürekli değişimlerin çağı olan 21. yüzyılda yöneticilerin bu konuda
üstün yetkinlikler geliştirmesi kaçınılmazdır. Değişimi
yönetemeyenlerin çok yakın bir gelecekte artık hiçbir şeyi
yönetemeyecekleri çok açık bir gerçektir.
Prof.Dr. İsmet S. Barutcugil'e
teşekkürlerimizle
Denizce

Kaynaklar:
Barutcugil, İsmet, Duyguların Yönetimi, Kariyer Yayınları, İstanbul,
2002
Scott, C.D., Jaffe, D.T., Managing Personal Change, Crisp Publ., 1989
Boehm, B., Logan, L., Turbulent Teams: Navigating Through Conflict
During Change,
ASTD, 18 May 1997
(İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ Dergisi, Sayı 14, Ağustos-Eylül 2003'te
yayınlanmıştır.)
|