| |
Günün birinde, insanların kendilerini
yenileyebildiği, istedikleri programı kendilerine yükleyebildikleri ve
kendi kopyalarını yapabildiklerini düşünelim. Böyle bir senaryoyu
düşleyebilmek için bile, yapay zeka, bilişsel bilimler, bilişim
teknolojileri, tıp, biyoteknoloji, nanoteknoloji ve daha birçok bilim
dalında şu anda tahmin bile edemeyeceğimiz boyutlarda ilerlemeler,
gelişmeler kaydedilmiş olmalı. Belki bir gün bunlara benzer şeyler
yaşayabileceğiz ama, bu yazıyı paylaşan bizler ne yazık ki bunları
görebilecek kadar yaşayamayabiliriz. Her ne kadar bilimsel ve
teknolojik ilerlemelerin hızı kimi zaman başımızı döndürse de,
bunların hiçbiri bugünden yarına olacak gelişmeler değil. Yine de hem
kendi türümüzün, hem de kullanacağımız teknolojinin geleceği konusunda
çalışmalar tüm hızıyla sürüyor.
İnsan evrimi sürüyor mu? Değişmeye devam ediyor muyuz? Bu soruların
yanıtları oldukça geniş ve tartışmalı. Tartışmaların kalbindeyse,
zaman içinde bir türün kendi içinde meydana gelen değişiklikleri
inceleyen mikroevrimle, tanımlanabilir türlerin yok olması ya da yeni
türlerin doğması anlamına gelen makroevrim bulunuyor. Tartışılan konu,
Homo Sapiens’te meydana gelecek değişikliklerle, yeni insafı
türlerinin ortaya çıkıp çıkmayacağı.
 |
|
Coğrafi yalıtım, yeni türlerin doğmasını
tetikleyen geleneksel mekanizmalardan biri. Bu nedenle, kimi
bilimadamları insan evriminin sona erdiğini, çünkü modern dünyada hiç
kimsenin insanlığın geri kalanından tümüyle yalıtılmış olarak
yaşayamayacağını söylüyorlar. Bununla birlikte, nasıl uygulandığına
bağlı olarak, kültür ve teknoloji de bazı insanların diğer insanlardan
yalıtılmış bir şekilde yaşamalarına neden olabilir ya da insanları bir
araya getirebilir.
Cornell Üniversitesi'nden Meredith F. Small, her şeyden önce, insanın
aslında doğal seçilim kurallarını değiştiremediğini söylüyor. Bize
sanki tam tersiymiş gibi gelmesinin nedeniyse, sahip olduğumuz kültür
ve tıbbi olanaklarla, teknoloji
|
sayesinde doğal seçilimden
etkilenmeyeceğimizi düşünüyor olmamız. Oysa, doğa her zamanki gibi
kurallarını işletmeyi sürdürüyor. Evrim, zaman içinde gen aktarımında
değişiklikler olması anlamına geliyor. Bir başka deyişle, kuşaklar
değiştikçe gen havuzunda da kimi değişiklikler olabiliyor. İnsanların
kimi uzun bir hayat yaşarken, kimi erken ölür, kimi de diğerlerinden
daha fazla gen aktarımında bulunur. Bu nedenle, zaman içinde gen
havuzunda değişiklikler olması kaçınılmaz. Ancak, yine de bu kadar
kültürel ve teknolojik müdahalenin gen havuzuna etkisi olmalı. Aslında
olmuyor da sayılmaz: bunun en iyi örneklerinden biri, çiçek hastalığı.
Milyonlarca insan bu hastalıktan öldü. Bu insanların genleri sonraki
kuşaklara pek aktarılamadı: çünkü, birçoğu üreme yaşına gelmeden
ölmüştü. Bu nedenle, gen havuzu zamanla bu insanların genlerini
yitirdi. Ancak, günümüzde çiçek hastalığı yeryüzünde yeniden görülmeye
başlansa da, gelişen tıp sayesinde bu hastalıktan artık kimse
ölmeyecek ve hatta hastaların çocukları da olabilecek. Bu da insanın
gen havuzuna bir katkısı olarak kabul edilebilir. Bir diğer örnek,
gelişmiş ülkelerde ekonomik zenginlik arttıkça doğum oranının
düşmesiyle ilgili. Bugün, doğum oranının en yüksek olduğu yerler Latin
Amerika, Afrika ve Asya. Buralarda yaşayanlar, hala gen havuzuna en
çok, katkıda bulunanlar. Birçok kuşak sonra insanlık, gelişmiş
ülkelerdekilerden çok bu genlerle karışacak.
Bu nedenle, kültür, gelişme ve tıp gen havuzunun gelişimini
değiştirebilir diyebiliriz. Ancak, yine de evrimin ve değişimin gücünü
yenmek olanaksız.
M.F. Small "Gelişmiş ülkelerde çok konforlu bir hayat sürüyoruz ancak,
yine de ölüyoruz. Bizler, iyi malzemelerle ve yüksek teknoloji
sayesinde doğal seçilimden kurtulabileceğimizi düşünüyoruz, ama
aslında bu bir aldatmaca." diyor.
Her ne kadar evrimin ve doğal seçilimin insanlık üzerindeki
etkilerinin nasıl olacağı, bizi gelecekte nelerin beklediği bizim için
şimdilik çok açık olmasa da, bu konuyla ilgili en çarpıcı sav,
erkeklerin akıbetinin belirsizliğiyle ilgili ortaya atılanı.
Erkekler Yok mu Olacak?
Zaman ayarlı bomba Y kromozomunun aleyhine çalışıyor. Milyonlarca yıl
önce tarih sahnesine çıktığında Y kromozomu 1500 gene sahip bir
krallıkken, zamanla krallık küçüldü; şimdi krallıkta yalnızca 40 gen
kaldı. Kimi bilim adamlarına göre, Y kromozomu 5 milyon yıl içinde o
genleri de yitirecek ve sahnelere veda edecek. Bu olduğundaysa,
insanlık erkek olan yarısını yitirecek ve yeniden erkek yaratabilmek
için yeni yollar arayacak.
Eğer iki X kromozomuna sahipseniz kadın, bir X ve bir Y kromozomunuz
varsa erkeksiniz demektir. Bu kısmı zaten hepimiz biliyoruz.
Bilmediğimiz kısmı belki bunun nedeni olabilir. Y kromozomu
sahiplerinin erkek olmasının nedeni, Y kromozomunda bulunan SRY
geninin, embriyoların erkek olarak gelişmesini sağlaması. Bu cinsiyet
sistemi, tüm memelilerde ve benzer sistemlerde kimi balıklar,
sürüngenler, böcekler, hatta böceklerde aynı.
Cinsiyet, Y kromozomuna bağlı kaderimizin kökeninde bulunuyor olabilir
ve üreme de türümüzün devamlılığı için şart. Bu da bize, genetik
parazitleri kaçırma ve gelecek kuşaklara geçecek olan zararlı
genlerden korunma izni veriyor. Bunu da doğal seçilim sayesinde
gerçekleştiriyoruz aslında.
Kural olarak, biri anneden diğeri de babadan gelen her kromozomun iki
kopyası sayesinde, yumurta ve sperm oluşurken, bir kromozomun hasarlı
bir parçasıyla karşılaşılırsa doğal seçilim gereği bu, hatasız olan
diğeriyle değiştirilebilir. Ancak, bu aşamada bir sorunumuz var. Uzun
evrim sürecinin bir yerinde Y kromozomu, değiştirme yeteneğini
yitirmiş.
300 milyon yıl önce evrim, çarkı döndürmeye başladığında SRY'nin
müjdecisi bir gen, sıcaklık gibi etmenlere aldırmadan kendisini
taşıyan embriyoyu erkek yapmak üzere değişime uğradı. Bu, cinsiyet
gelişimi için yeni bir tetikleyici oldu. Bu değişim, bizim X adını
verdiğimiz bir çift kromozomun tekinde gerçekleşti ve kromozom Y
olmaya karar verdi. Ne var ki, zaman içinde geçirilen birtakım
mutasyonlardan sonra Y kromozomu rekombinasyon özelliğini (iki ayrı
DNA molekülünün birleşerek yeni DNA molekülleri oluşturması) yitirmeye
başladı. Y kromozomu bu özelliğini yitirirken, geçirdiği
mutasyonlarla, taşıdığı genler de hasar gördü. Sonuçta bu durum
erkeklerin karşısına bir hayatta kalabilme sorunu olarak çıktı.
Bu işin en önemli şüphelileri, yinelenen elementler olarak bilinen çok
eski virüs benzeri DNA parazitleri. Bunlar, yapabildikleri kadar
kendilerini kopyalayarak Y kromozomunun taşıdığı genleri yok ettiler.
Bu parazitler günümüzde bile kimi erkeklerdeki kısırlığın sorumlusu
olarak kabul ediliyor. Bir diğer neden olarak da, sonraki kuşaklara
sperm yoluyla geçtiği için Y kromozomunun mutasyona elverişli olması
gösteriliyor. Newcastle Üniversitesi'nden John Aitken, 30 yaşındaki
bir erkeğin spermindeki DNA'nın bir yumurtadakinden 350 kez daha fazla
kopyalandığını ve her bir kromozom kopyalandığında kromozomdaki
hataların da kopyalandığını, bunun da genetik mutasyona yol açtığını
söylüyor.
Durum böyleyken, hepimizin aklında aynı soru beliriyor "Peki, Y
kromozomu son selamını verdikten sonra ne olacak? İnsanlık yenilecek
mi, yoksa tek başlarına kalan kadınlar erkeklere gerek kalmaksızın
dünyaya çocuk getirmeyi sağlayacak teknolojiyi mi
gerçekleştirecekler?" Marsha Graves'in bu sorulara yanıtı "hiçbiri"
şeklinde. Graves'e göre, Y kromozomu işlevini yitirdikten sonra, SRY'nin yerine geçebilecek bir geni barındıran başka bir kromozom
evrimleşecek. Bu, aslında görülmemiş bir şey değil; bu tür bir
mutasyon iki adet X kromozomuna sahip olduğu halde erkek olan kimi
insanlarda görülebiliyor. Ne yazık ki, bu erkekler doğal olarak kısır;
çünkü, erkeklerin üreme yeteneklerini sağlayan genleri taşıyan
kromozom Y. "Ama bu durum değişebilir" diyor Graves. Her ne kadar Y
kromozomu üzerindeki genler şimdilik üreme için gerekli olsa da, bu
genler bozuldukça genomda bir yerlerde onların yerini alabilecek
yenileri evrimleşebilir. Bu da erkeklerin üremek için gereksinim
duydukları genlerin 5 milyon yıl daha başka bir kromozomda sıralarını
bekleyecekleri anlamına geliyor. SRY'nin aslında çok eski bir gen olan
olan SOX3 adlı bir genden evrimleştiğini biliyoruz. Bu da bize,
SRY'nin yerine geçebilecek bir başka genin yine SOX ailesi tarafından
üretilebileceğini söylüyor. Elbette, bunun için çok sayıda mutasyonun
gerçekleşmesi gerekiyor.
Bilimadamları, soyumuzu yok olmaktan kurtarsak bile, insanlık eskisi
gibi olamayacak savındalar. Bu sava göre, SRY'nin yerini alacak gen,
kim bilir dünyanın hangi köşesinde ortaya çıkacak ve bu yeni geni
taşıyan bir avuç insan, türümüzün devamlılığını sağlayacak. Bu sava
dayanarak, yeni gen eğer Afrika'daki Rift Vadisi'nde ortaya çıkarsa
insanlığın geleceği Masailer'den, Himalayalar'daki Khumbu'da doğarsa
Sherpalar'dan oluşacak diyebiliriz. Bununla birlikte Graves daha da
şaşırtıcı bir şey söyleyerek, SRY'nin yerine evrimleşecek genlerin
farklı yerlerde ortaya çıkabileceği haberini veriyor. Bu durumda,
farklı cinsiyet belirleme mekanizmalarına sahip toplumlardan söz
edilebilir. Elbette durum böyle olunca, bunlar arasında üremenin çok
zor olacağı da söylenebilir.
Bütün bunlar belki gerçekleşir belki de spekülasyondan öteye gitmez;
bir şey söylemek için henüz erken. Ancak, doğa bize bu konuda ışık
tutuyor. Doğada Y kromozomlarını yitirmiş olan başka memeliler de var.
Örneğin, Ermenistan'ın dağlık bölgelerinde yaşayan bir tür kemirgen,
Y
kromozomlarını yitiren bu kemirgen, iki ayrı türe ayrılmış. Benzer
biçimde, Güney Amerika'da yaşayan bir tarla faresi 8 ayrı türe
ayrılmış.
Cambridge'deki Whitehead Enstitüsü ve Massachusetts Teknoloji
Enstitüsü'nden Y. David Page ise, bu durumu çok da büyük bir sorun
haline getirmemek gerek diyenlerden. Page, Y kromozomunun imdadına,
başka kromozomlardan iltica edecek olan genlerin yetişeceği yönünde
kimi kanıtlara rastlamış. Page'in bulgularından en önemlisi, Y
kromozomunda ortaya çıkmış olan ve sperm üretebilen DAZ geni.
Bu buluş, felaket senaryolarına bir parça gölge düşürdü elbette. Ama
yine de, birçok bilim adamı Y kromozomunun zaman içinde çok kan
kaybettiği görüşünde birleşiyorlar. Graves, bu gün 40 geni kalan Y
kromozomunun 300 milyon yıl önce 1500 genle yola çıktığını ve 200
milyon yıl sonra Y kromozomuna başka kromozomlardan 500 kadar genin
daha eklendiğini söylüyor. Şu anki 40 genin de bu sonradan
eklenenlerden olduğunu belirtiyor ve "Eğer onlar da olmasaydı, Y
kromozomunun işi çoktan bitmişti" diyor.
Evrimin bize tam olarak nasıl bir oyun hazırladığını şimdilik kesin
olarak bilemiyoruz. Ancak, sahip olduğumuz kültür, bilgi ve bunların
sonucunda elde ettiğimiz teknolojik gelişmeler sayesinde insanlığa
daha iyi bir gelecek hazırlamak için canla başla çalışıyoruz. Birçok
bilim dalı ve disiplin bu amaç uğruna bir araya getiriliyor, ortak
çalışmalar yürütülüyor.
Bilim İş Başında
Geçtiğimiz yılın aralık ayında, ABD Ticaret Bakanlığı, Ulusal Bilim
Vakfı ve Nanoölçekli Bilim, Mühendislik ve Teknoloji Altkomitesi'nce
bir çalıştay düzenledi. Birçok bilim adamı, sanayici ve siyasetçinin
katıldığı çalıştayın amacı, insan performansının gelişmesi için
yapılması gereken bilimsel çalışmaları tartışmak, işbirlikleri kurmak
ve 20 yıllık bir iş planı çıkarmaktı. Çalıştayın ardından yayımlanan
yaklaşık 400 sayfalık sonuç raporunda, birçok bilim adamı ve
sanayicinin insan performansını geliştirmek amacıyla, bilim ve
teknolojiden beklentileri, planları ve uygulamaya geçirecekleri
çalışmalar hakkında geniş ve kapsamlı bilgilerin sunulduğu makaleler
bulunuyor.
Raporda da tartışıldığı üzere, nanoölçekli ve oldukça karmaşık bir
sistem olan insan beyninin yapısı ve davranışlarını anlamak üzerine
kurulu bilim ve teknolojinin doğuşunun eşiğindeyiz. Nanoteknoloji,
biyoteknoloji, bilişim teknolojileri ve bilişsel bilimlerden oluşan
yeni "insan teknolojileri" bir araya getirilmeye çalışılıyor. Kısaca
NBBB (nanoteknoloji, biyoteknoloji, bilişim teknolojileri ve bilişsel
bilimler) olarak adlandırılan bu birleşik teknolojinin amacı, etik ve
toplumsal gereksinimler göz önünde tutularak, insanın yeteneklerinin,
toplumsal kazanımların ve yaşam kalitesinin arttırılması.
Bu teknolojilerdeki hızlı ilerlemeler, hem insan performansını, hem de
üretkenliği arttıracak potansiyele sahip kabul ediliyor. Çalışma
verimi, öğrenme, algılama ve bilişsel yetenek artışı, sağlık, beyinler
arası etkileşim, kişisel kullanım ya da endüstride kullanmak için
insan-makine arayüzü üretimi, sürdürülebilir kalkınma ve beyin
yaşlandıkça fiziksel ve bilişsel performanstaki düşüşü geriletme gibi
konularda ilerlemeyi içeren sonuçlar amaçlanıyor.
Atomların, karmaşık yapıları oluşturabilmek için bir araya geldikleri
ve bunun da bilinen organik ya da inorganik yapılara dönüştüğü
gerçeğini anlamanın, bilim adamlarının ufkunu genişlettiği bir gerçek.
Bu sayede teknoloji, doğal süreçleri tekrarlamak, nano ölçekte yeni
malzemeler, biyolojik ürünler ve makineler üretmek amacıyla
kullanılabiliyor. Aynı ilkeler bize, nöronlar ve bilgisayar
bileşenleri gibi mikro sistemleri ve insan metabolizması gibi makro
sistemleri anlayabilme ve istediğimiz zaman denetleyebilme olanağı da
sunuyor.
Bilimsel gereçler, analitik yöntemler ve yeni materyal sistemlerini
içeren NBBB, daha önce birbirlerinden ayrı olan bilim dalları ve
teknolojiler arasında ilerleme sağlayabilmek için bir anahtar görevi
görüyor. Bu bilim dallarının bir araya getirilmesiyle yapılacak
çalışmalar, aslında uzun vadede birçok amaca yöneliyor. Bunların
başında, toplumsal üretkenlik ve refah düzeyinin arttırılması ve
ekonomik büyümenin sağlanması geliyor. Ayrıca, doğal ve insan kaynaklı
afetlerden korunma; bireysel ve grup performansıyla iletişimin
iyileştirilmesi: insan etkinlikleriyle uyumlu teknolojilerin
geliştirilmesi; yaşam boyu eğitim, mutlu yaşlılık dönemi, sağlıklı
yaşam ve bireysel ve kültürel anlamda insan evrimi konuları
çalışmaların ana hedeflerini oluşturuyor. Bilim adamları, temel
bilimsel keşfin yeni teknolojilere, endüstrilere ve günlük yaşama
uyarlanmasının en az 10 yıl gibi bir süre gerektirdiğini soyuyorlar.
10-20 yıl içinde bu birleşik teknolojilerin, insanlığın yüz yüze
geleceği yeni sorunların çözümüne ve insan yeteneklerinin gelişimine
birçok yönden katkıda bulunacağı öngörülüyor.
NBBB ve Hedefleri
İnsan beyniyle makineler arasında hızlı ve geniş bant aralıklı bir ara
yüz oluşturmak ve bunu üretimde, askeri araçlarda, yeni spor ve sanat
dalları geliştirmede ve insan ilişkilerini iyileştirmede kullanmak
NBBB'nin uygulama alanlarından biri. Ayrıca, bu gelişmelerle birlikte,
rahat ve üzerimizde taşınabilir alıcılar ve bilgisayarlar sayesinde,
hepimiz kendi sağlık durumumuzla birlikte, çevremizde olup bitenler
hakkında da bilgi sahibi olabileceğiz. Kaydedilen gelişmelerle,
robotlar ve yazılım araçları, zamanla insanların hedefleri ve
istekleri doğrultusunda geliştirilecekleri için şimdikinden çok daha
işe yarar olacaklar ve yaşamımızı kolaylaştıracaklar.
Bütün bunlar, hem bireysel, hem de topluluk halinde iletişim kurabilme
ve kültür, dil, uzaklık ve profesyonel uzmanlık gibi geleneksel
engelleri aşma yetileri geliştirmemizde de bize yardımcı olacak.
Bunlara ek olarak, insan sağlığıyla ilgili çalışmalarda da bu
teknolojilerden yararlanılacak. Bu sayede, insan vücudunun daha
dayanıklı, sağlıklı, enerjik, kolay iyileşebilir ve strese, biyolojik
hastalıklara ve yaşlanmadan kaynaklanan yıpranmalara karşı daha
dirençli hale geleceği söyleniyor. Teknolojik tedavi yöntemlerinin bir
araya gelmesiyle, birçok fiziksel ve zihinsel engel giderilebilecek ve
milyonlarca insan için yaşamı güçleştiren engeller ortadan
kaldırılabilecek.
Dünyanın herhangi bir yerinde, pratik ya da bilimsel bir bilgiye
gereksinim duyan herkes anında ve kolayca bilgiye erişebilme şansına
sahip olabilecek.
Evlerden uçaklara kadar birçok yapı ve makine, koşulların değişmesine
uyum gösterecek, enerji verimliliği ya da çevre dostu olmak gibi
birçok özelliği barındıran malzemelerden yapılacak. Mühendisler,
sanatçılar, mimarlar, tasarımcılar, geliştirilen yeni gereçler ve
insanın zihinsel kaynaklarının daha iyi anlaşılması sayesinde çok daha
zengin yaratıcılık deneyimleri yaşayabilecekler. Elbette genetik de bu
süreçteki yerini alacak; insan, hayvan ve bitkilerin genetik kontrolü,
etik, yasal ve ahlaki konularda fikir birliğine varılmak koşuluyla
yaşam kalitesinin artırılmasına katkıda bulunabilecek.
Ulusal güvenlik, yükte hafif bilgide ağır savaş gereçleri, insansız
araçlar, uyumlu akıllı materyaller, veri ağları, biyolojik, kimyasal,
radyolojik ve nükleer saldırılara karşı etkili ölçüm aygıtları
sayesinde güçlendirilebilecek.
Yüzünü uzaya çeviren insanın bu macerasında da çok ciddi ilerlemelerin
kaydedilmesi gerekiyor. Bu nedenle NBBB bu konuda da birçok çalışmada
üstüne düşeni yapmaya hazırlanıyor. Sonunda etkili uzay araçları ve
robot araçlar sayesinde üst uzay bizim için "gerçek bir yer" olacak;
Ay'daki ve Mars'taki yararlı kaynaklar keşfedilecek. Bütün bu
gelişmeler yaşanırken, sıradan bir insanın bile günlük yaşamında
etkili olan bilişsel, toplumsal ve biyolojik ilerlemelerin farkında
olmasını sağlayacak hızlı ve güvenilir iletişim sistemleri kurulacak.
Ayrıca tarım da bu gelişmelerden payına düşeni alabilecek. Tarım ve
gıda endüstrisinde alınan ürün miktarı artarken, ucuz ve akıllı
algılayıcılar sayesinde koşullar izlenerek bitkilerin, hayvanların ve
tarımsal üretimin gereksinim duyduğu ortam sağlanarak zarar ziyan
azaltılabilecek. Her şey bugünkünden birkaç adım öteye giderken,
ulaşımın bu gelişmelerin gerisinde kalması elbette beklenemez. Gerçek
zamanlı bilgi sistemleri, verimli araç tasarımları ve yapay malzemeler
kullanılarak en iyi performansı elde etmek için nano ölçekte üretilen
makineler sayesinde ulaşım güvenli, hızlı ve ucuz hale getirilecek.
Herhangi bir alanda yapılan çalışmalar domino taşları gibi, diğer
bilim dallarında birçok araştırma ve çalışmanın tetikleyicisi olacak.
Örneğin, genetik araştırmaları, dil süreçleri ilkelerinden, kültürel
araştırmalar da genetik ilkelerinden yararlanabilecek.
Bilim adamları ve politikacılar, eğer bugünden doğru seçimlerde
bulunabilirsek ve doğru yatırımlar yapabilirsek, bir kısmı şimdilik
yalnızca tasarım aşamasında olan bu gelişmeleri 20 yıl içinde
başarıyla gerçekleştirmemek için hiçbir neden yok diyorlar.
Engeller Aşılmalı
Bununla birlikte, her ne kadar çalışmalar tüm hızıyla sürüyor ve
ilerlemeler kaydediliyor olsa da, bilim adamları birçok engeli de
aşmak zorunda kalıyorlar. Sırasını bekleyen gelişmelerin
gerçekleştirilebilmesi için, kullanılmakta olan kimi yöntemlerin
yerine yenilerinin geliştirilmesi gerekiyor.
Örneğin, bilişsel sinirbilimde, manyetik rezonans görüntüleme gibi
birtakım bilgisayar destekli teknikler sayesinde insan beyniyle ilgili
bazı sırların çözülmesinde oldukça yol kat edildi. Ancak, mevcut
yöntemlerde, insan için güvenli olduğu düşünülen maksimal manyetik
alan kuvveti kullanılıyor. Bu teknikle, beyindeki milimetreküp
boyutlarında en küçük yapılar görüntülenebilse de, bu hacim yeterli
bulunmuyor. Bu nedenle, görüntü çözünürlüğünü artırmak için, MRI'dan
daha fazla bilgi alabilen bilgisayar programları geliştirilmeli ya da
biyolojiyle nanoteknolojinin evliliğine dayanan ve beynin yapısıyla
işlevleri konusunda tümüyle farklı, yeni yöntemler geliştirilmeli.
Bilgi teknolojilerindeyse, gelişme büyük oranda işlemcilerin hızında
ilerleme ve elektrik devrelerinin maliyetine bağlı. Bununla birlikte,
kullanılan yöntemler fiziksel sınırlarına çok yakın bir yerlere
geldiler ve eğer yeni yaklaşımlar geliştirilmezse, ilerlemenin
tıkanacağı düşünülüyor. Nanoteknoloji şimdiki teknolojinin izin
verdiği ölçüde önümüzdeki 10-20 yıl içinde donanımdaki ilerlemelerin
sürdürülebilmesi için gerçekçi umutlar vaat ediyor. Yazılım
programlarının yakın gelecekte geliştirilmesine bağlı olarak durum
değişebilir. Ancak, şu an için yazılımdaki ilerlemenin donanımdan daha
yavaş olduğu söylenebilir. Bu nedenle, yazılımdaki gelişmeler dört
gözle bekleniyor. Bu konuda gelecek vaat eden inovasyonların,
biyohesaplama diye adlandırılan ve genetik gibi, biyolojinin kimi
dallarının bir araya getirilmesini içeren yazılım sistemlerine ev
sahipliği yapan bilim dallarından geleceği düşünülüyor. Bir diğer
bilim dalıysa, insan beyninin algoritması ve sinirsel mimarisinin daha
iyi anlaşılması sayesinde, bilgisayarcılara yazılım geliştirme
konusunda yardımcı olabilecek bilişsel bilimler.
Birçok alandaki buluş ve ilerlemeler, diğerlerinde de ilerlemeleri
tetikleyebiliyor. Bilgi teknolojilerindeki gelişmeler olmaksızın,
insan genomunun çözümlenmesi, protein moleküllerinin dinamik
yapılarının modellenmesi ya da genetik işlemlerden geçirilmiş
ürünlerin doğal çevreye uyumlarının izlenmesi gibi konularda
biyoteknolojik ilerlemeler kaydedilmesi çok güç olurdu. Bilgi
teknolojileri ve mikrobiyoloji, nanoölçekli yapıları bir araya
getirmek için gerekli araçları sağlayabilir. İnorganik nanobilim ve
biyolojinin bir araya getirilmesi, bilimsel düşünce üzerine yapılan
bilişsel bilim araştırmalarının da yardımıyla, karmaşık sistemlerin
kimyasal süreçlerinin daha iyi anlaşılması ve kavramlaştırılmasına
yardımcı olabilir.
Hepsi Birbirine Bağlı
Bilimadamları dört ana alanın, NBBB'deki ilerlemelerin en iyi
göstergeleri olacağı görüşünde birleşiyorlar. Üretim, yapım, ulaşım,
tıp ve bilimsel araştırmalarda kullanılan malzemeler, araçlar ve
sistemler bu konuda ilk alanı oluşturuyor.
Biyoteknoloji ve mikroelektronik çalışmalarının kesişme noktasında,
hücresel süreçleri taklit edebilen cip yapabilmek için karmaşık
biyolojik işlemleri programlayabilen "biyonano işlemciler"
üretebilecek nanoteknoloji ve bilgisayar bilimlerinin birleşimi
bulunuyor. Yine bu kapsamda, bilgisayar teknolojilerinin, bilim
adamlarına hücre içini görselleştirme ve hücresel nanoyapılarla
protein moleküllerini nasıl yönetebildiklerini anlama olanağı
sunabileceği söylenebilir.
Algılayıcı sistemler, bilgisayar ve iletişim, özellikle de çeşitli
bileşenlerin bir araya getirildiği küresel network sistemlerinin temel
ilkeleri de önemli gösterge alanlarından kabul ediliyor. Örneğin,
nanoteknoloji, bilgisayar donanımlarında önümüzdeki 20 yıl boyunca
hızlı bir ilerleme yaşanması açısından gerekli görülüyor. Biyolojide
de, karmaşık dinamik sistemleri ya da çevredeki organik ve kimyasal
ajanları anlamak gibi önemli gelişmeler planlanıyor. Bilişsel
bilimler, insana bilginin nasıl sunulacağı ve onu en etkili biçimde
nasıl kullanacağı konusunda önemli ipuçları sağlayabilecek.
Akıllı sistemlerin özellikle de insan beyninin yapı, işlev ve
işlevsizliklerinin anlaşılması ve bunlar üzerinde yapılan çalışmalar
da birleştirici alanlardan sayılıyor. Örneğin, biyoteknoloji,
nanoteknoloji ve bilgisayar simülasyonları, tek bir nörondan, özel
nöronlara, beynin bölümlerine ve bütün olarak beynin kendisine kadar,
dinamik davranışları incelemek için yeni teknikler sunabilecek.
Gelecek Nasıl Olacak?
Peki, bütün bu planların ve kaydedilen gelişmelerin uygulamaları
nasıl olacak?
İnsanın fiziksel ve düşünsel performansını iyileştirmenin, üretkenliği
büyük ölçüde artıracağı bir gerçek. Bunun için, uzmanlar işe çalışma
ortamlarından başlamanın daha doğru olacağını söylüyorlar. Çalışma
ortamını iyileştirmek için birçok düşünce geliştiriliyor, taslaklar
hazırlanıyor ve uygulamaya konuluyor. Bu, elbette endüstride rekabeti
kızıştırıyor; çeşitli ülkelerden firmalar, verimi ve kaliteyi
arttırmanın yollarını arıyorlar. Nanoölçekteki nesneler, daha az
enerji ve malzeme gerektireceklerinden, nanoteknoloji üretim için en
verimli boyutlarda çalışılabileceğinin işaretlerini veriyor. Bununla
birlikte, yeni kuşak birleşik teknolojiler, tüketiciler için daha
yüksek kalite ve üreticiler için daha düşük maliyet sağlama
potansiyeline sahip daha karlı gelişmeler sunabilecek. Örneğin,
nanoteknoloji, biyoteknoloji ve bilişsel bilimlerin daha yoğun biçimde
kullanılması, atık ve kirliliği azaltacak ve üretim süreçlerinin,
üretim bantlarının hızla yeniden hazır hale getirilmesine olanak
tanıyacak.
Endüstri ve iş dünyası daha şimdiden, küresel ölçekte ağlarla yeniden
yapılanmaya başladı bile. Biyolojinin, nanoölçekte tasarım ve IT
denetimiyle birleşmesi, hem model çıkarmaya, hem de müşteri odaklı
üretimin gelişebilmesi için fiziksel süreçlerin özelleşmesine katkıda
bulunacak potansiyele sahip.
İnsan vücudu ve beyniyle ilgili çalışmalar NBBB araştırmalarında belki
de en çok ses getirecek olanları. Algısal kapasiteyi, biyohibrid
sistemi ve metabolik değişmeleri denetlemek ve gerekli müdahalelerle
iyileştirmek, insan performansını geliştirmek için öncelikle dikkate
alınması gerekenlerden biri. Görme ve işitme engelliler için,
modellemeler ya da beyin-makine arayüzü gibi tıbbi duyumsal implantlar
çok büyük kolaylıklar sağlayabilir.
Hücrelerdeki denetim mekanizmalarının, yapılan çalışmalar sonucunda
özel dokular, organlar ya da tüm vücuda yayılması mümkün.
Dayanıklılığı ve uykusuzluğa direnci arttıran ya da metabolizma kritik
bir tıbbi durumdayken, kanın oksijeni en iyi biçimde kullanmasını
sağlayacak kimi uygulamalar geliştirilebilecek. Bilim adamları, benzer
şekilde, hastaların ilaç toleranslarını ölçmeye yönelik gerçek zamanlı
genetik testler ve vücuda hormon salımını düzenleyen ve izleyen
pankreas görevi gören aletlerle ilgili projelerin de
geliştirilebileceğini söylüyorlar. Entellektüel kapasitenin
arttırılması, beynin daha iyi anlaşılabilmesini ve işlemlerin simüle
edilebilmesini gerektiriyor. İnsan beyninin yapısı, işlevi ve
fonksiyon bozuklukları hakkında artan bilgiler, bilişsel kapasiteyi
arttırma konusunda yeni olanaklar sağlayabilir. Yapay bir beyin, belki
bu keşifler konusunda bir araç olarak kullanılabilir, özellikle de
eğer bilgisayarlar gerçek beynin işleyişine çok yakın simülasyonlar
gerçekleştirirlerse.
Nanobilimler ve nanoölçekli hücre biyolojisindeki ilerlemeler
yardımıyla, insanın fiziksel ve düşünsel yeteneklerinin ömür boyu
sürdürülebilir kılınması kolaylaştırılacak. Gen terapisiyle erken
yaşlanma sendromlarının tedavisi yaygınlaşacak ve milyonlarca insana
daha uzun ve kaliteli bir yaşam sürme olanağı sağlanacak.
İletişim ve eğitim de bu gelişmelerde önemli yere sahip alanlar. Bilim
çevrelerinde, beyinden beyine, beyin-makine-beyin ya da grup
etkileşimi gibi yeni iletişim örneklerinin 10-20 yıl içinde gerçek
olacağına dair ciddi haberler dolaşıyor. İnsan beyniyle aynı güçteki
taşınabilir, hatta giyilebilir bilgisayarlar, her konuda bilgi
sağlayabilecek kişisel yardımcılar ya da aracılar gibi davranacak.
Zihinsel Hastalıklar
Birçok bilim adamına göre, belki de insan performansını geliştirme
yolunda karşımızdaki en zorlu konu zihinsel hastalıklar. Geçtiğimiz
200 yıl boyunca psikiyatri, iyimser ve kötümser dönemler arasında
gidip gelmiş, bu arada zihinsel hastalıklar konusunda psikolojik,
toplumsal, fizyolojik, kimyasal ve genetik kuramlar birbirleriyle
çekişmiş. Umuyoruz ki, bütün bu tartışmalar psikolojik ve fizyolojik
anlamda zihinsel süreçleri anlamayı sağlayacak şekilde çözülür ve bu
bilimsel birleşme, bilgi ve nanoölçekli teknolojilerin desteklediği
biyolojik ve bilişsel tedavileri ya da iyileştirmeleri getirebilir.
Nanoteknoloji, ilaçları beyinde tam olarak gereksinim duyulan bölgeye
bırakabilecek araçları sağlayacak. Bu sayede, sinir sisteminde olası
yan etkilerden kurtulacağız. Bilişimin diğer üç bilim dalıyla bir
araya gelmesi, bugünkü psikiyatrik kuram ve tedavilerin sistematik
olarak evrimleşmesine izin verecek ve uygulayıcılara, en iyi
tedavileri geliştirme olanağı sunacak. Aynı zamanda aralarında
yakınlık kurulan bu teknolojiler ve robot teknolojisinden, bilişsel ya
da duygusal eksiklikleri karşılayacak yardımcı araçlar geliştirmekte
de yararlanılabilecek.
Yaşam Beklentisi
Bu teknolojik gelişmelerin ve bilimsel çalışmaların, yaşam kalitesini
yükselteceğini ve süresini uzatabileceğini söyleyebiliriz şimdiden.
Biyomedikal perspektiften bu alandaki gereksinimlere bakma yeteneği,
çalışmaların organ ve hücre düzeyinden nanölçek (molekül) düzeyine
indirgenmesiyle gerçeklik kazanabilecek. Bu alandaki en önemli
noktalardan biri de, ileri bir teknolojik sistem ya da tıbbi tedavinin
bir sorunu çözerken, diğer birçok sorun için de çözüm oluşturabilmesi.
Örneğin, nanoölçekli akıllı mikro aletler, gerekli işlevleri yerine
getirmek üzere kan damarlarında dolaşabilirken, aynı zamanda doku
onarımında da kullanabilecekler.
Vücut herhangi bir biyomateryalle temas ettiğinde ya da doku veya
eklem görevi görmek için vücuda yapay bir malzeme yerleştirildiğinde,
çoğu zaman bir reaksiyonla karşılaşılır; vücut yerleştirilen malzemeyi
kabul etmez ve yüksek ateş ya da şiddetli ağrı gibi tepkiler verir.
Nanobiyoteknoloji alanında, ameliyatlarda kullanılan ve vücuda
yerleştirilen aletleri geliştirmede önemli çalışmalar yapılıyor.
Üretilen aletler, hem kullanılacakları yüzeye biyouyumluluğu, hem de
hücre hareketini ve gelişimini doğrudan etkileyen kimi nanoölçekli
bölgelerde çalışabilecek hale getiriliyor.
Örneğin, Alzheimer ya da Parkinson gibi nörolojik hastalıkların
tedavisinde, sinir hücrelerine yerleştirilebilen aletler ve bilişsel
bilimler sayesinde önemli adımlar atılabilir, yaşam kalitesi
arttırılabilir. Hem kalp hem de sinir hücrelerine, hücre-elektrod
arayüzü için mikro aletler yerleştirilmesi yeni bir uygulama değil.
Ancak, yine de bu aletlerin geliştirilmesi için birtakım çalışmalar
yapılıyor. Örneğin, uzun süreli implantasyonlarda kullanılacak
dayanıklı ve ufak sistemler tasarlanıyor. Mikronaltı arayüz
çalışmaları nöronlarla ilgili araştırma alanlarında büyük kolaylıklar
sağlayabilir. Uzun dönemde, yerel elektrod ve ilaç salım sistemleriyle
kimi koşullar iyileştirilse de bu aletlerin çok uzun yıllar biyolojik
ve elektriksel olarak işlevsel bir biçimde vücutta kalması birtakım
sorunlar yaratabiliyor. Bu nedenle, hastalıklı dokunun yerine
yerleştirilecek elektrodların mikronaltı düzeyde tasarlanması
gerekiyor. Yapay organ nakillerinde yaşanan kimi güçlükleri aşmak için
de nanobiyoteknolojiye başvuruluyor. Yerleştirilen organın uzun vadede
vücuda uyumluluğunu izlemek ve performansını iyileştirip, gerekli ilaç
salımı için nanoölçekli biyoalgılayıcıların yapımı gündemde.
Bütün bu bilimsel çalışmalar sonucunda sağlanacak gelişmeler, ayrı
ayrı alanlarda yaşamımızı kolaylaştırmaya yönelik önemli adımlar
atılmasını sağlayacak. Bu sayede, daha sağlıklı bireyler olacağız,
daha iyi tarımsal ürünler elde edeceğiz, daha sağlam ve hızlı iletişim
kurabileceğiz, güvenlik sistemlerimiz daha etkili olabilecek...
saymakla bitmeyecek gibi görünen bu gelişmelerin tek bir ana hedefi
var: İnsan gelişimine ve performansına
katkıda bulunmak.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 420 Kasım-2002
Elif Yılmaz'a teşekkürlerimizle
Denizce
 |
|