
Kimi zaman
“delikanlı, kanı kaynıyor” diye övüldüğümüz, kimi zaman da,
“şimdiki gençlerin akılları da bir karış havada canım”, diye
ayıplandığımız bir dönemdi ergenlik dönemimiz. Vücudumuzdaki
hormonlarla değişen bedenimizi tanıdığımız, aslında kendimiz
üzerinden dünyayı tanıyıp yeniden adlandırmak istediğimiz bir
dönemdi aynı zamanda. Çocukluktan erişkinliğe geçerken bütün
insanların yaşadığı sorunları yaşıyorduk, ama nedense yine de
kimse bizi anlamıyordu. Hem yalnız kalmak istiyorduk hem de bir
yerlere ait olmak, kimsesiz kalmamak... Aşkı, üzüntüyü, öfkeyi,
hayal kırıklığını o dönemde tattık. Hatta aramızda bazıları,
keşke olmasaydı dediğimiz şeyler de yaptılar. İyisiyle kötüsüyle
bizi biz yapan şeyleri, daha da önemlisi yaşam boyu sürecek
dostlukları bu dönemde bulduk. Bu dönem bizim ergenlik
dönemimizdi.
Çocukluk
dönemini erişkinlikten ayıran ergenlik çağı, yarattığı karmaşa
sırasında her şeyin yeniden gözden geçirildiği bir dönem. Cinsel
olgunlaşmanın gerçekleştiği bu dönem, cinsiyet bezlerinin
büyümesi ve olgunluğa erişmesi, dış üreme organlarının şekil
değiştirmesi gibi etkileri beraberinde getiriyor. Ergenlik,
salgılanmaları hipotalamusun olgunlaşmasına bağlı olan hipofiz
gonadotropin hormonlarına bağlı bir gelişme. Bu dönemde
böbreküstü bezleri de olgunlaşıyor. Kıkırdakların kaynaşmaya
başlaması, kemiklerin büyümesi ve olgunlaşmasının hızlanması,
yine bu dönemin ürünü. Bedenin biçim değiştirmesiyle eşzamanlı
olarak, duygular, davranışlar, düşünceler de bu dönemde
değişmeye başlıyor. Cinsel olgunlaşma, ille de duygusal
olgunlaşmaya bağlı olmayabiliyor.
Acı çekme, neşe,
kaçış, saldırganlık gibi aşırılıklar dönemi olan bu çağ, ana
babalar olduğu kadar çocuklar için de yaşanması zor bir dönem
olarak kabul ediliyor. Kendini bir sosyal gruba ait hissetme
isteğinin, herkesten farklı olma isteğiyle çakışması, ergenlik
çağındaki gençleri tereddüte itiyor ve ilişkilerinde değişken
bir yapıya sokuyor. Uzmanlar bu dönemde değişim içindeki
gençlere, anlayışla, hoşgörüyle yaklaşmanın en doğru yöntem
olduğu konusunda hemfikirler.
Ergenlik
Fizyolojik ve
morfolojik belirtiler, ergenlik çağının habercisi. Bu da insanı
cinsel olgunlaşmaya götürüyor. Ergenlikte cinsel olgunluğa
işaret eden olaylara, yani kızlarda ilk adet kanamasına,
erkeklerin de ilk boşalmaya olan tepkileri farklı olabiliyor.
Cinsellikle ilgili bilgi düzeyi düşük ve aile desteği az olan
kızlarda ilk kanama, şok ve sıkıntı yaratarak olumsuz duygulara
neden olabiliyor. Erkeklerse arkadaşlarından ve kendilerine
yakın bir yetişkinden cinsellikle ilgili daha fazla bilgi
edinebildikleri için, kendilerini bu işarete daha çok
hazırlayabiliyorlar. Ergenlik, kız ve erkek çocuklarda farklı
dönemlerde görülebiliyor. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden
yaklaşık iki yıl önce giriyorlar. Bu dönemde kız ve erkeklerde
boy uzaması, görülen en temel değişimlerden biri.
Normal ergenlik
kız çocuklarda 9–12 yaşlarında başlıyor. Cinsiyet hormonlarının
etkisiyle yaşanan büyümeyse biraz daha ileri, 9,5–14,5 yaşlarına
kayabiliyor. Ergenliğin gelişimi memelerin büyümesi, genital
bölge ve koltukaltında kıllanma, dış üreme organlarından büyük
ve küçük dudakların büyümesiyle belirginleşiyor. Adet
kanamalarının belirmesinden önce dölyolu mukus salgısı
matlaşıyor ve pembemsi renk alıyor, dölyatağı hacmi artıyor.
Ergenlik döneminde kızlar adet görmeye başlıyor. Bu, vücudun
normal işlevlerinden biri. İlk adet, genellikle ilk ergenlik
belirtilerinden aşağı yukarı iki yıl sonra, 10-16 yaşlarında
ortaya çıkıyor. Ortalama adet görme yaşıysa 13. Ergenlik
döneminde kızlarda boy uzamasının yanında, kilo artıyor, koltuk
altı ve genital bölgelerde kıllanma oluyor. Yağ dokusu da yine
bu dönemde gelişiyor. Bu nedenle kızların kilo aldıklarından
yakınmaları, sık görülen bir şey. Ancak bu normal bir gelişme.
Deride yağlanma olabiliyor. Bunun sonucunda sivilceler
oluşabiliyor. Uzmanlar kilo ve sivilce sorunundan şikayet eden
gençlere sporu öneriyorlar. Dengeli ve sağlıklı beslenme, spor,
kilo ve ergenlik sivilceleri konusunda sorun yaşayan gencin
gelişimini olumlu etkiliyor.
|

Ergenlik
çağında vücutta salgılanan hormonlar kimi gençlerin
sivilcelenmesine neden olabilir. Bu da kişinin kendinden
memnun olmamasına yol açabilir. |
Erkek çocuktaysa ergenlik 10-14 yaşları arasında, kemik
yaşının da 13 olduğu dönemde başlıyor. Büyüme patlaması
11-17 yaş arasına yayılıyor. Kas dokusu bu dönemde
gelişiyor. Ergenliğin gelişimi, testis hacminin artması,
penis boyunun uzaması, testis kesesi renginin
koyulaşması, önce genital bölge, sonra koltuk altında
kılların çıkmasıyla belirginleşiyor.
Sesin kalınlaşması, yüzde ergenlik sivilcelerinin ve
kılların çıkması yine bu dönemde yaşanan gelişmeler.
Kendiliğinden meni boşalmalarına da rastlanan ergenlik
döneminde, üreme organlarında gelişme ve penis
sertleşmesi başlıyor. |
Uzmanlar, bu
dönemde cinsel gelişmenin hızlanması nedeniyle kız ve erkek
ergenlerin bilgilendirilmelerinin son derece önemli olduğunu
vurguluyor. Çünkü kendilerindeki değişimlerin farkında olan
ergenler bu değişimi daha iyi anlayabilmek için, birçok konuda
daha fazla şey bilmeye gerek duyuyorlar. Bu bilgilerin çevreden
öğrenilen eksik, yanlış bilgiler olmamasına dikkat etmek gerek.
Gençler kendi aralarında kulaktan dolma yanlış bilgileri
tartışarak birbirlerini de yanlış bilgilendirebiliyor. Bunun
yerine, başlangıçta aile içinde çocuklara bu konuda bilgi
verilmesi, ergenin gelişimini olumlu yönde etkileyecektir.
Yetişkinliğe
Giden Evrensel Yol
Geçmişten
günümüze dek birçok toplumda, bireyin yaşamındaki en büyük
değişiklikler ergenlik dönemiyle ilgili. Bu olay, birçok
toplumda karmaşık bir törenler sistemiyle ifade ediliyor.
Erginleşme törenleri, yani çocuğun ergin olma yolundaki geçiş
törenleri, bireyin yeni roller için toplumsallaştığı, durum
değişikliği sürecinin kutsandığı törenler. Kutsanan şey bedensel
değişiklik, yani cinsel olgunluğun başlangıcı değil; bu
değişikliğin toplum tarafından bilinip kabul ediliyor olması.
Topluma giriş
törenleri, çoğunlukla normal yaşamdan bir süre ayrı tutulmayı
gerektirir. Bu süre içinde topluma alınacak gence bazı şeyler
öğretilir. Özellike kuzey Amerika’daki bazı ova
kızılderililerinde ve bazı Afrika halklarında görüldüğü gibi, bu
öğrenme sürecine kimi zaman bedensel acılar da eşlik eder. Acı
çekme sınavlarıyla gencin dayanıklılığı sınanmış olur. Ayrı bir
yere kapatılma dönemi boyunca da, gençler dışlanmış durumdadır.
Artık çocuk değillerdir, ama toplumsallaşmış yetişkinler de
değillerdir. Bu dönemde tamamen toplumun dışında yer alırlar.
Toplum yaşamından bir süre ayrı tutulan gençler, sonra yeniden
büyük törenlerle yaşama sokulur ve yeni rollerini benimserler.
Topluma giriş törenlerinde gerçek anlamda teknik bilgi ve beceri
verilmez, gencin bu yetenekleri sınanmaz. Çünkü gençler bunu
günlük yaşamlarında zaten ediniyorlardır. Törenlerin gerçek
amacı, yetişkinlerin toplumsal bakımdan ahlaki yükümlülüklerini
vurgulamaktır. Ergenlik törenleri ya da ergenliğin başlangıcı,
genellikle bireyin etkin cinsel yaşamının başladığını da
belirtir. Bununla birlikte bazı toplumlarda, özellikle
Hıristiyan ve İslam toplumlarında kadınlar için cinsel ilişki,
evleninceye kadar yasaklanmıştır.
Halkların
birçoğunda çocuklukla tam anlamıyla yetişkinlik dönemine geçiş
arasında, kesin çizgilerle belirlenmiş uzun bir süre vardır. Bu
yalnızca sanayileşmiş Batı ülkelerinde değil, Afrika’daki birçok
aşiret toplumu için bile geçerli bir durumdur.
Ergenlik
Döneminde Kişiliğin Gelişimi
Ergenlik dönemi
bütün gençler için aynı geçmiyor elbette. Bazı çocuklarda
ergenlik belirtileri hiçbir zorluk yaratmadan oluşuyor. Ama
bazıları derinden etkileniyor ve tam bir bunalım yaşıyorlar.
Psikanaliz
yöntemini bulan ünlü psikiyatrist Sigmund Freud’a göre genital
dönem, yani ergenlik yılları, içgüdüsel enerjinin yeniden
genital bölgede harekete geçtiği bir dönem. Freud, çocukluk
süresince kurulmuş olan id,ego ve süperego arasındaki dengenin,
yeniden bozulduğunu söylüyor. Cinsel dürtüler, gencin, çocukluk
döneminde yaşadığı fallik dönemdeki çatışmaları yeniden
yaşamasına yol açıyor; ancak romantik ilişkiler bu kez aile
dışında aranıyor.
|
 |
İnsan davranışları konusunda bir başka uzman olan Erik
Erikson'a göre yetişkinliğe sağlıklı geçişin en önemli
koşulu, kimlik kazanma. Kimliğin oluşması süreci
ergenlikten çok önce başlıyor ve önceki dönemlerde
başarılı sonuçlar alınmış olması, yetişkin kimliğine
geçişi de kolaylaştırıyor. Kimlik bunalımı, özellikle
gelişmiş kabul edilen ileri toplumlarda sözkonusu.
Bedeni, çok kısa bir süre içinde yetişkin görünümü alan
ergen, artık çocuk gibi davranamayacağını anlıyor ve
"Ben kimim?" "Yaşamdaki amaçlarım neler olmalıdır?" gibi
sorularla kendini sorguluyor; geleceğe dönük kararlar
almaya ve benliğini oluşturmaya başlıyor. |
Toplum içinde
kendi seçtiği ideolojiye uygun bir rol bulursa kimlik kazanıyor.
Bunu başaramayan ergenlerdeyse kimlik krizi devam ediyor. Pek
çok denemeyle bu kriz çözülmezse, ergen kimlik kargaşasına
düşebiliyor ya da olumsuz bir kimlik geliştirebiliyor.
Psikologlar,
yaptıkları çalışmalarla ergenlerde 4 farklı kimlik statüsü
olduğunu belirlemişler. Bunlar, erken bağlanmış, kargaşalı,
kararsız ve başarılı kimlik statüleri. Erken bağlanmış kimlik
statüsündeki ergenler, bir karar alma sürecinden geçmemiş,
kimlikle ilgili tüm kararları genellikle ebeveynleri tarafından
belirlenmiş gençler. Yetişkinliğe geçiş pürüzsüz ve çatışmasız
yaşanıyor. Kargaşalı kimlik statüsündeki ergenlerse bir kriz
yaşamıyorlar ve mesleki rol seçimiyle ilgili olarak da bir
güdüleri bulunmuyor. Bunlar bir kimliğe bağlanmaktan tamamen
kaçınma eğilimindeler. Kararsızlarsa bir kimlik krizi
yaşıyorlar; kaygıları yüksek ve karar alma süreci uzun süre
devam ediyor; bu nedenle ergenlerin, kendileriyle en ilgili
oldukları statü. Başarılı kimlik statüsündekilerse kimlik
krizini atlatmış ve bir kimliğe bağlanmayı gerçekleştirmiş
ergenler.
Ergenlikte
görülen en yaygın davranışlardan biri, gençlerin kendi başlarına
hareket etmek istemeleri. Bağımsızlığa gereksinim duyan gençler
için ev, çoğu zaman anlaşmazlığın ve çatışmaların ortaya çıktığı
bir yer olarak görülmeye başlanıyor. Anne babanın, çocuğun
gözünde ideal olma niteliklerini kaybettiği dönem, yine bu
dönem. “Annem babam her şeyi bilir” düşüncesinin yerini yavaş
yavaş, “annem babam nereden bilecek, onların dönemi geçmişte
kalmış, ben onlardan daha iyi bilirim” gibi düşünceler alıyor.
Evde yaşanan çatışmalar çok sık ve şiddetli olmaya başlamışsa,
gençlerin, kendilerinin istenmedikleri düşüncesine kapılmaları
da mümkün. Bunun yanında ergenlik çağındakilerin, bedenlerinin
yeni görüntüsüne henüz alışık olmamaları, kendilerini mutsuz
hissetmelerine neden olabilecek bir başka etken olarak karşımıza
çıkabiliyor. Yeni görünüşleri, bürünmek istedikleri ideal
görünüş olmayabiliyor. Kendilerini fazla uzun, fazla kısa,
şişman, çirkin bulabiliyorlar. Bu da bazı gençleri dikkat çekmek
ya da farklı görünmek isteğiyle giyimiyle, makyajıyla, saç rengi
ya da biçimiyle öne çıkma çabası göstermeye itiyor.

Kimi toplumlarda
ergenlik süreci özel törenlerle belirlenmiştir.
Ergenlik
döneminde duygularda farklılaşma, iniş çıkışlar yaşanabiliyor.
Gençler bir gün çok mutluyken, ertesi gün çok üzgün
olabiliyorlar. Zaman zaman duygularını ve heyecanlarını
denetleyememeleri de sık görülen bir durum.
Ergenlik dönemi,
genellikle kızlarda ve erkeklerde farklı olan ilk cinsel
deneyimlerin de yaşandığı dönemler. Kızların kendilerini
beğendirmeye çalıştığı, erkeklerinse pek tanımadıkları yeni
bedenlerini kontrol etmeye çalıştıkları bu dönemde, utangaçlık
ya da sıkı geleneklere bağlılık, bu konunun aile içinde ya da
gençler arasında konuşulmasına engel oluyor. Bu da gençlerin
dürtülerinden utanç duymasına ve hayallere sığınmasına neden
olabiliyor. Çevreye olan ilgilerini kesip kendilerini hayallere
veren gençler, böylece mastürbasyon yapmayı keşfediyorlar.
Mastürbasyon, ya da kişinin kendi kendini tatmin etmesine
dünyanın her yerinde yaygın olarak rastlanıyor. Yapılan
araştırmalar, 15 yaşındaki erkek ergenlerin yüzde 80'inin, 20
yaşındakilerin yüzde 90'ının mastürbasyon yaptığını gösteriyor.
Kızlarda 15 yaşında bu oran yüzde 17; 20 yaşındaysa yüzde 30'a
iniyor. Bu dönemde gençler sık sık yalnız kalmak istiyorlar.
Psikologlar bu duruma çok fazla önem ve anlam yüklememek
gerektiği görüşündeler. Rahatlama, rüya görmek şeklinde de
olabiliyor. Gençler bu konuda cezalandırıldıklarında suçluluk,
cinsel doyumsuzluk yaşayabiliyorlar. Ailelerin bunun normal bir
davranış olduğunu kabul edip çocuklarıyla cinsel konularda daha
rahat ve bilgilendirici konuşmalar yapmaları gerekiyor.
İsyan Etme ve
Çatışmalar
Ana babaların,
çocuklarının geleceği hakkındaki kaygıları ve onların hayal
ettikleri kişiliği kabul etmede zorluk çekmeleri, ergenlik
çağındaki bireylerin sıkıntılarını artırabiliyor. Henüz
kendisini tanımayan, sevenleri tarafından da tam kabul görmeyen
ergenler, bu dönemde oldukça hassas bir ruh haline giriyor ve
kendilerini sürükleyen bir erişkinin ya da kontrol edemedikleri
dürtülerinin peşinden gitmeye hazır oluyor, ayrıca
bedenlerindeki değişikliklere önem verdiklerinden, kolaylıkla
aşırılıklara kapılabiliyorlar. Genç kızlarda, organik bir
rahatsızlık olmaksızın psikolojik kökenli iştahsızlık ortaya
çıkabiliyor, karmaşık psikolojik nedenlerden (şişmanlama
korkusu, cinsellikle ya da kadınlıkla ilgili endişeler gibi)
yemek yiyemez hale gelebiliyorlar. Tam tersine, karşı konulmaz
bir yemek ihtiyacı, oburluk dönemleri iştahsızlık dönemini
izleyebiliyor. Bu davranışlar, nedenini kavrayamayan aileyi
endişelendirmeye başladığında ilginin ve emirlerin artması
çatışmaya neden olabiliyor. Aslında bu davranışlar, çoğu zaman
geri planda olup bitenlerin bir göstergesi niteliğinde. Ergen
bireyin davranışlarındaki değişimi olduğu kadar, bu davranışlar
aracılığıyla ortaya atılan çağrıyı da anlamak gerekiyor. Hızlı
bir bedensel gelişme içinde oldukları için bu durum enerjilerini
tam olarak kullanamamalarına neden oluyor. Tüm enerji bedene
yansıyor ve yaşanan çatışmalar sonucu isteksizlik oluşabiliyor.
Yine bu dönemde bazı ağrılar ve sızılar da ortaya çıkabiliyor.
Bütün bu durumlar, gençlerin derslerine de yansıyabiliyor; bu da
ilkokulda elde edilen başarıda düşüşe neden olabiliyor.
Uzmanlar, bununla başa çıkmanın çok önemli olduğunu, bu
başarısızlık durumundan kaygı duymamak gerektiğini
vurguluyorlar. Önerdikleri çözüm, bunun geçici olduğunun
unutulmaması.

Herkesten farklı olma
ve kendini değişik bir biçimde ifade etme isteği ergenlik
döneminin göze çarpan özelliklerindendir.
Bu dönemde
isteksizliğe bağlı olarak can sıkıntısı da oluşabiliyor ve can
sıkıntısı uzun sürebiliyor. Yine benzer biçimde huzursuzluk da,
yaşanan diğer duygulardan biri. Bunun nedeniyse bedendeki
değişimler. Sürekli olarak birşeylerle ilgilenme, meşgul olma
isteğinin sözkonusu olduğu bu devrede, aynı zamanda isteksizlik
yaşanması ve beraberinde gelen başarısızlık, gençleri bir kısır
döngüye sokabiliyor. Bu noktada uzmanlar uyarıyor: Hayata karşı
soğukluk duyan, başarısızlıklardan ve çatışmalardan yorulan
gençler bir çıkış noktası olarak intiharı görebiliyorlar. Bu,
büyük ölçüde başka bir hayat yaşama arzusunun bir göstergesi
olarak algılanıyor. İntihar, kendine karşı ya da çevresine karşı
bir şiddet davranışı olarak düşünülebileceği gibi, gerçek
hayattan ve hayatın zorluklarından bir kaçış yolu olarak da
görülebiliyor.
Sıkıntılardan
kurtulmanın bir başka yolu olarak uyuşturucu maddelerin
kullanılması, sigara, alkol gibi alışkanlıkların edinilmesi, bu
yıllarda görülebilecek başka davranışlardan. Gençler bir dönem
sıkıntılarından, sorumluluklarından ya da geleceğe olan
güvensizliklerinden kaçma ve bir teselli olarak sahte bir
rahatlama yaratacak maddelere bağımlı olma eğilimine
girebiliyorlar. Bağımlı hale getiren tüm uyuşturucular, gençleri
kontrollerini kaybetmeye götürüyor. Uzmanlar uyuşturucu
alışkanlığı olan gençlerin pek çoğunun ana-babalarıyla diyalog
eksikliği yaşayan, sevgiye gereksinim duyan gençler arasından
çıktığına işaret edip, anne babaları bu konuda uyarıyorlar.
Şu bir gerçek
ki, ergenlik döneminde bireylerin geliştirdiği soyut düşünce,
onların günlük davranışlarını etkiliyor. Kendileri ve dünya
hakkında daha fazla düşünen gençler, 13-15 yaşları arasında daha
tartışmacı, idealist ve eleştirici davranıyorlar. Bununla
birlikte kendilerinin ve başkalarının soyut bakış açılarını
değerlendirmekte zorlandıkları için yeni bir benmerkezci eğilim
içine girebiliyorlar. Kendi düşünceleri, duyguları ve
davranışlarıyla aşırı ilgili oluyorlar. Kendileri ve diğerleri
arasındaki ilişkilerle ilgili olarak da, iki önemli çarpıtma
yaşıyorlar: Bunlardan biri, kendi kendileriyle çok ilgili
olmalarının ötesinde, diğerlerinin de kendileriyle
ilgilendiklerini düşünmeleri ve devamlı olarak bir sahnede,
herkes kendilerini izliyormuş gibi davranmaları. Diğeriyse,
kendi önemlerini abartmaları ve kendilerini özgün olarak
algılamaları sonucu, başkalarının başına gelenin kendi başlarına
da gelebileceğini düşünememeleri. Bunun sonucu olarak da alkol
ve uyuşturucu alma, hızlı ve tehlikeli araba kullanma gibi
riskli davranışlara girmekten sakınmayabiliyorlar. Ebeveynlerin
çocuklarına yakın bir tutum izlemesi, bu sorunun çözümü için de
en iyi yol olarak öneriliyor.

Suç Eğilimi
Ergenlik
dönemindeki gençlerin kendilerini kabul ettirme ve değişik olma
istekleri, kimi zaman isyan boyutuna ulaşabiliyor. Gençler bu
dönemlerinde sürekli olarak içinde bulundukları ortama karşı
çıkabiliyorlar. Bu nedenle çevresiyle olan ilişkilerinde zaman
zaman geçimsizlik oluşabiliyor. Aile içinde, okulda ya da
arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde bireylerde hırçın davranışlar
gözlenebiliyor. Her türlü otorite düşman gibi algılanabiliyor.
Sözgelimi, ev ortamında mutlaka otoriteyi temsil eden birisi
vardır. Ya anne ya baba ya da ağabey, abla. Gelişmekte olan
ergenin karşı çıkacağı ilk kişi, otoriteyi temsil eden kişi
olacaktır. Eğer otoriteye karşı çıkamıyorsa bu istek ergende
daha da alevlenebiliyor. Genellikle 13-14 yaşları, kişinin en
huzursuz olduğu en geçimsiz olduğu, her şeye karşı çıktığı bir
dönem olarak kabul ediliyor. Otoriteye karşı gelemeyen
bireylerde bazı davranış bozuklukları oluşabiliyor. Öğrenim
süresinin uzaması, ana babaya ekonomik yönden bağımlılık,
mesleki ve toplumsal atılımda gecikme, bir taraftan bedensel ve
kişiliksel olgunlaşma yaşanırken diğer taraftan duygusal
gereksinimler arasında dengezsizlikler yaratıyor. Bazı gençlerde
ekonomik zorluklardan dolayı, bazılarındaysa sırf heyecan olsun
diye ya da arkadaşları arasında popüler olma amacıyla hırsızlık
yapma eğilimi görülebiliyor. Arkadaşlar, bir çete ya da grup,
ergen bireyi bu dönemde kolayca içine alabiliyor. Böylelikle
ergenlik dönemindeki gençler kendilerini güçlü hissediyor, hatta
yiğitçe davranışlarda bulunduklarını sanıyorlar.
Toplum içinde
tüketimin çekiciliği de ön plana çıkıyorsa, hırsızlık için
oluşan ortam zihinlerde meşrulaştırılabiliyor; bununla birlikte
hırsızlık böyle durumlarda korku ve güçsüzlüğün ifadesi olarak
şiddete de yönelebiliyor. Şiddet düşkünlüğü, hırsızlık, gençleri
okul çıkışlarında küçükleri soymaya, yalnız kişilere saldırmaya
sürükleyebiliyor. Benzer biçimde cinsel şiddet de grup eylemi
olarak öne çıkabiliyor. Gençlik çetelerinin ortaya çıkması ya da
ergenlik çağındaki gençlerin bu çetelere katılmak istemeleri,
nedensiz değil: Düşük ekonomik gelir düzeyi ya da farklı bir
etnik gruptan gelip itilmişlik duygusu yaşamanın yanında,
derslerde başarılı olamama, kötü arkadaşlar edinme, ailenin
ilgisizliği bu nedenler arasında gösteriliyor.
Çocuklar
çeteleri genellikle prestij sağlamak, toplumda yer edinmek
açısından bir araç kabul ediyor ve bu psikolojiyle çeteye
katılıyorlar. Psikologlar, bir çeteye katılan kişilerin bazı
kişilik sorunları bulunduğunu düşünüyorlar. Özellikle
güvensizlik duygusunun çete içinde kaybolacağını, bu nedenle
bireyin kendini bir gruba ait hissederek güven kazanacağını
söylüyorlar. Çetelerde aşırı bir dayanışma söz konusu. Çeteye
girmek isteyen kişiler önce yalnızca heyecan duymak için
birlikte küçük suçlar işliyorlar.
 |
Eğer
işlenen suçlar cezasız kalırsa bu sefer daha büyük
suçlar işlemede adım atıyorlar. Çete içinde suçlar bir
gelenek halini alıyor ve yeni üyelere suç tekniği
öğretiliyor. Çete içindeki birey, işlediği suçlardan
dolayı suçluluk duygularına kapılmıyor. Çünkü bunu
bireysel olarak işlenmiş bir suç değil; grubun suçu
olarak algılıyor.
Bu dönemde ergenlerin yalnızlık ihtiyacı çete içinde
engellenerek ortadan kalkıyor ve kişi daha doyumlu
oluyor, kendisine benzeyen insanların da olduğunun
farkına varıyor. Başka insanların da kendisi gibi
yalnız, başarısız olduğunu bildiği zaman rahatlık
hissediyorlar. Ayrıca sigara, alkol gibi madde
kullanımları da bu dönemde başlıyor. Önceleri özenme
sonucu kullanılan maddeler, daha sonra sorunların
varlığında kullanılır oluyor ve sorunlardan kaçma yolu
olarak algılanmaya başlıyor. Son aşamadaysa madde
kullanımı alışkanlığa dönüşüyor. |
Ergenlik
dönemindeki gençler, bu yıllarda davranışlarına çevreden
gösterilen tepkiyi çok iyi değerlendiriyor, neyi yapıp
yapamayacaklarını bu yolla anlıyorlar. Çocuk her yaşta birtakım
yıkıcı duygular taşıyor; ancak fiziksel, zihinsel ve ruhsal
açıdan büyük dönüşümlerin yaşandığı ergenlik dönemi, yıkıcı
davranışların kolaylıkla artabileceği bir zemin oluşturuyor.
Gelişimsel olarak sorunlar yaşayan ergenler, çevreden gelen
olumsuz etkilerin de kışkırtmasıyla öncelikle kendilerine dönük
yıkıcı davranışlar içine girebiliyorlar. Bu dönemde merakla
başlayan sigara, alkol ya da madde kullanımı, gencin bedensel ve
ruhsal sağlığına yıkıcı etki yapıyor. Toplumda yüceltilen şiddet
örnekleri çocukta yüce bir amaç uğruna birilerine zarar vermenin
yanlış olmadığı düşüncesini doğuruyor. Özellikle bulundukları
ortamlarda şu ya da bu şekilde şiddetin tanığı olan çocuklar,
yıkıcı davranışlarda bulunmaya daha yatkın oluyorlar. Bir de
televizyondaki şiddet programları çocukları derinden etkiliyor.
Çocukta gece korkuları, yalnız kalmaya tepki, konsantrasyon
güçlüğü görülebiliyor. Yıkıcı dürtüler her zaman her çocukta ve
her yaşta bulunuyor. Ancak aile ortamlarının değişikliği
çocuktan çocuğa farklılıklar yaratıyor. Sevginin disiplin ve
denetimle birlikte verildiği ailelerde çocuklar bu dönemde açığa
çıkan yıkıcı dürtülerinin buyruğuna girmiyorlar.
Arkadaşlıklar ve
Yalnızlık
Ergenlik
döneminin en büyük korkusu olduğu kadar, kimi zaman en büyük
gereksinim duyulan şeyi de yalnızlık. Gençler kendilerini yalnız
hissetmemek için çeşitli gruplara girmek istiyorlarsa da,
aslında çoğu zaman yaşadıklarını anlamak ve kendilerini dinlemek
için yalnız kalma gereksinimleri de var. Bunun en güzel simgesi,
dışarı ses vermeyen kulaklıklarıyla gençlerin çok sevdiği
“walkman” ya da “ipod” benzeri müzik çalıcılar. Kulaklarına
kulaklıklarını geçirip müziğin arkasına saklanan gençler, bu
yolla kendilerini gerçek dünyadan soyutlayıp, zorlukların
olmadığı bir dünyaya sığınabiliyorlar.

Yine bu dönemde
edinilen arkadaşlıklarsa daha hatırlanan, hatta uzun yıllar
devam edebilen arkadaşlıklar olabiliyor. Yakın arkadaşlıklar
ergenlerin kendilerini ve diğerlerini anlamalarını, ergenlikteki
stresle başetmeyi ve okula uyumu kolaylaştırıyor. Ergen
grupları, konuşma tarzları, giyimleri ve davranışlarıyla
birbirlerinden ve yetişkinlerden ayrılıyorlar. Bu gruplar,
ergenin kendine uygun bir ‘kendilik’ duygusu oluşturmasında
aileden bağımsız bir ortam sağlıyor. Ergenlikte grup baskısına
uyma, çocukluk ve yetişkinliktekinden daha fazla olduğu için
arkadaşlıklar riskli davranışlar için güdüleyici olabiliyor. Bu
da gençlerin iyi arkadaşlar edinmesinin ne kadar gerekli
olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Ergenlikte,
gençlerin yeni bir kimlik edinmeleri birçok etkenin sonucu
gerçekleşiyor. Gençler yetişkinliğe ulaştıklarında, adeta
yeniden doğmuş biri, ya da kozasından çıkmış bir kelebek gibi,
çocukluk dönemlerine kıyasla bambaşka bir kişi haline gelmiş
oluyorlar.
Ergenlik dönemi,
bütün erişkin bireylerin yaşadığı bir dönem. Bu dönemde
gençlerin gereksinim duydukları şey, anlayış ve sabır. Kendini
bulma yolundaki bir gence, anne babaların verebileceği en büyük
şeyse sevgi ve destek. Bu dönemdeki gençlerin, kendi
kanatlarıyla uçmak isteyen, dünyayı zorluklarla dolu olsa da
tanımak isteyen kişiler olduklarını unutmayalım. Her doğum
süreci sancılı geçer. Ergenlik dönemi de çocukların,
yetişkinlerin dünyasına doğdukları bir süreç. Bu süreci aşmanın
anahtarıysa anlayış.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 455 Ekim-2005