e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 T.C. Cumhurbaşkanları ve Başbakanları    

  Mustafa Bülent Ecevit

 

 

Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1925 yılında İstanbul'da doğdu. Annesi Ressam Nazlı Ecevit, babası Kastamonu Eski Milletvekili Dr. Fahri Ecevit’ti. 

İstanbul Amerikan Koleji'nden 1944 yılında mezun olan Ecevit,  1946 yılında, aynı okuldan sınıf arkadaşı Rahşan Ecevit (Aral) ile  evlendi. 

Bülent  Ecevit, 1944'de Basın-Yayın Genel Müdürlüğü'nde İngilizce çevirmeni olarak  çalışma yaşamına girdi. 1946-50 arasında  Londra'da Basın Ataşeliği yapan Ecevit, çeşitli dönemlerde ''ulus'', ''yeni  ulus'' ve ''halkçı'' gazetelerinde yazar ve yazıişleri müdürü olarak çalıştı. ''Milliyet'' gazetesinde günlük yazılar yazan Ecevit, Forum dergisinin yazı işleri kadrosunda yer aldı. Bülent Ecevit, 1972'de aylık ''özgür insan'', 1981'de haftalık ''arayış'' dergilerini çıkardı. 

1959 yılında CHP Ankara milletvekili olarak Meclis'e giren Ecevit, 11. dönemde yine Ankara: 2,3,4,5 ve 19. dönemde Zonguldak milletvekili olarak parlamentoda görev aldı. Temsilciler meclisi üyeliği yapan Ecevit, son seçimde TBMM'ye İstanbul milletvekili olarak girdi. 

Ecevit, 1966 yılında CHP Genel Sekreterliği'ne, 1972'de ise Genel Başkanlığı'na seçildi. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi sonrasında Genel Başkanlıktan ayrılan Ecevit, 1987 yılında siyasi yasakların kalkmasıyla eşi Rahşan Ecevit'in yerine demokratik sol parti genel başkanı oldu. Kısa bir süre sonra yapılan genel seçimlerde partisinin iyi sonuç alamaması üzerine görevinden ayrılan Ecevit, 1989 yılında yapılan olağanüstü kurultayda yeniden Genel Başkan seçildi. 

1961-1965 arasında İsmet İnönü hükümetlerinde Çalışma Bakanlığı yapan Ecevit, 1974'te kurulan Cumhuriyet Halk Partisi - Milli Selamet Partisi hükümetinin başkanlığını yaptı. 

1977'de azınlık hükümeti kuran fakat güvenoyu alamayan Ecevit, 1978'de bazı bağımsız milletvekillerinin katkılarıyla kurduğu hükümette 21 ay başbakanlık görevinde bulundu. 

Şiir ve siyasi nitelikte kitapları yayımlanan Ecevit, ünlü yazarlardan bazılarının kitaplarını Türkçe'ye çevirdi. Ecevit'in şiirleri Federal Almanya, Sovyetler Birliği, Romanya, Yugoslavya, Danimarka ve İsveç'te de yayınlandı. 

Ankara Üniversitesi'nde İngiliz Dil ve Edebiyatı, Londra Üniversitesi'nde Sanskrıkt, Bengalce, Sanat Tarihi bölümlerine devam eden ve 1957'de de ABD'de Harvard Üniversitesi'nde sekiz ay incelemelerde bulunan Bülent Ecevit, 1985 yılında Hamburg Üniversitesi'nde bir sömestr ders verdi. Ecevit, yasaklı olduğu dönemde ve daha sonra başka Avrupa üniversitelerinde, 1988 yılında ise çeşitli Amerikan Üniversitelerinde konferanslar verdi. 

12 eylül sonrası dönemde, siyasal çalışmalarını sürdürdüğü ve askeri yönetime muhalefet ettiği gerekçesiyle hakkında çok sayıda dava açılan Ecevit, üç kez hapse mahkum oldu. 

Ecevit, 30 haziran 1997'de ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz Başkanlığında kurulan 55. Hükümet'te Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı olarak görev aldı. 

Bülent Ecevit, DSP'nin 7 Aralık 1997'de yapılan Olağan Genel Kurulu'nda partinin Genel Başkanlığına yeniden seçildi. 

Ecevit, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 2 Aralık 1998 tarihinde 56. Hükümeti kurmakla görevlendirildi, ancak 21 Aralık'ta hükümeti kurma çalışmalarında başarılı olamayarak görevi iade etti. 

Muğla bağımsız milletvekili, Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez'in de hükümeti kurma  çalışmalarında başarılı olamaması üzerine 56. Hükümet'i kurma görevi 7 Ocak 1999'da ikinci kez DSP Genel Başkanı ve İstanbul milletvekili Bülent Ecevit'e verildi. Ecevit, 11 Ocak 1999'da Türkiye Cumhuriyeti'nin 56. hükümetini kurdu.

18 Nisan 1999'da yapılan erken genel seçimler sonucu oluşturulan DSP-MHP-ANAP'ın oluşturduğu 57. Hükümette de 5. kez başbakanlık görevini üstlendi. 5 Kasım 2006 yılında yaşama veda etti.

 Kaynakça: http://www.byegm.gov.tr

  

Can Dündar’ın Kaleminden Bülent Ecevit

Rıdvan Akar'la birlikte "Karaoğlan" belgeseli için onu bir hafta sürecek bir söyleşi maratonuna çıkardığımızda saatler boyu siyaset hayatının girdaplarını anlatmış ve sonunda kulaklarımıza inanamadığımız bir söz söylemişti:

"Biliyor musunuz, Rahşan da ben de siyaset sevemedik."

Rıdvan'la birbirimize bakakalmıştık.

Düşleri, bir kır evinde resim yapıp şiir yazarak ömür geçirmekti.

Kader onları bambaşka bir yazgıya sürükledi.

Yarım asır, hiç sevmedikleri bir uğraşın baş aktörleri oldular.

İki peri

Böyledir İkizler burcu; madden asık suratlı bir koltukta otururken ruhen bir salıncağın oturağında semaya kahkahalar savurabilirler.

Çoğunlukla birbirine taban tabana zıt ilhamlar veren iki farklı peri, iki farklı yöne kanatlandırarak seni, ruhunu bedeninden koparabilir.

Bir çocuk kadar coşkuluyken aniden karabasanlara sürükleyebilir.

Canın tembellik çekerken doludizgin çalıştırabilir.

Aynı anda hem kendi kabuğunda yapayalnız hem kalabalıklara yön veren bir yıldız olmak istemene yol açabilir.

Öfkeyle sükunet, hoşgörü ve nefret, inkar ve ibadet, karmaşık bir kişiliği dokuyan ibrişimler gibi birbirine dolanabilir.

Doğum gününde ölümü düşündürebilir.

Seni bile şaşırtan bu med-cezirler, yanına, ardına düşenleri öyle şaşırtır ki; bu şaşkınlıkla ancak bir başka İkizler baş edebilir.

İkizler birbirinin çelişkisini anlayabilir.

Tıpkı, şimdi benim yapmaya çalışacağım gibi...

 

Popüler ve Seçkin

Hayatı mitinglerde, kitlelerin içinde geçti Ecevit'in... Kitlelere ses verdi; kitlelerin sesi oldu.

Onların kasketini taktı, mavi gömleğiyle meydanlarda fark yarattı.

Çalışma bakanlığı döneminden son hastane yolculuğuna kadar yol arkadaşları işçiler, köylüler, madencilerdi.

Seçkinler arasında yer almayı hiç sevmedi.

Gösterişli makam arabalarından, göz alıcı markalardan, "çok önemli kişi" ayrıcalıklarından uzak durdu.

Havaalanlarında VİP çıkışını kullanmadı, birinci sınıf uçmadı; yeri, hep arkalarda halkın arasındaydı.

Robert Kolej mezunu bir şair olarak solcuların köylülere önem vermemesinden, seçkinlerin köylüyü hor görmesinden yakınırdı.

Ama özel hayatında yalnızlığına düşkün bir "seçkin"di o...

Yanına, derinine pek az kişi sokulabildi. Her daim mesafeli bir kibarlıkla uzak tuttu yakınlaşmak isteyenleri...

Öyle dokunarak iletişim kuranlardan, rakı sofralarında sabahlayanlardan, ha babam siyaset konuşanlardan değildi.

Belki de onun aynı anda bu kadar "uzak" ve bu kadar "yakın" olmasının intikamıydı, kitlelerin bir dönem milyonlarla peşine düşüp hemen ardından onu derin bir yalnızlığa terk etmesi...

Bir dönem umut belleyip, bir dönem "İş çıkmaz" demesi...

"Kurtar Karaoğlan"la "Yetti Karaoğlan" arasında gidip gelmesi...

 

Ciddi ve Çocuksu

En yaman siyasi rakipleri bile teslim eder ki Ecevit, sözü ciddiye alınan, dengeli, ilkeli bir liderdir.

Ciddidir.

Onu eğlenceli bir parti gecesinin içki sofrasında kendisine uzatılmış mikrofona türkü söylerken, bir mitingde işçilerle halay çekerken, bir televizyon mülakatında fıkra anlatırken göremezsiniz.

Kravatını, ceketini pek nadiren çıkarır, zoraki gülümser, kahkahası işitilmemiştir.

Meydanlarda Demirel, Erbakan tarzı bir tuluat gösterisi izletmez insanlara...

Şimdi çevirelim madalyonu ve onu hastaneye sürükleyen nedene bir daha bakalım:

Kan ter içinde cenazeden çıkmış ve anlaşılan o ki, çıktığında o elim beyin kanaması çoktan başlamış.

Korumaları bir an önce eve götürüp dinlendirme telaşında...

Yolda Ecevit, "Bir yerde duralım da dondurma yiyelim" diyor.

"Bir an önce eve gitsek" diyenlere çocukça boyun büküp "40 yılda bir dondurma istedim, bunu da çok mu görüyorsunuz?" diye serzenişte bulunuyor.

Dondurmacıya gidiliyor ve süreç hızlanıyor.

"Karaoğlan" belgeselinde kullandığımız bir görüntüde, çalışma bakanlığı döneminde "işten kırdığı" bir saatte Gölbaşı'nda donmuş bir gölün buzları üzerinde taşları tekmeleyerek kaydırırken görünüyordu.

Muhtemelen aynı saatlerde "ikizi", işçi sorunlarıyla cebelleşiyordu.

"Karaoğlan" bir kır evinde şiir yazmayı hayal ederek, kapalı bürolarda geçirdi ömrünü...

 

Laik ve Dindar

Ecevit Atatürkçüdür.

Laiklik konusunda da ödün vermez bir tavrı vardır.

Merve Kavakçı'nın türbanla Meclis'e geldiği gün kürsüde "Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz" diye kükreyişi hâlâ hatırlardadır.

Lakin o, iki laftan birinin arasına Atatürk'ü sıkıştıran "gardırop Atatürkçüleri"nden değildir.

Özellikle din ve laiklik konusundaki yaklaşımı, son derece özgündür.

Robert Kolej'de unvanı "Hacı"ydı.

Allah'ı konu alan "Robot" şiirini daha 15 yaşındayken yazmıştı.

Kaynağını Hint felsefesinden alan bir inanç yapılanmasının etkisindeydi; ama bu inancı ustaca kendine saklarken inançlı insanları her daim kollamaya özen gösterdi.

1960'larda yazdığı "Atatürk ve Devrimcilik" kitabında şapka devriminin köylüye ekonomik ve sosyal bakımdan bir şey kazandırmadığını belirtmişti.

1973'te, "Bir halk, sosyal adalet getirecek düşüncelere açıksa beş vakit namaz kılsa da, oruç tutsa, dinine, törelerine bağlı olsa da ilericidir" diye yazmıştı.

Dinin siyasete alet edilmesi konusundaki aşırı hassasiyetine rağmen siyasi hayatı boyunca dindarların dışlanmaması, dine bağlı kesimlerin kazanılması gerektiğini ısrarla savundu.

Tarih ve yurt bilgisini entelektüel birikimiyle harmanlayınca bu özgün görüşlere ulaşıyordu.

Laiklik konusunda Atatürk'ü İnönü'den daha esnek bulduğunu, son sultan Vahdettin'i hain olarak değerlendirmediğini söylemesi, laik camiada tam bir şok yarattı.

Fethullah Gülen'le diyaloğu ve onun laik kesimin kuşkuyla baktığı okullarını öven demeçleri, "laiklikle bağdaşan tarikatlar / bağdaşmayan tarikatlar" ayrımı yapması, bazı tüyleri diken diken ediyordu.

Son dönemde, Osmanlı'nın son dönemini inceleyen, CHP'nin altı okunu tartışmaya açan ve o ilkelerin günümüzdeki geçerliliğini tartışan bir kitap üzerinde çalışıyordu.

 

İnatçı ve Uzlaşmacı

Demirel, Ecevit'i son ziyaretinde;

"O inatçıdır. Bunu da aşar" dedi.

"Ecevit'in inadı" meşhurdur.

Nitekim o inat, itirazlara rağmen katıldığı cenazede kendisini yatağa düşürmüştür.

Bütün dünyaya karşı tek başına kalsa bile fikrini savunacak kadar dikbaşlı ve inançlıdır.

Ama aynı Ecevit, Türk siyasi tarihine uzlaşmaların adamı olarak geçecektir.

Daha 1970'lerde laiklerle dindarlar arasındaki cepheleşmeyi "tarihsel bir yanılgı" olarak tanımlayıp bu yanılgıya son vermek için MSP ile koalisyona giden odur.

1970'lerde canına kasteden MHP'lilerle 1990'larda koalisyon kuran da odur.

Bu konuda, kendisinden daha katı davranan eşinin itirazını bile dinlemeyecek kadar "uzlaşmacılıkta inatçı" olmuştur.

 

Kaynakça: http://www.candundar.com.tr

 

Yarın
birşeyler olacak yarın
duruşundan belli
kırdaki atların
bulutların koşuşundan belli
kazışından köstebeklerin toprağı
 
karıncaların telâşından belli
birşeyler olacak yarın
belki bir tomurcuk
belki bir ağacın düşen yaprağı
belki de bir çocuk
 
pek o kadar göremesek de uzağı
kuşların uçuşundan belli
birşeyler olacak yarın
öbürgünden önemsiz

yarından önemli

 

Göçmen
Sevdiklerimin başında bir bilmediğim
Görmediğim özlemediğim özlediklerimin başında

Yurdum olmadan sıladayım
Kimsem ölmeden yasta
Yollarda gözlediğim ne
Mektuplarda beklediğim ne

Nereden sürmüşler beni buralar nere
buralar nere, buralar nere

Bir bildiğim olmalı, bilmez olmuşum
Bir derdim olmalı, gülmez olmuşum
Buralara konmuş göçmen olmuşum
Bir derdim olmalı, gülmez olmuşum