|
Daily Herald, 19 Eylül 1890 Cuma
“Elem verici ve bize miras kalan iki deniz kazasının olduğu,
bugün elimize geçen haberlerden öğrenilmiştir. Bunlardan birisi
Ertuğrul adındaki Türk fırkateyninin kazası olup, gemi pazartesi
günü Nagora’dan Kobe’ye doğru hareket etmişti. Olayın ayrıntılarıyla
ilgili olarak henüz bir bilgi alınamamıştır. Çünkü, bize ulaşan özel
telyazıda, Ertuğrul parçalanmış ve Gemi Komutanı Osman Paşa ile
Süvarisi Ali Bey gemiyle birlikte batıp ölmüş, kazadan yalnız 63
kişi kurtulmuştur. Fırkateynde 600 kişi bulunduğundan, bu telyazıya
göre, bu kazada çok büyük bir kayıp olduğu anlaşılmaktadır.
Cemil Bey fırkateynin süvari muavini olup, kurtulmuş olduğu
anlaşılıyor. Ertuğrul Fırkateyni eski bir savaş gemisiydi. 1863
yılında inşa edilmiş olup, direk ve arması gayet çirkin, sürati de
düşüktü. Bu kadar kişinin ölmüş olmasının ve geminin kazazede
olmasının, Türk donanması için büyük bir kayıp olduğu kuşkusuzdur.
... Birçok kişinin ölmesine veya kaybolmasına neden olan
ikinci deniz kazası da Niponyusenketşa’nın Mosaşi Maru adındaki
gemisinin kaybıdır. Bu sabah bize ulaşan telyazıda, adı geçen
geminin tüm mürettebatıyla beraber Tanabe Körfezi’nde batmış olduğu
ve kazadan yalnız bir kişinin kurtulmuş olduğu, onun da yerel deniz
araçlarından biri tarafından Tanabe’ye çıkarıldığı bildirilmiştir.
... Bu geminin kazazede olması, şirketi için büyük bir kayıp
olmuştur. Çünkü gemi pek yenidir ve geçen yıl inşa olunmuştur.
Tonajı 2.630 olup, 1.693 ton yük taşıma kapasitesindeydi...”
20 Eylül 1890, Cumartesi:
“Deniz Kazası:
Osmanlı Devleti’nin Ertuğrul isimli fırkateyni batmış,
komutanıyla beraber 587 kişilik personeli boğulmuştur. Sözü edilen
fırkateynin daha Avrupa’dan ayrılışında bir tehlikeyle karşı karşıya
kalacağı tahmin ediliyordu. Zira anılan gemi denize açıldıktan ancak
uzun bir zaman süresi sonra ve de birçok limana uğrayarak Japonya’ya
varabilmişti. Bu zaman süresi içinde hakkında çeşitli dedikodular
çıkarılarak, adeta geminin Japonya’ya varabileceğinden ümit
kesilmişti. Fırkateynin gezisinin amacının, çeşitli limanlara
uğrayarak subay ve personelinin deniz haritalarını kullanmak
eğitimini yaptırtmak ve yabancıların göreneklerine ait bilgiler
almaktan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Gemi, bildirilen zamanda
Japonya’ya ulaşıp Osman Paşa’yla beraber bazı subaylar, hükûmet
tarafından resmî olarak kabul olunarak birkaç hafta Tokyo’da
Tokümeyfan’da konuk edilmişlerdir.
Tavırları, davranışları ve zekâları dikkat çekici olan bu
seçkin subaylar sık sık açıkladıkları Japonya hakkındaki samimî
duygularına karşılık olarak halkımız tarafından da sevgi ve saygıyla
karşılanmışlardır. Gemi Yokohama’da bir süre kaldıktan sonra kolera
salgınının bulaşması nedeniyle Nagora’ya intikal ettirilmiş ve
burada karantina şartlarında uzun bir zaman süresi geçirerek
hastalarının tedavisi için aralıksız çaba harcanmıştır. Karantinanın
bitiminden sonra da denize açılarak bu korkunç kazayla
karşılaşmıştır.
Şöyle ki, Eylülün 16’ncı günü ortaya çıkan tayfun fırtınası
Kyuşu ile Şikoku arasında hükmünü icra etmişti. Bu fırtınaya
yakalanan Ertuğrul Fırkateyni de mukavim olmadığı gibi, çok da eski
bir gemi olduğundan fırtınanın şiddetine dayanamamış, makinesine su
yürüyerek arızalanmış ve hareketsiz kalarak kayalara bindirmiştir.
Geminin 653 mürettebatından altmış altısı kurtulmuş ise de, bunların
da büyük çoğunluğu yaralıdır.
Komutan Osman Paşa ile diğer subaylar Osmanlı
asilzadelerinden olup, hepsi yazık ki ölmüşlerdir. Yakın zamanlarda
Japonya kıyılarında böyle korkunç bir kaza olmamıştır. Hatta
Amerika’nın Omeida Omeican isimlerindeki gemilerinin uğradıkları
kazada bile bu kadar ölüm olmamıştı.
Vikont Matsudara gerekli olan yardımlar için imparator adına
telyazı göndermiştir.”
22 Eylül 1890, Pazartesi:
Aşağıdaki bilgiler Kobe Herald gazetesinden alınmıştır.
“Ertuğrul Fırkateyni, gazetelerin yazdıklarına göre,
Yokohama’dan pazartesi günü sabahı saat 11.00 civarında hareket
etmiştir. Pazartesi öğlene kadar hava ve deniz sakinken birdenbire
patlayan fırtına geceye doğru çok şiddetlenmiştir. Saat 22.00
civarında dalgalar çok büyümüştür. Bu sırada Oşima açıklarında
bulunan fırkateyn tam istim tutarak seyretmeye çabalamaktaydı. Önce
korkunç ve müthiş bir patlama sesi duyulmuş, hemen ardından da bir
karışıklık ortaya çıkmıştır.
... Gemide meydana gelen korkunç patlamayı açıklayacak birçok
varsayım ortaya atılmışsa da, en akla yatanı, kazanlarda
dayanabileceğinden daha fazla basınçta stim tutulmuş olmasıdır.
Yokohama’da bulunan keşif ve muayene memurları Japon maden
kömürünün alınıp kullanılmaması için Ertuğrul’un makine subaylarına
uyarıda bulunmuşlardır. Hatta bu hususta yaptıkları açıklamaların
doğruluğunu da, Japon kömürünün kazanı ne yolda ve hangi şekilde
patlatabileceği bizce bilinmemektedir, diyerek de teyit etmişlerdir.
Ancak bu kazada bir gerçek vardır ki, gemi kıyıya olması gerekenden
çok daha fazla yaklaşmıştır. Bu kıyılar çok tehlikeli bölgelerdir.
Eğer kazanı patlamamış olsaydı bile sırf bu yüzden yine de geminin
batma olasılığı çok yüksekti.”
30 Eylül 1890, Salı:
“Yokohama’da meslekî şöhretiyle tanınan dalgıç Masuda,
Ertuğrul’un battığı yere dalarak, arada sıkışıp kalmış olabilecek
cesetleri çıkarma görevini kendiliğinden, gönüllü olarak
üstlenmiştir...
Oşima’dan mektupla verdiği bilgiye göre, olay yerinde denizin
dibi çok engebeli olup, bazı yerlerde de yükseklik ve derinlik
değişmektedir. Ertuğrul Fırkateyni 40 kulaç suda bulunup, deniz ve
hava şartları uygun olduğu anda, kendi arzusuyla yüklendiği bu
görevi hayırlı bir sonuca ulaştıracağı kanısındadır...”
Kaynakça:
http://www.ertugrul.jp/node
Derleyen
ve düzenleyen: Naci Kaptan
Naci Kaptan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

07.12.2007
|