|
Kazanın Tanıkları
Oşima Köylüleri -1-
Sabah olur olmaz
Oşima Mura Belediye Başkanı Sion Oki aceleyle köye gelerek
kazazedeler için bütün gayretleri seferber etmişti. Kaşinoku Muhtarı
Haneman Saito ve Sueku Muhtarı Takimoto’nun yardımlarını sağlamıştı.
Kazazedeler evvela Şinto mabedine ve sonra da Kaşinozaki İlkokulu’na
getirilmişlerdi.
Oşima Mura
doktorları, M. M. Kensa Kobayaşi, İçiro Date ve Siou Matsuşita
tarafından ilk tedavi ve bakımlar yapılmıştı... Kurtulan 69
kazazededen altısı sağlam, dokuzu ağır yaralı, diğerleri de her ne
kadar hafif yaralıysalar da, vücutlarının her tarafında zorla
bakılabilecek kanlı yaralar vardı. Elbiseleri parça parça olmuştu.
Büyük kısmı tamamen çıplaktı. Bundan başka, dalgalar tarafından
kamçılanmış ve saatlerce açlık ve soğukla mücadele etmiş
olduklarından hepsi de takatlerini tamamen tüketmiş ve ölü gibi
sararmışlardı. Onlar için, bu anda en fazla ihtiyaç duydukları şey
yemekti. Köylüler de onlara patates ve tavuk ikram ettiler.
Köylülerden M.
Bunimun Kaşida kazazedelere, fenerde bir ecnebî mühendisin yanında
öğrendiği Avrupa işi yemeklerden pişirmek için bilhassa mutfak
işiyle uğraşıyordu. “İnsanlar aç olunca her şey güzel görünür.”
derler. İşte bunlar da bulduklarını büyük bir iştihayla doyuncaya
kadar yediler.
60 evden ibaret olan
bu küçücük köy, böyle 69 misafirin hepsine birden yiyecek verince
sanki düşman tarafından yağmaya uğramış gibi oldu. Köyde ne bir
tavuk kaldı ve ne de patates...
Yiyecekten sonra
gerekli olan şey giyecekti. Köylüler onlara zamanı gelince kullanmak
üzere evlerinde sakladıkları yazlık elbiselerini vermişlerdi. Bu
durumda boyları 1,80 metreden fazla olanlar, ancak böğürlerine kadar
gelen bu elbiseleri giymelerine rağmen yine mağrur bir şekilde köyün
sokaklarında dolaşabiliyorlardı. Görünüşleri hem gülünecek hem de
ağlanacak bir haldi. Bu hallerinin hikâyesi, aradan yıllar geçtikten
sonra bile köylüler tarafından söylenmekteydi.
Belediye Başkanı M.
Sion Oki, Vakayama Valisi M. Tadasuke İşii’ye bu olayı bir
telyazıyla bildirmiş, fakat bu telyazının Vakayama vilayetine varışı
geç olmuştu. Çünkü burası Oşima’dan 200 km kadar uzakta, gerek
karayolu ve gerek denizyoluyla ulaşımı zor bir yerdi. Üstelik
telyazı sistemi de o günlerde ancak kısmen işletilebiliyordu.
Vakayama’dan ilk yardıma koşan Vilayet Kâtibi M. K. Okuyama olmuştu.
O ve Vali Muavini M. İko, halkı yardıma ve boğulanların cesetlerini
aramaya çağırdılar.
Kaşinozaki’nin
konumu çok içerlek olduğu için burasıyla ulaşım daima güçlükle
yapılabiliyordu. Bundan başka o günlerde orada bulaşıcı bir hastalık
da vardı. Bu nedenle kazazede subay ve erler gemiyle Oşima Mura’ya
nakledilerek orada, geçici olarak hastahane haline dönüştürülen
Şinto mabedine alındılar.
Köylüler bir
taraftan sağ kalanlara bakıyorlar, diğer taraftan da on kadar
tekneyle kayalar ve köpüren dalgalar altında ceset arıyorlardı.
Bulduklarını da birer iple kenara çekiyorlar ve sırtlarına alarak
patika yollardan ve kayalıklar arasından tepeye kadar
çıkarıyorlardı. Takriben 400 köylü, cesetlerin kokusuna ve onların
taşınırken kanlarının vesairesinin elbiselerine bulaşmasına
bakmayarak bu fedakârca çalışmalarını günlerce sürdürdüler.
Oşima Köylüleri -2-
Kaza esnasında Osman
Paşa boğulmuş ve cesedi günlerce süren araştırmalara rağmen
bulunamamıştı. Bunun üzerine yeniden denize dalgıçlar indirilmiş
fakat büyük üniformasının ceketinden başka bir şey bulunamamıştı.
Paşanın birkaç ay evvel başkentte oturduğu ve iltifatlara gark
olduğu zamanlarda kim derdi ki, onun başına böyle bir felaket
gelecek... Padişahının güvenine layık olup, doğunun güneş
imparatorluğuna gelmiş, fakat geriye dönemeden yabancı diyarda son
nefesini vermişti. Kendisini en derin taziyet hislerimizle anıyoruz.
Oşimamura Belediye
Başkanlığı, köylüleri teşvik için, Osman Paşa’nın cesedini bulacak
olana özel bir ödül vereceğini ilan etti:
“Prens Osman Paşa
Hazretleri’nin cesedini kim getirirse, kendisine bir To (takriben 20
litre) sake ödül olarak verilecektir. Paşa’nın eşkali şudur: 35
yaşlarında, yaklaşık 1,80 metre boyunda, şişman, bıyıklı ve sağ
elinde bir yüzük...”
Bu ilanda iki şey
dikkati çekiyordu. Birincisi aranan cesedin Prens Osman Paşa
Hazretleri’ne ait olduğunun ilan edilmesidir ki, paşa prens değildi.
Hata telaş ve heyecandan kaynaklanmış olsa gerektir.
İkincisi de, 20
litrelik sakenin ödül olarak konulmasıdır. Bu da bugünün insanı için
tuhaf görülebilir. Fakat o zamanlar manevî duyguların ne kadar güçlü
ve temiz olduğunu, maddiyattan ne kadar uzak bulunulduğunu
göstermesi bakımından anlamlıdır. Yine ödül şekli ve miktarı
düşünülünce, insanların o yıllarda başka bir yüzyılda yaşadıkları da
kolayca anlaşılabilir.
Kazazedelerin
cesetleri sadece Oşimamura ve Kaşinozaki sahillerinde değil, bunlara
bitişik olan bütün sahillerde de aranıyordu. Oralarda oturanlar da
durumdan haberdar edilmiş, onlar da aramaya katılmışlardı. Bu
şekilde 540 kazazededen 260’ının cesedi veya ceset parçaları
bulunabilmişti. Bunlar fenere yakın meydanda ve bugünkü anıtın
yapıldığı yerde defnedilmişlerdi. Köylüler yemeyi ve uyumayı
unutarak, değil yalnız kurtulanlara ihtimam göstermek, denizden
cesetleri toplamak, deniz dibini de araştırmak ve geçişe engel
olabilecek gemi enkazından denizi temizlemek ve de denizin her
tarafında batmış olan enkazı aramak gibi işler için tümüyle seferber
olmuşlar ve hep birlikte çalışıyorlardı.
Köylülerin
gayretleri o kadar fazlaydı ki, gerek bölgedeki resmî devlet
memurlarının gerekse bütün Japon milletinin takdirlerine mazhar
olmuşlardı. Daha sonraları, kazanın oluş şekli hakkında geniş
bilgiler Türkiye’ye ulaşınca herkes Oşimamura halkının fedakârca
gayretlerinden çok duygulanmış ve Osmanlı hükûmeti yapılanlara
teşekkürlerini bildirerek, 3000 yen ödül de göndermiştir. Oşimamura
Belediyesi’nde saklanan belgeler arasında, Vakayama Valisi Morikata
Oki tarafından bu köye ödülle ilgili olarak gönderilen bir talimat
da mevcuttur. 10 Şubat 1892 tarihini taşıyan 47 numaralı bu talimat
şöyle diyor:
“Oşimamura’da Higoşi
Muragun’a:
Türk savaş gemisi
Ertuğrul’un kazasında bu köy, kazazedelere bakmak için çok çalışmış
ve kazazedelerin cesetleriyle geminin kalıntılarını toplamak için
fedakârane gayretlerde bulunmuştur. Türk hükûmeti, ödül olarak
köyünüze 3.000 yen göndermiştir.
Bu para köye tahsis
edilmiştir. Ancak köylüler arasında taksim edilmeyecektir. Bu
parayla Köy Teşkilatı Kanunu’nun 81’inci maddesine uygun olarak, köy
adına hazine tahvilleri satın alınacak ve mevcut tahvillere ilave
edilecektir.
Bu ödülün
dağıtılmaması, buna karşın Japonya’nın kendi öz kaynaklarına
dayanarak ve tarım kesimine ilave vergi yükleri getirerek,
gelişmekte olan Japon sanayiine kaynak yaratma stratejisinin değişik
bir örneği olması açısından dikkate değer bir önem taşır.
Oşima Köylüleri -3-
Belediye Başkanı M.
Sion Oki, facia hakkında detaylı bilgi vermek ve yardım konusunda
müzakerelerde bulunmak üzere Ertuğrul subaylarından Fazlı Bey’i ve
Bando Şefi İsmail Efendi’yi, belediye memurlarından M. Nozi Haşizume
ve bir polis refakatinde olarak, o günlerde Oşima Limanı’na gelmiş
bulunan Boço Denizcilik Şirketi’ne mensup Boçomaru vapuruyla Hyogo
vilayetine göndermişti. Belediye Başkanlığı tarafından Hyogo
vilayetine gönderilen rapor da şöyleydi:
“Hyogo Valisi M.
Tadasu Hayaşi’ye;
Yokohama’dan ayın
15’inde hareket etmiş olan Türk savaş gemisi Ertuğrul ayın 18’inde
saat dörde doğru Kaşinozaki’de kayalara çarpmış ve saat 10.30’da
Kaşinozaki doğu sahillerinde fener dibine sürüklenmiştir. Olaydan bu
sabah haberdar olunmuştur. Yapılan tahkikat neticesi şudur:
Karşılıklı olarak
anlaşmamızdaki güçlükler nedeniyle, olayın tam olarak anlaşılmasına
imkân bulamadığımızdan, Kobe’deki Türk Konsolosluğu’na Oşima
belediye memurlarından M. Nizo Haşizume refakatinde Ertuğrul
personelinden iki kişi gönderiyoruz. Onlara iyi davranılması ve
gerekenlerin mümkün olduğunca ve süratle yapılarak durumun
tarafımıza bildirmenizi rica ederiz.
Not: Yaralıların
doktorlara ihtiyacı vardır. Yiyecek ve giyecek tedavi esnasında
ihtiyaç nispetinde verilmektedir.”
Hyogo valisinin bu
yazıya cevabıysa şöyleydi:
“Oşima Belediye
Başkanı M. Sion Oki:
Türk savaş gemisi
Ertuğrul’un ayın 18’inde köyünüze bağlı Kaşinozaki’de kazaya
uğradığını ve sizin de mürettebata yardıma koştuğunuzu öğrendim. M.
Nizo Hasşizume refakatinde, kazadan kurtulan iki kişi bize
gelmiştir. Onlara gerekli misafirperverlik gösterilmiştir. Fakat
henüz Türkiye’yle ticaret antlaşması yapılmamış olduğundan, burada
Türk konsolosluğu yoktur. Yetkili makamlardan haber alınca size
cevap vereceğiz.”
Ertesi günü saat
yedide, Wolf isimli bir Alman gambotu, içinde Hyogo vilayeti
yabancılar şubesinden bir memur olduğu halde Oşima Limanı’na geldi.
Vali muavini M. İyo Akagiyle yapılan müzakerelerden sonra 65
yaralıyı Kobe’ye götürdü. Diğer taraftan Japon Bahriye bakanı da
olaylardan haberdar olur olmaz Yaeyama savaş gemisinin Oşima’ya
gitmesini emretti.
Bu gemi, ancak ayın
21’inde Oşima’ya varabilmişti. Gemi komutanı Komiura ve Deniz Sağlık
Müfettişi Mişikata Kagami, tüm gemi personelini kazada hayatını
kaybeden Ertuğrul’un subay ve erleri için ihtiram duruşuna davet
etti. Bundan sonra da bu gemi Oşima da kazada ölenlerin defin işleri
için geride kalmış olan iki Türk denizcisini de alıp Kobe’ye
götürdü.
Haşmetli İmparator
Meici meşum haberden çok müteessir olmuş ve kendi Teşrifat müdürüyle
beraber doktoru Şuma Katsura’yı göndermiştir. Keza haşmetli
imparatoriçe de sağ kalanların her birine birer kat elbise vermek ve
hizmetlerine 13 hastabakıcı göndermek suretiyle özel ilgilerini
göstermişlerdir. Haşmetli imparator ve imparatoriçenin bu atıfetleri
ecnebîlere kadar yansımıştır. Söylemeye gerek yoktur ki, bu ilgiden
kazazedeler de çok duygulanarak hastalık ve yaralarının acılarını
kısmen de olsa unutmuşlardı. Haşmetli imparator ve imparatoriçenin
bu müşfikâne hareketine karşı derin şükran hisleriyle birbirlerini
kucaklamışlardır.
Oşima’daki ilk anıt,
vatanları için ölen Türk subay ve erlerinin mezarlarının bulunduğu
yerdedir. Köy halkı ne zaman gözlerini kitabe üzerinde gezdirse o
müthiş kazayı, kardeşlerinin ve babalarının denizde kaybolmuş
insanların yardımlarına koşmalarını büyük bir heyecanla hatırlarlar.
Denebilir ki buradaki mezarlar köylüler tarafından yapılmış birer
insanlık anıtıdırlar. Bu nedenle, esasen doğal konumu ve sahip
olduğu özelliklerle güzel, balıklarıyla meşhur bir yer olan Oşima
Adası bundan sonra da Türk-Japon siyasî ilişkilerinde uluslararası
bir şöhret kazanmış oluyordu.
Köylüler burada
yaptıkları anıtı sevdiklerinden ona sahip çıkmışlar ve daima bakımlı
bir halde tutmuşlardır. Bugün bile anıtta herhangi bir harabiyet
eseri görülmemesinin nedeni budur. Anıta sahip çıkmalarının yanında
kazazedelerin ruhları için her on yılda bir büyük bir anma töreni
yapılır.
Kaynakça:
http://www.ertugrul.jp/node
Derleyen
ve düzenleyen: Naci Kaptan
Naci Kaptan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

16.11.2007
|