Ekonomik kriz ve çalkantılar globalleşme yolunda emin
adımlarla (!) ilerleyen gelişmiş dünya ülkelerini vurdu.
Yıllardır süregelen sessizlik borsa çöküşü ve ardından dolar,
euro ve altın fiyatlarıyla nereye doğru sürüklenildiğini tüm
insanlığa gösterdi. Bu ilginç seyrin ardında yatan gerçek ise
çoktan belliydi. Başarısız globalleşme çabaları…
Yeni dünya oluşumu ve düzeni için 1990’lı yılların sonundan
itibaren ortaya atılan parlak bir fikir gibiydi globalleşme. G-8
ülkeleri adı altında toplanan seçkin ülkeler farklı bir rüyanın
hayalini kuruyorlardı. Gerçeğin nasıl şekilleneceği ise çoktan
planlanmıştı. Kağıt üstünde alınmış kararlar artık yaşama
geçirilmeliydi. Globalleşme masal değildi ve olamazdı, inanışlar
böyleydi. Ancak şimdi ekonomik anlamda yaşananlar beklenen sonun
nihayet geldiğini gösteriyordu.
Tek dünya, tek vatandaş, tek ülke fikirlerini sentezleyenler
tek bir ekonomi yaratamadılar ne yazık ki. Herkes aynıdır ama
cebi farklı yerdedir mantığı bakın nerelere sürükledi büyük
ekonomik yapılanması olan ülkeleri. Sadece bu kadar olsa yine
iyi. Fatura kurunun yanında yaş da yanar örneğindeki gibi
ekonomisi güçsüz ve gelişmekte olan ülkelere de çıkmak üzere bir
kez daha.
Burada aktardıklarım esasında sadece ekonomik anlamda yaşanan
kriz gelişmeleri. Benim asıl ilgilendiğim konu ise global dünya
hayalinin oluşturmaya çalıştığı global etik yaklaşımlara acaba
ne olduğudur? Çünkü belki de en hazin durum burada yaşanmaktadır
ve yaşanacaktır.
Sormak gerekiyor ki, bu derin ekonomik krizin etik açısından
yaratacağı olumsuz tablolar nasıl önlenecektir? Ekonomik
yetersizlikler, yoksulluk, işsizlik, üretimde düşme, tüketimin
aynı kalışı hatta daha da artışı ekonomik verileri zayıf
ülkeleri yine hazırlıksız yakalamıştır. Bunun ardından
yaşanabilecek suç oranlarındaki artış, etik ve ahlâk dışı tavır
ve tutumların toplumların huzurunu ve iç dengelerini
bozabileceği unutulmamalıdır. Ekonomik krizin arkasına gizlenmiş
bir gölge gibi olan etik kriz bakalım uzun yıllar içinde nasıl
aşılabilecektir?
Olabilecekleri fark etmemiz gerekiyor. Yolsuzluk oranlarında
artış, gelir dağılımında yaşanabilecek adaletsizlikler, hakça
paylaşımın ikinci plana itilmesi, vahşi bir ekonomik düzeninin
yeniden tesis edilmesi için her şey mubah mantığının ön planda
tutulması… Hazırlanacak liste içeriği daha da uzatılabilir.
Ancak en çarpıcı olan örneği vermek belki de en doğrusu: İnsan
ticareti ve kaçakçılığında yaşanabilecek hızlı yükseliş… Son
yıllarda sıkça gündeme gelmeye başlamış bu sorunun hızla
büyümesi endişe verici olmalıdır. Ekonomik krizlerin en büyük
sıkıntıları toplumlar üzerinde yaşanırken insan kavramına olan
bakış açılarının olumsuz yönde nasıl değişebileceğine dünyamız
tecrübelerle şahit olmuştur.
Dikkatleri etik bir krize çekmenin zamanıdır sanırım. Global
ekonomik çöküş bir zaman sonra yerini daha derin ve sosyal
etkilere bırakacaktır. Hazırlıksız bastıran yağmur gibi insanlık
şaşkınlık içindedir. Krizin ne zaman biteceği hakkında sağlıklı
bir bilgi yokken şimdiden arkadan gelecek ikinci bir sıkıntıyı,
yani etik krizi algılama zamanıdır. Dünya ülkeleri bunu fark
etmekte midirler?
Etik açmazlar ve krizler ekonomik olandan çok daha farklı bir
ortamda ve zamanda, hiç belli etmeden ortaya çıkabilir. Bu
anlamda hesaba katılması gereken bir başka sorunun varlığından
daha haberdar olmuş oluyoruz. Dileriz ki, ekonomik kriz etik
kriz haline dönüşmez ve daha büyük felaketlere zemin hazırlamaz.