Ermeni Meselesi
Propagandanın
esası "tekrar" imiş...
Sözde Ermeni
Soykırımı propagandası da hep tekrarlanır durur.
Suçlama
1915 yılında
Osmanlı topraklarında yaşayan tüm Ermeni vatandaşlarını soykırım
amacı ile tehcire (hicret = göç) tabi tutup; yollarda kimine göre 1, kimine
göre 1.5, kimine göre ise 2 milyon Ermeni’yi öldürmüşüz.
Bizim Kendimizi
Savunacak Kanıtlarımız
Birkaç örnek:
1.
Osmanlı Resmi
İstatistiklerine Göre 14 Mart 1914 tarihinde Osmanlı
İmparatorluğu’nun Toplam Nüfusu:
|
Müslüman |
15.044.846 |
|
Rum |
1.792.206 |
|
Ermeni |
1.294.851 |
|
Musevi |
187.073 |
|
Süryani |
65.503 |
|
Bulgar |
14.908 |
|
Geldani |
13.505 |
|
Nesturi |
8.091 |
|
Diğer
Unsurlar |
99.325 |
Bu resmi
ve güvenilir rakamlar.
Devlet, bu istatistiklere dayanarak vergi toplamaktadır.
1915 tehcirinden
3 yıl sonra, Paris’te Ermeni Delegasyonu Başkanı Boghos Nubar
Paşa, Fransa Dışişleri Bakanlığına başvurup, tehcir edilen
Ermeniler için yardım istiyor. Fransa Dışişleri Bakanlığı tehcir
edilen ve yardıma muhtaç Ermenilerin sayısı hakkında bilgi
istiyor. Boghos Nubar Paşa, şu yazıyla cevap veriyor:
“Ermeni
Delegasyonu Başkanı Boghos Nubar Paşa’dan Fransa Dışişleri
Bakanlığı Görevlilerinden Elçi M. Gout’a Yazı :
Paris, 11 Aralık 1918
Aziz
Elçim,
Arzunuz üzerine, Türkiye’den tehcir edilmiş ve halen tam bir
yoksulluk içinde ve acilen yardıma muhtaç durumda olan
mültecilerin tahmini sayılarını size sunmakla onur kazanırım.
|
Kafkasya’da |
250.000 |
kişi bulunuyor |
|
İran’da |
40.000 |
kişi bulunuyor |
|
Suriye – Filistin’de |
80.000 |
kişi bulunuyor |
|
Musul – Bağdat’da |
20.000 |
kişi bulunuyor |
|
|
|
TOPLAM |
390.000 |
kişi bulunuyor |
Tehcir edilenlerin toplam sayısı 600.000 ila 700.000 olarak
tahmin ediliyor. Size verdiğim rakamlar, halen Müttefik
askerlerince fethedilmiş yerlerdeki sağ olanları göstermektedir.
Çöle dağılmış olan diğer tehcir edilenler hakkında ise bugüne
kadar hiçbir bilgi alınamadı.
Yüksek saygılarımın teyidini lütfen kabul buyurunuz Aziz Elçim.
İmza: BOGHOS NUBAR
Bu mektuba göre:
- Türkiye’den tehcir edilen Ermenilerin toplam sayısı 600.000 ile
700.000 arasındadır. Yani iddia edilenin aksine Osmanlı
topraklarında yaşayan 1,3 milyon Ermeni’nin tamamı değil sadece
yarısı sürgüne gönderilmiş, diğer yarısı ise yerinde kalmış.
-
Boghos Nubar Paşa’nın raporuna göre; tehcir edilen 6-700.000
Ermeni’den 390.000’i, tehcirden 3 yıl sonra hayattaydı; İtilaf
Devletlerince işgal edilmiş topraklarda yaşıyorlardı.
-
Tehcir edilenlerden geri kalan 200-300.000 Ermeni ise çeşitli
yerlere dağılmıştı ve onlara “henüz ulaşılamamıştı.” (Kayıp
olanların hepsi ölmüş olsa, ölü sayısı en fazla 200 veya 300
bin olabilir. Bu insanlardan mutlaka yolda saldırıya uğrayanlar
ve bir okadarıda da salgın hastalık ve diğer nedenlerle
yaşamlarını yitirmişlerdir.)
1918 sonunda,
yani Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra durum buydu. Bu
bilgileri veren Boghos Nubar Paşa, Barış Konferansında
Ermenileri temsil eden Ermeni Heyeti Başkanıdır.
2.
Büyükelçi Morgenthau, Ermeni Protestanları vekili Zenup
Bezciyan ile görüşmesine yer verdiği hatıralarında “Yarım Milyon
Ermeni’nin nakledildiğini ve bunların, yerleştikleri yerlerde
işlerini kurup, hayatlarını kazanmaya başladıklarının ifade
edilmesinden büyük hayrete düştüğünü” belirtmektedir.
3.
Türkiye’deki Amerikan misyonerlerinin en
tanınmışlarından biri, İstanbul’daki Robert Kolej’in kurucusu ve
uzun yıllar bu kolejin müdürlüğünü yapmış olan Dr.Cyrus
Hamlin’in 28 Aralık 1893 tarihli Congregationalist dergisinde
“Ermeniler Arasında Tehlikeli Bir Hareket” başlıklı bir
makalesinden:
“Kusursuz İngilizce ve Ermenice konuşan ve ihtilalin hararetli
savunmasını yapan çok zeki bir Ermeni bana, Rusya’nın Anadolu’yu
istila edip ele geçirmesini hazırlamayı kuvvetle ümid
ettiklerini bildirdi.
‘Nasıl?’ sorusuna da şu karşılığı verdi: ‘Bu Hınçak çeteleri,
İmparatorluğun her tarafında örgütlendiler, Türkleri ve Kürtleri
öldürmek ve onların köylerini ateşe vermek, sonra da dağlara
çekilmek için fırsat kolluyorlar. Bunu yapınca gazaba gelecek
olan Müslümanlar savunmasız Ermenilerin üzerlerine çullanacaklar
ve onları barbarca kılıçtan geçirecekler. Bunun üzerine Rusya,
insanlık namına ve Hıristiyan uygarlığı adına Anadolu’ya
girecektir.’
Bu
tasarıyı dehşet verici ve her türlü tahayyülün ötesinde
gördüğümü bildirince de şu cevabı verdi: ‘Hiç şüphesiz size öyle
gelebilir, fakat biz Ermeniler hür olmaya kararlıyız. Avrupa
Bulgar dehşetine kulak verdi ve Bulgarlara hürriyet verdi.
Milyonlarca kadın ve çocuğun çığlıkları ve kanı ile karışacak
olan bizim sesimize de kulak verecektir.’
Bu
plan yüzünden bütün uygar insanlar, Ermeni adını lanetler diye
kendisini vazgeçirmeye çalıştımsa da fayda etmedi. ‘Biz
ümitsiziz, bunu yapacağız’ dedi.”
4.
Birinci Dünya Savaşı sonrası, Amerika’nın Kafkas berisi
ülkelerde kurmak kararında olduğu Manda’nın, yoklamasını yapmak
için General Harbord başkanlığında bir heyet kurulur ve heyet
Suriye, Anadolu dahil, bütün Kafkas berisi ülkeleri (Azerbaycan,
Ermenistan, Gürcistan) dikkatle gezer, buralarda yaşayan
insanlarla tek tek konuşarak bir rapor hazırlar. Bu raporun adı
Harbord Raporu olarak geçer.
İşte bu rapor,
Rus ordusunun çökmesi üzerine, Bolşevikleri arkalarına alan
Ermenilerin; Kürtlerin ve Türklerin evlerini yağmalamalarından
söz ediyor. Erzurum’da, Hasankale’de Türk evlerinin, içindeki
insanlarla birlikte yakıldığını kaydediyor.
Harbord
Raporu’nun bu saptamaları üzerine, İngiltere’nin ünlü devlet
adamı Lord Curzon, Avam Kamarası’nda verdiği bir nutukta şöyle
konuşur:
“Bana öyle geliyor ki, siz Ermenileri, 7-8 yaşında pek masum ve
temiz bir kız çocuğu gibi görüyor ve öyle sanıyorsunuz! Ama
bunda pek yanılıyorsunuz! Zira Ermeniler, özellikle son
hareketlerindeki vahşetle, ne ölçüde kan dökücü, vahşi bir
millet olduklarını bizzat kendileri ispat etmişlerdir.”
5. Amerika’nın Halep Konsolosu’nun göçmenlerle ilgili
raporlarında: Göçmen kamplarında kiliselerin, hastanelerin,
dokuma atölyelerinin faaliyete geçtiği yazılmaktadır.
Bir Suçlama Daha
Deniyor ki;
tehcir, sadece Ermenilere yapıldı. Osmanlı, başka azınlıkların
hiçbirine dokunmadı.
“Urfa’da Ermeni
Yetimhanesi” adlı eserin yazarı Amerika’lı Mary Coroline Holmes,
eserinde:
“Bir
gece, adını öğrenemediğim bir kentten yıldızların altında,
birbirlerine sokulmuş, büyük bir göçmen kitlesine rastladım.
Bunlar, Ermeni değil, Kürt’tü. Onlar da Hıristiyanlar gibi göçe
zorlanmıştı.”
diyor. Demek tehcir, yalnız Ermeniler için değil, “Suçlular”
için uygulanmıştı.
Ayrıca
Soykırım mı?
Hodri Meydan isimli kitabında İsmet Bozdağ, çok önemli bir
konuya parmak basıyor. Diyor ki;
“Rus
istilası sırasında Ermeni cinayetlerinden kurtulmak için,
Diyarbakır üzerinden Halep ve Adana yolu ile Konya’ya ve
Erzurum-Erzincan’dan Sivas’a sığınan Türk göçmenlerinin
gösterdikleri sefalet manzarası, Ermenilerin tehcir sırasında
gösterdiklerinden az değildir. Fakat o biçareler, Müslüman
oldukları için, Alman ve Amerikalı misyonerler, onlar için
raporlar yazmadı. Onların sefalet ve felaketini edebi bir dil
ile anlatmak gereğini vicdanında duymadı.
Trabzon, Van, Bitlis, Erzurum vilayetlerinin, Ruslar tarafından
istilası sırasında oralarda yaşayan Türklerden acaba ne
kadarının, Ermeniler tarafından barbarca cinayetlerle
öldürüldüklerini ve ne kadarının, hicret sırasında yok olduğunu
bilen var mı? İşte biz haber verelim ki, bu yüzden ölen Türkler,
muhakkak bir buçuk milyonu geçer… Ermeni ölümlerinden Türkler
sorumlu oluyor da Türk ölümlerinden ve sefaletten Ermeniler
niçin sorumlu olmuyorlar?!”
Soykırımın
Tanımı
Aynı ulustan,
soydan, dinden olan insanların oluşturduğu bir topluluğu,
bilinçli ve planlı biçimde yok etme, ortadan kaldırma.
Naziler tarafından işgal edilen Avrupa’da yaşayan Yahudilere
1939 – 1945 senelerinde yapılan işkencelerin ve toplu kıyımların
tümüne verilen ad…
Büyük Larus, Cilt 17, Sayfa 10713
Uluslararası
Hukukta Soykırım
9 Aralık
1948’de, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, oybirliği ile
kabul ettiği soykırım suçunun önlenmesine ve cezalandırılmasına
ilişkin sözleşme tarafından tanımlanan ve kınanan bir suçtur.
“Tamamen ya da kısmen yok edilmek” istenen, ulusal, etnik,
ırksal ya da dinsel bir grup üyelerinin, fiziksel ya da ruhsal
bütünlüğüne ya da temel haklarına (kültürel haklarına değil)
zarar veren eylem, SOYKIRIM kabul edilir.
Bir gurubun üyelerini
öldürmek, onlara maddi ya da manevi acılar çektirmek; topluluğun
tamamen ya da kısmen yok olmasına yol açacak yaşam koşullarını
zorla kabul ettirmek, doğumları engelleyici önlemler almak, bir
grubun çocuklarını başka bir gruba zorla aktarmak gibi… Soykırım
suçunda bir devlet olabileceği gibi, herhangi bir kişi de
olabilir.
Mavi Kitap
Bu kitap, 1.
Dünya Savaşı içinde çıkarılmış bir savaş propagandası yayınıdır.
Ermeni militanlar 2000 yılında bu kitabın ikinci baskısını
yaptılar.
İngiltere’de pek
çok Mavi Kitap vardır ve bu kitaplar elçilik ve konsolosluk
raporları gibi resmi belgelerden oluşur. Oysa Ermeniler ile
ilgili olan “Mavi Kitap” diğerleri gibi değildir, İngiliz resmi
belgelerinden oluşmaz çünkü savaş dolayısı ile 1914’de Türk –
İngiliz diplomatik ilişkileri kesilmiş, Türkiye’deki İngiliz
Büyükelçiliği ve konsoloslukları kapanmıştı. Dolayısı ile 1915
tehcir olayını rapor edenler, Türkiye’deki İngiliz diplomatları
değil, misyonerler, gazeteciler, Ermeni komitacıları vs. gibi
resmi sıfatı olmayan kimselerdir. Yani bu kitabı okuyarak
tehciri ve Türkleri anlamaya çalışmanın, Nazi belgelerini okuyup
Yahudiler hakkında fikir sahibi olmaktan hiçbir farkı yoktur.
Ermenilerle
ilgili bu “Mavi Kitap” içinde toplam 150 “belge” vardır.
Bunların 70 tanesini Ermeni iddialarını benimsemiş olan
Amerikalı misyonerler, 50 tanesini Ermeni militanlar, Taşnak
komitacıları kaleme almıştır.
Şahitleri
1. Amerikalı
tarihçi Justin Mc Carthy:
“Propaganda malzemesi olarak yazılan bu kitaptaki belgeler
tamamen sahte ve düzmece. Mavi Kitap’ta olayları anlatanların
dörtte birinin kimliği bilinmiyor. Kitapta belge diye sunulanlar
Taşnak gazetelerinden yapılan alıntılardır. Bunlar büyük
yalanlar değil, aptalca yalanlardır.”
2. Mavi Kitap’ın
yazarı İngiliz tarihçi Arnold Toynbee, anılarında:
“Kitapların propaganda için hazırlatıldığını bilseydik
yapmazdık”
diye yazmıştır.
Mavi Kitap’ın
ilk amacı, Ermeniler için Amerika’dan yardım toplamaktı. İkinci
amacı ise, ABD’yi Avrupa savaşına sokmaktı.
Bugün
Ermenilerin ve yandaşlarının dört elle sarılmakta oldukları bu
kitap, o günlerde dahi Türkleri suçlamak için hukuki delil
olarak ileri sürülememiş ve kullanılamamıştır. 1919 – 1920
yıllarında İngilizler tarafından Malta Adası’na sürülmüş olan
Türklerden 58’i, Ermeni katliamıyla suçlanmak istenmiş, fakat
bunlar aleyhinde bir delil bulunamamış, o “Mavi Kitap” da
hukukçuların önüne bile çıkarılamamıştı. Sonunda Malta
sürgünleri, resmen suçlanamadan, sorgulanamadan serbest
bırakılmışlardır.
80 yılda ne
değişmiştir de o günlerde bile güvenilmeyip, delil olarak kabul
edilemeyen bu kitap bu günün Ermeni iddialarının delili olarak
kabul edilmiştir?
Bu kitapla
birlikte aynı dönemde “Alman Vahşeti” adıyla bir Mavi Kitap daha
yayımlanır. Almanlar, 1925 yılında yaptıkları araştırmalar
sonucunda bu kitaptaki bilgilerin yalan olduğunu ortaya
koyarlar. İngiltere, bunun propaganda amaçlı olduğunu kabul
eder. Ama bizim “Mavi Kitap” kalır.
Sözde
Soykırımı Kimler Tanıdı
(sırasıyla)
|
29 Nisan 1982 |
Kıbrıs
Rum Kesimi Parlamentosu |
|
15 Nisan 1995 |
Rus
Duma’sı |
|
25 Nisan 1996 |
Yunanistan Parlamentosu |
|
26 Mart 1998 |
Belçika
Senatosu |
|
28 Mayıs 1998 |
Fransız
Ulusal Meclisi |
|
29 Ocak 2000 |
İsveç
Parlamentosu |
|
11 Mayıs 2000 |
Lübnan
Parlamentosu |
|
16 Haziran 2000 |
İtalya’da
Roma Şehir Meclisi |
|
28 Ocak 2001 |
Fransa
Senatosu |
|
13
Haziran 2002 |
Kanada
Senatosu |
|
20
Ağustos 2003 |
Arjantin
Senatosu |
|
16 Aralık
2003 |
İsviçre
Parlamentosu |
|
18 Mart
2004 |
Arjantin |
|
26 Mart
2004 |
Uruguay |
|
31 Mart
2004 |
Arjantin
Kongresi |
|
21 Nisan
2004 |
Kanada
Parlamentosu |
|
30 Kasım
2004 |
Slovakya
Parlamentosu |
|
05 Aralık
2004 |
Hollanda
Parlamentosu |
Sözde Ermeni
soykırımının yabancı parlamentolara taşınması hareketi
sürmektedir. Son olarak Polonya Parlamentosu da bir karar almış
ve Almanya Parlamentosuna da benzer bir karar tasarısı
sunulmuştur.
Soykırım Anıtları
|
Nisan
1967 |
İlk
Ermeni “soykırım” anıtı ABD’nin California eyaletinin
Montebello şehrinde dikildi. Anıta Türk ulusunu karalayan şu
kitabe kondu: “Türklerin insanlığa karşı yapmış oldukları
katliam ve Türkler tarafından katledilen Ermenilerin
hatırasına…” |
|
07 Kasım
1967 |
İkinci
Ermeni “soykırım” anıtı, Sovyet Ermenistan Cumhuriyeti’nin
başkenti Erivan’da dikildi. |
|
29 Kasım
1967 |
Sovyet
Ermenistan Cumhuriyeti’nin Sisernakabend şehrinde, hatıra
taşı biçiminde bir “soykırım” anıtı daha dikildi. |
|
Nisan
1971 |
Fransa’da
Marsilya şehrinde, Ermeni kilisesinin bahçesine dikildi.
Fransa, Ermeni anıtları dikme hareketine biraz geç başlamış
fakat kısa zamanda diğer ülkelerin önüne geçmiştir. Bugün
Fransa’da “Ermeni soykırımı” ile ilgili 34 adet anıt, haç,
meydan ismi vs. bulunmaktadır. |
|
24 Nisan
2005 |
Bu
kampanyaya son olarak Almanya da katıldı. Almanya’da ilk
Ermeni anıtı Bremen şehrinde açıldı. |
Bugünlere Nasıl
Geldik?
1774 Küçük
Kaynarca Antlaşması ile Rusya, Osmanlı Hıristiyanlarının
koruyucusu oldu.
1830 Osmanlı –
ABD Ticaret Anlaşması’ndan sonra Amerikan misyonerleri Osmanlı
Ermenilerine el attı. O güne kadar evlerinde ve kiliselerinde
Türkçe konuşan, ancak Arap Harflerini okumakta zorlanan
Ermeniler için Ermeni harfleriyle Türkçe İncil bastılar. Osmanlı
ülkesinde Ermenilere Ermenice öğreten, Ermenice gramer ve sözlük
kitaplarını yazanlar Amerikalı misyonerlerdir.
İngiltere ve
Fransa, boş durur mu? 1856’da önce Sultan Abdülmecid’e
çıkarttırdıkları Islahat Fermanı sonra da Paris Antlaşması ile
Müslüman olmayan Osmanlı vatandaşlarının koruyuculuğuna
soyunurlar. Artık bütün büyük devletler Osmanlı
Hıristiyanlarının “koruyucusu”dur ve hepsinin burnu, Osmanlı
Devleti’nin içişlerinin içindedir.
Derken 1876
yılında Filibe sancağında bir Bulgar ayaklanması çıkarılır.
Osmanlı ayaklanmayı bastırır. Hıristiyan dünyasında “Müslüman
Türkler Hıristiyan Bulgarları kesiyor” diye bir yaygara kopar.
Aradan 1 yıl
geçer; Rusya, bu sefer de Bulgarların kurtarıcısı rolünde,
Osmanlıya savaş açar ve hem Balkanlar hem de Kafkaslar üzerinden
Osmanlı ülkesine saldırır. Doksanüç Harbi de denilen 1877 – 1878
Osmanlı – Rus Savaşı başlamıştır.
3 Mart 1878’de
imzalanan Ayastefanos Antlaşması ile Rusya, Kars, Ardahan ve
Batum’u alacak, Erzurum’u ve diğer bazı yerleri ise boşaltıp,
Türkiye’ye bırakacaktır.
Buralarda
Ruslarla işbirliği yapmış ve yerli Müslümanlara zulmetmiş olan
“mazlum” Ermeniler, Ruslar çekilince zulmettikleri insanların
intikam almalarından korkarlar. “Koruyucu” Rusya da, Ayastefanos
Antlaşması’nda “Kürtler ile Çerkezlere karşı Ermenilerin
güvenliğinin sağlanması”nı hükme bağlar. Ayrıca “Ermeniler için
reform yapılmasını” da şart koşar. Ancak Ayastefanos Antlaşması
yürürlüğe girmez, onun yerini Berlin Antlaşması alacaktır.
Tahmin
edeceğiniz gibi Ayastefanos Antlaşması İngiltere’yi
telaşlandırır. Ermeniler üzerinde Rus nüfusu artacak ve Rusya
doğuda prestij kazanacak! Olacak şey değil! Ayastefanos
Antlaşmasını değiştirmek için hemen harekete geçer ve Osmanlı
Hükümeti ile 1878 Kıbrıs Antlaşması’nı imzalar.
Buna göre eğer
bir gün Rusya, Osmanlı Devleti’nin Asya topraklarına saldırırsa,
İngiltere silahı kapıp, Osmanlı Devleti’nin yardımına
koşacaktır. Bu “olası” yardıma karşılık da Osmanlı Devleti,
Kıbrıs Adası’nın yönetimini İngiltere’ye bırakacaktır.
İngiltere öncü
olur, Rusya ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmış olan ikili
Ayastefanos Antlaşması değiştirilir, yerine çok taraflı 1878
Berlin Barış Antlaşması imzalanır. Ermenilerin oturdukları
vilayetlerde muhtaç oldukları ıslahat ve düzenlemeleri ile
Kürtler ve Çerkezlere karşı Ermenilerin emniyet ve huzurlarını
koruma garantisi bu anlaşmaya da girer.
Peki Ermenilere
Karşı Müslümanları Kim Koruyacak
§ Mora’da
Yunanlılar ayaklanmış, arkasından bir devlet kurmuşlar.
§
Filibe
Sancağında Bulgarlar ayaklanmış, ardından bir Bulgar Prensliği
kurulmuş.
§
İşte Kıbrıslı
Rumlar da İngiliz idaresine girmişler.
Neden Ermeniler
de aynı yolu kullanmasınlar ki?!
Rusya Ermenileri
tarafından 1887’de kurulan Hınçak ve 1890’da kurulan
Taşnaksutyun Ermeni İhtilal Örgütleri, Samsun – Mersin hattının
doğusunda kalan bütün Anadolu Topraklarını “Ermenistan” yapmak
istediklerinden, Anadolu’da kan dökmeye başlarlar. 1890 Erzurum
isyanı ile başlayan ve 1896 Van isyanı ile sona eren dönemde üst
üste toplam 34 silahlı Ermeni olayı ve Ermeni ayaklanması
çıkarılır.
Bu olayların
içinde İstanbul’da gerçekleştirilenler de vardır. İstanbul
Galata semtindeki Osmanlı Bankası silahlı – bombalı bir Ermeni
çetesi tarafından basılır. 1905 yılında Sultan Abdülhamid’e de
suikast düzenlenir. Eylemleri ses getirir.
Olayları
Ermeniler çıkartmıştır ancak yurt dışında “Müslüman Türkler,
masum Hıristiyan Ermenileri kesiyor” diye yaygara koparılmış ve
ölen Ermenilerin sayısı 30 kat arttırılarak gösterilmiştir. Her
nedense Ermenilerin bu olaylarda katlettikleri Türklerin
sayısını dile getirmek hiçbirinin aklına gelmemiştir.
1. Dünya
Savaşı’ndan önce son Ermeni ayaklanması 14 Nisan 1909’da
Adana’da çıkar. Silahlı Ermeniler, Türk mahallelerine saldırıp
isyanı başlatırlar. Asker yetişinceye kadar kendilerini savunan
Müslümanlarla Ermeniler birbirlerine girer. Türk – Ermeni
boğuşması 3 gün sürer, çevre yörelere de yayılır ve sonuçta 1850
Türk ve 17000 kadar Ermeni can verir. Dış basın, İttihatçılar ve
Türkler aleyhinde demediğini bırakmaz.
3 gün sonra
Cemal Paşa Adana’ya gönderilir. Ayağının tozuyla 47 Müslüman’ı
astırır. Ayaklanmayı çıkaran , Müslümanlara silahla saldıran
Ermenilerdir. Ne var ki; asıl suçlu durumundaki Ermenilerden
sadece 1 kişi idam edilir!
Derken Osmanlı
Devleti, Kasım 1914’de 1. Dünya Savaşı’na girer. Osmanlı
toprakları 3 koldan istila edilmektedir.
Batıda
İngilizler ve Fransızlar Çanakkale’yi zorlamaktadır. Doğuda Rus
orduları Doğu Anadolu’yu istila etmektedir.
Güneyde ise
İngilizler Süveyş Kanalı harekatını başlatmaktadırlar. İşte tam
bu sırada içerden Ermeniler, devlete karşı silaha sarılırlar.
Özellikle
Doğu’da yaşayan Ermeniler, Ruslardan yardım ve destek de
gördükleri için cephe gerisini cehenneme çevirirler.
Bütün olup
bitenlerin arkasında ya TAŞNAK ya da HINÇAK dernekleri vardır
ama komitelerin dışında yaşayan Ermeniler de vardır ve bunlar
hükümete başvurup, “suçluların cezalandırılmasını” isterler.
İçişleri Bakanı
Talat Paşa, bölgede huzuru sağlamanın tek çaresi olduğu halde
yine de “Tehcir” kararı almamak için direnir.
Osmanlı Ordusu,
karşısındaki ordudan değil, gerisinde bıraktığı Ermeni
düşmanlığından çekinir hale gelir. Artık Tehcir’den başka çare
yoktur.
Ve Meşhur 1915
Tehciri
Ermenilerle,
Kürtler ve Çerkezler arasındaki ölümcül boğuşma kitle halinde
imha biçimine dönüşünce; Talat Paşa, direnmekten vazgeçer ve
cephe gerisinde ordularımızın ihanete uğramasını durdurmak için
Tehcir Kanunu çıkartır. Ermeniler savaş sahasına bitişik
vilayetlerle, denize çıkışı olan vilayetlerden alınıp, güneye
yani zarar veremeyecekleri, henüz savaştan uzak yerlere
nakledileceklerdir. Tehcirin kapsamı dardır.
Ama Ermeniler
rahat durmaz;
•
Bu
kararın uygulanması sırasında geride kalan öteki Ermenilerin de
isyan ettikleri görülür,
•
Ülkenin batısında yaşayan Ermeniler, cehenneme dönüşen Çanakkale
savaşında düşmana casusluk yaparlar.
•
Mısır’a giren İngiliz ordusunun haber alma servisini de
Ermeniler besler!
Sonuç olarak
Anadolu’nun başka yörelerindeki Ermeniler de tehcir edilirler.
Göç yolunda,
hastalıktan, açlıktan, eşkıya çetelerinin saldırılarından pek
çok Ermeni ölür. Kamuran Gürün,
“Ölenlerin sayısı 300 bini bulmaz”
diyor. O büyük savaşta ölen Türklerin sayısı on kat daha
fazladır.
Şimdi de Talat
Paşa’ya kulak verelim:
”Gerek tehcir, gerekse isyanlar yüzünden Ermeniler çok zayiat
vermişlerdir. Bunu itiraf etmek lazımdır. Fakat, Doğu
vilayetlerindeki Müslümanların da Ermeniler yüzünden aynı
zayiata uğradığı bir gerçektir.
Rusların, Van, Bitlis, Muş ve Erzurum’u
işgalleri sırasında yapılan ve bizzat Ruslar tarafından itiraf
olunan zulüm ve cinayetler, o derece vahşetle yapılmıştır ki,
Müslümanlar, artık ‘evlerinde kalma’ cesaretlerini kaybetmişler,
aç ve çıplak göç etmeye mecbur olmuşlardır. Böylece, yerinden
olan Müslümanlardan 600.000 kişi ölmüştür!”
1917 Bolşevik
İhtilali ile Rus İmparatorluğu çözülür ve 1918’de Güney
Kafkasya’da, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan
bağımsızlıklarını ilan ederler. Ermenistan, hiç vakit kaybetmez
ve “Büyük Ermenistan”ı kurmak için Türk topraklarını işgal
etmeye başlar.
Bu arada I.
Dünya Savaşı sona erer. Türkiye, yenilen taraftadır. 30 Ekim
1918 Mondros Mütarekesi nedeni ile Türk ordusu Kars, Ardahan ve
Batum sancaklarını boşaltacaktır. Bundan başka Van, Bitlis,
Erzurum, Diyarbakır, Elazığ ve Sivas vilayetlerinin de İtilaf
Devletleri tarafından işgal edilebileceğini kabul etmiştir.
10 Ağustos
1920’de İstanbul Hükümetine dikte edilen Sevr Anlaşması, Doğu
Anadolu’da bir büyük Ermenistan devleti kurulmasını öngörmüştür.
Türkiye – Ermenistan sınırının saptamasını, Amerika Başkanı
Wilson yapacaktır. Osmanlı Hükümeti, ABD Başkanının vereceği
kararı kabul etmeyi garanti etmiştir.
Bu antlaşmadan
cesaret alan Ermenistan, “Büyük Ermenistan” emelini
gerçekleştireceğim diye Türk topraklarına saldırmaya başlar.
Bunun üzerine, 1920 yılı sonlarına doğru Türkiye ile Ermenistan
arasında savaş çıkar. Bu savaşta Milli Kuvvetlerimiz Ermenileri
yenerek, Sarıkamış’ı, Kağızman’ı, Kars’ı, Gümrü’yü ve Iğdır’ı
Ermenilerden kurtarır.
2/3 Aralık
1920’de Ermenistan ile Gümrü Barış Antlaşması imzalanır. Bu
antlaşma, yeni Türkiye devletinin imzaladığı ilk barış
antlaşmasıdır. Buna göre, 1877 – 1878 sonunda kaybedilen yerler
(Batum hariç) Türkiye’ye iade edilir: Oltu, Sarıkamış, Kars…
anavatana döner. Sevr Antlaşması geçersiz sayılır.
Ancak bu
antlaşmanın ardından Kafkaslar’da durum yine değişir: Kızılordu
bu bölgeye yürür; Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan
Cumhuriyetleri Sovyetler Birliğine bağlanır; Erivan’daki Taşnak
Hükümeti devrilir ve dolayısıyla Gümrü Antlaşması onaylanamadan
kalır. Daha sonra yapılan Moskova ve Kars Antlaşmaları, Gümrü
Antlaşması’nın yerine geçer.
16 Mart 1921’de
Rusya ile Moskova Antlaşması, 13 Ekim 1921’de Ermenistan,
Azerbaycan ve Gürcistan ile Kars Antlaşması imzalanır. Bu
antlaşmalar, Gümrü Antlaşması ile belirlenmiş olan sınırı
doğrular. Kars ve Ardahan Türkiye’de, Batum ise Sovyet Gürcistan
Cumhuriyeti’nde kalır. Aynı antlaşmalar ile Türkiye, Nahçıvan
bölgesinin Azerbaycan himayesinde özerk bir bölge olmasını kabul
eder. Ancak bu bölgenin hiçbir zaman bir başka devlete (mesela
Ermenistan’a) bırakılmamasını şart koşar ve bunu antlaşmaya
geçirtir.
Kısacası;
bugünkü Türkiye – Ermenistan sınırı Lozan Antlaşması’ndan önce,
1920 – 1921 yıllarında çizilmiştir. Bu sınır, Ermenistan
tarafından önce Gümrü sonra da Kars anlaşmaları ile 2 defa kabul
edilmiş, onaylanmış ve daha o yıllarda kesinleşmiştir. Önce
Ermeni Taşnak hükümeti, sonra Ermeni Sovyet Hükümeti ayrı ayrı
Türkiye ile antlaşma imzalamışlar ve Türkiye – Ermenistan
sınırını tanımış ve onaylamışlardır
Suikastlar
|
15 Mart 1921 |
Talat
Paşa, Berlin’de vurulup şehit edilir. Katil Tehlerian adlı
bir Ermeni teröristtir ve “Ermeni Ulusal Kahramanı” ilan
edilir. |
|
6 Aralık 1921 |
Eski
Sadrazam Said Halim Paşa Roma’da vurulup, şehit edilir.
Katil, Arşavir Şiragian adlı bir Ermeni teröristtir ve
“Ermeni Ulusal Kahramanı” ilan edilir. |
|
17 Nisan 1922 |
Berlin’de
Eski Trabzon Valisi Cemal Azmi Bey ile İttihat ve
Terakki’nin eski başkanlarından Bahaeddin Şakir Bey katledilir. Katil
Aram Yerganian adlı bir Ermeni komitacıdır
ve “Ermeni Ulusal Kahramanı” ilan edilir. |
|
22 Temmuz 1922 |
Eski
Bahriye Nazırı Cemal Paşa ve yaverleri Nusret ve Süreyya
Beyler, Tiflis’te Ermeni teröristlerce şehit edilirler.
Katiller yakalanamaz. |
Başarabilselerdi Lozan Konferansı sırasında İsmet Paşa’ya ve
daha sonra da Atatürk’e suikast yapacaklardı ama başaramadılar!
1922 – 1923
Lozan Konferansı
Meclis İsmet
Paşa’yı Lozan Konferansı’na gönderirken çok kararlıydı. Bu
konferansta Anadolu’nun herhangi bir yerinde Ermeniler için
toprak talebi olduğu takdirde, Türk heyeti barış müzakerelerini
kesecekti. Nitekim, müttefikler, 2. komisyonda Ermeni konusunu
gündeme getirmek isteyince, heyetimiz topluca celseyi terk eder.
Bu konunun görüşülmesini de bir daha kabul etmez. Sonunda,
Anadolu’da Ermenilere toprak verilmez. Böylece, Ermeni sorunu
Lozan’da kapanır.
İşin Sırrı
Kararlılık !
Aradan yıllar
geçer. 1964 yılında sözde soykırımın 50. yılının yaklaştığı
iddiasıyla biri ABD’nin diğeri de Sovyet Rusya’nın adamı olan 2
Ermeni patriğinin hemen hemen eşzamanlı çağrılarıyla Ermeni
sorunu bundan 40 yıl önce yeniden gündeme gelir.
1970’lerde
Ermeniler bu sefer Türk diplomatlarına saldırırlar.
Türk
diplomatlarına karşı Ermeni suikastlarının çoğu demokratik Batı
ülkelerinde düzenlendi. Ermeni teröristler Amerika, Batı Avrupa
ve Avustralya’da lojistik destek buluyor, daha kolaylıkla eylem
yapıyor ve buralarda çoğu zaman cezasız kalıyor ya da hafif
cezalarla kurtuluyorlardı.
Ermeni
cinayetlerinin birçoğu Paris’te işlendi. Fransız makamları,
korumakla yükümlü oldukları halde Türk diplomatlarını
korumamışlar ve Ermeni terörüne göz yummuşlardır. Katillerin
çoğu yakalanmamış, cinayetlerin failleri meçhul kalmıştır.
|
Ülke |
Saldırı |
Ölü |
Yaralı |
|
Fransa |
8 |
17 |
71 |
|
ABD/Santa
Barbara |
3 |
4 |
|
|
Yunanistan |
3 |
4 |
|
|
Avusturya |
3 |
3 |
|
|
İsviçre |
3 |
1 |
2 |
|
Kanada |
3 |
1 |
2 |
|
Portekiz |
2 |
4 |
2 |
|
Hollanda |
2 |
2 |
|
|
İtalya |
2 |
1 |
1 |
|
İspanya |
1 |
2 |
|
|
İran |
1 |
2 |
|
|
Yugoslavya |
1 |
1 |
1 |
|
Irak |
1 |
1 |
1 |
|
Belçika |
1 |
1 |
|
|
Bulgaristan |
1 |
1 |
|
|
Lübnan |
1 |
1 |
|
|
Danimarka |
1 |
|
1 |
|
Toplam |
37 |
46 |
81 |
17 Nisan
1987’de Başbakan Turgut Özal, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik
başvurusunu yaptı.
Böylece;
•
AB kurumlarında Ermeni sorunu yeniden gündeme getirildi,
•
Türkiye aleyhine çeşitli kararlar alındı,
•
AB üyeliği için sözde Ermeni soykırımını tanımak bir önkoşul
olarak Türkiye’ye dayatıldı.
23 Ağustos
1990’da Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti, bir Bağımsızlık
Bildirgesi yayımlayarak bağımsızlığını ilan etti. Bu bildirgede
“Ermeni soykırımının Türkiye tarafından tanınması” ve “Batı
Ermenistan”ın bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti emelleri olduğu”
belirtildi.
Batı Ermenistan
dedikleri, Türkiye’nin Doğu’su!!!
Ermenistan, daha
bağımsızlığını ilan ederken saldırgan politikasını ortaya
koymuştur. Bir yandan komşusu Azerbaycan topraklarının bir
bölümünü fiilen işgal etti, diğer yandan da komşusu Türkiye’yi
hedef aldı.
5 Temmuz
1995’de kabul edilen Ermenistan Cumhuriyeti Anayasası’nda
Bağımsızlık Bildirgesi’nde yer alan esaslar olduğu gibi
benimsedi. Böylece “soykırım”ın Türkiye’ye kabul ettirilmesi ve
“Batı Ermenistan” emelleri, anayasa esası haline getirildi.