http://www.yankiyazgan.com
Bundan sonra, her işi artık “son dakika”ya değil “son
saniye”ye bırakacağız. Milli takımımızın gol atmak için
karşısındakinin bir gol atmasını bekleyen ve hepimizi (bir tür
zevkten) öldürüp öldürüp dirilten üslubu, bize hiç aykırı
gelmese de, Avrupalılar bu durumu acayip yadırgıyor, dahası akıl
erdiremiyor. Hangi Avrupalı demeyin, elbette hepsi bir değil;
sokaktaki ya da dağdaki Avrupalı’yı kastediyorum. Örneğin
BBC’nin spor websitesine girin; maç ve takımımız hakkında
yazdıklarına bir göz atın. Bunu yazarken, BBC sitesinin erişim
engellemesi cezasıyla karşılaşması endişesini de taşımıyor
değilim. Her neyse, maçın hemen bitiminde üşenmeyip görüşlerini
yazanlar İngiltere’nin belki de en faşizanları. Ancak,
ülkemizden (ve tabii ki birçok başka ülkeden) çıkan sporcu,
yazar, bilim adamı karşı dudak bükme ile başlayıp, BBC spordaki
okuyucu yorumlarındaki “ırkçı söylem”lere kadar uzanan Avrupai
yaklaşımlar, “Avrupa bizi sevmiyor ve istemiyor” söylemiyle
işbirliği halinde adeta. O yüzden sevilmek isteyen, ama
sevilmediğini, istenmediğini düşündüğü yerlerde işi edepsizliğe
vurup sağı solu rahatsız eden çocuk pozisyonuna sürüklenmek bize
de daha kolay geliyor. Milli takımımızın çok koşup, çok
çalışarak kazandığı galibiyetleri belki bu yaramaz çocukların
hiç de öyle sanıldıkları gibi fena olmadıklarını kanıtlama
fırsatı diye görüp, “Avrupa Avrupa, duy sesimizi, sev hepimizi”
ruh haline giriyoruz. Ama öğretmen ve diğer velilerin bir kere
taktığı çocuk gibi, sınavda aldığı yüksek not, “tesadüftür” ya
da “kopya çekmiştir” diye didiklenip hafife alındıkça, bu ruh
hali yine “ya sev, ya kork”a dönüyor.
Kendimizi
Sevdirmek İçin Ne Yapsak?
Hediye mi götürsek, bir tepsi baklava mı yollatsak, adlarına
bir çam ağacı mı diksek? Benim aklıma bunlar geliyor. Bir yol
daha: Bol bol gülümsemek. Kanıtı bir beyin/davranış deneyinden
(Roberto Cabeza ve ark, Duke Univ). Gülümseyerek bakan
insanların fotoğraflarına baktığımızda, beynimizin keyifli
başarılı durumlarda canlanan ödüllendirici mekanizmaları
harekete geçiyor. Bu resimlerdeki kişilere ilişkin ayrıntıları
daha çok hatırlıyor; onlara ilişkin olumlu yorumlarda
bulunuyoruz. Gülümsersek, belki, bizi severler. Dikkat,
gülümserken dişleri fazla göstermeyin; karşınızdakinde
“ısırabilir” düşüncesi oluşturur.
Pahalıdır Vardır
Bir Hikmeti
Sevilmek ve beğenilmek için sırıtmadan gülümsemek dışında bir
yöntem de pahalı olmak. Ülkemizdeki otellerin ve tatil
programlarının yabancılara ucuz, yerlilere pahalı olması
sevilmemiz üzerinde de olumsuz etki yapıyor. Biz nasıl olsa
kendimizi seviyoruz (buna itirazlar gelebilir, geldiğinde
konuşuruz). Ecnebilere kendimizi daha pahalı sunmak değerimizi
artıracaktır, çünkü bilim öyle diyor. CalTech’de yapılan bir
şarap tadımı deneyinde, aynı fiyat aralığındaki 3 çeşit şaraba,
5 ayrı fiyat biçilmiş. Aynı şarabın pahalı olanını içmek “müthiş
deneyim” olarak tanımlanırken, görüntülenen beyinlerde
(keyifli/beğenilen durumlarda aktifleştiği bilinen) medial
orbitofrontal alan canlanmış. Ucuz olan daha az lezzetli
tanımını alırken, beyin aktivitesinde tık yok. Pahalının daha
iyi olacağına inanmakla kalmıyoruz, inancımız zevk de veriyor.
Sevilmek beğenilmek mi istiyorsunuz, Türkiye’nin fiyatını
artırın (tabii ki, vatanı satmıyoruz, ülkemizin ürünlerini
pahalılaştıralım anlamında!).