e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 "Hayatımın En Mutlu Anıymış, Bilmiyordum"

Prof. Dr. Yankı Yazgan    

 

 

http://www.yankiyazgan.com    

Mutluluk yaşanmaz hatırlanır, diye bir yazı yazmıştım. Yeri geldi, yine yazayım. Mutlu anlarımıza örneklerin çoğunun, yaşandığı anda pek de keyifli olmayan durumlar olduğunu düşünürüm. Çektiğimiz sıkıntıları unutmaya, hatırlarken güzel anları akla getirmeye yatkınız. En güzel günlerimiz, henüz yaşamadıklarımızdır dense de (büyük şairler yanılmaz diye bir kural yok), yaşamış olduklarımız, hele sıkıntılar içinde, ahlaya vahlaya yaşadığımız anlar, sonradan ağzımız kulaklarımızda, ballandıra ballandıra anlattıklarımızdır. Askerlik hatıraları, soğuk yatılı okul geceleri, sıra dayakları... Dayanıklılığımız, atlattığımız badireler ölçüsünde artar. Onları hatırlarken, "ne güzel günlerdi, ne mutluyduk" diye iç geçiririz. Nerede o eski Ramazan'lar, bayramlar ya da nerede o eski günler....

Geçmiş hatırlandıkça güzelleşir. Geçmişteki an yaşandığında hissedilen tatsız duygular unutulur, hoş yanlar daha net, daha yoğun biçimde öne çıkar. Merak ediyorsanız, geçmişte yaşadığınız tatsız dönemlere ilişkin günlük notlarınız ya da mektuplarınız varsa, çıkartıp bakın... Aynı günleri bugün nasıl anlattığınızla karşılaştırın.

Masumiyet Müzesi'nin ilk cümlesi bana bunları düşündürdü.

Gelecek eğer var ise...

Kaldırımlar eskimeden niye yenilenir? Yenilendiklerinin ertesi günü neden çoktan eskimiş olurlar? Çoğumuzun aklına takılan, genellikle usulsüz kazanç sağlama ("birilerini zengin edecekler") aracıdır, diye gördüğümüz bu durumlara (zengin olan kendimiz değilsek) Geçtiğimiz günlerde bir yönetici/işadamı grubuna stratejik düşünme üzerine verdiğim seminerden çıktıktan sonra, âdetim olduğu üzere dinleyici olsaydım sorardım dediklerim aklıma akmaya başladı (konuşmanın slaydlarını www.yankiyazgan.com da bulabilirsiniz).

Konuşmanın özünü aktarayım: Geleceği düşünebilmek, insanı diğer canlılardan ayıran bir özelliktir. Bu özelliğimiz, evrim süreci içerisinde kazandığımız ön beyin bölgesinin gelişimi ölçüsünde belirginleşmiştir. Geleceği düşünebilen insanların, planlayabildiklerini, hesap edebildiklerini, bir sonraki adımı akıl edebildiklerini (ve geçmişi de doğru hatırlayabildiklerini) görürüz. Diğer yandan, bize en yakın canlılardan başlıcası olan neandertallerin beceremediği (biz insanlara özgü bir üstünlük sağlayarak, neandertallerin yok olmasında rolü olan) bu işlevleri kullanma sıklığımız pek de fazla değildir. Sezgilere ve duygulara dayalı zihinsel sistemlerimizin ağır basması sonucu, hemen o anda gerçekleşebilecek tehlikelere ve fırsatlara odaklanır, geleceğin varlığının sadece bir olasılık, şimdinin ise mutlak gerçek olduğunu düşünürüz. Ve öyle davranırız. Stratejik düşünme ise, "başkalarının yapması iyi olur" türünden bir beceri olur.

Bazı belediyelerin bir yılda 3-4 kez kaldırım yenileme, usulsüz davranışlara izin verme, içki yasakçılığı ya da son dönemdeki metrobüs uygulaması gibi görünüşü her biri kısmen örtüşen çoğunluklara güzel gelebilecek çalışmaları yapmaları, stratejik düşünmeme'nin güzel örnekleridir. Stratejik düşünmeyen başkanların "hal"inden anlamalıyız herhalde. Yararı 10 ya da 20 yıl sonra anlaşılacak işler yapmanın, seçimlerde partileri, kendileri ve yandaşları için bir yararı olmadığına göre, stratejik düşünüp de kendi mesleki kariyerlerini mahvetmenin manası da olmasa gerek.

Peki, bu geleceği düşünebilme yetimizi hiç mi kullanmıyor, gelecek için bugünümüzden hiç mi vazgeçmiyoruz? Belediye, hükümet gibi kurumlarda geleceği düşünmeden bugüne yönelik politikalar üretenler, hiç mi düşünemediklerinden... Kesinlikle hayır. Tek tek bireylere baktığınızda, geleceği hesaba kattıkları, hatta kendilerinin içinde olmadığı bir gelecek için bugünden zahmete katlandıkları bir durum var: Çocuk sahibi olmak, çocuk büyütüp yetiştirmek... Nasıl oluyor da geleceği düşünüyorsunuz, diye sorsak, "seviyorum" diyenler, "sevdiğimde" diyenler ezici çoğunluk olacaktır.

Çok sevdiklerimizin bizim yaşam süremizin ötesine devam edecek esenlikleri ve mutlulukları söz konusu olduğunda, geleceği düşünebiliriz. Seviyorum diyebilenler, ilk bakışta bu duygularla taban tabana çelişir gibi gözüken stratejik düşünme becerisini harekete geçirebilenler oluyor.

Ülkesini, kentini, mahallesini, halkını seven yurttaşlar, sevdikleri ölçüde bugünü ve kendilerini unutabilirler. Geleceği düşünebilir, bugünün tutsağı olmaktan çıkabilirler. Bu bir dilek, eninde sonunda. 


Prof. Dr. Yankı Yazgan'a teşekkürlerimizle

Denizce

23.09.2008