|

Türkler için olmazsa olmaz bir besindir ekmek. Türklerin
ekmekle olan ilişkisi, dünya tarihinde yer aldıkları her
sahnede, farklı boyutlarda günümüze kadar sürmüştür. Bu ilişki,
kuşkusuz gelecekte de Türklerin hem maddi hem manevi kültüründe
devam edecektir.
Zaman içinde tahılları beslenme kaynaklarına katan atalarımız
aynı zamanda yıl boyunca gıdalarını saklama fırsatını
yakalamışlardır. Bu süreç, insanlığı dünya tarihinde en önemli
besin kaynağını oluşturacak olan ekmeğin icadına doğru
götürecektir.

Özellikle buğday ununun mayalanarak sanki bir sihir
marifetiymiş gibi iki katı hacme ulaşması, eski çağ insanlarınca
bir mucize olarak görülmüştür. Zira o zamana kadar hem
besleyecek hem doyuracak hem de kendi kendine çoğalacak bir
besin kaynağını keşfetmişlerdir. Gerek çok gerekse tek tanrılı
dinler döneminde insanlar tarafından kutsal bir değer olarak
kabul edilen ekmek, İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudilik
dinlerinde kutsallığını korumaya devam etmiştir.
Türkler’de
Hububat Kullanımı
Zorlu bir coğrafyada her an göçe hazır bir durumda yaşamanın
getirdiği şartlar içinde hububatın muhafazası ve taşınabilmesi,
ister istemez bu ürünün Asya bozkırlarındaki ticaretle çok geniş
bir pazara ulaşmasını sağlamıştır. Hububatın yanında kurutulmuş
sebze ve meyvelerin de uzun süre muhafazası ve taşınabilirliği
bu yiyeceklerin ticaretinin erken devirlerde başlamasını
sağlamıştır.
Önceleri uzun süre bozkırlarda hububata pek sık
rastlanılmadığı ve Türklerin normal yaşamlarında bu ürünün
önemli bir rol oynamadığı düşünülmektedir. Ancak İsa’dan sonraki
ilk yüzyıllarda Çin’le olan ilişkileri geliştikçe, özellikle
Göktürkler döneminde ve Türklerin İpek Yolu’nu egemenlikleri
altına aldığı altıncı yüzyılda, hububat kullanımı Türkler
arasında da yaygınlaşmıştır.

Kaşgarlı Mahmut, yağda kızartılmış hububat olan ‘kavut’un,
loğusalıkta kadınlara verildiğini yazmaktadır. Bu sözcükler
arasında Türkiye’den Çin’in Türkçe konuşulan bölgelerine kadar
kullanılan “ekmek” veya “etmek” sözcüğünün yanı sıra, gözleme,
külde pişirilen bir çeşit ekmek olan kömeç, yuvarlak ekmek olan
tokaç, ve iki çeşit ince ekmek de bulunmaktadır: yufka ve
poskal.
Özel Yufka
Açma Tekniği
Türkler, diğer göçebeler gibi çabuk kurulma ve toplanma
ilkelerinden ötürü ince hamur işleri üzerine yoğunlaşmışlardır.
Akıtma, bazlama, gözleme, yufka gibi çabuk hazırlanan, önceden
maya hazırlığı gerektirmeyen ekmek türlerine yoğunlaşmışlardır.
Bu ürünler bir saç tabaka üzerinde çok kısa sürede pişirilip
kurutulur ve gerektiği zaman ıslatılarak yenir. Bu nedenle ince
hamur açma tekniği, ancak göçer yaşam şartının ortaya koyduğu
zorlamadan ortaya çıkmıştır.
Balkanlara kadar taşıdıkları ince yufka açma tekniği,
günümüzde dahi en zor fırıncılık veya aşçılık tekniklerinden
biridir. Mayasız ekmek üreten Orta Asya Türkleri bu ekmeği
mayalı ekmek dolgunluğuna getirmek için, yufkaları 5 – 10’ar kat
üst üste koyarak ortalarına badem, ceviz, kaymak, peynir, ot,
sebze, meyve kuruları gibi gıdaları koyup tekrar üstlerine 5 –
10 yufka daha koyup içi katıklı büyük bir somun ekmek yaparak
tüketme yoluna gitmişlerdir. Bu aslında 15. – 16 y.y. Osmanlı
İmparatorluğunda baklavanın ve su böreği gibi çeşitlerin ilk
atası olarak da kabul edilmektedir.
Pita’dan
Pideye
Türkler, özellikle Hindistan’dan, İran toprakları üzerinden
Anadolu’ya gelen Hint mutfak kültüründen etkilenen “pita” ile
pide tekniğini geliştirerek dolgulu ekmek sanatında yeni bir
boyut kazandırmışlardır. Hamurunda düşük oranda maya kullanılan
pide, Türklerle birlikte batıya ilerlerken, yolda uğradığı
bölgelerde birçok değişiklik geçirmiştir.

Orta Asya’dan batıya doğru Türkler tarafında getirilen birçok
hamur işinden bahsetmek mümkündür. Aynı zamanda Doğu Roma
imparatorluğundan sonra Anadolu’ya yerleşmiş olan Selçuklular ve
sonrasında Osmanlılar, buradaki yerleşik kültürün oluşturduğu
gelenekselleşmiş fırıncılık tekniklerine kendi deneyimlerini de
katarak belki de dünyanın en geniş ekmekçilik bilgisine
ulaştılar.
Eski Türk ekmeklerinin yassı olmasının nedeni, göçebelerin
somun ekmek pişirmede kullanılan fırınları olmaması ve
ekmeklerini sac üzerinde veya ocak kenarında yapmalarıdır. Bu
ekmekleri pişirmeden önce üzerine geometrik şekiller çizerek
süslemek eski bir Türk adetidir. Bugün bu süslemeler,
profesyonel fırıncılar için ‘imza’ yerine geçiyor.

Ekmek konusunda Artun Ünsal’ın “Nimet Geldi Ekine” ve Güngör
Karauğut’un “Hititler döneminde Anadolu’da Ekmek” kitapları son
derece geniş ve özenle araştırılmış bilgileri sunmaktadırlar.
Charles Perry’nin makalesi “Türkçe Konuşanlar” kitabından
alınmıştır.
Yazı
: Vedat Başaran
Fotograf: Önder Durmaz
Kaynakça:
SkyLife - Temmuz 2009
Vedat Başaran ve
Önder Durmaz'a teşekkürlerimizle
Denizce

|