|
Japon Basını
Japon gazeteleri Ertuğrul Fırkateyni’nin batış haberini
öğrenir öğrenmez, olayı duyurmaya başladılar. Bu gazetelerin birer
nüshası, eski yazı ve Osmanlıca’ya çevirileriyle birlikte Deniz
Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Müzesi Komutanlığı arşivlerindedir.
Yayınlardan, kazanın oluş şekli, kazadan sonra gelişen olaylar ve
bir Japon gazetesi tarafından başlatılan yardım kampanyası, bu
kampanyadan toplanan paraların nasıl ve kimlere verileceği konusunda
çeşitli görüşleri ayrıntılarıyla okumak mümkündür.
Daily Mail,
19 Eylül 1890, Cuma:
“Osmanlı fırkateyni Ertuğrul Kobe’ye gitmekteyken, Kuşimoto
sahilinden geçerken kazanında ortaya çıkan bir arızadan dolayı,
idareden çıkıp, Eylül ayının 18’inci günü öğleden sonra saat 16.00
civarında Kaşinozaki fenerinin açıklarında kayalara çarparak
batmıştır. Amiral Osman ile 587 subay ve personel ölmüştür.
Mürettebatından 69 kişi kurtulmuş ise de, birçoğu yaralı olup Oşima
köyü halkı tarafından koruma al tına alınmışlardır. İki subay,
olanları anlatmak için polis refakatinde buraya gelmişlerdir.
Boğulanlardan dördünün cesedi dalgalarla kıyıya vurmuştur.
Oşima’daki devlet görevlileri ile halk tarafından gerekli
yardımların yapıldığı bu iki subay ve polisler tarafından rapor
edilmiştir.”
23 Eylül 1890, Salı:
“... Kurtulanlardan iki subay haberi Kobe’ye götürmüştür. Birisi
bando şefi öbürü muharip olan bu subaylar Bucimaru vapuruyla buraya
gelmişlerdir. Anılan kişiler doğruca Diyobson Sokağı’ndaki
International Oteli’ne gelmişlerdir. İngilizce’yi bilmediklerinden,
başlarından geçeni tam olarak anlatamamışlardır. Anca k aşağıdaki
kadar bilgi alınabilmiştir:
Ertuğrul pazar günü saat 11.00’de Yokohama’dan hareket edip,
pazartesi günü saat 13.00’e kadar havanın güzelliği devam etmiş,
fakat bundan sonra ortaya çıkan rüzgâr geceye doğru şiddetlenip
saat: 22.00’de de dalgalar kabarmaya başlamıştır. O sırada Oşima
feneri açıklarında hızla seyredilmekteyken ansızın duyulan korkunç
bir patlamanın ardından tehlike ortaya çıkmıştır. O sırada
subayların ve mürettebatın çoğu uykuda olduklarından, kurtulanların
güverteye çıkabilenler olduğu bando şefinin ifadesinden
anlaşılmıştır. Yine bu subayın anlattığına göre gemi paramparça
olmuş ve geriye bir parçası bile kalmamıştır. Ancak bunun abartma
olduğu da düşünülmektedir.
Gemi Süvarisi Ali Bey, köprü üstünde elinde bir fenerle sağa
sola ‘Canınızı kurtarın !’ diye bağırmış ve sonra da kaybolmuş bir
daha da görünmemiştir... Seyir Subayı Nuri Bey bile bu arada canını
yitirmiştir. İlk önce çarkçıbaşı Albay İbrahim Bey ölmüş olup, büyük
olasılıkla patlama sesini duyunca makinede bir arıza olduğunu
anlayarak, kazan dairesine koşmuş ve orada ölmüştür. Patlamadan
sonraki iki dakika içinde Ertuğrul tamamen batmış olup, denizin üstü
canını kurtarmaya çabalayan insanlarla dolmuştur. Gemiyi kurtarma
çabaları boşuna uğraşmadan ibaret kalmıştır.
Anlatılanlara göre personelin hepsi aklını yitirmiş,
kollarını havaya kaldırarak suya gömülmüşler. Ancak iyi yüzme
bilenlerden şanslı olanlar kurtulabilmiştir. Geminin kazaya uğradığı
yer ile kıyı arasındaki mesafe bir buçuk mil olup, fırtına da
sürmekteymiş. Mürettebattan 6 subay ile 57’er kurtulmuştur. Ancak
bunlardan bazılarının sağlıklarına kavuşması olanaksız
görünmektedir.
Subayların ikisi de ancak iki saatte karaya çıkabilmişlerdir.
Kazadan yara almadan kurtulan bu subaylar, takati tükenen birkaç
kişinin daha kurtulmasına yardımcı olmuşlardır. Çıkanlardan
birisinin bacağı, bir başkasının da kolu kırıldığı gibi ötekiler de
çok ağır biçimde yaralanmış olarak kıyıya varmayı başarmışlardır.
Kurtulanların tedavi ve bakımları konusunda neler yapıldığı
hakkında bilgimiz yoksa da kasaba halkından özel ilgi gördükleri
anlaşılmıştır. Dün Boca Maru adlı vapur kıyıya yakın geçtiği sırada,
verilen işaret üzerine yanaşarak bir yüzbaşı ile bando şefini alıp
götürmüştür. Geri kalanların hangi yöntem ve yolla Kobe’ye
getirildikleri henüz bilinmemektedir.
Japonya’da Osmanlı elçiliği bulunmayışı nedeniyle, sözü geçen
fırkateyn, imparatorumuza bazı armağanlar sunmak üzere
gönderilmiştir. Bundan sonra kurtulanlara memurlarımız tarafından
her türlü ilginin gösterileceğine güvenimiz tamdır. Önceden de
belirttiğimiz gibi, Ertuğrul çok eski bir gemi olup, önceleri eğitim
gemisi olarak kullanılmaktaymış. Makinesi İngiltere’de yapılmış ve
1855’te gemiye konulmuştur. Geminin görünüşü eski ve kullanılması
uygun olmayacak görüntüdeydi. Japonya’ya hareketinden evvel bakıma
alınarak, daima yelkenle seyretmesi kararı verilmişti. Süveyş
Kanalı’ndan geçerken kuma oturduğundan, onarımına ihtiyaç duyularak
havuza alınmıştır. Onarım üç ay kadar sürmüştür. İmparatora
nişanları takdim eden Osman Paşa ölmüştür. Sözü geçen kişinin unvanı
‘Padişahın Harp Yaveri’ olup, Rusya ile Osmanlı Devleti arasındaki
savaşta herkesin takdir ettiği bir komutan olan Osman Paşa’nın büyük
oğluydu. Kendisi genç bir deniz subayı olup, Ertuğrul’un seyri
sırasında, Singapur’da oldukları sırada amirallik rütbesine
yükseltilmiştir.
Bu kazanın oluşuyla ilgili çeşitli nedenler ortaya
atılmaktaysa da; bu olayın gerçek nedeninin, kazanların dayanma
gücünün üstünde stim tutulmasından ileri geldiği anlaşılmıştır.
Yokohama’da bazı mühendisler Japon kömürünün kullanılmaması
konusunda, batan geminin makine subaylarını uyarmalarına rağmen,
Japon kömürünün kullanılmış olmasının da, kaza nedenlerinden biri
olduğuna inanılmaktadır.
Yalnız üzerinde durulması gereken bir husus da, geminin
kıyıya yakın olarak seyretmesinin kaza nedenlerinden birisi olması,
eğer kazanı patlamamış olsaydı bile, yine kayalara çarpacağından ve
batacağından kuşku duyulmamasıdır...”
24 Eylül 1890, Çarşamba:
“... Alman Wolf Gambotu’nun kazazede Ertuğrul’dan kurtulmuş olan 65
kişiyi alarak sabah saat 06.00’da Oşima’dan hareket ettiği, ayın
22’sinde yayımlanan ‘Hugonyuz’ adlı gazetenin yayınından
anlaşılmıştır.
Bu geminin limana girişi çok hüzünlü olmuştur. Kurtulanlardan
iki kişinin ölenlerin sayısı hakkındaki ilk ifadeleri doğru
bulunmuştur. Anımsanacaktır ki, bu kötü haber cuma günü Almanya
başkonsolosu tarafından resmen açıklandığında, Wolf Gambotu’nun
komutanı bir an önce olay yerine giderek, hemen yardıma başlamıştır.
Hatta kent Valisi Hayaşi, Alman Wolf Gambotu komutanının bu konuda
gösterdiği duyarlılık nedeniyle teşekkürlerini sunmuştur. Gerçekte
Komutan Frader’in yardıma gidip gitmemesi, buradaki Alman Elçilik
mensuplarının iyi niyetine kalmıştı. Wolf Gambotu gerekli miktarda
kömür, yiyecek ve öteki ikmal maddeleriyle birlikte Ertuğrul’dan
geriye kalanları almak için, bir Türk çevirmenini ve bir de Japon
resmî görevlisini alarak ertesi günü sabah erkenden köye varmak
üzere saat 16.00’da Oşima’ya doğru hareket etmiştir. Nitekim
Oşima’dan başka öteki yerlerde ve hatta daha içeri bölgelerde de
bazı cesetlerin karaya vurması ve öteye beriye dağılması olasılığına
karşı sığ sulara girilmesi gerekebilir düşüncesiyle bir de kılavuz
alınmıştır. Bu bölgede kılavuzsuz seyir yapmak gerçekten
tehlikelidir.
Wolf Gambotu ertesi sabah saat 06.00 sıralarında Oşima’ya
vardığında, bir doktor ile bir subay birlikte karaya çıkarılmıştır.
Ertuğrul’dan kurtulanların 67 kişi olduğu, bunlardan dokuzunun
yarasının çok ağır, diğerlerinin de az veya çok ıstırap içinde
oldukları görülmüştür.
Gambottan kıyıya çıkanların sahile varışlarında, kaza yerinde
üç Japon doktorunun hazır bulunduğu, fakat hastaların durumuna göre
mevcut ilaç miktarının istenen seviyede olmamasının, gereken düzeyde
tedaviye olanak tanımadığı da görülmüştür. Wolf Gambotu’nun olay
yerine gelmesi bu açıdan da gerçekten yararlı olmuştur. Gambottaki
doktor, gelir gelmez yarası en ağır olanların yaralarını usulüne
uygun olarak sarıp tedaviye girişmiştir.
Ertuğrul kazazedeleri bir tapınağa ve evlere yerleştirilmiş
olup, Japonlar tarafından yemek, elbise ve diğer gereksinimlerinin
giderilmeye çalışıldığı memnuniyetle haber alınmıştır. Kurtulan
mürettebatın yaraları sarılıp, bir dereceye kadar sağlıklarına
kavuştuktan sonra Wolf Gambotu’yla saat 11.00’de Oşima’dan
ayrılmışlardır.
Boğulanların cesetleri karaya vurdukça toplanıp gömülmeleri
için beden ve ruh sağlığı yerinde olanlardan iki denizci, olay
yerinde bırakılmıştır. Kobe’ye daha evvel gönderilen iki kişi ve
Oşima’da bırakılan iki kişi de dahil edildiğinde, kurtulanların
toplam 69 kişi olduğu anlaşılmıştır.
... Sahile vuran cesetlerin büyük bölümünün başsız olduğu
dikkati çekmekteydi. Osman Paşa’nın üniforması dalgalarla kıyıya
gelmiş fakat cesedi bulunamamıştır... Cesetlerin bozulmasından
dolayı kişileri tanımak olanaksız hale gelmekle beraber paşanın,
parmağında bulunan özel ve kıymetli bir yüzükten tanınabileceği
belirtilmektedir.
Komutan Frader denizcilik geleneklerine göre ölülerin
ruhlarını top atışlarıyla selamlayıp, ayin yapmayı da istemiş ve
bunu gerçekleştirmek için olay yerine bile gitmişse de fırtınanın
aynı şiddette devam etmesi nedeniyle kıyıya asker çıkaramamıştır.
Ertuğrul Fırkateyni Oşima fenerini salı günü akşamı geçmek
üzereyle seyretmekte iken gece saat 09.00 sıralarında ansızın
kayalara çarpmasıyla kazanı patlamış ve bu da geminin parçalanıp
batmasına yol açmıştır. Şimdiye değin enkaz arasında görülen gemi
saç ve ahşap parçaları, bu olay anında geminin hurdahaş olduğunu
kanıtlamaktadır. Bu anda cephanesinin de infilak ederek bu kadar
denizcinin ölümüne neden olma olasılığı da düşünülmektedir.
Cumartesi günü öğleden sonra saat iki sularında Wolf Gambotu
Oşima’dan Kobe’ye doğru seyre başlamış ve dün sabah saat 06.00
sıralarında buraya gelmiştir. Almanya Başkonsolosluğu’ndan alınan
izinle, kurtulanlar Japonlar tarafından Vada’da karantinaya
alınmışlardır.”
25 Eylül 1890, Perşembe:
“Ertuğrul’dan kurtulanlara verilmek üzere, yardım toplanması için
bazı tiyatro ve gösteri vb... gibi faaliyetler için girişimlerde
bulunulması düşünülmüş ve yardım kararı alınmıştır.
Bu amaçla yapılacak gösterilerden biri bu ayın 27’nci gününün
gecesi Yokohama’daki Minatu Tiyatrosu’nda gerçekleştirilecektir. Bu
gösteri Mösyö Skuda tarafından yapılacak bir konuşmayla başlayacak
‘lantern magic’ (sihirli fener) adlı ışıklı bir fener oyununun
gösterilmesiyle sürecek ve denizle ilgili konuşmalarla sona
erecektir. Bu gösterilere yarın akşam Beleuvef bölgesindeki Feris
Üniversitesi tarafından gerçekleştirilecek oyunlarla devam
edilecektir. Yardım niyetiyle ‘Cici Şimpo’ ile ‘Nini Şimpo’
gazeteleri tarafından bir yardım defteri açılmış ve şimdiye kadar
‘Cici Şimpo’ gazetesi aracılığıyla 2 343 yen ve öteki aracılarla da
147 45 yen toplandığı haber alınmıştır.
Ertuğrul kazazedeleri için burada oturan yabancı
uyruklulardan yardım alınması düşünülmüşse de, bunun yanlış
anlaşılmalara yol açacağı için vazgeçilmiştir. Japonya halkı da bu
düşünceye karşı çıkmıştır. Çünkü gemi ülkemize özel bir ziyaret
amacıyla gelmişti ve resmî bir görevi yerine getirmişti, yardım da
bize düşer. Yardım kampanyasına katkıda bulunmak isteyen yabancılar,
ancak gösterilere gelmekle katkıda bulunabilirler.
... Ertuğrul’un kazasıyla ilişkin olarak da, ... görünürde,
kazanının patlamasının geminin parçalanmasının tek nedeni olmadığı
anlaşılmıştır. Bu konuda bizim düşüncemizi doğrulayan kanıt şudur:
Ertuğrul, Oşima kıyılarına çok yaklaşmış, bunu fark edince de çıkmak
için olabildiğince stim basmıştır. Anlaşıldığına göre, orada daima
hüküm süren akıntı ve o anda ortaya çıkan fırtınaya dayanabilmek
için geminin makinesi de yeteri kadar güçlü olmadığından, bu
kurtulma çabaları esnasında gemi kayalara bindirmiştir.
Kurtulanlardan bir makine personeli, dün kendisiyle bütün gün boyu
süren konuşmamızda, kazan patlamadan önce geminin peş peşe üç kez
kayaya çarptığını söylemiştir. Kazan patladığı anda çarkçıbaşı
makine dairesinde bulunduğundan vücudu paramparça olmuştur. Süvarisi
ve seyir subayı kendilerini denize atarak kaybolmuşlardır. Kazan
patlamasıyla ölmeyenler, deniz üstünde yüzmekte olan üç direğe
sarılmış fakat bunların ikisi, üzerindeki ağırlığa dayanamayarak,
sarılmış olan denizcilerle birlikte batıp yeniden dalgalar üstüne
çıkıncaya kadar, birçoğu boğulmuşlardır. Üçüncü direk ise, olay
gecesi kurtulanlara gerçekten kurtulma aracı olmuştur.
Osman Paşa bu direk üzerinde bulunup, kendisine geminin
kurtulan kâtibi tarafından üç kez yardım edilmişse de, ne yazık ki
ya yaralı olmasından ya da gemi komutanı olarak yaşamayı
istemediğinden olmalıdır ki, su yüzüne çıkarıldığı her seferinde
yine denize kayarak ölüme gitmiştir.
... Boğulanlar kıyıya vurdukça, gömülmeleri için Oşima’da
bırakılmış olup, Japonlar tarafından insanlık adına yardım olarak
yaptırdıkları tahta tabutlarda gömülerek defnedilmişlerdir. Wolf
Gambotu Oşima’ya varıncaya kadar 65 ceset gömülmüş olup, diğer
karaya vuranlar da gömülmekteydiler. Osman Paşa’nın ceketi karaya
vurmuş ve saklanmıştır. Cesedinin dalgalarla öteye beriye
savrulmadığı anlaşılıyor. Çünkü kolunun üzerindeki şeritler bile
hırpalanmamış, yalnız kollarından birisinden büyük bir parça kumaş
yırtılmıştır... Cesedi henüz bulunamamıştır.”
26 Eylül 1890, Cuma:
“Batan Ertuğrul’dan kurtulanlar için yardımlar:
Tokyo halkı Ertuğrul Faciası’nda kurtulanlara yapılacak para
yardımlarının ne gibi sakıncalara yol açacağını tartışmaya başladı.
Eğer şu talihsiz gemi bir savaş gemisi olmasaydı, bu olay, hiç
kuşkusuz onaylanması gerekli olan bir yardım olurdu. Ama her
devletin Kara ve Deniz bakanlıkları bunun gibi olaylarda harcanmak
üzere yeterli miktarda malzemeyi hazırlamak zorunda olduğundan
Ertuğrul’dan kurtulanlara para teklif etmek, teşekkür yerine
dargınlığa, kızgınlığa yol açabilirdi.
Bu durum ‘Hoci Şimpo’ adındaki gazeteye çevrede söz sahibi
bir vikont tarafından ayrıntılarıyla anlatılmış ve adı geçen gazete
de, herhangi bir yorum yapmadan bu düşünce ve öneriyi kabullenerek
aşağıdaki beyanatı vermiştir:
Olay Japon sularında meydana gelmiş, fırkateynin subayları ve
personeli tüm Japonya’nın konukları olarak kabul edilmişlerdir.
Japon imparatoruna verilmek üzere Osmanlı Devleti’nin nişanını
taşıdıklarından, Japonların göstermekte oldukları şefkat ve insanca
davranışlar için başkaca bir gerekçe olmasına lüzum yoktur. Ancak
diğer uluslar bu düşünceleri paylaşarak onlara uymak zorunluluğunu
duymayabilirler. Hatta Japonlar bile bağışlamakta oldukları paranın
nezaketle geri çevrilebileceğini de düşünebilirler. Sonuç olarak,
eğer batan gemi Osmanlı Devleti gibi Batı’nın büyük bir gücünün
sancağını taşıyan bir savaş gemisi olmasaydı, acaba kaç kişi elini
cebine sokardı veya sokmayı düşünürdü?”
30 Eylül 1890, Salı:
“Osmanlı Devleti’nin kazazede olan Ertuğrul Fırkateyni’nden
kurtulanlara para yardımı toplanılması konusunda çeşitli yerlerde
yardım defterinin açılmasına ilişkin ‘Cici Şimpo’ gazetesi özel bir
sayfa açmıştır.
Bir kimsenin herhangi bir hibeyi kolay kolay kabul etmeyeceği
bilinen bir gerçektir. Aslında bu kabul ya da kabul etmeme millet ve
hükûmet katında önem kazanır. Nitekim veren ve alanın, yoksul ya da
varlıklı olması bu bağlamda hiç dikkate bile alınmamaktadır.
Ertuğrul’un kaybından itibaren yardım konusunda halkımız yardım
defterleri açmış ve bunu insanlığın bir gereği saymıştır. Ancak şu
da var ki uluslararası hukuk kurallarına göre ve ulusların
birbirleriyle ilişkilerinde, bir savaş gemisiyle bir ticaret gemisi
aynı koşullarda değerlendirilmemektedir.
Ertuğrul’un batışı Osmanlı Devleti’nin kaybı demek
olduğundan, bu konuda münferit olarak hareket etmek yerine, devletin
yapacaklarına uymak gerektiği düşünülmelidir.
Ertuğrul’dan kurtulanlara toplanan yardım, bizim düşüncemize
göre, bu olayda yaşamını yitirenlerin ailelerine verilmelidir. Pek
çok Japon da aynı duygu ve düşünceyi paylaşmaktadır. Bu iş için
kurulacak heyette de, Saray İmparatorluk Haberleşme bakanı olan
Vikont Guto ve Antlaşmaları Düzenleme ve Yürütme Dairesi’nden
sorumlu memurlar olmalıdır.
Şimdi Vikont Guto’ya soruyoruz: Kendisi Japonya Dışişleri
bakanı olsaydı ve bir Japon savaş gemisi de Osmanlı İmparatorluğu
sularında aynı şekilde batmış olsaydı, Japon mürettebat için
toplanacak böyle bir yardımı kabul eder miydi ?”
Yokohama, cumartesi 4 Ekim 1890:
“Ertuğrul’dan kurtulanlara verilmek üzere ‘Cici Şimpo’
gazetesi tarafından 2 Ekim 1890 gününe kadar toplanan yardım 3 592
986 yene ulaşmıştır.
İstanbul’a hareket edecek olan Hiyei ve Kongo savaş
gemilerinin 63 kişilik subay ve mürettebatına Saninney ve Şiba’da,
resmî uğurlama eğlenceleri düzenlenmiştir.”
7 Ekim 1890, Salı:
“Osmanlı Devleti ile Japonya arasındaki ticari ilişkiler:
‘Cici Şimpo’ gazetesi Japonya’nın Osmanlı Devleti ile ticarî
ilişki kurma zamanının geldiğini yazmıştır. Nüfusu 30 milyonu aşan
Osmanlı Devleti’ne 1889 yılında 60 milyon yen değerinde ihracat
yapılmış, buna karşın bu ülkeden 86 milyon yen tutarında mal ithal
edilmiştir.
Bu ülkeyle girişilecek ticarî ilişki Japonya’nın çıkarınadır.
Hiyei ve Kongo savaş gemilerimizin İstanbul’a gidişi de, iki ülke
arasındaki ticarî ilişkilerin kurulması için bir vesile olabilir.
Bundan yararlanılmalıdır. ‘Cici Şimpo’ gazetesinin yorumuna göre,
eğer bu konuda hükûmete başvuru olursa kabul edilecek ve Japon
tüccarların da aynı gemilerle İstanbul’a gitmesine izin
verilecektir. Ancak aynı gazete, işadamlarının yaşanan bir faciayı
fırsat bilerek böyle bir istekte bulunmak istemediklerini de
açıklamıştır.
... Tokyo gazetelerinde Ertuğrul’un enkazına hangi bakanlığın
sahip çıkacağının tartışmalara neden olduğu ve bu konuda tereddütler
ortaya çıktığı bildiriliyor.
... Japon basınından seçmeler:
Ertuğrul kazazedeleri için ‘Cici Şimpo’ gazetesi aracılığıyla
toplanan yardımlar 5 Ekim gününe kadar 3 916 136 yene ulaşmıştır.
Vakayama Valiliği’ne bağlı olan Oşima’da kazazede Ertuğrul
Firkateyni mürettebatından ölenlerin ruhları için bir dinî tören
yapılmıştır. 2 Ekim 1890 günü Hyogo Valiliği’ne bağlı Vatano Misaki
bölgesinde yapılan bu törene Hyogo valisi ile beraber yanında 200
kişi de katılmıştır.”
9 Ekim 1890, Perşembe:
“Japonların Türkiye’ye deniz yoluyla seyahat ve seyirleri:
Japonya’nın Hiyei ve Kongo isimli kruvazörlerinin İstanbul’a
gönderileceklerini yazdığı sırada ‘Cici Şimpo’ gazetesi aşağıdaki
düşünceleri ortaya atmıştır.
İstanbul’a yapılacak ziyaret derinliğine gözden geçirilecek
olursa, ülkemiz için büyük yararlar sağlayacağı çok açık olarak
görülecektir. Bu ziyaret vesilesiyle göz önünde bulundurulması
gereken konulardan birisi de son yıllarda Japonya’nın denizcilikte
elde ettiği ilerlemeyi, kazandıkları deneyimleri ve askerî
disiplinini yabancılara göstermek için iyi bir fırsat da olacağıdır.
Öte yandan bu denli uzun bir seferden Japon subaylarının kazanacağı
bilgi ve deneyimlerin doğal olarak yayılacağı, denizcilik açısından
çok daha ileri yararlar sağlayacağı ortadadır.
Ayrıca kazazede denizcilerin vatanlarına kadar götürülmesi de
Türklerin sempatisinin kazanılmasına yol açacaktır.”
Yokohama, cumartesi 11 Ekim 1890:
“Ertuğrul kazasından kurtulanlar için 9 ekim gününe kadar ‘Cici
Şimpo’ gazetesi aracılığıyla toplanılan para 4 248 968 yene
ulaşmıştır.”
Yokohama, pazartesi 13 Ekim 1890.
“Ertuğrul kazasından kurtulanları Türkiye’ye götürmek için Hiyei ve
Kongo kruvazörleri 10 Ekim 1890 sabahı Kobe’den hareket
etmişlerdir.”
Kaynakça:
http://www.ertugrul.jp/node
Derleyen
ve düzenleyen: Naci Kaptan
Naci Kaptan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

30.11.2007
|