Denizce
  e-mail
 denizce@denizce.com
 





Akvaryum
Amatör Denizcilik
Amat.Denizci El Kit.
Anılı Fıkralar
Anında Hava Tahmini
Atatürk ve Tıbbiyeliler
Beklenmeyeni Bekleyin
Bendeki Kulak Van..
Bir Karakaslı
Bismarc Zırhlısının..
Boğaziçi Büyüsü
Buda
Buz
Clara
Cruise The Black Sea
Cruise Ukraine
Çarşılar..Pazarlar..
Da Vinci Şif.Çöz.
Deniz Balıklarımız
Deniz Kirliliği
Denizde Günah
Denizden Gelen A.
Denize Karşı
Derin Mavi Atlas
Düşünmenin Öyküsü
Enerjinin Dansı
Ezan Vakti Beeth.
Ezbersiz Eğitim
Fener Balat...
Gerçekler Bilinir...
Geri Gelmemek Üzere
Hakkımdaki Her Şey
Handbook of Sailing
Harbi Delikanlılar
Hayat Tatlı Zehir
Hayatın Kökleri
İki Kalas Bir..
İki Mülkiyeli
İnsanınYaşayanGeç..
İran Devrimi H.
İzlanda Yolcusu
Kahvehaneler
Kara Göründü
Karia
Kimyasal Tankerler
Kovulduk Ey...
Kuytuda Büyür...
Kuzey Yanım..
Küçük Anılarda...
Latife Hanım
Maviturkuaz
Mutfakta Zen
Ömrümden Uzun...
Operada Gerçekçilik
Ortaçağda End.Devr.
Oyuncaklar
Parlama Noktası
Sarıldım Minik T...
Sessizliğin Rengi-1
Seyir Haritaları
Shark&Rays
Sınavcı
Six Sigma Yolu
Siyasi Satrançta..
Seyyar
Sualtı Maceralarım
Sualtının Yıldızları
Su Ürünleri Mevz..
Tarihin Sınırlarına..
Tatlısu Balıklarımız
Tavuk Suyuna..
Tek Başıma
Tıbbiyenin ve...
Tüfek, Mikrop ve ..
T.Fotog.Kütüphanesi
U.İşaret Kod Kitabı
Uzmanına Sor
Vira Demir
Yollar... Sokaklar...
Yorgun Mayıs Kısrakları
Zekâ Oyunları
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Kitap Köşesi   

 Ortaçağda Endüstri Devrimi
 

Jean Gimpel

Ortaçağda
Endüstri Devrimi    
                     


 

ISBN 975-403-061-8

5 Ekim 2004

 

Çeviri: Nazım Özüaydın


Tübitak Pobüler Bilim Kitapları 38

 

http://www.kitap.tubitak.gov.tr

0312 467 7211

kitap@tubitak.gov.tr

 
 


Ortaçağda Endüstri Devrimi, söz konusu çağdaki endüstri yaşamını ve kurumlarını ayrıntılı biçimde incelemektedir.

Ayrıca içinde yaşadığımız çağ ile Ortaçağ arasındaki karşılaştırmalara da çalışma boyunca yer verilmektedir. İnsanoğlunun yaşadığı, yaratıcılığa en elverişli çağlardan birinin Ortaçağ olduğunu ve ilk Endüstri Devrimi'nin de yine bu çağda gerçekleştiğini öne süren yapıtın, yaygın olarak "Karanlık Çağ" denilen döneme yeni bir bakış açısı kazandıracağını umuyoruz.

 

Önsöz

1970'lerin ağır ekonomik bunalımına yol açan uluslararası enerji krizi patlak verdiğinde, çoğu kimse, Batı teknolojisi uygarlığının, önceki tüm uygarlıklar gibi, çökerek yok olma yazgısıyla yüz yüze gelebileceği kaygısına kapılmışlardı. Durum böyle olunca, Oswald Spengler'in yapıtlarına duyulan ilginin yeniden canlanmış olmasına şaşmamak gerek. 1931'de yayımlanan "Man and Technics" (İnsan ve Teknik) adlı makalesinde Spengler, "belki günün birinde, makineye dayalı uygarlığımızın ortaya çıkardığı eserler -yollar, limanlar, gemiler, görkemli kentler-, tıpkı eski İpek Yolu, Çin Şeddi, Babil kenti gibi, kırık dökük yıkıntılara dönüşerek unutulup gidecektir. Teknolojik uygarlık, her uygarlıkta olduğu gibi, kendi kendini içten içe yiyip tüketerek kaçınılmaz sonuna hızla yaklaşıyor" demektedir. Ayrıca şu gözlemini de ekliyor Spengler: "Kömür ya da petrol, o da yoksa- su gibi doğal güç kaynaklarının var olduğu yerlerde, bu sömürücü uygarlığı canevinden vurabilecek bir silah da yapılabilir. Günümüzde olan da budur; sömürülen dünya, patronlarından öç almaya başlıyor."
Gelişen olaylar Spengler'in bu değerlendirmesinin bir aşırı-kolaycılıktan öteye gitmediğini göstermiştir. Bu yüzden, onun böylesine doğaötesi nitelikli kuramlarına katılmayabiliriz. Ama Batı uygarlığının geleceğine ışık tutan çok ilginç yorumlar getirmiş olmasını da yadsıyamayız. Spengler'in teknolojik konuları irdelemesi sonucu vardığı kanıya göre, günümüzün, teknolojiye bağımlı toplum yapısının temelleri Rönesans döneminde, ya da İngiliz Endüstri Devrimi sırasında değil de, Ortaçağda atılmıştır. İşte bizim çalışmamızın ana konusunu da bu düşünce oluşturuyor.

Ortaçağ insanoğlunun yaşadığı, yaratıcılığa en elverişli çağlardan biri olmuştur. Avrupa'daki ilk endüstriyel devrim bu çağda gerçekleşmiştir. Bilim adamları ve teknisyenlerin su ve rüzgâr gücünün yerini tutabilecek yeni enerji kaynakları aramaya koyulmaları da o günlere rastlar. 10. ve 13. yüzyıllar arasında Avrupa teknolojik bir patlamaya tanık olmuştur. Hem bu patlama, hem de onu izleyen çöküş dönemleri ile, 1750'den bu yana Batı'da sürüp gelen endüstriyel toplum yaşamı -özellikle günümüzde Amerika'daki durum-arasında çarpıcı benzerlikler görülmektedir. Gerçekten, bu ilk endüstri devriminin kimi özellikleri bugün hiç de yabancı gelmiyor bize.

O zaman da, günümüzde olduğu gibi, nüfus büyük ölçüde artmış, dolayısıyla kitlesel göçler başlamış; başka yörelerde açılan yerleşim alanlarında yeni yeni kentler kurulmuştu. Sosyo-ekonomik koşulların serbest girişimciliğe elverişli bir ortam yaratması sonucu kendi kendini yetiştiren işadamı tipi çıkmıştı ortaya. Kapitalist şirketler kurulmuş, bunların hisseleri borsada alınıp satılır olmuştu. Özel girişimciler birbirleriyle rekabet edebilmek için acımasız yöntemlere başvurmuşlar, verimliliği artırabilmek amacıyla işbölümüne yönelerek, sömürebilecekleri bir işgücü yaratmışlardı. Öte yandan işçiler de büsbütün elleri kolları bağlı durmamışlar, ücret artışı talebi, işe gelmeme, grev gibi eylemler yaparak hak arama yoluna gitmişlerdi.

Enerji tüketiminde önemli artışlar olurken, teknolojik yenilikler ve buluşlar, var olan yöntemlerin daha da geliştirilmesini sağlamanın yanı sıra, yeni enerji kaynaklarının bulunmasına yönelik çalışmalara da ön ayak olmuştu. Önceleri el becerisi gerektiren işlerin çoğu, artık makineyle yapılır hale gelmişti. Doğal olarak, tarım alanında da devrimsel gelişmeler kaydedilmiş, böylece çiftçiler çoğalan nüfusu besleyecek ölçüde bol ve çeşitli ürün elde edebilir duruma gelmişlerdi. Hepsinden önemlisi, genel yaşam düzeyinde bir iyileşme sağlanmıştı. Bir yandan bütün bunlar olurken, öte yandan, sanayileşme nedeniyle su havzalarında, ilerde çok olumsuz çevresel sorunlar doğurabilecek büyük çapta kirlenmeler başlamıştı.

Özel girişimciler, toprak sahipleri ve finans kuruluşları bu endüstriyel gelişmeden büyük kazançlar elde etmişlerdi, gelişen kapitalizm muhasebe ve bankacılık alanına yeni yöntemler getirmişti. Bu giderek daha fazla büyüme anlamına geliyordu. Ekonomik güce kavuşanlar, siyasal gücü de ellerine geçirmekte gecikmediler. Politik çıkarlar uğruna ekonomik yaptırımlar ustalıkla uygulanır oldu. Öte yandan genel bir iyimserlik duygusu, akılcı bir yaklaşım, kararlı bir ilerleme isteği toplumu sarmıştı.

Ancak öyle bir noktaya gelindi ki, Ortaçağın bu canlılığı giderek tökezlemeye başladı. Çok geçmeden adım adım çöküşe doğru gidiş belirtileri çıktı ortaya. Nüfus artışı durmuş, sınıflararası çelişkiler keskinleşmeye başlamış, toplumsal devinimdeki o eski canlılık kalmamıştı artık. Çoğu işkollarına kısıtlayıcı önlemler getirilmiş, önemli endüstri merkezlerinde, şiddetli çalkantılar, huzursuzluklar uç vermişti. Bir yandan verimlilikte düşüş, bir yandan da değişime, yeniliğe karşı ayak diremeler başlamış, enerji üretimi ve makineleşmede neredeyse doyum noktasına varılmış, yaşam standardı düşüşe geçmişti. Enflasyon denetlenemezken, devalüasyona gidilmiş, bankalar batmıştı.

Geleneksel ahlaki değerlerde de aşınmalar söz konusuydu. Topluma karşı kayıtsızlığın artması sonucu bir aldırmazlık, bir çeşit serbestlik oluşmuştu. Bu arada, toplumda estetik değer bilinci gelişirken, birçok kimse geleneksel inançlarından koparak, yeni ve yalnızca belirli dar çevrelere özgü düşüncelere, akımlara yönelmişlerdi. Akılcılıktan mistisizme doğru bir kayış başlamıştı.

Betimlemeye çalıştığım bu Ortaçağ dünyası, Karanlık Çağlar ya da romantik şövalye çağı görüntüsü vermiyorsa, bunun başlıca nedeni, akademisyen ve aydınların el emeği ve mühendisliğe karşı ötedenberi sürdüregeldikleri tutum sonucu teknoloji tarihinin evrensel anlamda ihmal edilmesidir. Platon'un Gorgias'ında, zamanın mühendislerinin filozoflarca nasıl küçümsendiklerine ilişkin satırlara rastlarız: "Siz onu da, mesleğini de hafife alıyor, 'makineci' diyerek alay ediyorsunuz. Ne ondan kız alıyor, ne de ona kız veriyorsunuz." Aydınların, akademisyenlerin, mühendislere karşı tarih boyunca böylesine önyargılı bir tutum içinde olmaları, onların, bu alt tabakadan gelen teknik adamlarca kendi yaşamlarını kazanmak için yaratılan teknolojiye ilgisiz kalmalarına neden olmuştur. Aydınlar ve akademisyenler, yabancısı oldukları bu teknoloji dünyasında kesintisiz bir yazın geleneğinin varlığından da habersizdiler. Bu anlamda Leonardo da Vinci'nin çalışmaları ilginç bir örnektir. Mühendis olduğu için zamanın aydınlarınca hor görülmüştü. Söz konusu aydınlar, günümüzün çoğu Batı aydınları gibi, Leonardo'nun kimi buluşlarını kendinden önceki kuşakların bırakmış olduğu teknolojik yazına borçlu olduğunu bilmezlerdi bile.
Bizim Batı uygarlığının temelinde birbirine koşut şu iki eğitim sistemi yatar: Mühendis yetiştirmeyi amaçlayan teknik eğitim; kültür, sanat adamı yetiştirmeye yönelik sanat-edebiyat eğitimi. C. P. Snow'un* kültürel kimliğini yaratan da yine bu ikilidir. Ne var ki, sanat-edebiyat tutkunu tarihçiler, mekanik bilimleri, başka bir deyişle, teknoloji tarihini incelemeye ve yazmaya değer bulmamışlardır. Rönesans'tan bu yana, Batı'da her ne zaman tarihsel bir karşılaştırma girişimi olmuşsa, tarihçiler yönlerini Ortaçağa değil de, Roma dönemine çevirmişlerdir çoğu kez. Gerçekte ise, Ortaçağ Endüstri Devrimi, daha önce de belirtildiği gibi, İngiliz Endüstri Devrimi ve onun Amerika'daki uzantısıyla pek çok yönden karşılaştırılabilir. Bu büyük teknolojik dönemlerin ikisi de yaklaşık iki yüz ellişer yıllık verimli bir ömür sürdürdüler. Daha sonra çöküş belirtileri görülmeye başladı. Son yirmi yılda görüldüğü kadarıyla, günümüz Batı endüstrisi toplumu, Ortaçağın teknolojik toplumununkiyle neredeyse aynı tarihsel gelişim sürecinden geçmektedir.

* İngiliz romancısı (1905-1980). 1959'da yazdığı The Two Cultures and the Scientıfic Revolution (İki Kültür ve Bilimsel Devrim) adlı ünlü yapıtında, edebiyatçıların bilim, bilim adamlarının da edebiyat konusunda hiçbir şey bilmediğini belitmiş, dolayısıyla Batı uygarlığının temelini oluşturan bu iki kaynak arasında çağlar boyu var olan kopukluğa, iletişimsizliğe dikkat çekmek istemiştir. (ç.n.)

Günümüzde, teknolojik atılımlarda belirgin bir durgunluğa tanık oluyoruz. Toplumumuzun yapısını değiştirmeye yönelik yeniliklerin, buluşların yaşama geçirilme olasılığı pek yok artık. Zaten var olan buluşlar üzerinde birtakım iyileştirmeler söz konusu olabilecektir ancak. Daha önceki her uygarlıkta olduğu gibi, teknoloji alanında bir duraklama dönemine girmiş bulunuyoruz.

Bu çalışmanın temel amacı Ortaçağın endüstriyel yaşamını, kurumlarını ve onların yaratıcılık özelliklerini yeni bakış açılarından, ayrıntılı bir biçimde incelemektir. Söz konusu çağ ile kendi toplumumuza ilişkin karşılaştırmalara çalışma boyunca yer verilmiştir. Ayrıca yaratıcılığa açık bu iki büyük dönem arasında gözlenen koşutluklar da Sonsöz'de irdelenmiştir. Bu arada, okurlar da konuyla ilgili olarak kendi kıyaslamalarını yapacaklardır belki. Ancak burada önemli gördüğüm bir çelişkinin altını çizmek istiyorum. 14. yüzyılda Avrupa'yı sarsan ekonomik bunalımın ardından bir ekonomik ve teknolojik iyileşme dönemi yaşanmıştı. Çağımızda ise bizlerin içine düştüğümüz bunalımın sonu gelmeyecektir. Bu durumu yüzyıllar boyu sürecek bir çöküş, tükeniş diye yorumlayabiliriz. Çağımız uygarlığının ilerki dönemlerinde, yeni endüstri devrimleri olmayacaktır artık.
 

Jean Gimpel              
Londra Haziran, 1975