e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 1

 Derleyen Naci Kaptan    

 

 

Ertuğrul Fırkateyninin kadersiz yolculuğunun anılarında,
sadece gösteriş ve siyasi ikbal uğruna 609 gemicinin, kendilerine tabut biçilen hurda bir gemiye doldurularak ölüme gönderilmelerinin trajik hikayesini okuyacaksınız.

Bu yazı dizisinde, kişisel hırs ve ihtirasların, akıl ve bilimin kuralları önüne konduğu, trajik bir ölüm yolculuğunun nasıl kurgulandığını ve gerçeklerin nasıl göz ardı edildiğini okuyacaksınız.

Bu olayların sessiz kahramanları olan gemiciye düşen, hurda da olsa, batacağını da bilse verilen emirlere uyarak kendi tabutuna çivi çakmaktır.

Bu nedenle Ertuğrul şehitleri başta olmak üzere,
limandan ayrılırken kendisine mendil sallayanlara bir daha geri dönememiş olan tüm şehit denizcilere ve denizlerde yaşamlarını sonlandıranlara, mezarları belli olmayanlara, yüce Allah'tan rahmet diliyorum.

Yazıyı aldığım kaynakçanın bütünlüğünü bozmadan bazı eklemeler ve düzenlemeler yaparak yazıyı sizlere daha keyifli okunur hale getirmeye çalıştım.

Saygılarımla    
Naci Kaptan    

 

Osmanlı ile Japonya Arasındaki Bağları Güçlendiren, Kadersiz Gemi Ertuğrul Fırkateyninin Trajik Hikayesi -1

Geminin baş kasarasına yelkenlerin gölgesine oturmuş istirahatçı vardiya personeli, yüksek sesle vatan özlemini dile getiren bir gemici marşını söylüyorlardı:

“Yol ver serdümen yol ver
Gece gündüz seyredelim
Bu havaya rabbim yol ver
Vatanımıza dönelim.”

II. Abdülhamid, 1887 yılında Japonya İmparatorunun yeğeninin bir savaş gemisiyle İstanbul'u ziyaret etmesinin ardından Japonya’ya bir heyet gönderilerek iade-i ziyaret yapılmasını emretmişti.

Bu ziyaret için İstanbul tersanelerinde yapılan Ertuğrul Fırkateyni seçildi. Fırkateyn, hem yelken hem de makine ile hareket ediyordu. Üç direkli geminin ana hareket vasıtası yelkendi. 600 beygir gücündeki makinesi de yardımcı bir itici kuvvet oluşturuyordu. 2 bin 400 ton ağırlığında, ahşap bir gemi olan Ertuğrul Fırkateyni 25 yaşındaydı. Yaklaşık 1 yıl önce ahşap kısımları tamir görmüştü. Ancak, makine ve kazanların alt bölümüne dokunulmamıştı.

1889 Temmuz ayında, sıcak bir günde İstanbul Dolmabahçe önünden demir alan Ertuğrul fırkateyni, 609 mürettebatıyla sonu bilinmeyen bir yolculuğa uğurlandı.

Sevdiklerini uğurlamaya gelenler, gözleri yaşlı, ellerindeki mendilleri, Fırkateyn Ahırkapı fenerini dönüp de gözden kayboluncaya kadar el salladılar.

Gemi kaptanı ve mürettebatı dalgın ve endişe ile İstanbul’un arkada kalan siluetini seyrederek, önlerinde olan binlerce mil yolu ve bu yola hazır olmayan teknenin, onları sağ salim getirip götüremeyeceğinin yanıtını arıyorlardı.

Kuzeyden hafif hafif esen poyraz rüzgarı açılmakta olan yelkenleri üfleyerek doldurdu ve gemi bordasına vuran ufak dalgacıkların dokunuşu ile Çanakkale boğazına yol verdi, nazlıca akarak yoluna devam etti.

Gemi süvarisi Ali bey kararmakta olan ufka baktı, havayı kokladı ve aklı yine kendisine söylenenlere gitti;

"Gitme," diyorlar, "istifa et; bu yirmi yıl önce yamanmış, bir köşeye atılmış çürük gemiyle yola çıkılmaz."

Ali Bey'in kararlı, yurtsever, inanmasını, sevmesini bilen, vazifeşinas kişiliği, etrafındaki kaypaklıklar arasında büsbütün belirginleşiyor.

"Ben bu devletin askeriyim, ekmeğini yedim. Nereye git derse giderim" diyor.

Bir an hata yapıp yapmadığını düşündü.

Sonra da omzunu silkerek, Yüce Allah’tan takdirdir, diye mırıldanarak, poyraz rüzgarına yüzünü verdi ve sonu bilinmeyen yolculuk için selamet duasını okumaya başladı.

Fırkateyn süvarisi Ali beyin geçmişi ise çok parlak,
Yüzbaşılığında Feth-i Bülend gemisinin ikinci kaptanı.
Ali Suavi vak'asında Hünkâr Yaveri.
Padişaha yaptığı haritalarla seçkinleşiyor.
Kolağası olmadan Sağ kolağası oluyor.
Daha da gelişmesi için İngiltere'ye yolluyorlar. Dil öğrenip dönüyor.  

Resmine bakıyorum ömrünün çoğunu deryalarda yaşamış bu açık denizler kaptanının; bu yakışıklı, levent insanın bakışlarında denizlerden bir parça ışıyor.

Ertuğrul fırkateyninin süvarisi Ali bey, uğradıkları her limandan, karısı Ayşe hanıma mektuplar gönderdi.

Bu mektupları torunu sayın Canan Eronat paylaşıma açtı.

Tarihe ışık tutan belgeler olması nedeniyle kendisine teşekkür ediyorum.

Ertuğrul’un yolculuk macerasını anlatmaya başlamadan önce sizlere Gemi süvarisi Ali beyin torunu sayın Canan Eronat'ın yazısını sunacağım.

Naci Kaptan  15.08.2007

 

 

 Ali Bey'den Ayşe Hanım'a Mektuplar

Ertuğrul'da gizli pek çok hikayeden biri Ali Bey ile Ayşe Hanım'ın öyküsü.  

Ali Bey, deneyimli ve bilgili bir denizci...

Ayşe Hanım gencecik yaşında, her an uzaklardan mektup bekleyen hayat dolu bir kadın...

"İsmetli, Hakikatli, Feragatli, Sadakatli Kadınım, Sultanım, Efendim Hazretleri"

Ertuğrul Fırkateyni Süvarisi Yarbay Ali Bey Japonya seferinden eşine yazdığı mektuplara bu sözcüklerle başlıyor. Büyük kızı Neyire'yi, kırk günlük ikizleri 'Mevhibe ile Rauf'u ve otuzunda lohusa yatağında Ayşe'sini bırakıp gittiği ve dönemediği yolculuktan gönderdiği mektuplara...

Bu mektupların otuz ikisi bugüne kadar ulaştı.

Babaannem, ölümünden kısa bir süre önce bir çantanın içine çıkıladığı mektupları elime tutuşturdu.

— Sana emanet, sıkı sakla, sakın oyuncak olmasın, diye tembihleyerek.

Mektuplar Ali Bey'in kaleminden çıkıp denizler, ülkeler aşıp Ayşanım'a varasıya kadar, Ayşanım'ın koynunda, konsolunda yangından, depremden kurtulup günümüze ulaşasıya kadar nice serüvenden geçmişti.

Katlarını açmaya, gizini bozmaya gönlüm razı olmuyordu. Açsam da nasıl okuyacaktım. İçinde deryalara sığmaz bir sevdanın dürüldüğünü, çocukluğumdan beri dinlediğim efsanenin en gerçek yüzünün saklı olduğunu bilsem bile.

Ya benden sonra...

Emeklerini, sabırlarını unutamayacağım sevgili hocam, her zaman güç kaynağım Sıdıka Saltuk, dostlarım Dürriye Köprülü ve Prof. İctihadi'nin himmetiyle mektuplar yeni yazıya aktarıldı. İşin içinden çıkamadığımızda Ömer Asım Aksoy'a başvurduk.

Hepsine minnetim sonsuz. Mektuplar okundukça Ertuğrul'un yiğit seçkin yüzlerce vatan evladıyla okyanuslara niçin gömüldüğü bütün dehşetiyle çıkıyordu ortaya.

İleri sayfalara, derleyebildiğim belgeleri, bilgileri, farklı kişilerden yorumları Ertuğrul gerçeğine ışık tutar umuduyla ekledim. Yine de bir asırdır yanıtını bulamamış sorular havada hevenk olmuş duruyor.

II. Abdülhamid'in derdi ne idi? Nasıl böyle bir insan gücünü gözden çıkarabildi? Uzakdoğu Müslümanlarına Halifelerinin etkinliğini, yetkinliğini göstermeye mi? Kanıtlamaya kalktığı gücünü yirmi yıl önce yamanmış, ahşap, çürük Ertuğrul Fırkateyni ile mi ispat edecekti?

Vehmi ile daha da çürüttüğü donanmasıyla mı?

Yol boyunca arızalarla boğuşan tekneye "yola devam" emri kimden geliyordu?

Bu sorular beni aşıyor...

Bu bahtsız geminin süvarisi Ali Bey'in enginlere açılışı, sırtına heybesini vurup Tekirdağ'ın Dedecik köyündeki yuvasını terkederek, denizcilik uğruna Heybeliada okulunun yolunu tutuşuyla başlıyor. Oshima kayalıklarında ortadan biçilen gemisinin son parçasına yapışmış, sırtında şanlı üniforması sularda yiğitçe şehit oluşuna kadar uzanıyor.

Ali Bey'in kararlı, yurtsever, inanmasını, sevmesini bilen, vazifeşinas kişiliği, etrafındaki kaypaklıklar arasında büsbütün belirginleşiyor.

"Gitme," diyorlar, "istifa et; bu yirmi yıl önce yamanmış, bir köşeye atılmış çürük gemiyle yola çıkılmaz."

"Ben bu devletin askeriyim, ekmeğini yedim. Nereye git derse giderim" diyor. Ali Bey yaptığı işe güzellikler katmasını bilen, işiyle bütünleşen bir adam.

Resim yapmayı, harita çizmeyi, hat sanatını, Şehzade Mecid Efendi'nin hocalığına seçilecek kadar ilerletmiş.

Çok iyi bir öğrenciliği var. Güverteye ayrılıyor.
Yüzbaşılığında Feth-i Bülend gemisinin ikinci kaptanı.
Ali Suavi vak'asında Hünkâr Yaveri.
Padişaha yaptığı haritalarla seçkinleşiyor.
Kolağası olmadan Sağkolağası oluyor.
Daha da gelişmesi için İngiltere'ye yolluyorlar. Dil öğrenip dönüyor.

Resmine bakıyorum ömrünün çoğunu deryalarda yaşamış bu açık denizler kaptanının; bu yakışıklı, levent insanın bakışlarında denizlerden bir parça ışıyor.

Babaannem şehit evladı olmanın önemini ve hüznünü taşırdı. Asker ekmeğini özler. Bir getiren oldu mu gözleri çakmaklanır. Onun bütün acılara ağlaması böyleydi, içeri doğru. Esmer ekmekten bir lokma koparır, öper, koynunda bir süre tutardı. Gemilerin batmayacağı bir dünya çok mu uzaklarda?...

Canan Eronat 23 Aralık 1993

 

Kaynakça: http://www.ertugrul.jp/node

Derleyen ve düzenleyen: Naci Kaptan

 

Naci Kaptan'a teşekkürlerimizle

Denizce

04.09.2007

 
18.01.2008  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm20
11.01.2008  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm19
04.01.2008  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm18
04.01.2008  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm17
28.12.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm16
14.12.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm15
07.12.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm14
30.11.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm13
23.11.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm12
16.11.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm11
09.11.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm10
02.11.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 9
26.10.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 8
19.10.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 7
10.10.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 6
05.10.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 5
28.09.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 4
21.09.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 3
14.09.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 2
04.09.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 1