e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Duy Sesimizi, Sev Hepimizi

Prof. Dr. Yankı Yazgan    

 

 

http://www.yankiyazgan.com    

Bundan sonra, her işi artık “son dakika”ya değil “son saniye”ye bırakacağız. Milli takımımızın gol atmak için karşısındakinin bir gol atmasını bekleyen ve hepimizi (bir tür zevkten) öldürüp öldürüp dirilten üslubu, bize hiç aykırı gelmese de, Avrupalılar bu durumu acayip yadırgıyor, dahası akıl erdiremiyor. Hangi Avrupalı demeyin, elbette hepsi bir değil; sokaktaki ya da dağdaki Avrupalı’yı kastediyorum. Örneğin BBC’nin spor websitesine girin; maç ve takımımız hakkında yazdıklarına bir göz atın. Bunu yazarken, BBC sitesinin erişim engellemesi cezasıyla karşılaşması endişesini de taşımıyor değilim. Her neyse, maçın hemen bitiminde üşenmeyip görüşlerini yazanlar İngiltere’nin belki de en faşizanları. Ancak, ülkemizden (ve tabii ki birçok başka ülkeden) çıkan sporcu, yazar, bilim adamı karşı dudak bükme ile başlayıp, BBC spordaki okuyucu yorumlarındaki “ırkçı söylem”lere kadar uzanan Avrupai yaklaşımlar, “Avrupa bizi sevmiyor ve istemiyor” söylemiyle işbirliği halinde adeta. O yüzden sevilmek isteyen, ama sevilmediğini, istenmediğini düşündüğü yerlerde işi edepsizliğe vurup sağı solu rahatsız eden çocuk pozisyonuna sürüklenmek bize de daha kolay geliyor. Milli takımımızın çok koşup, çok çalışarak kazandığı galibiyetleri belki bu yaramaz çocukların hiç de öyle sanıldıkları gibi fena olmadıklarını kanıtlama fırsatı diye görüp, “Avrupa Avrupa, duy sesimizi, sev hepimizi” ruh haline giriyoruz. Ama öğretmen ve diğer velilerin bir kere taktığı çocuk gibi, sınavda aldığı yüksek not, “tesadüftür” ya da “kopya çekmiştir” diye didiklenip hafife alındıkça, bu ruh hali yine “ya sev, ya kork”a dönüyor.

 

Kendimizi Sevdirmek İçin Ne Yapsak?

Hediye mi götürsek, bir tepsi baklava mı yollatsak, adlarına bir çam ağacı mı diksek? Benim aklıma bunlar geliyor. Bir yol daha: Bol bol gülümsemek. Kanıtı bir beyin/davranış deneyinden (Roberto Cabeza ve ark, Duke Univ). Gülümseyerek bakan insanların fotoğraflarına baktığımızda, beynimizin keyifli başarılı durumlarda canlanan ödüllendirici mekanizmaları harekete geçiyor. Bu resimlerdeki kişilere ilişkin ayrıntıları daha çok hatırlıyor; onlara ilişkin olumlu yorumlarda bulunuyoruz. Gülümsersek, belki, bizi severler. Dikkat, gülümserken dişleri fazla göstermeyin; karşınızdakinde “ısırabilir” düşüncesi oluşturur.

 

Pahalıdır Vardır Bir Hikmeti

Sevilmek ve beğenilmek için sırıtmadan gülümsemek dışında bir yöntem de pahalı olmak. Ülkemizdeki otellerin ve tatil programlarının yabancılara ucuz, yerlilere pahalı olması sevilmemiz üzerinde de olumsuz etki yapıyor. Biz nasıl olsa kendimizi seviyoruz (buna itirazlar gelebilir, geldiğinde konuşuruz). Ecnebilere kendimizi daha pahalı sunmak değerimizi artıracaktır, çünkü bilim öyle diyor. CalTech’de yapılan bir şarap tadımı deneyinde, aynı fiyat aralığındaki 3 çeşit şaraba, 5 ayrı fiyat biçilmiş. Aynı şarabın pahalı olanını içmek “müthiş deneyim” olarak tanımlanırken, görüntülenen beyinlerde (keyifli/beğenilen durumlarda aktifleştiği bilinen) medial orbitofrontal alan canlanmış. Ucuz olan daha az lezzetli tanımını alırken, beyin aktivitesinde tık yok. Pahalının daha iyi olacağına inanmakla kalmıyoruz, inancımız zevk de veriyor. Sevilmek beğenilmek mi istiyorsunuz, Türkiye’nin fiyatını artırın (tabii ki, vatanı satmıyoruz, ülkemizin ürünlerini pahalılaştıralım anlamında!).

 


Prof. Dr. Yankı Yazgan'a teşekkürlerimizle

Denizce

29.07.2008