Denizce
  e-mail
denizce@denizce.com
 





Sinemalar
Tiyatrolar

Nobel Ödülleri
. Barış
. Edebiyat
. Fizik
. Tıp
. Kimya

Ressamlar
Emin Baba
Fahri Kaptan
Amadeo Preziosi
Ayvazovski
Leonardo DeMango
Titian

Ahlat Müzesi
Atatürk Müzesi
Beşiktaş D.Müzesi
Bursa Kent Müzesi
İst.Oyuncak M.
Hünkar Kasrı
İstanbul'dan Geçen...
İzmir Arkeoloji M.
Pera Müzesi
Rahmi M.Koç Müzesi
Sakıp Sabancı M.
Süreyya Operası
Tahtakuş Et.Müzesi
Yesemek

Metropolitan M.

Cengizhan
Ebru
Frankfurt 2008
Lale D. Çeşmeleri
Osmanlı Müziği
Saray Tiyatroları
Sessiz Gemiler
Süleymaniye Küt.
Terracotta Army
Yazının Kaldığı...
Zeugma ve Mars
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

    

  Emin Baba                                                                                    Serdar Başaran

 

 

 

Sami Yetik’e göre Emin Baba, 19.yüzyıl  İstanbul’unda Hulusi Efendi’nin halka hitab eden deniz resimlerinden önce  deniz ressamlığını  ilk tanıttıran, bu alanın ilk “mübeşşiri” sayılan bir halk ressamımız.

Sultan Abdülaziz, V. Murat ve II. Abdülhamid devirlerini yaşamış olan Emin Baba, 1669’da Türkler tarafından ele geçirilen ve Girit’in kuzey kıyısında bir liman kenti olan Kandiye’de doğmuş. Bu nedenle Kandiyeli ya da Giritli Emin Baba olarak ta biliniyor. Pertev Boyar sanatkarın doğum tarihini 1835, ölüm tarihini ise 1905 olarak bildiriyor. 

Emin Baba aslında Batı resim sanatı ve deniz ressamlığı  etkisinde deniz savaşlarımızı ve donanmamıza ait gemilerimizin portrelerini resmeden “Bahriyeli Ressamlar” grubumuzu, bu alana ilgi duyan ve resim eğitimi gören gençlerimizi öncü çalışmaları olarak değerlendirebileceğimiz, askeri deniz tarihimizin milli ruh ve gurur anlayışını yansıttığı Osmanlı - Türk gemi portrelerini ve deniz savaşlarımızı konu alan resimleriyle etkilemiş, yüreklendirmiş. Onlara bu anlamda öncülük etmiş bir sanatkar.

Hayatını bu sanata adayan Emin Baba, Türk denizcilerinin kahramanlıklarını tasvir eden levhaları ile halkın da ruhuna hitab ederek kendini geniş kitlelere sevdirmiş. O, resimleriyle eski ozanlarımız gibi milletimizin yiğitlik ve zafer destanlarını söyleyen ve dinleten bir halk ressamı olarak kitleleri kendine çekmiş, onlara milli benliğimizi ve gururumuzu aşılamış.

Kırım Savaşı’nda gösterdiği kahramanlıklarla efsaneleşerek devleşen ve halkımızın gönlünde taht kuran üç ambarlı Mahmudiye Kalyonu’nun portrelerini yapmak, halk ressamlarımız arasında da oldukça yaygın bir hal almış, başta Emin Baba olmak üzere pek çok halk ressamı bu kahraman gemimizin çeşitli resimlerini yapmıştı.

Halk ressamlarımız minyatür geleneklerine bağlı saray çevresinde eğitim görmemiş, resim sanatını öğreten akademik okullarda okumamışlar. Bir zanaat çerçevesinde, kendi meraklarına bağlı olarak ve usta-çırak ilişkileri içinde yahut babadan-oğula geçen yetenek ve göreneklerle, çağın modasına göre halkın zevkini, inancını ve eğilimlerini yansıtan resimler yapmışlar. Yani halkın bağrından gelmişler. Halk ressamlarımızın eserleri minyatürleri andıran, aynı perspektif, renk ve gerçekçilik anlayışını yansıtan, çok sade bir üslup içeren soyut diyebileceğimiz bağımsız  resimler. Bu resimler içinde haritalar, kuşbakışı kent planları, manzaraları ve kutsal mekanlara yönelik tasvirler de var. Bu eserlerde resmedilen yerlerin, yapıların ve benzeri unsurların altında isimlerini belirten yazılar, kısa açıklamalar ve öğretici hikayelere de yer verilmiş.

Şimdi yüzyıl öncesine doğru  zaman içinde bir yolculuğa çıkalım ve Emin Baba’nın yaşadığı yılların İstanbul’unun sahil kahvelerinde biraz soluklanalım.

Baba’nın  devrinde İstanbul’un sahil kahvelerinin duvarları kendine özgü resimlerle dolu. Bu resimlerin ağırlıklı konuları gemiler ve denizler. Unkapanı’nda, Samatya’da, Kumkapı sahili boyunda, Yenikapı ve Sandıkburnu’ndaki bu sıra kahvelerin duvarlarında neler yok neler! Nuh’un Gemisi, Mahmudiye, Şehbaz-ı Bahri, Melike-i Derya kalyonları; Sultaniye ve  İzzettin vapurları, Osmaniye sınıfı zırhlılar, hayali gemiler, sahilde deniz kızları, gemiciler. Bunlardan başka Çanakkale Boğazı, Rumeli Hisarı gibi deniz ve sahil manzaralı yerleri tasvir eden levhalar.

Özellikle Unkapanı’ndaki kahvehanelerde, bekar odalarında, manav ve balıkçı dükkanlarında Emin Baba’nın gemi resimlerine sıkça rastlamak mümkün. Çünkü Emin Baba’nın atölyesi ya da “küçük dükkancığı” Unkapanı’nın Yeşiltulumba semtindeki Azaplar Hamamı’ndan Atlamataşı’na çıkan sokağın hemen kenarında. Paralı esnaf arasında Emin Baba’nın öyle meraklıları var ki, ondan adeta koleksiyon halinde resimler alıyorlar ve  yukarıda bahsettiğimiz mekanların duvarlarını bu resimlerle donatıyorlar. Bu iş onlar için adeta bir mazhariyet ifade ediyor.

Şimdi de Emin Baba’nın dükkanından içeri girelim, bakalım bu sevimli ihtiyar   mütevazi mekanında neler yapıyor?

Emin Baba her zaman olduğu gibi hamur tahtası yüksekliğindeki dört köşe masasının önündeki minderin üzerine bağdaş kurmuş, büyük bir ciddiyetle masasının üzerine yaydığı resim ya da haritayı işlemekle meşgul. Dükkanının duvarlarını üç ambarlı Mahmudiye’nin bütün yelkenlerini fora edip bir yana yatmış halde seyrini gösteren bir portresi, Arkadi ile İzzettin vapurlarının muharebesi, Hüdavendigar, Selimiye ve benzeri yelkenli gemiler, Mesudiye ve Mahmudiye zırhlıları gibi dönemin Osmanlı Donanmasını meydana getiren gemilerin resimleri süslüyor. Yani bu dükkan aynı zamanda dönemin bir deniz müzeciği. Bu arada Emin Baba’nın penceresinin önüne toplanan çocuklara gözümüz ilişiyor. Bu “munis babacan” çocuklara şefkatle bakıyor, onlara: “camların önünde durup içeriyi karanlık yapıyorsunuz!” diye hiç kızmıyor. Bu çocukların içinde Hüsnü Tengüz ve Şevket Dağ da var. Küçük  Hüsnü ve Şevket  Emin Baba’nın camekanına abanmışlar, O’nun resim yapışını, duvarlarda asılı gemi ve deniz  resimlerini büyük bir merak  ve heves içinde  mest olup seyre dalmışlar.

Bahriye Rüştiyesi’nde henüz talebe iken resim muallimi Bahriye Kolağası  Fahri Kaptan’ı mektepteki odasında suluboya ile yelkenli bir gemi resmi yaparken gören küçük  Hüsnü; hocasının Emin Baba tarzında çalıştığını, denizi ve havayı büyük bir hız ve ustalıkla işlediğini “Sanat Hayatım” isimli el yazması hatıratında dile getirecektir. İşte  o günden sonra Tengüz’de suluboya resim yapma istek ve hevesi uyanmış. Hüsnü Bey sonraki yıllarda bahriyeden yetişerek askeri deniz tarihimizi her yönüyle tuvallerine bir nakış gibi işleyecek, bu çalışmaları içinde suluboya eserleri de ayrı bir özelliğe sahip olacaktır. Bu anlamda Emin Baba ve Fahri Kaptan’ın Tengüz üzerindeki etkileri aşikardır.

Şevket Dağ da  Enteriyör resmi kapsamlı bir biçimde ele alan ilk sanatçımız olarak ünlenecek, kendi ifadesiyle  ilk resim hocası Emin Baba olacaktır.

Emin Baba resimlerini ezdiği çini mürekkebiyle yapıp daha sonra suluboya ile renklermiş. Gemi resimleri yaptığı gibi, bu yöntemle  büyük bir sürat ve ustalıkla gayet temiz yalama haritalar da yaparmış.

Hüsnü Tengüz 1933 yılında Kasımpaşa’da bir demirci dükkanında Emin Baba’nın elinden çıkma büyük boy bir Mekke-i Mükerreme resmi görür. Çini mürekkebi tekniğiyle çok temiz ve ince işlenen resmi büyük bir dikkat ve hayranlıkla uzun uzun seyreder. Ne yazık ki  resim ortasından yırtılmış ve arkasından  çirişle yapıştırılmış olduğundan kağıdının rengi sararmış ve kirlenmiştir. Hüsnü Bey birkaç gün sonra bu resmi tekrar görmek ve mümkün olursa satın almak için demirciye bir kez daha uğrar. Ancak demirci resmi altın para elli liraya bir Amerikalıya satmıştır. Hüsnü Bey resmi alamamanın, demirci ise resmi ucuza satmış olmanın üzüntüsünü yaşarlar. Demirci Tengüz’e: “Her nasılsa ağzımdan elli çıktı. Amerikalı hemen parayı verdi. Yüz elli deseydim gene verecekti” demiştir.

Emin Baba’yı dönemin büyük devlet adamları da tanıyor  ve takdir ediyorlardı. Ona resimler ve haritalar yaptırıyorlardı.

Emin Baba çok para kazanır lakin elinde tutmazdı. Akşamları Unkapanı meyhanelerinde biraz demlenir, dönüşte Unkapanı Caddesi’ne iki keçeli dizilen yemişçilerden kiraz, üzüm, ceviz gibi mevsimine göre yaş ve kuruyemişlerle mendilini doldurduktan sonra dükkanının önünde iskemlesine oturur, bir yandan nargilesini fokurdatırken, bir yandan da aldığı yemişleri dükkanının önünde toplanan çocuklara dağıtırdı. O’nun başlıca zevki buydu. Bekar olan Emin Baba dükkanında yatıp kalkardı.

Hüsnü Tengüz: “Emin Baba’nın daima hatırımda yaşayan sevimli çehresi, hayalimden çizdiğim resimde görüldüğü gibi büyük bir sakalla çevriliydi” diyor.

Sanatçının karakalem ve çini mürekkebi tekniğiyle tasvir ettiği Emin Baba portresinde, başında takkesi, gözünde gözlüğü ile bu sevimli ihtiyar dükkanında pür dikkat bir haritayı işlemekle meşgul. Yanında oturan şahıs da O’nun müşterilerinden biri ve ciddi bir tavırla Baba’nın çalışmasını izliyor. Arkalarında duvarda asılı iki gemi resmi var. Sağda dört bacalı yandan çarklı bir vapur bacasından dumanlar tüttürerek ilerliyor. Solda ise efsane gemi Mahmudiye pupa yelken seyrediyor.

Malik Aksel, Emin Baba’nın hemen bütün resimlerinin kaybolduğunu yazmış. Emin Baba’nın eserlerine rastlamak gerçekten zor. Araştırmalarımızı sürdürürken resim sanatı tarihimiz için de önemli sayılabilecek bir ilki  gerçekleştirdik. Emin Baba’nın imzasını taşıyan kağıt üzerine suluboya bir Kabe panoramasını bulduk. Resim 60.5x99 cm ölçülerinde, Miladi takvime göre 15 Nisan 1881 tarihli.

Kutsal kent tasvirleri, İslam dini tasvirciliğinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Osmanlı tasvir sanatlarına özgü olan bu çalışmalarda, özellikle Mekke ve Medine kentleri ve civarlarındaki kutsal yöreler, içinde insan figürü kullanılmaksızın betimleniyor. Tasvirlerin üzerine genellikle tasvir edilen yerlerin isimleri de yazılıyor. Kutsal kent tasvirleri, tasvir edilen şehirleri ve çevrelerini bir nevi topografyaları ile belgelemenin yanı sıra, hac zamanında ziyaret edilmesi gereken yerleri göstermesi açısından da birer hac rehberi olma özelliğine sahipler. Kutsal kent tasvirlerine genellikle hac töre ve yöntemlerini ya da Mekke ve Medine şehirlerinin özelliklerini anlatan, mesnevi tarzında, manzum veya mensur yazılmış eserlerde rastlıyoruz. Hac vekaletnamesi olarak düzenlenmiş rulo halindeki metinlerde de yer alan Kabe ve kutsal kent tasvirleri, ayrıca elyazması Kuran-ı Kerimler, albümler, Dela-il el Hayrat, hilye ve hat levhaları, güneş saatleri, kıblenümalar ve halılarda, mimaride ise çiniler ve kalemişi üzerinde çok yaygın olarak kullanılmış.

Emin Baba’nın “Kabe Panoraması”nda gördüğümüz kutsal mekanların üzerlerine 1’den 61’e kadar Osmanlıca numaralar verilmiş. Resmin alt kısmında yedi bölümlük bir alan içine bu sayılara karşılık gelen mescid, türbe, kabir, medrese, dağ isimleri Osmanlıca olarak yazılmış. Resmin altında sülüs hatla Osmanlıca Kabet-ül Ulya, üstünde ise Arapça mealen: “Ey Muhammed, sen olmasaydın gökleri yaratamazdım” ibaresi yazılı.

 

KAYNAKÇA

AKSEL, Malik; Anadolu Halk Resimleri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınlarından No:68, Baha Matbaası, İstanbul 1960, s.66,67,108.

AKSEL, Malik; “Bir Halk Ressamı Mehmet Hulusi”, Türkiye’miz, Sayı:13, Haziran 1974, s.15.

ALİF ART; 17 Nisan 2005 Tarihli Müzayede Kataloğu, s.121.

BOYAR, S. Pertev; Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Devirlerinde Türk Ressamları, Hayatları ve Eserleri, Jandarma Basımevi Ankara 1948, s.186-187.

İSLİMYELİ, Nüzhet; Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedisi, C.I, Ankara Sanat Yayınları, 1967, s.171.

TENGÜZ, Hüsnü; (Çev.Haz. Müge Kılıçkaya); Sanat Hayatım – Bahriye Ressamı Hüsnü Tengüz’ün Hatıraları, Deniz Basıevi Müdürlüğü, Kasımpaşa İstanbul, Nisan 2005,  s.3,9.

KOÇU, Reşad Ekrem; İstanbul Ansiklopedisi, C.9, Koçu Yayınları, İstanbul 1960, s.4547.

ÖZDENİZ, Engin; Halk Sanatkarı Mehmet Hulusi’nin Gemi Resimleri, Denizin Sesi, Sayı:36, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Yayını, s.42.

ÖZSAYINER, Zübeyde Cihan; “Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’ndeki Kutsal Kent Tasvirleri”, Antikdekor, Sayı:84, 2004, s.97.

TANSUĞ, Sezer; Çağdaş Türk Sanatı, Remzi Kitabevi, İstanbul 1986, s.81,82.

YETİK, Sami; Ressamlarımız, C.1, Marifet Basımevi, İstanbul 1940, s.130. 

 

Serdar Başaran'a teşekkürlerimizle

Denizce

26.06.2009