| |
http://www.yankiyazgan.com
Bu yazıdaki düşüncelerin bir bölümü kendi klinik çalışmalarım,
araştırmalarım ve bu alanda üretilmiş bilimsel bilgiye
dayanıyor. Bir bölümü ise, konuşmalarım ve seminerler
vesilesiyle gittiğim kentler, bir araya geldiğim öğrenci,
öğretmen ve anne-baba grupları ile kurduğum iletişimden kaynak
aldı. Bu toplantılardan birisi Erzurum’un Aziziye çay bahçesinde
çokuluslu bir firmanın sponsorluğunda, bir diğeri Zürih’teki
siyasal sığınmacıların kurmuş olduğu Mozaik derneğinin
lokalinde, bir başkası İstanbul’un kulelerinden birisinde vs vs
olabilir. Hepsinde ortak bir yan vardı: uzayıp giden bir
geleceğin başındaki gençlerin hayatını anlamaya çalışırken,
kendi gençliklerini hatırladıkları ve anladıkları ölçüde bunu
başardılar.
“...Ergenlik bir tren istasyonu gibi görülebilir;
ya geçmişten geleceğe uzanılan yoldaki bir istasyon, ya da,
nadiren ama zorlukların yoğun yaşandığı koşullarda, bir çölün
ortasında, ne geliş ne dönüş bağlantısı olan, bir tren
istasyonu. Çocukluk ile yetişkinlik arasındaki geçiş dönemine
ergenlik diyelim biz...”
Ergenlik bir
hastalık mı?
Ergenlik eşittir sorun demek doğru değil. Bir çok araştırma
sonucuna göre ergenlerin büyük çoğunluğunun, ergenlik dönemini,
daha önceki veya daha sonraki dönemlere göre daha az sorunlu
geçirdiklerini biliyoruz. O nedenle ergenlik dönemine “yine ne
sorun var?” beklentisi ile bakmak belki başka nedenlerle
açıklanabilir. En başta biz yetişkinler, çoktan unuttuğumuz
ergenlik döneminin kafa karıştırıcı özelliklerine alışmakta
zorlanıyoruz. Çocuğumuzun yetişkinlere özgü bir çok
karakteristiği geliştirmesi, cinsel kimlik, bağımsız hareket, ve
bir çok konuda en az bizim kadar becerikli, yetkin olmaları
gibi.
Bu dönemin kendisini sorun olarak gördüğümüz
zaman, ergenliği geçiştirilmesi gereken ya da kurtulunması
gereken bir dönem haline getirebiliyoruz. Pek de öyle değil. Biz
büyükler için belki bir sorun. Onların olası riskler karşısında
hazırlıksız yakalanmalarından endişe ediyoruz. Listenin başında
da, cinsellik var. Söylediklerim büyük kent gençliği için daha
çok geçerli olabilir. Madde bağımlılığı, alkol düşkünlüğü gibi
sorunlar da sırada. Diğer yandan bu tür olası sorunlarla ilgili
hazırlık çocukluk döneminde iyi kötü yapıldığında, çocuğun
kendini kontrol becerileri ve öz-disiplini geliştirildiğinde,
ergenlik sahici anlamda bir sorun değil. Madde kullanımı veya
erken cinsellik diye tabir edilen sorunları yaşayanlarda ise,
kendini kontrol, duyguları ifade edebilme ve kendini yeterince
değerli görebilme özelliklerinin pek iyi gelişme fırsatı
bulamadığını görebiliyoruz.
Meseleler birden bire ergenlikle başlamıyor.
Ergenlikten önce, gerek arkadaş uyumu gerek toplumsal kuralların
gereğini yapabilme hususunda zorluk çeken çocukların ergenlik
dönemi de zor geçmekte. Ergenlik herkes için zor bir dönem
olmaktan ziyade, zaten davranışlarında veya duygularında
zorluklar yaşayan ve bunun sinyallerini daha küçük yaşlarda
veren çocuklar için, bu zorlukların çok belirgin ve
dizginlenemez olduğu, artık “mızrağın çuvala sığmadığı” bir
dönem oluyor. Genel bir sorun oranı vermek gerekirse, %10
diyebilirim kabaca. Özet: Ergenlikte sorun yaşamak istemiyorum
diyenler, çocuklarının psikolojik dünyasına daha küçük yaşlardan
başlayarak eğilmeyi deneyebilirler.
Ev kültürü: demokratik, baskıcı ya da başıbozuk?
Ergenlik sorunlarında ve bunların aşılmasında ev kültürü önem
taşır. Neyin hoş görüldüğü, neyin yaşa özgü kabul edildiği,
farklı, arzulanmayan davranışlara nasıl yaklaşıldığı, ev
kültürünün gençleri en çok etkileyen yanlarından birisidir.
Örneğin, şiddet ev kültürünün bir parçasıysa, ergenin hayatında
da yeri olacaktır. Şiddet uygulayan, ya da başkalarının
duygularına kayıtsız bir genç olmak kolaylaşır. Sadece örnek
olmak ya da olumsuz özelliklerin teşviki anlamında bir etki ile
sınırlı değil ailenin etkisi. Bir şekilde kaçınılmaz olabilecek
psikolojik sorunlar için risk taşıyan çocuklara uygun
davranışları geliştiremediğimizde, çok daha hafif
atlatılabilecek bir sorunu çapraşık bir duruma sokabiliyoruz.
Bazı çocukların başkalarına göre daha yüksek
sorun riski taşıdığını biliyoruz. Onlara bazı konularda daha
fazla esirgeme, daha kişiye özel yaklaşım gerekeceğini
biliyoruz.
“Sorunsuz” çocuklar.
Peki, apaçık bir sorun riski taşımayan çoğunluk için ailenin
rolü ne olabilir? Büyük çoğunluğu düşünürsek, esirgemeden ziyade
aile ortamı içerisinde karar almayı öğrenmesi, karar alma
süreçlerine katılması, sorumluluklara ortak edilmeye başlanması
ergenin gelişimine katkı yapar. Bir çok çocuk kendi hayatı ile
ilgili önemli kararları 13-14 yaşlarında veriyor. Gideceği okul,
meslek seçimi,bu gibi şeyler bu yaşlarda belirleniyor. Karar
verme kapasitesine sahip, ancak bu kapasiteyi kullanma
tecrübesinden yoksun olmaları sebebiyle ailenin geri kalanları
ile iletişim içinde karar almayı öğrenebilmeli.
Zahmete katlanmayı öğretmek.
Kendisi dışındaki bireyleri de hesaba katarak karar verme
alışkanlığı olan bir ortamda büyüyenler bazı istekleri
gerçekleşmediğinde ya da ertelendiğinde, aksilikler olduğunda
beklemeyi, zahmet çekmeyi bir yük olarak görmezler. Ailesi
katılımcı karar alma kültürüne sahip gençlerin gelişim yolları
açık oluyor.
Katılımcı, demokratik kültür
derken, sorumluluğun gencin üzerinde olduğu bir durumdan
bahsetmiyorum. Sonuçta yetişkinler nihai karar alma yetkisine
sahipler (çünkü sorumluluk onlarda), ama ailenin geri kalan
bireylerinde sesinin duyulduğu aile ortamlarında istenmeyen
davranışların çok daha iyi idare edildiğini biliyoruz.
Beyin ergenlikte zıplar.
Ergenlik dönemi, bedenin ve beynin bir dönüm noktasından geçtiği
bir zaman dilimi. Ergen beyni daha ziyade öğrenen bir beyindir.
Yeniyetme ile tecrübeli arasındaki fark, beyin yapısına da
yansır. Bu dönemde beyin hücreleri arasında yeni bağlantılar
hızla oluşmakta. Beyin bölgeleri tek tek bakıldığında bu dönemde
oldukça iyi gelişmiş vaziyetteler. Ancak yaşlanmanın getirdiği
tecrübe, bu iyi gelişmiş beyin bölgeleri arasındaki
bağlantıların gelişmesi, sistemin daha akıcı ve kıvrak
işlemesidir. Ergenler tek tek iyi gelişmiş yeteneklerinin hızlı
ve etkin kullanımından yoksundurlar.
Beyin doğumdan başlayarak 11-12nci yaşlara kadar
sürekli “büyüyen” bir yapı. Ergenlikle birlikte (11-12 yaş
civarı), beyin yapısı henüz gri madde ağırlıklıdır; yeni
bilginin depolanmasına temel oluşturan bu yapısal özellik, zaman
içerisinde yetişkin beynine doğru dönüşürken, hücre
bağlantılarını içeren gri maddenin toplamı azalır; beyin
bölgeleri arasındaki iletişimin kıvraklığını sağlayan ak madde
ise 20li yaşlarla giderek artar.
Hazır ama hazırlıksız.
Kentlerde ve üst sosyoekonomik sınıflarda ergenliğin daha uzun
sürdüğünü söyleyebiliriz. Yetkinliklerin, becerilerin hızlı
geliştiğini, diğer yandan tecrübe birikiminin çok daha yavaş
olduğunu biliyoruz. Hayata hazır, ancak hazırlıksız olunan bir
dönem ergenlik. Hazır olmakla hazırlıksız olmak arasındaki fark
şu; gençlerin hayata hazır oldukları zihinsel yetkinlikler,
muhakeme becerisi veya pratik problem çözebilme becerisi
açısından 12 yaşından başlayarak biz yetişkinlerden çok daha iyi
performansları var. Performanslarını değerlendirecek tecrübe
birikimi ise henüz oluşmaya başlıyor, hazırlıklar tamamlanmamış
durumda elbette...
Bilgi ve tecrübe.
Ergenin beyin yapısı ve yaşamışlığının azlığı, deneyimlerini
kıyaslama imkânlarını sınırlar. Bu sınırlılık, kolayca
“dolduruşa gelmeyi”, işler bekledikleri gibi gitmediğinde de,
iyimserliklerini hızla kaybedip, kolayca karamsarlığa kapılmayı
doğuruyor. Geleceğin ne kadar uzun sürebileceğini, ne tür
olanaklarla dolu olduğunu görmeyi zorlaştırıyor. Bir çok çocuk
hızla büyümek isterken, bir kısmı da büyümeyi hiç istemiyor.
Bunları bir sorun olarak görmektense, bu gençlerin diğer
özelliklerine bakmak önemli.
Hem çocuk kalayım, hem de bir an evvel büyüyeyim.
Bu günden kurtulmak ya da bu günden kopmamak arzusu, ikisi
görünüşte birbiriyle çelişiyor. İki arzunun ortak noktası,
memnuniyetsizlik. Bu durum, gençlerin güçlerini uygun
kullanamadıkları durumlarda ortaya çıkıyor. Gençler açısından
geleceğin uzun sürdüğü düşünülürse onların gelecek
perspektifinin bizim 30’lu 40’lı yaşlarımızdaki gibi olmayacağı
kesin..
Gelecek planı olabilir mi?
15 yaşında bir gencin “ben doktorluktan başka bir meslek
istemem” diye kafasına koyması ne kadar makbul bir özelliktir
tartışılır. Diğer yandan doğayı anlayıp, insanlara yararlı bir
şeyler yapmak istiyorum, dendiğinde daha esnek, daha az
kısıtlayıcı bir gelecek hayali oluyor ve bu günkü
faaliyetlerimizle ilişkilendirebileceğimiz bir gelecek tasarımı
kurmuş oluyoruz. Bu gün yaptıkları ile gelecekte yapacakları
arasındaki bağlantıyı kurmak, onun için, biz yetişkinler için
olduğu kadar kolay değil. Gençler bu gün yaşadıkları ile
gelecekleri arasındaki bir devamlılık çizgisini
oluşturabildikleri ölçüde hayatları anlamlılık kazanıyor.
Ergenlik bir tren istasyonu gibi görülebilir: ya geçmişten
geleceğe uzanılan bir istasyon, ya da bir çölün ortasındaki, ne
geliş ne dönüş bağlantısı olan, bir tren istasyonu. Anlam,
geçmiş ve gelecek ile bağlantı oranında mevcuttur.
Eğitim sistemi!
Ergenlik çağı problemlerinde eğitim sistemini eleştirmek işin
kolay tarafı. Bizim hayatı anlamamızı, hayatla ilişkimizi
kurmamızı, bu dünyanın bir bireyi olduğumuzu hissettiren her
türlü bilgi anlamlıdır. Eğitim yoluyla aldığımız bilgiyi hemen
kullanıp kullanmamamız, bilginin hayatımızda o sırada ne işe
yaradığı, ne kadar önemlidir? Önemli olan bilginin yararı kadar,
bunların anlamlılığı. İçinde yaşadığımız dünyayı ve toplumu
tanımamıza, bizim onun içerisindeki yerimizin farkına varmamıza
yardım edip etmediği.
Genel olarak baktığımızda yalnızca Türkiye’de
değil, dünyanın bir çok ülkesindeki eğitim sistemlerinin
başarısızlığı konusunda bir fikir birliği var. Peki o zaman
bütün bu sistem nasıl yürüyor? Benim izlenimim, çalıştığım
ülkelerde gözlediğim, bu işe gönül vermiş yürekli öğretmenler,
eğitimciler, danışmanlar eğitim sisteminin açıklarını kapatarak
işlerin mümkün olduğunca düzgün yürümesini sağlıyorlar. Eğitim
sistemi belki berbat, ama eğitimciler berbat değil . Bu sebeple
sonuçta ortaya çıkan “ürünler” iyi olabiliyor. Eğitim sistemi ve
eğitimcileri birbirinden ayrı tutmak lazım. Eğitim sistemine
yüklenmek, ergen sorunları açısından şeytan taşlamaktan başka
bir şey değil. Yarışmacılığın adaletsizce yapıldığı, altta
kalanın canının çıktığı, çocukları adam yerine koymanın pek
makbul görülmediği bir sistemin yerine ne koyacağımız ise bu
yazının amaçlarının dışında.
Ergenlik bazı sorunların da bittiği bir dönemdir.
Ergenlik yalnızca sorunların ortaya çıktığı bir dönem değil;
bazı sorunların ortadan kalktığı bir dönem de. 7-8 yaşlarında bu
dönemin geleceğini tahmin etmek mümkün. Diğer yandan zor da
kolay da olsa bir şekilde bu dönem geçiyor. Bir sonraki döneme
ulaştığınızda geçmişte bıraktıklarınız, neleri yapıp neleri
yapamadığınız önemli oluyor. Başardıklarınız ve
başaramadıklarınız. Bunlar ergen sonrası dönemde etkilerini
devam ettiriyor. Ergenlerin ortaya çok büyük eserler koymak, çok
şey başarmak arzusu taşıdıklarını (belki hepimiz kendi
deneyimlerimizden) biliyoruz. Bu arzu ve enerji sayesinde bu
kadar karmaşık ve gündemi yüklü olan bu dönemin içerisinden
çıkabiliyoruz. Bir çoğumuz ergenlik döneminde kafamıza
koyduğumuz ya da arzuladığımız şeyleri gerçekleştiremiyoruz.
Zaten o dönemde hedeflerimiz de sürekli değişiyor. Bu dönemden
ne kadar edinimle, ilgiyle, kültürle ve başarıyla çıkarsak,
geleceğimiz bir talihsizlik olmadığı sürece doyurucu oluyor.
Hayatı anlayabiliyor, yaşantımızı anlamlandırabiliyoruz.
Çekişme başka, çatışma başka.
Ergenlikte ebeveynler ile yaşanan çatışmalara bakarsak;
bağımsızlaşma eğilimi, yetkinliklerini kullanmak için duyulan
kuvvetli arzu ve büyüklerin kendi deneyimleriyle öngördükleri
tehlikelerden gençleri korumak ve bu öznel düşünce ile onların
bağımsızlıklarını kısıtlama çabası arasında bir çelişki ortaya
çıkıyor. Ergenin bağımsızlık eğilimi ve ailenin karşı tutumu
arasındaki çekişmeler, bu dönemde çoğu genç ve ailesinin kişisel
gelişimi için kaçınılmaz ve gerilimli bir fırsat yaratır.
Çeşitli sebeplerden bu gerilimi kaldıramayanlar için ise, bir
çatışmaya dönüşebilir. Çekişme yaygın ve genel, çatışma ise daha
seyrek ve genellikle savuşturulabilir cinstendir.
Bir çekişme ya da çatışma gencin gelişiminin
önüne geçmekteyse, anne-baba ve kardeşler ile genç arasındaki
gerilimin kasveti aile üyelerinin hayatlarını
dayanılmazlaştırıyorsa, bir bilen olarak gördüğümüz, bir
başkasından yardım isteyebiliriz. Bazen ailenin daha çok yol
gösterilmeye ihtiyacı olabilir, çekişmeyi nasıl idare edeceğini
öğrenebilmek için. Bazen ergenin hayatla başa çıkmasını
zorlaştıran sorun her neyse, ya bir ruhsal bozukluk ya da hayata
hazırlıksız yakalanmasından kaynaklanan bir kriz, onunla
uğraşmak için. Psikolojik yardım, ihtiyacın boyutuna göre bir
çok şekilde, bir çok kişi tarafından gerçekleştirilebilir,
öğretmenler, aile büyükleri, antrenörler, ustalar, psikiyatrlar,
psikologlar, danışmanlar... Bence önemli olan, özel ilgi
gereğini hissetmek ve o yönde hareket edebilmek. Gençler özel
ilgiyi haketmiyorsa, kim ediyor?
Prof. Dr.
Yankı Yazgan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

19.02.2008 |
|