e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Eksiğimiz Fazlalıklarımızdır

Prof. Dr. Yankı Yazgan    

 

 

http://www.yankiyazgan.com    

1984 yazından bu yana bazen bloklarla art arda birçok yıl, bazen de uzun aralardan sonra (bu yıl) olduğu gibi geldiğim tatil beldesinin ölüm döşeğindeki hali bile fena değil... İnsanı rahatlatan tanıdık ve şirin yüzünü yitirmeyen nadir yerler, ölüme yakın hissi verseler bile, sevimliler. Belki ölümlerini erteleyebilecek şeyler yapmamız için başka araçları olmadığından...

Eskiden siması tanıdık birçok insan, bir ara (şimdiki) radikal köşe yazarlarından birisinin tanımıyla “entellerin ağaç gölgesinde kitap okuduğu yer” (bkz. GTB başlıklı yazı, websitemde) Gümüşlük’te aynı minvalden bir hayat devam ediyor; ama kesinlikle azınlığa düşmüş durumda... Büyük koydaki pansiyon odasına burun kıvırıp, küçük koyun ucundaki “chic and pretentious” balık lokantalarında yemeye düşkün kalabalıklar, hem tanıdık (benzer “AVM”lerden), hem yabancı.

Yılmaz’ın pilli sessiz motorlu şişme botuna binip, uzaktan uzaktaki köye (“la roche noir” diye isim takılagelmiş, koyun sırtlarındaki vaktiyle hakiki yerleşim Karakaya köyü) ve yakındaki uzantısı olan Gümüşlük yerleşimine bakarken düşünceler uçuşmaya başlıyor. Kıyıda sağına soluna eklemelerle varlığını göstermeye çalışan birçok mekan gözümüze takılıyor. Nedense, bir türlü giderilemeyen bir eksiklik duygusu, inşaat hayatımıza kentlerde olduğundan da fazla biçimde yazlıklarda egemen.

Balkon kapatma, bulduğu her boşluğu doldurma ve evde ancak geçecek kadar yer bırakacak miktarda eşya bulundurma kültürünün çocukları ve torunları, motel ve lokantalarına farklı muamele mi yapacak? Her sene bir tarafına ilave inşaat yaparak eksikleri giderilmeye çalışılan “motel” ve “lokanta”ların en büyük eksikliğinin “fazlalıkları” olduğuna hükmediyoruz.

Fazlalıklardan arındırılmasının, eksikliklerinin giderilmesine yeteceği tek yer Gümüşlük değil. Hepimizin fazlalıkları en büyük eksiğimiz. Bu kulağa söz oyunu gibi gelse de, oyun oynamıyorum, inanın.

 

Çöp Toplama Kahramanları

Kent sokaklarının pisliğini çöp kutularının yokluğuna bağlayanlardan değilim. Ama çöp kutuları terörden korunma amacıyla sokaklardan kalkalı, çöpü kutuya atma gibi zahmetli bir işlem iyice ortadan kalktı. Tabii, “sofrayı kuran kaldırsın” kültürü çöpümüzü atacak yer bulana kadar muhafaza edeceğimiz gibi bir yanılgı uyandırabilir, oysa, sofrayı kuran değil de yemeği yiyen kaldırsın deyip, anneler oğulcuklarına da biraz kıyabilselerdi, sadece erkeklerin ağırlığını taşıma zahmetinden kurtulunmazdı. “Sorumluluk kavramına giriş 101” değerinde bir ders, pisletme eyleminin doğal sonucunun temizleme olduğu öğrenilmiş olurdu. Ama açtığı kapıyı kapatmak, tuvaleti temiz bırakmak gibi “bize yabancı” eylemleri öğreneceğimiz tek yer olan evimizde yapmadığımızı, tabii ki, plajlarda, tarihsel ören yerlerinde, ormanlarda yapmayacağız. BirGün’de Nazım Alpman’ın köşesinde aktardığı örneğe bakalım: Marmaris koylarında 13 gün boyunca rasgele atılmış çöpleri toplayan İmdat Avcı ve ailesi, ‘herkes bizi takdir etti, ama kimse yardım etmedi’ demiş. Bu takdir eden ama yardım etmeyen (işin bir ucundan tutmayan) yaklaşımın ‘eline sağlık’, deyip sofradan çekip gitmekten bir farkı var mı?

İmdat Avcı ve ailesinin tek avuntusu, kendilerine gösterilen bu muamelenin aslında kahramanlara gösterilen cinsten olduğunu fark etmeleri olacaktır. Kahramanlar alkışlanır ve “destekliyoruz” nidalarıyla mücadelelerine uğurlanırlar. Bu kahramanlık kaderi, yalnızca ülkemizin yalnız kahramanlarını değil, yüzmilyonlarca dolarlık kahraman Batman’i (bkz. “Kara Şövalye” macerası) de alır götürür.

Yalnız kalmak kahramanlığın kaderi olduğunca, yalnızların kaderi de kahramanlık olabilseydi, hayat dengemiz bir bakıma tamamlanmış olabilirdi. Ne yazık ki, hep bir eksik kalır. Hatırlayın, eksikleri gidermenin yolu, yeni bir şeyler eklemeye çalışmak değil, fazlalıklardan kurtulmak da olabilir. 


Prof. Dr. Yankı Yazgan'a teşekkürlerimizle

Denizce

04.09.2008