e-mail
    
    denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım 

 Enerji - 2003'ün Gözdesi

Türkel Minibaş A   

 

 


Yıllar vardır, insanlığın yaşamını değiştiren olaylarla anılır, 1789'daki Fransız devrimi gibi... Yıllar vardır, felaketlerle tarihe damgasını vurur, 1999'daki Körfez depreminde olduğu gibi... Kimi yıllarsa ekonominin motoru olan sektörlerin adıyla anılır...


Hatırlarsanız, 1980'li yılların ilk yarısının gözdesi bankacılıktı, ikinci yarısının ise, tekstil-konfeksiyon. 1990'a geldiğimizde gözümüz turizmden başkasını görmez olmuştu. Beş yıldızlı oteller birbiri ardına yükselirken içlerini nasıl dolduracağımız o günlerde pek düşünülmedi ama, onlardan birine sahip olmak zengin sayılmak için yetiyordu.


2000'e girerken aklımız fikrimiz e-teknolojideydi. Üretmediğimiz ama kullandıkça çağı yakalayacağımızı zannettiğimiz bilgisayarlar, cep telefonları, baz istasyonları ve internet hatları! Bankacılıktan turizme, imalat sanayiinden inşaata tüm sektörlerin e-teknolojiyle çalıştığını, temelinde de enerjinin yattığını anlamamız doğrusu epey zamanımızı aldı.


Oysa enerji tüm zamanların belirleyicisiydi! Günlük yaşamımızdaki önemini hissetmemiz 1970'lerin sonlarında başlar. Elektrik kesintilerini, petrol, tüpgaz kuyruklarını hatırlamak bile çoğumuzda hala karabasan etkisi yapmaktadır. Enerji kaynaklarına sahip olmak kadar üretime dönüştürecek teknolojiye de sahip olmak gerektiğini öğrenmemiz de yine aynı yıllara rastlar. Enerjinin IMF kredilerinin koşulu haline gelmesi ise geçen yüzyılın sonlarındadır. Hatırlarsanız, 90'lı yıllarda kapitalist sistemin krizinin iyice genişlemiş, ulusötesi şirketler kar marjlarını korumak için maliyetleri, özellikle de enerji maliyetlerini aşağı çekme çabasına girmişti. Enerji üretim ve pazarlamasında sıkı bir rekabetin yaşandığı o yıllarda Türkiye gibi enerji sektöründe devletin egemen olduğu ülkeler, kapitalizmin cazibe merkezleri haline gelmişti. Yoğun dış kredi gereksinimi içindeki bu ülkelerle yapılan stand-by anlaşmalarında enerji temel pazarlık konusuydu.


Halihazırda enerji, tüm sektörlerin temel girdisi olması nedeniyle IMF'nin Türkiye'ye önerdiği yapısal reformların temelini oluşturmakta. Tabii ki bunda Türkiye'nin Ortadoğu, Kafkasya, Hazar çevresinde petrol ve doğalgaz kaynaklarına sınırdaş olmasının yanı sıra kullanılmamış rezervlerinin bulunması da etkili.
 


  Petrole yakın olmanın bedeli... 


Evet, mevcut petrol rezervlerinin dörtte üçü Ortadoğu'dan başlayıp Basra, Hazar ve Rusya'yı da kapsayan alan üzerinde, ama!.. Petrol ve doğalgaza seçenek enerjiler yaratılmasa dahi mevcut rezervler dünyalıları yarım yüzyıl daha idare edecek düzeyde. Bu da kapitalizmin en azından 2050 yılına kadar enerji kriziyle karşılaşmayacağını gösteriyor..


Ne var ki, sistemin enerji kriziyle karşılaşmayacak olması, kapitalizmin egemenlerini savaştan vazgeçirmek için yeterli değil. Aksine, rezervlerin 45-50 yıl civarında kullanım ömrünün bulunması, petrol üzerindeki denetim savaşını daha da kızgınlaştırmakta. ABD, Avrupa Birliği gibi sisteme egemen olan ülke toplulukları rezervler üzerinde denetim hakkı kazanmaya çalışacaktır!


• Eğer, kapitalizmin 30 senedir yaşadığı kriz, ulusötesi firmaların kar marjları gerilediği için çıkmışsa, ki öyle!
• Eğer kapitalizm, bu krizinden kaynak maliyetlerini aşağı çekerek çıkmaya çalışıyorsa, ki şimdilik başka çıkar yolu yok gibi gözükmekte!


Kapitalizmin egemenleri enerji kaynakları üzerindeki paylaşım ve denetim savaşını daha da hızlandıracaklar. Globalizmin dünyasındaki bu savaş, bildiğiniz gibi ülkelerin değil, global şirketlerin egemenliğindedir. Türkiye, dün Afganistan, bugün Irak, yarın Kafkasya-Hazer hattında devam edecek bu savaşa sınırdaş olmasının ötesinde... Dünya enerji tüketiminin yarısını gerçekleştiren ABD'nin dost ve müttefiki, Avrupa Birliği'nin ise üyeliğine adaydır. Dolayısıyla, 21. yüzyılın enerji politiği biçimlendirilirken Türkiye'ye de askeri ve ekonomik ev ödevleri verileceği kesin!
 


  Ulusal enerji politikaları değişirken... 
 

Krizin ilk sinyalini verdiği 1974'te OECD tarafından enerji alanında işbirliğini geliştirmek amacıyla kurulan Uluslararası Enerji Ajansı (UEA)'nın üç temel hedefinin:


• enerji maliyetlerinin düşürülmesi
• enerji politikasının ekonomi politikalara azami katkıyı sağlayacak şekilde ticaret, döviz, istihdam, büyüme politikalarıyla uyumlu olarak yeniden düzenlenmesi
• uzun ve kısa vadede enerji arz güvenliğinin sağlanması olduğu hatırlandığında, enerjinin 21. yüzyıl siyasasındaki belirleyiciliği daha kolay anlaşılabilir.


Halihazırda dünyada birincil enerji tüketiminde petrol % 40 ile birinci sıradadır, ikinci sırada % 28 ile kömür, üçüncü sırada ise % 23 ile doğalgaz bulunmaktadır.

Ham petrol rezervi:
140.4 milyar ton
Paylaşım:
% 65.4 Ortadoğu ülkeleri
% 8.6 Güney ve Orta Amerika ülkeleri

Ham petrol üretimi:
3.5 milyar ton
Paylaşım:
% 31 Ortadoğu ülkeleri
% 10.3 ABD
% 8.8 Rusya Federasyonu

Petrol tüketimi:
3.3 milyar ton
% 26 ABD
% 16 AB
% 9 Çin
% 7 Rusya
% 5 Japonya

Petrol rezervleri kullanım süresi:
41 yıl

Doğalgaz rezervi:
146.4 trilyon metreküp
Paylaşım:
% 33 Rusya Federasyonu
% 16 İran

Doğal gaz üretimi:
2.3 trilyon metreküp
% 23.7 Rusya
Doğalgaz tüketimi:
2063.9 milyon ton petrol eşdeğeri
Doğalgaz rezervleri kullanım süresi:
62 yıl

Yukarıdaki rakamlardan da anlaşılacağı üzere, kapitalist dünyada petrol ve doğalgaza seçenek enerjiler yaratılmasa dahi kısa dönemde enerji kriziyle karşılaşılması söz konusu değil. Ne var ki, üretimde petrole bağımlılığın artan bir hızla sürmesi, petrol rezervlerine sahip olan ülkelerle olmayanlar arasındaki gerilimi artırmaktadır.


Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS)'nin hazırladığı Energy Outlook 2020'de yer alan veriler de önümüzdeki 20 yılda ABD ve Asya ile birlikte Avrupa'nın petrole bağımlılığının devam edeceğini göstermektedir. Dolayısıyla durum, sistemin şimdilik iki egemeni konumundaki ABD ve AB'nin Afganistan'da başlayıp Irak'ta devam edecek savaşta da çıkar birliği oluşturmalarını zorunlu kılmaktadır.


Hal böyle olunca... Ulusal enerji politikalarının oluşturulmasında ulusun önceliklerinden ulusötesinin önceliklerine doğru bir dönüşüm başlamaktadır. Bu köklü politika değişiminde:

• mali sermaye genişlemesiyle krizin aşılamayacağının ortaya çıkması,
• enerji kaynak maliyetlerini ve fiyatlarını denetleyerek kar marjlarını artırmanın temel hedef haline dönüşmesi,
• petrol, doğalgaz şirketlerinin sermaye yoğun teknoloji kullanmaları,
• sektörde tekelleşmenin pazara ulaşımdan yani rafineri ve dağıtım kanallarından üretime doğru gerçekleşmesi belirleyici olmuştur.


Kısacası... 21. yüzyılın üçüncü yılına girdiğimiz şu günlerde enerjinin sadece 2003'ün değil, önümüzdeki 10 yılın da birincil sektörü olacağını artık biliyoruz. Bilmesine biliyoruz da enerji sektörümüz birincil olmaya hazır mı derseniz, işte orası şüpheli!


Enerjisi bol bir yıl dileğiyle...
 

turkmini@superonline.com
 

   Kaynakça:
  
Sea Life  Ocak-2003   No 16

                                                                                              Türkel Minibaş'a teşekkürlerimizle

                                                                                 Denizce