|
Ertuğrul
Fırkateyninin kadersiz yolculuğunun anılarında,
sadece gösteriş ve siyasi ikbal uğruna 609 gemicinin,
kendilerine tabut biçilen hurda bir gemiye doldurularak ölüme
gönderilmelerinin trajik hikayesini okuyacaksınız.
Bu yazı
dizisinde, kişisel hırs ve ihtirasların, akıl ve bilimin
kuralları önüne konduğu, trajik bir ölüm yolculuğunun nasıl
kurgulandığını ve gerçeklerin nasıl göz ardı edildiğini
okuyacaksınız.
Bu olayların
sessiz kahramanları olan gemiciye düşen, hurda da olsa,
batacağını da bilse verilen emirlere uyarak kendi tabutuna çivi
çakmaktır.
Bu nedenle
Ertuğrul şehitleri başta olmak üzere,
limandan ayrılırken kendisine mendil sallayanlara bir daha geri
dönememiş olan tüm şehit denizcilere ve denizlerde yaşamlarını
sonlandıranlara, mezarları belli olmayanlara, yüce Allah'tan
rahmet diliyorum.
Yazıyı aldığım
kaynakçanın bütünlüğünü bozmadan bazı eklemeler ve düzenlemeler
yaparak yazıyı sizlere daha keyifli okunur hale getirmeye
çalıştım.
Saygılarımla
Naci Kaptan
Osmanlı ile
Japonya Arasındaki Bağları Güçlendiren, Kadersiz Gemi Ertuğrul
Fırkateyninin Trajik Hikayesi -1
Geminin baş
kasarasına yelkenlerin gölgesine oturmuş istirahatçı vardiya
personeli, yüksek sesle vatan özlemini dile getiren bir gemici
marşını söylüyorlardı:
“Yol ver
serdümen yol ver
Gece gündüz seyredelim
Bu havaya rabbim yol ver
Vatanımıza dönelim.”
II. Abdülhamid,
1887 yılında Japonya İmparatorunun yeğeninin bir savaş gemisiyle
İstanbul'u ziyaret etmesinin ardından Japonya’ya bir heyet
gönderilerek iade-i ziyaret yapılmasını emretmişti.
|
 |
Bu
ziyaret için İstanbul tersanelerinde yapılan Ertuğrul
Fırkateyni seçildi. Fırkateyn, hem yelken hem de makine
ile hareket ediyordu. Üç direkli geminin ana hareket
vasıtası yelkendi. 600 beygir gücündeki makinesi de
yardımcı bir itici kuvvet oluşturuyordu. 2 bin 400 ton
ağırlığında, ahşap bir gemi olan Ertuğrul Fırkateyni 25
yaşındaydı. Yaklaşık 1 yıl önce ahşap kısımları tamir
görmüştü. Ancak, makine ve kazanların alt bölümüne
dokunulmamıştı. |
1889 Temmuz
ayında, sıcak bir günde İstanbul Dolmabahçe önünden demir alan
Ertuğrul fırkateyni, 609 mürettebatıyla sonu bilinmeyen bir
yolculuğa uğurlandı.
Sevdiklerini
uğurlamaya gelenler, gözleri yaşlı, ellerindeki mendilleri,
Fırkateyn Ahırkapı fenerini dönüp de gözden kayboluncaya kadar
el salladılar.
Gemi kaptanı ve
mürettebatı dalgın ve endişe ile İstanbul’un arkada kalan
siluetini seyrederek, önlerinde olan binlerce mil yolu ve bu
yola hazır olmayan teknenin, onları sağ salim getirip
götüremeyeceğinin yanıtını arıyorlardı.
Kuzeyden hafif
hafif esen poyraz rüzgarı açılmakta olan yelkenleri üfleyerek
doldurdu ve gemi bordasına vuran ufak dalgacıkların dokunuşu ile
Çanakkale boğazına yol verdi, nazlıca akarak yoluna devam etti.
Gemi süvarisi
Ali bey kararmakta olan ufka baktı, havayı kokladı ve aklı yine
kendisine söylenenlere gitti;
"Gitme,"
diyorlar, "istifa et; bu yirmi yıl önce yamanmış, bir köşeye
atılmış çürük gemiyle yola çıkılmaz."
Ali Bey'in
kararlı, yurtsever, inanmasını, sevmesini bilen, vazifeşinas
kişiliği, etrafındaki kaypaklıklar arasında büsbütün
belirginleşiyor.
"Ben bu devletin
askeriyim, ekmeğini yedim. Nereye git derse giderim" diyor.
Bir an hata
yapıp yapmadığını düşündü.
Sonra da omzunu
silkerek, Yüce Allah’tan takdirdir, diye mırıldanarak, poyraz
rüzgarına yüzünü verdi ve sonu bilinmeyen yolculuk için selamet
duasını okumaya başladı.
Fırkateyn
süvarisi Ali beyin geçmişi ise çok parlak,
Yüzbaşılığında Feth-i Bülend gemisinin ikinci kaptanı.
Ali Suavi vak'asında Hünkâr Yaveri.
Padişaha yaptığı haritalarla seçkinleşiyor.
Kolağası olmadan Sağ kolağası oluyor.
Daha da gelişmesi için İngiltere'ye yolluyorlar. Dil öğrenip
dönüyor.
Resmine
bakıyorum ömrünün çoğunu deryalarda yaşamış bu açık denizler
kaptanının; bu yakışıklı, levent insanın bakışlarında
denizlerden bir parça ışıyor.
Ertuğrul
fırkateyninin süvarisi Ali bey, uğradıkları her limandan, karısı
Ayşe hanıma mektuplar gönderdi.
Bu mektupları
torunu sayın Canan Eronat
paylaşıma açtı.
Tarihe ışık
tutan belgeler olması nedeniyle kendisine teşekkür ediyorum.
Ertuğrul’un
yolculuk macerasını anlatmaya başlamadan önce sizlere Gemi
süvarisi Ali beyin torunu sayın Canan Eronat'ın yazısını
sunacağım.
Naci Kaptan
15.08.2007
Ali Bey'den
Ayşe Hanım'a Mektuplar
Ertuğrul'da
gizli pek çok hikayeden biri Ali Bey ile Ayşe Hanım'ın öyküsü.
Ali Bey,
deneyimli ve bilgili bir denizci...
Ayşe Hanım
gencecik yaşında, her an uzaklardan mektup bekleyen hayat dolu
bir kadın...
"İsmetli,
Hakikatli, Feragatli, Sadakatli Kadınım, Sultanım, Efendim
Hazretleri"
Ertuğrul
Fırkateyni Süvarisi Yarbay Ali Bey Japonya seferinden eşine
yazdığı mektuplara bu sözcüklerle başlıyor. Büyük kızı
Neyire'yi, kırk günlük ikizleri 'Mevhibe ile Rauf'u ve otuzunda
lohusa yatağında Ayşe'sini bırakıp gittiği ve dönemediği
yolculuktan gönderdiği mektuplara...
Bu mektupların
otuz ikisi bugüne kadar ulaştı.
Babaannem,
ölümünden kısa bir süre önce bir çantanın içine çıkıladığı
mektupları elime tutuşturdu.
— Sana emanet,
sıkı sakla, sakın oyuncak olmasın, diye tembihleyerek.
Mektuplar Ali
Bey'in kaleminden çıkıp denizler, ülkeler aşıp Ayşanım'a
varasıya kadar, Ayşanım'ın koynunda, konsolunda yangından,
depremden kurtulup günümüze ulaşasıya kadar nice serüvenden
geçmişti.
Katlarını
açmaya, gizini bozmaya gönlüm razı olmuyordu. Açsam da nasıl
okuyacaktım. İçinde deryalara sığmaz bir sevdanın dürüldüğünü,
çocukluğumdan beri dinlediğim efsanenin en gerçek yüzünün saklı
olduğunu bilsem bile.
Ya benden
sonra...
Emeklerini,
sabırlarını unutamayacağım sevgili hocam, her zaman güç kaynağım
Sıdıka Saltuk, dostlarım Dürriye Köprülü ve Prof. İctihadi'nin
himmetiyle mektuplar yeni yazıya aktarıldı. İşin içinden
çıkamadığımızda Ömer Asım Aksoy'a başvurduk.
Hepsine minnetim
sonsuz. Mektuplar okundukça Ertuğrul'un yiğit seçkin yüzlerce
vatan evladıyla okyanuslara niçin gömüldüğü bütün dehşetiyle
çıkıyordu ortaya.
İleri sayfalara,
derleyebildiğim belgeleri, bilgileri, farklı kişilerden
yorumları Ertuğrul gerçeğine ışık tutar umuduyla ekledim. Yine
de bir asırdır yanıtını bulamamış sorular havada hevenk olmuş
duruyor.
II.
Abdülhamid'in derdi ne idi? Nasıl böyle bir insan gücünü gözden
çıkarabildi? Uzakdoğu Müslümanlarına Halifelerinin etkinliğini,
yetkinliğini göstermeye mi? Kanıtlamaya kalktığı gücünü yirmi
yıl önce yamanmış, ahşap, çürük Ertuğrul Fırkateyni ile mi ispat
edecekti?
Vehmi ile daha
da çürüttüğü donanmasıyla mı?
Yol boyunca
arızalarla boğuşan tekneye "yola devam" emri kimden geliyordu?
Bu sorular beni
aşıyor...
|
 |
Bu
bahtsız geminin süvarisi Ali Bey'in enginlere açılışı,
sırtına heybesini vurup Tekirdağ'ın Dedecik köyündeki
yuvasını terkederek, denizcilik uğruna Heybeliada
okulunun yolunu tutuşuyla başlıyor. Oshima
kayalıklarında ortadan biçilen gemisinin son parçasına
yapışmış, sırtında şanlı üniforması sularda yiğitçe
şehit oluşuna kadar uzanıyor.
Ali
Bey'in kararlı, yurtsever, inanmasını, sevmesini bilen,
vazifeşinas kişiliği, etrafındaki kaypaklıklar arasında
büsbütün belirginleşiyor.
"Gitme,"
diyorlar, "istifa et; bu yirmi yıl önce yamanmış, bir
köşeye atılmış çürük gemiyle yola çıkılmaz."
"Ben bu
devletin askeriyim, ekmeğini yedim. Nereye git derse
giderim" diyor. Ali Bey yaptığı işe güzellikler
katmasını bilen, işiyle bütünleşen bir adam. |
Resim
yapmayı, harita çizmeyi, hat sanatını, Şehzade Mecid Efendi'nin
hocalığına seçilecek kadar ilerletmiş.
Çok iyi bir
öğrenciliği var. Güverteye ayrılıyor.
Yüzbaşılığında
Feth-i Bülend gemisinin ikinci kaptanı.
Ali Suavi vak'asında Hünkâr Yaveri.
Padişaha yaptığı haritalarla seçkinleşiyor.
Kolağası olmadan Sağkolağası oluyor.
Daha da gelişmesi için İngiltere'ye yolluyorlar. Dil öğrenip
dönüyor.
Resmine
bakıyorum ömrünün çoğunu deryalarda yaşamış bu açık denizler
kaptanının; bu yakışıklı, levent insanın bakışlarında
denizlerden bir parça ışıyor.
Babaannem şehit
evladı olmanın önemini ve hüznünü taşırdı. Asker ekmeğini özler.
Bir getiren oldu mu gözleri çakmaklanır. Onun bütün acılara
ağlaması böyleydi, içeri doğru. Esmer ekmekten bir lokma
koparır, öper, koynunda bir süre tutardı. Gemilerin batmayacağı
bir dünya çok mu uzaklarda?...
Canan Eronat
23 Aralık 1993
Kaynakça:
http://www.ertugrul.jp/node
Derleyen
ve düzenleyen: Naci Kaptan
Naci Kaptan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

04.09.2007
|