e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Türkiye'nin En Yoksul 100 Kişisi

 Prof. Dr. Yankı Yazgan    

 


http://www.yankiyazgan.com    

Türkiye'nin en zengin 100 kişisi listesi gazetelerde yayınlandığında, çocuklarımın ilk işi, listeyi baştan sona gözden geçirmek ve sonra da annelerine ve bana dönüp, hesap sormak oldu: 'Biz niye bu listede değiliz?'

Çocuklara, Türkiye'nin en yoksul 100 kişisi listesinde de olmadığımızı, bunu niye dert etmediklerini sorarak, cevabi konferansıma başladım. Hatta, ülkemizde en yoksul 100 listesinde olmanın, belki de üniversite giriş sınavında en düşük puan alan 100 kişiden birisi olmaktan bile zor olabileceğini, o sebeple düşük performansa asıl üzülmeleri gereken noktanın o liste değil, bu liste olduğunu da ekledim. Üstüne, onları da, anne-babaları gibi en çalışkan 100 öğrenci listesinde görmeyi beklediğimizi belirterek, mesajımı verdim. Tabii ki, sus-pus oldular. Devam ettim.

Yoksullar aslında zengin. Yoksulların yoksul olma sebepleri arasında, genellikle ilk sırada, yeterince çalışmamaları, hep dalga geçmeleri sayılır. Yoksullar ise, çoğunlukla işsizdir; dolayısıyla çalışamazlar. Hele çalışan yoksullarla kıyaslandığında, işsiz yoksulların, aslında, 'boş zaman' açısından epeyce zengin oldukları görülür. Hem çalışıp, hem de yine yoksul kalmaktansa, boş zamanlarını bozdurup bozdurup harcayabilirler. Böylece, zaman içerisinde akıllanıp, iş olduğunda da çalışmamayı seçtiklerini görürüz. 'Hemen işsiz mi kalmalı, boş zamanımız çoğalsın diye? Hiç çalışmamalı mıyız, nasıl olsa yoksul kalacağız diye?' sorularını duymazlıktan gelerek, devam ettim.

Çalışmadan kazanmak. Çalışmayı yalnızca bir para kazanma yöntemi olarak gördüğümüzde, yoksulların mecburen keşfettiği çalışmamak da uygun bir yöntem sayılabilir. Örneğin, bir yatırım yapmamak, yeni bir işe girişmemek ülkemizde çok uygulananan yoksul olmayanların yaygın kullandığı bir iş taktiğidir. İş güç yapmadığınızda 'paranızın cebinde kalması', çalışarak, iş yaparak para harcamak gibi riskli durumlardan bizi uzak tutar. Belirsizlik ekonomisinin egemen olduğu ülkemiz ve benzerlerine bir psikolojik gerçek olarak kabul edebiliriz bu durumu.

İş-kence. 'İş' kelimesinin Avrupa dillerindeki karşılıklarının kökenlerini araştıralım. İspanyolca'daki 'trabajo' kelimesi (Fransızca'da 'travail') Latince'deki trepanum'dan geliyor (Bu bilgiyi F. Savater'in Gençlerle Politika Üzerine adlı kitabından öğrenmiştim). Trepanum: Üç sopadan oluşma bir işkence aleti. Falaka gibi bir şey yani. Romalılar da 'zahmet', 'yorgunluk' anlamına gelen 'labor' sözcüğünü, iş karşılığında kullanmışlar. Öyleyse, işsizlikten yoksulluktan şikayet niye? Hele çalışmamayı tercih etmeyi, iş-kence çekmeyi reddetme olarak görebileceğimizi öğrendikten sonra. Boş zaman yoksulu 'zengin'ler isyan etmesin de kim etsin... O ilk 100 zengin listesine girmenin bedeli düşünülenden çok yüksek. İlk 100 yoksuldan birisi olmanın esas marifet olduğunu çocuklara kanıtladıktan sonra, zengin çocuğu olmadıklarına üzülmemeleri gerektiğini bir kez daha vurguladım.

Türkler çalışkandır. Bu iddialı cümleyi uzun uzun ayrıca açıklarım; ama çalışma ile zengin olma arasında bir halkaya daha gereksinim olduğunu gösteren bir çalışma hayatımız var. Neredeyse 24 saat açık bakkallar, büfeler, karpuz sergileri, bir müşteri için dükkan açan esnaf, hepimizin bitmek bilmeyen işleri, dosyaları... Bir yandan da, çalışkanlığımız oranında zengin değiliz. 'Biz verimli çalışmayı bilmiyoruz, efendim' der gibi olduğunuzu duyuyorum. Uğraşıp uğraşıp da bir sonuca varamamanın mekanizmasına değişik yazılarda değindim; ama benimle bitecek iş değil, derin psikoloji var orada.

Çalışmayı sevebilmek için. Freud, 20.yüzyılın başlarında insanın temel ihtiyaçlarını 'çalışmak (ve sevmek)' olarak tanımladığında, Romalıların yan gelip yatmayı daha yüksek düzeyde bir faaliyet gördükleri dönem kapanmıştı. Peki, çalışmayı sevmek mümkün müdür? Eğer yaptığımız işten, ortaya çıkardığımız üründen zevk alıyorsak; çalışmayı sevebiliriz. Ya zevk almıyorsak? Çalışarak elde ettiğimiz (örneğin; para, güç, ilişkiler) bizi ilerdeki hedeflerimize daha kolay ve hızlı taşıyacaksa, zevk almadan da idare edebiliriz. Sıkıntıların ne kadar süreceğini bildiğimizde, sıkıntıya katlanmak kolaylaşır. Çalışma hayatımızın sonundaki yere (mesela, emeklilik) ne zaman ulaşacağımızı bilmek, ulaştığımızda nasıl bir hayat yaşayabileceğimiz hakkında fikir sahibi olmak, açıkçası 'aç, açıkta ve muhtaç' olmayacağımızı bilmek yeterli olabilir.

Zenginlerin tembel, yoksulların çalışkan oldukları dönem bitti. Belki, yoksullar, çalışa çalışa bir yere varamadıklarını gördüler. Belki, çalışmanın gelişen yeni tanımlarının dışında kaldılar veya bırakıldılar. Değişik fikirler oluşturma, yenilikçilik ve girişimcilik için gereken altyapıyı geliştirmeye fırsatları kalmadı. Zenginleşme sürecini, artık, 'ileride az çalışmak için şimdi çok çalışmak' olarak tanımlarsak, az çalışmanın ya da tembelliğin bir hedef haline geldiği bir dönem açılıyor, diyebiliriz.

Dinlenmek de çok yorucu bir faaliyet. Üstelik, artık çalışmamak ve dinlenmek de zahmet ve emek gerektiren bir faaliyete dönüştü. Kazandıklarınızı harcamak için dünyanın dört bir köşesine gitmek dışında, dağlara tırmanmak, paraşütle dalış yapmak, vahşi hayvanlarla boğuşmak, her gün saatlerce 'gym'lerde zaman geçirmek gibi bir faaliyet listesi zengin olduğunuza sizi pişman edebilir. 'En zengin 100 Türk' listesinde adınızı bulamadığınıza sevinmelisiniz.                                   

Prof. Dr. Yankı Yazgan'a teşekkürlerimizle

Denizce

12.09.2006