|
Geminin Seçimi ve Hazırlıklar
14 Şubat 1889
tarihinde Sadrazam Kıbrıslı Kâmil Paşa'nın, alışılagelmişin dışında
bakanlığa büyük yetkiler veren bir tezkeresi Bahriye Bakanlığı'na
ulaştırıldı. Tezkerede şöyle deniyordu:
"Mektebi Fünunu
Bahriye'den mezun olan öğrencilerin teorik bilgilerini uygulama
alanına sokmaları ve geliştirmeleri maksadıyla, imparatorluk
gemilerinden uygun bir savaş gemisinin okul gemisi olarak Hint, Çin
ve Japonya sularına yapılacak bir geziye gönderilmesi
Sultan-Halifenin sözlü emirleri gereği olduğundan, bu görev için
seçilecek geminin isminin ve hangi tarihte yola çıkmasının uygun
olacağının bildirilmesi...".
Bu kadar geniş yetki
verilmiş olan dönemin Bahriye Bakanı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa'nın
yapacağı işin, karargâhında ilgili uzmanlardan oluşacak bir heyet
kurarak, mevcut gemilerin harp kifayetlerini ve seyir
kabiliyetlerini incelettirmek, aday olarak saptanan gemileri
önceliklerine göre sıralatmak, bu incelemeye paralel olarak da Hint
ve Çin denizlerindeki meteorolojik ve oşinografik durumu inceletmek
olması lazım gelirdi. Ama durum böyle olmadı...
Kurulan heyet
Ertuğrul fırkateynini bu sefere uygun bularak seçti.
Ertuğrul ise
senelerdir, Haliç'e hapsedilmiş ve tüm karinası midye ve yosun
bağlamış bekler durumda bir gemi idi.
Sizlere Ertuğrul
fırkateyninin özelliklerinden bahsedeceğim ;
Ertuğrul Fırkateyni
1854 yılında, Kırım Savaşı sırasında Taşkızak Tersanesi'ne sipariş
edilmiş, 1855 yılında omurgası kızağa konmuş ve 1863'te seyir
tecrübeleri yapılmıştır. 1864 yılında hizmete giren gemi, aynı yıl
makine ve kazan montajıyla toplarının çeşitlendirilmesi ve
modernizasyonu için İngiltere' ye gönderilmiştir.
18 Şubat 1865'te
Portsmouth'tan İstanbul'a hareket etmiş, dönüş seyrinde de bazı
Fransız ve İspanyol limanlarını ziyaret etmiştir. İstanbul'a
gelişinden sonra da Girit harekâtına katılmış ancak Abdülhamid
dönemiyle beraber onun da kaderi Haliç'e hapsedilmek olmuştur.
Sefere hazırlandığı
sırada 25 yaşında bulunan Ertuğrul, Japonya gezisi için
seçilmesinden takriben bir yıl evvel onarım ve havuz görmüştü.
Özellikle ahşap kısımları yenilenmiş fakat makine ve kazanlarının
altına isabet eden kısımlara dokunulmamıştı...
1890 yılı Bahriye
kayıtlarına göre Ertuğrul'un özellikleri şöyleydi:
|
Boyu |
250 kadem ( 1 kadem 30.5 cm'dir) |
|
Eni |
49,10
kadem |
|
Derinliği |
25 kadem |
|
Çektiği
su |
23 kadem |
|
Deplasman
tonajı |
2 344 ton |
|
Yapım
yeri |
Tersanei
Amire Taşkızak Tersanesi |
|
Tekne |
Ahşap |
|
Makinesi |
600 BG,
adî kondansörlü, ufkî çift silindirli tek şaftlı |
|
Kazan
sayısı |
2 |
|
Sürat |
10 mil
(tecrübe sürati) |
|
Kömürlükleri |
350 ton
kömür kapasiteli |
|
Aydınlatma |
elektrikle |
| |
|
|
Silahları: |
|
|
1864’te |
30-60
pdr., 10-30 pdr. |
|
1876’da |
1-203mm.BL.(K), 30-60 pdr.10-30 pdr. |
|
1888’de |
8-150mm.BK(Krupp), 5-150 mm.BL (Armstrong) 4-60mm (Krupp),
2-24,5mmRV (Hotchkiss), 9,2 ve 24,5mm (Nordenfelt), 1 TT
455mm (White Head torpido kovanı 2 torpido) |
Gemi çok uzun zamandır bekler durumda kalması karinasında ( suyun
altında kalan kısım) ahşap kaplamalarda çürümelere neden olması
doğaldır. Teknenin bakımı yapılırken karina kısmının bakımının
yapılamadığı söylenmektedir.
Geminin ana makinası
ve kazanları da elden geçirilmediği için Ertuğrul Fırkateyninin
böylesi uzun bir yolculuğa çıkmaya ve denize elverişli durumda
olmadığı bir gerçektir.
Ayrıca o zamana
kadar Osmanlı donanmasında böylesi uzak yol ve denizlere giden
yeteri kadar bilgili denizciler de yoktu.
Bu Japonya
seferi Osmanlı donanmasının kendisini her açıdan sınaması olarak da
kabul edilmelidir.
Komutanın Seçimi
"...Padişah
tarafından Japon İmparatoruna gönderilecek armağanlar ile 'Nişanı
Ali-i İmtiyaz' isimli en büyük Osmanlı nişanı da adı geçen fırkateyn
komutanı tarafından sunulacağından bu göreve yabancı dil ve usul
adap bilen bir subayın atandırılmasını..."
Bu direktif üzerine
Bahriye Bakanlığı'nın 6 Nisan 1889 tarihli yazısıyla atama
yapılmıştı: "... Anılan fırkateynin komutanlığını deruhte etmek ve
Nişanı Ali i İmtiyaz'ı Japon İmparatoruna sunmak üzere birkaç
yabancı dil bilen, bilgi, görgü ve denizcilikteki ustalığıyla
tanınmış deniz subaylarından Albay Osman Bey'in atandırıldığı,
komutan ve subayların nasıl hareket etmeleri gerektiğini belirten
talimatın da kendilerine verildiği..."
Ancak Ertuğrul
komutanlığına atanan Albay Osman Bey'in, Bahriye Bakanının damadı
olması bazı dudak bükmelere, alaylı ve anlamlı gülümsemelere neden
oluyordu. Yedi bin subayın hizmet verdiği koskoca Osmanlı
donanmasında "İlmî kifayeti benim damadımdan daha yüksek olan
yoktur..." demek de ne demek oluyordu? Albay Osman Bey yıllarca
Bahriye'ye hizmet etmiş bir ailenin mensubuydu. Dedesi Patrona
(Koramiral) Osman Paşa Sinop'ta baskına uğrayan Osmanlı Filosunun
komutanı olan Osman Paşa'ydı. Babası Basra Bahriye Komutanı Liva
Amiral (Tümamiral) Ahmet Rahmi Paşa, ağabeyi kendisinden evvel
Ertuğrul Fırkateyni komutanlığı teklif edilen fakat kabul etmediği
söylenen, kardeşinden iki yıl evvel Deniz Harp Okulu'ndan mezun
olmasına rağmen, sekiz yıl sonra amiral olan o zamanki rütbesi ile
Albay Mehmed Reşid Bey'di.
Osman Paşa 1883'te
Paris'te Deniz Ataşeliği yapmış, 1885'te Bahriye Bakanı Bozcaadalı
Müşir Hasan Hüsnü Paşa'nın dul kızıyla evlenmişti. İki yıl sonra
1887 yılında padişah yaverliğine, 6 Mart 1889'da da Ertuğrul
Fırkateyni Komutanlığına atandırılmıştı. İngilizce ve Fransızca
bilir, iyi yetişmiş çok değerli bir deniz subayı idi. Kendisinin
Ertuğrul'a komutan olarak atanmasının nedeni olarak, Bozcaadalının,
"Bu gemi çok sağlamdır. Bakın damadımı gönderiyorum..." diyerek,
sözü geçen bir bakan görüntüsü yaratmak istediği de, kızı ile damadı
arasındaki geçimsizliklerden bıktığı için damadını biraz
uzaklaştırmak istediği de söylenir.
Talimatname
Bakanlık tarafında
Osman Paşa'ya verilen ve 11 maddeden oluşan talimat şöyleydi:
1. Ertuğrul
Fırkateyni İstanbul'dan hareketle Marmaris'e uğrayarak oradan Port
Said'e gidecek ve kanaldan geçtikten sonra icap ederse Kızıldeniz
yoluyla Cidde ve Kameron limanlarına uğrayarak Aden'e muvasalatla
oradan Bombay'a veya Seylan Adası'nda Kolombo'ya gidecektir.
Hindistan'ın ünlü limanı Bombay'da yeteri kadar kaldıktan sonra
mevsim rüzgârları da kollanarak Hindistan'da Pondiçeri ve
gerektiğinde Kalküta limanlarına da uğranılacaktır. Daha sonra
Akabed adlı limanda bir süre kalındıktan sonra Malakka Boğazı'ndan
geçilerek ve Malakka ve Singapur gibi limanlar görüldükten sonra
kuzeye yönelinerek Saygon Limanı'na gidilecektir. Bu arada Çin'in
ünlü iskelesi Hongkong'da kalınacak ve eğer gemi komutanlığı
tarafından uygun görülürse Amoy ve Şanghay limanlarına uğranılarak
Japonya'nın Nagasaki Limanı'na gidilecektir. Oradan da Japonya'nın
başkenti olan Tokyo Körfezi'ndeki Yokohama Limanı'na gidilerek, ekim
ayında da İstanbul'a dönüş seyrine başlanacaktır. Yukarıda
belirtilen limanlardan başka limanlara uğranılması ve hava
muhalefeti sebebiyle limanlarda fazlaca kalınması gibi hususlar,
gemi komutanının, gemi heyetiyle yapacağı müzakereler sonucunda
belirlenecek ve alınan kararlar günü gününe gemi jurnaline
kaydedilerek, İstanbul'a dönüşte Bakanlığa arz edilecektir.
2. Ertuğrul
Fırkateyninin Komutanı, Japonya İmparatoru hazretlerine armağan
edilecek 'Nişanı Ali-i İmtiyaz'ı da takdim etmekle görevli
kılındığından, Tokyo'ya vardıklarında oluşturacağı bir heyetle
İmparatorun huzuruna çıkacak, nişan ve armağanları sunacaktır.
3. Seyir yolu
üzerindeki bazı limanlara uğranıp uğranılmaması ve bu limanlardan
hareketin mevsime göre düzenlenmesi gemi komutanının takdir ve
tercihine bırakılmıştır.
4. Subaylar ve Deniz
Harp Okulu öğrencilerinin, o zamanın tabiriyle Şakirdanın geziye
katılmalarının amacı, okulda öğrenmiş oldukları teorik bilgileri
tatbikatta kullanarak pekiştirilmelerini sağlamaktır. Gemide tatbiki
eğitim için gerekli silahlarla alet ve araçlar mevcut
bulundurulacaktır. Şakirdan ve subaylar, Bahriye kanunlarına ve
Bakanlıkça hazırlanacak programa uyacaklardır.
5. Şakirdanın Deniz
Harp Okulunda öğrendikleri ilmî ve fennî bilgileri uygulamalarında
kullanabilmeleri için geminin yelkenle seyir ve hareketi tercih
edilecektir. Hatta bazı açık limanlara dahi yelkenle girilecek ve
çıkılacaktır. Dar boğazlardan geçişlerde, limanlardan hareketlerde
veya açık denizlerde ileri yol almaya mâni olacak derecede ters
rüzgârların esmesi halinde ve de fevkalade durumlarda makineyle
hareket edilebilir. Bu durumların dışında makineyle
seyredilmeyecektir.
6. Her yerde ve her
halde fırkateyn personeli İslam dininin gereklerini yerine
getirecektir.
7. Gidilecek
yerlerin haritalarının tedarik edilmesi ve bu haritaların son
düzeltmeleri yapılmış ve doğru olmasına dikkat edilecektir.
Fırkateynde fotoğraf makinesi ile gerekli tab alet ve malzemesi
bulundurulacak ve uğranılacak limanların resimleri çekilecektir.
Karada, bölgenin incelenmesinden sonra resimler çekilecek veya o
bölgenin daha evvel çekilmiş resimleri satın alınacaktır.
8. Ertuğrul
Fırkateyni'nin uğrayacağı limanlarda, özellikle yabancı ülke
sularında gemiyi ziyarete gelecek zevatın karşılanması, "Kabulü
Bahriye Kanunnamesi"nde açıklandığı şekilde olacaktır. Böyle bir
yere gelindiği zaman, geminin içi gayet neta bir şekilde
bulundurulacak ve gezmek isteyenlere saygı gösterilecektir.
Ertuğrul'un okul gemisi hüviyetini taşıması dolayısıyla yabancı
görevliler gemiyi incelemek isteyebileceklerdir ki; böyle durumlarda
yapılan konuşmalar ve dikkat çekici olaylar günü gününe bizzat gemi
komutanı veya süvarisi tarafından kaydedilecektir. Bundan başka da
gezi sırasında tanık oldukları olayları da geri döndüklerinde
Bahriye Bakanlığı'na arz edeceklerdir.
9. Fırkateynin seyir
ve hareketinde, boğaz geçişlerinde, liman giriş ve çıkışlarında, sığ
ve bataklık yerlerden geçişlerinde ve gerek duyulan her yerde
kılavuz alınacaktır. Geminin seyir ve hareketlerinin harita ve seyir
jurnali üzerinde işaretlenmesi, vardiya subayları ile seyir subayı
ve yardımcıları tarafından rasatlar da yapılarak, enlem ve boylamlar
belirtilerek yapılacaktır. Geminin uğradığı her yerde bahriye
geleneklerine uygun olarak törenlerin yapılmasına dikkat
edilecektir. Mahalli makamlarla yapılması gerekli karşılıklı
ziyaretlere itina gösterilecek, her halükarda Subaylar ve Şakirdan,
gerek gemi içinde gerek gemi dışında almış oldukları terbiyeye uygun
ve askere yakışır bir davranış içinde olacaklardır. Deniz subay ve
erleri her zaman yapacakları görevlerde Bahriye Kanunnamelerine
uyacaklardır. Gemi vardığı ve ayrıldığı yerleri telgrafla Bakanlığa
bildirecektir. Toplanan detaylı bilgiler de ayrıca posta vapurları
aracılığıyla gönderilecektir. Gemi Komutanı, bu mühim görevi yerine
getirmekle mükellef olduğundan, gidecekleri yerlerde fırkateyne
gelecek olan resmî zevat ve misafirlere daha önceki maddede
bildirildiği gibi Osmanlı sancağına yakışır bir şekilde saygı
göstermekle mükelleftir.
10. Gemide bulunan
subaylara "Taamiye" adıyla verilecek yemek parası olan on iki bin
kuruşun, iki bini komutana, bin kuruşu süvari ve süvari muavinine
ayrılacak, kalan dokuz bin kuruş diğer subaylar arasında eşit olarak
taksim edilecektir. Sefer esnasında subay ve erlerin maaşlarının
dağıtımı görevi komutanın sorumluluğunda olacaktır.
11. Ertuğrul
Fırkateyni'nin uğrayacağı yabancı limanlarda yapılacak törenler
Bahriye Kanunnamesi hükümlerine göre olacaktır. Yabancılara
verilecek ziyafetlere mukabele veya komutan tarafından verilecek
ziyafetlerin faturası yüz lirayı geçmeyecektir.
Bu talimatla
Ertuğrul Fırkateyni komutan ve personelinin uyacakları kurallar ve
davranışlar açık olarak belirtilmişti. Hazırlıklar yavaş yavaş
tamamlanıyordu.
Mürettebatın Seçimi
Bahriye Bakanı,
Ertuğrul'u pek mükemmel bulmuştu. Bu yüzden de Komutanı Albay Osman
Bey'i tebrik etti. Şimdi sıra sefere iştirak edecek subayların ve
personelin denetlenmesine gelmişti.
Bakanın emri
üzerine, üst güvertede subaylar sancak, diğer personel iskele
tarafta tabura geçtiler. Taburların ilk bakışta dikkati çeken
mevcutları, gemideki subay sayısının, personelin sayısına göre
birkaç misli fazla olduğunu gösteriyordu. O zamana kadar ayda bir
kere bile gemiye uğramayanlar, tatlı buldukları bu sefere katılmak
arzusuyla her gün sabah namazında gemiye gelmeyi âdet haline
getirmişlerdi. Ertuğrul'un yirmi beş yıllık emektarı Sağ Kolağası
Ömer Efendi Kaptan hayrette kalmıştı. Bu subaylardan çoğunu
tanımıyordu. Çoğu da yüksek rütbeliydi. Bir ay kadar evvel geminin
güvertesini temizletebileceği beş on askeri zor bulan Ömer Efendi
Kaptan'ın karşısında şimdi üç yüze yakın asker dizilmişti.
Bu durumun nedeni
hemen anlaşıldı. Diğer gemilerin sefere katılmak isteyen açıkgöz
askerleri de kendiliklerinden Ertuğrul'a geliyorlardı. Hatta
içlerinden Sadaretin ilk tezkeresiyle birlikte gelmiş olan kulağı
delikler bile vardı. Bu davetsiz misafirler, gemideki
hemşehrilerinin koltuklarının altına sığınmışlardı... Belki subaylar
arasında da aynı şekilde gelenler vardı... Belki de bunların bir
kısmı Haliç'te batıp leşi bir kenara çekilen gemilerin
personellerinin taksimi sırasında Ertuğrul'a verilenlerdi.
O yıllarda
subayların ve personelin kayıtları gerektiği gibi ve günü gününe
tutulmadığından bu hususun tespiti de zordu. Bahriye Bakanı,
subayları ve personeli denetleyerek; içlerinden görünüş bakımından
ve fizikî açıdan çirkin olanlarını, hal ve tavırlarını
beğenmediklerini, yaşları fazla olanları ve rütbeleri büyük olanları
ayıklamaya ve azaltmaya başladı. Ama bu işin subay ve personelin
gözleri önünde yapılmasının hassasiyetini de görerek, süratle karar
değiştirdi ve hiç olmazsa bundan sonra gemiye katılışları önlemek
için, tabur mevcutlarının ismen tespit edilmesini ve bu tespit
sırasında da yanlarına işaretler konulmasını istedi.
Bakan, öğle yemeğini
gemide yedi. Aynı günün akşamı da gemide kaldı, subayların ve
personelin listeleri ilan edildi. Listelerde ismi olmayanların, yeni
görevlerini öğrenmek üzere bakanlığın II. Daire Başkanlığı'na
başvurmaları da ayrıca tebliğ edildi. Albay Osman Bey'in teklifi
üzerine gemicilik işlemlerinde ve yelken kullanmadaki maharetleri
bilinen bazı liyakatli subayların da Ertuğrul'a tayinlerinin
yapılmasına bakan onay verdiğinden, bu subayların isimleri de
kendisine verildi. Verilen isimler arasında; gemi süvarisi olarak
Binbaşı Ali Bey Efendi Kaptan, süvari muavini olarak Binbaşı Cemil
Bey Efendi Kaptan ve seyir subayı olarak da Deniz Harp Okulu seyir
öğretmeni Sol Kolağası Tahsin Efendi Kaptan vardı.
Ayrıca personel
kadrosunun 200 kişi daha arttırılmasının uygun olacağı kanaatine
varıldığından, personel arasından sadece sağlık durumları ve yaşları
itibariyle böyle uzun bir seferin zorluklarına katlanamayacak
olanları ayırdılar, noksan personeli de tamamladılar.
Gezinin
yapılmasındaki zahiri sebeplerden birisi de, Deniz Harp Okulu
öğrencilerinin teorik bilgilerini uygulamaları, görgü, bilgi ve
deneyim kazanmaları olduğundan, bunun gereği için de en son mezun
olan sınıftan lisan bilen on üç genç subayın yani o yıllardaki
tabiriyle Şakirdanın geziye iştirak ettirilmesi uygun görüldü.
Gemideki iskân zorluğu nedeniyle sınıfın geri kalan kısmı
İstanbul'da bırakıldı.
Personel konusundaki
son girişim, Bahriye Bakanlığı'nın 13 Nisan 1889 tarihinde saraya
Mabeyin Başkâtipliği'ne (Özel Kalem Müdürlüğü) yaptığı teklifle
oldu. Bu teklifte, "... Mektebi Fünun'u Bahriye'den mezun olan
öğrencilerin bilgilerini pekiştirmeleri için Ertuğrul Fırkateyni'nin
okul gemisi olarak Hindistan, Çin ve Japonya'ya gönderilmesi ve bu
ülkelerin sularında seyir yapması, Babıâli'den tebliğ buyrulan emir
gereği olduğundan, bu fırkateyne bilgili ve yetenekli bir Süvariyle
bir de Süvari Muavini atanması gerekli olduğundan, Tekirdağlı Ali ve
Cemil Efendi Kaptanlar bu görevlere uygun görülmüşlerdir. Bu
subaylar aranılan nitelikleri taşıdıklarından, rütbelerinin
yarbaylığa yükseltilerek, Ali Efendi Kaptan'ın Süvariliğe ve Cemil
Efendi Kaptan'ın da Süvari Muavinliğine atanmaları uygun görülürse,
bu konuda gereken emrin verilmesi..." talep ediliyordu. Bu teklifin
de uygun görülerek kabul edildiği Mabeyin Başkâtipliğinden
gönderilen 14 Nisan 1889 tarihli yanıttan anlaşılmaktadır. Gemi
Süvarisi ve Muavininin hem terfilerinin hem de atanmalarının
onaylandığını bildiren bu yanıt, personel konusunun da sonunu
getirmiştir.
Derleyen
ve düzenleyen: Naci Kaptan
Naci Kaptan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

14.09.2007
|