|

Ege ve Akdeniz’in mavi derinliklerinde keşfedilmeyi bekleyen
kayıp denizcilik tarihi, Ege-Akdeniz Sualtı Araştırma Projesi
(ASAP) kapsamında gün ışığına çıkıyor.
Coğrafi konumundan ötürü dünya medeniyetinin beşiği ve
insanlık tarihinin en önemli merkezi olarak kabul edilen
Anadolu, bulunduğu bu coğrafyada deniz ve denizciliğin
gelişiminde de öncü alan olarak karşımıza çıkar. Ege Denizi’nin
bir adalar denizi olması ve sahil şeridindeki yüzlerce korunaklı
koyları ile doğal limanları, eski çağ denizcileri için en
elverişli yapıyı oluşturmuştu. Ancak korunaklı koylar ve adalar
arasındaki tehlikeli sığlıklar çoğu geminin de sonunu
hazırlamıştı.

Derinlerdeki tarih, Ege-Akdeniz Sualtı Araştırma Projesi
(ASAP) kapsamında, sualtı alan çalışması teknik ve yöntemleri
kullanılarak araştırılıyor. TÜBİTAK, Dokuz Eylül Üniversitesi ve
Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi tarafından desteklenen projenin
deniz çalışmaları Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınan izin
doğrultusunda gerçekleşiyor.
Önce Karaburun,
Sonra Ayvalık
Teknoloji tarihinin en karmaşık yapılı araçlarını oluşturan
gemilerin, günümüze kadarki sürecini izleyebilmemiz için deniz
altındaki kalıntılardan yola çıkmaktayız. DEU Deniz Bilimleri ve
Teknoloji Enstitüsü’ne bağlı K.Piri Reis Araştırma gemisini
kullanıldığı 2006 yılı çalışmaları, Ege Bölgesi’ndeki
Karaburun’dan başladı. Türk sualtı arkeologları geçmişten gelen
insan izlerini bulmak için Ege ve Akdeniz’in derin maviliklerine
dalışlar gerçekleştirirken, ilk buluntuları MS 7. yüzyıla
tarihlenen Bizans batığı oldu. Karaburun’da 40 metreye dalarak
ulaşılan batık, güçlü akıntıların bulunduğu bir yerde geniş bir
alana dağılmış, batıktan geriye sadece sınırlı sayıda amfora
kalmıştı.

Kuzey Ege’ye olan yolculuğumuzun ikinci durağı, irili ufaklı
adalardan oluşan Ayvalık Bölgesi’ydi (Misya). Ege’nin bugüne
kadar en iyi korunmuş olan ve MS 11-12. yüzyıllara tarihlenen
Bizans batığı, bütün heybeti ile keşfedilmeyi bekliyordu. İlk
göze çarpan 23-35 metre derinlikte büyük bir tepe oluşturan ve
bütün ihtişamı ile birlikte hafif eğimli bir yamaçta yer alan
amfora yığını oldu. İlk gözlemlere göre üst üste 4-5 kat sıradan
oluşan bu yığında, yaklaşık 3000 amfora vardı. Yığının altındaki
büyük kayanın dibine kadar yayılmış seramik parçaları günümüzden
yaklaşık 900 yıl önce batmış olan bu geminin, neredeyse 250
metrekarelik bir alana dağıldığını gösteriyordu. Bir fırtına
sonucu sığlığa çarparak batan gemide, benzerlerine Ege’nin yanı
sıra Marmara, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de rastladığımız
amforalardan bulunuyordu. Amforaların içinde ne taşındığını ise
önümüzdeki yıllarda yapılacak detaylı çalışmalardan sonra
söylemek mümkün olacaktı.

Bölgenin hemen güneyindeki küçük bir adanın açığında ise bir
başka Bizans batığı kumluk bir zeminde karşımıza çıktı. MS
12-13. yüzyıllarda batmış olduğunu düşündüğümüz Bizans gemisine
ait kalıntılar yaklaşık 100 metrekarelik bir alana yayılmıştı ve
diğer batıktan farklı büyük bir pithos (büyük küp) bir kayanın
dibinde yatmaktaydı.
Bozcaada’daki
Tabak ve Kiremit Batıkları
Ayvalık’tan daha kuzeye, Çanakkale Boğazı’nın girişinde çok
önemli bir konumda bulunan Bozcaada’ya ulaştığımızda ise, başka
bir sürpriz bizi bekliyordu. Karşımızda eski bir süngerci, Kerim
Kılavuz vardı. Türkiye’de bugüne kadar kazısı yapılan batıkların
tamamının süngerciler rehberliğinde bulunduğu düşünülürse,
alacağımız bilgilerin önemi bir kat daha artıyordu. Bozcaada
yakınında, kuzeydoğudaki sığlıkta bir kiremit batığı ile
karşılaşılınca, bu yeni dostun önemi açıkça belli olmuştu. Soğuk
yüzey akıntılarının çok güçlü olduğu bölgedeki bu batık, 2-4
metre derinliğinde uzun bir hat boyunca uzanan bir kiremit
yığınından oluşuyordu. Tamamı yıllar içinde birbirine kaynamış
yığında; düz, oluklu ve üçgen pahlı yüzlerce çatı kiremidi
bulunuyordu. Güçlü akıntı ve fırtına nedeniyle sığlığa çarparak
batan bir Bizans gemisine ait olduğunu düşündüğümüz kalıntıların
bulunduğu alandan ayrılarak, güneye doğru bölgenin ikinci
batığına yöneldik.

Araştırma gemisi Piri Reis’i adanın güneydoğusundaki küçük
bir koyun önünde demirledikten sonra yaptığımız dalışta, koyun
içinde yaklaşık 3-5 metre derinlikte bu defa binlerce parçadan
oluşan tabaklarla karşılaştık. Değişik ölçülerdeki tabakların
yanı sıra, irili ufaklı kâseler ile pipo parçaları da etrafa
saçılmış durumdaydı. Deniz tabanında kırık tabak parçalarının
yanı sıra, bir bölümü kumun altında kalmış, kümeler halinde çok
sayıda tabak görülebiliyordu. Genellikle aynı renklerden oluşan
tabaklarda yine aynı tür süslemeler bulunuyordu. 18-19. yüzyıl
Osmanlı dönemine ait bir gemide kargo olarak taşındığını
düşündüğümüz tabaklar, geminin kıyıya yakın sığ bir yerde batmış
olması nedeniyle, zaman içinde fazlasıyla tahrip olmuştu.

Kuzey Ege’den
Akdeniz’e
Bu son batıkla birlikte Kuzey Ege bölgesindeki 2006 yılı
çalışmaları sonlanmış oldu. Yeni hedefimiz daha güneyde,
Akdeniz’deydi. 1960’lı yıllarda detaylı bir şekilde araştırılan
Kumluca Gelidonya Burnu bölgesine ulaştık. Bu bölgedeki ilk
buluntu yaklaşık 15-20 metre derinlikteki, amfora, tabak ve
kiremit batıklarından sonraki en ilginç batıklardan biri olan
lahit batığıydı. Çavuş köyünden bir dalgıcın batığın
bulunmasındaki katkısı ve desteği, Türk insanının
yardımseverliğinin en önemli kanıtlarından birisiydi. Toplam
yedi adet, farklı ölçülerdeki lahitten oluşan buluntular büyülü
bir görünüme sahipti. Gemiye ait olduğunu düşündüğümüz üç adet
çapadan yola çıkarak Bizans dönemine tarihlediğimiz bu batığın
başka bir örneği bugüne kadar bulunamamıştı.
Araştırmalar
Devam Edecek
İlk defa 2005 yılında başlanılan ve Ege Bölgesi’yle
sınırlandırılan çalışmalar, proje kapsamında alınan ve alınacak
teknik malzemeler ile sponsorluk desteklerine bağlı olarak; uzun
vadede Akdeniz’in derin sularında sürdürülecek. Denizlerimizdeki
geçmişimizi araştıran ekip üyeleri, ASAP projesiyle bir ilki
gerçekleştirmenin gururunu yaşadılar. Ege ve Akdeniz’in kayıp
denizcilerinin tarih sayfalarındaki yerlerini bulmaya devam
etmek ve yaşadığımız bu coğrafyada yüzyıllardır süre gelen deniz
kültürünün günümüze kadar ulaşan yansımalarını izleme fırsatı
bulabilmek umuduyla yeni ufuklara doğru yelken açmaya da devam
ediyorlar.

Yazı:
Harun Özdaş
Foto:
Levent Konuk
Kaynakça:
SkyLife -
Haziran 2007
Harun Özdaş ve
Levent Konuk'a teşekkürlerimizle
Denizce

13.06.2007
|