e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 19

 Derleyen: Naci Kaptan    

 

 

Ertuğrul'un Ardından

Ertuğrul Firkateyni'nin Japonya gezisi iki ülke insanlarının birbirlerine yakınlaşmasına vesile olması açısından olumlu katkılarda bulunmuş ve kültürel ilişkilerin gelişmesinde de bir dereceye kadar aşama yapılmasını sağlayabilmiştir. Ancak politik alanda tarafların beklentilerine cevap verebilecek bir neticesi olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Bunda iki ülkenin coğrafî konumlarının, Uzakdoğu ve Yakındoğu gibi, o yıllarda politik ve ekonomik olarak büyük çıkar çatışmalarının sürdüğü bölgelerde olmasının da etkisi olmuştur. Nitekim Ertuğrul'un ziyaretinden kısa süre sonra, her iki ülke de, kendilerini isteseler de istemeseler de sıcak savaşın içinde bulacaklar, yine her iki ülke de, bu savaşlarda kan ve ter dökerek kazandıklarını, etken güçlerin araya girmesiyle sulh masasında geri vermek zorunda kalacaklardır. Bu netice de; bölgelerindeki çıkar çatışmalarının her iki ülkeye de birer fatura ödetmesinden başka bir şey değildir.

 

İlk Ertuğrul Anıtı

Oşima Adası'nda yapılan ilk Ertuğrul Deniz Şehitleri Anıtı, şehit olan subay ve erlerin gömüldükleri mezarların bulundukları yerdedir. Mezarlar Kaşinozaki fenerinin 300 metre güneydoğusunda olup, denize bakan ve Oşima-Kaşinozaki feneri yol güzergâhında, bir tepenin üzerindedir. Mezarlıkta; 1890 yılının 21 Eylülünde, o bölgenin hâkimi feodal beyin yani Daymio'nun soyundan gelen Marki Tokugava tarafından dikilmiş eski Türkçe ve Japonca yazılı Osman Paşa Sütunu ve olay tarihi yazılı bir taş sütun ile 1891 Şubatında Vakayama Valisi Tadasuke İşii tarafından Japonca yazılmış ve olayı hikâye eden ve anıtın kutsal yönünü açıklayan yine taştan yapılmış bir kitabe vardır ki, bunların üçü birden ilk Ertuğrul Deniz Şehitleri Anıtı'nı oluşturur.

Anıttaki Kitabede olayın hikâyesi şöyledir:

"Meici devrinin 23. yılı (1890) Haziranında Türk padişahı tarafından özel elçi olarak gönderilen Tuğamiral Osman, padişahın mektubunu takdim göreviyle ülkemize gelmiştir.

S. M. İmparator, Tokyo'da saraylarında elçiyi kabul buyurmuşlar ve ona nişan ve ziyafet vermek lütuflarında bulunmuşlardır. Karşılanmaları son derece samimî ve görkemli olmuştur. Elçi görevini yaptıktan sonra saraya veda etmiş ve vatanına dönmek üzere Eylül ayının 16'ıncı günü, Ertuğrul Firkateyni'yle hareket etmiştir. Fakat firkateyn geceleyin Kumano Denizi'nden geçerken fırtınaya tutulmuş, direkleri ve dümeni kırılmaya başlamıştır.

Kumano Denizi'nin ne kadar tehlikeli bir yer olduğu eskiden beri bilindiğinden, bu denizde çok sayıda deniz feneri vasıtasıyla gemilere yol gösterilirdi. Ayrıca olay gecesi hava kesif sisten dolayı son derece karanlıktı ki, bir adım ilerisini bile görmek mümkün değildi. Gemideki makineler kullanılmaz bir hale gelmişti. Nihayet gemi kayalara çarparak batmış, amiral de dahil olduğu halde mürettebatından 581 (doğrusu 540) kişi su içinde kaybolmuştu. Gemi Süvarisi Ali Bey de ölmüştü. Kurtulanlar ise sadece 69 kişi idi.

Ah ne yazık ki !.. bu kaza Kii ilinin Higaşimura nahiyesinde Kaşino Burnu'nda vuku bulmuştur. Burnun ucunda bir fener vardır. Olaydan henüz haberdar olmayan fener bekçileri; perişan saçlı, yalın ayaklı insanların birbiri arkasından kendilerine doğru yürüyüp geldiklerini görünce şaşırıp kalmışlardır. Sözleri de anlaşılamıyordu. Hepsi yaralı idiler. Bunun üzerine Şojo Takaizava adlı bir mühendis muavini, fener memurlarıyla birlikte onları himaye etmek üzere çalışmaya başlamışlar, onlara elbise ve ilaç vermişlerdir. Sonra zavallıların Türk oldukları anlaşılınca, Oşima köyü muhtarı Şuoki, kaza haberini duyar duymaz, gün ağarmak üzereyken acele ile gelmiş ve Kaşino köyü muhtarı Hanyemon Saito, Suye köyü muhtarı Hikoyemon Takimoto ve başka şahıslarla birlikte bütün gayretlerini sarf ederek tedavi işine başlamışlardır. Bundan sonra polis müdürü Hiroci Hirota, polis karakolu amiri Seiiçi Konayaşi ve diğer şahıslarla konuşup zavallıları rahat ettirmişler ve gerekli tedavilerini yapmaya çalışmışlardır. Bütün halk da büyük bir istekle kazazedelere bakmak için el ele vemişlerdir. Ve olay derhal Vakayama Valiliği'ne bildirilmiştir.

Fakat valilik buradan 40 milden fazla uzakta olmamasına rağmen, gerek karadan ve gerekse denizden zorlukla gidilebilen bir yerdi. O günlerde henüz telyazı sistemi de gelişmemiş olduğundan, haber ancak 18 Eylülde valiliğe bildirilebilmiştir. Kazanın olduğu yere giden Nahiye Müdürü İyo Agaki, Kaşino köyü büyük merkezlere çok uzak olduğundan, tedavi işlerinin yapılacağına imkan bulunamayacağını sanıyordu. Bir endişesi de buradaki salgın hastalığın henüz tamamen bitmemiş olmasından geliyordu. Eğer kazazedeler bir de salgın hastalığa tutulsalardı, onları kurtarmak mümkün olamazdı. Bu yüzden denizden teknelerle Oşima kıyılarına götürülmüşler ve oradaki bir mabede yerleştirilmişlerdir. Bu mabet aynı zamanda bir hastahane olarak kullanılmış ve oraya doktorlar da tayin edilmişti. Bu sıralarda 40-50 sandal keskin kayalar arasında köpükler saçarak haykıran dalgalar içinden cesetleri arayıp toplamakla meşgul bulunuyordu. Birkaç gün süren gayretli aramalara rağmen amiralin cesedi bulunamamıştır. Hatta dalgıçlar da onu, denizin dibinde de aramışlarsa da, gayretleri neticesiz kalmıştı. Diğer cesetlerin hepsi fenerin güneybatı tarafında bulunan bir tepecikte defnedilmiş ve oraya bir mezarlık yapılmıştı. Ortada amiral için bir de mezar ta şı dikilmiş, onun etrafında da daire şeklinde diğer ölülerin mezarları konulmuştu. Başlangıçta değişik yerlere gömülmüş olanlar da, hep birlikte bu mezarlıkta toplanarak defnolunmuşlardır. İşte burada 260 şehit yatar. 21 Eylülde Yaeyama savaş gemisi Komutanı Albay Komiura ve Bahriye doktorlarından Kogami, S. M. İmparator'un emriyle buraya gelmişler ve kendilerinin de büyük üniformalarıyla katıldıkları askerî bir tören yapmışlardır. Tokyo'dan gelen başka zevat da bu törene iştirak etmiştir.

Aynı zamanda yaralıları da teselli etmişler, bir kısmı evvelce gelen bir Alman savaş gemisiyle götürüldüğünden, ancak geriye kalanlar Japon savaş gemisine bindirilerek Kobe'ye gönderilmişlerdir. S. M. İmparator, kendi teşrifatçılarından Ryunosuke Niva ve doktorlarından Şuma Katsura'yı göndererek kurtulan zavallı kazazedelere şefkatle teselli ve ihsanlar buyurmuşlardır. S. M. İmparatoriçe de her birine birer kat elbise ihsan buyurmuşlardır. Her ikisinin de yüksek himmet ve merhametleri sonsuz ve sınırsız bir haldeydi. İşte bu lütuflar sayesindedir ki; kazazedelerin hem yorgunlukları hem de rahatsızlıkları kısmen geçmiş ve hatta ağır yaralılar dahi daha süratle iyileşmeye başlamışlardır.

Nihayet Ekim ayında S. M. İmparator'un fermanı gereğince Hiyei ve Kongo isimli iki kruvazör kurtulanları vatanlarına götürmek maksadıyla hareket etmiştir. Bu kaza zedeler görevlerini yapmak için buralara kadar gelmişler ama maalesef yabancı bir ülkede hayatlarını kaybetmişlerdir. Bu talihsizliği tarife kudret yoktur. Bununla beraber haşmetli Japon imparatorunun ihsan ve hediyeleri pek değerlidir. Bunun için gerek amiral gerek bütün şehitler rahat rahat yatsınlar. Hakikaten bütün milletimiz kazadan son derece müteessir olmuştur. Asılzadelerden halka kadar her sınıftan bütün milletimiz ölenler için dua ediyor, hastalananlara teselli veriyor, ilaç, yemek, eşya hediye ediyordu. Milletimizin zavallılara gösterdiği dostluk ve muhabbeti anlatmaya kalemlerin gücü yetmez. Hepsi içtendi. Özellikle Oşima köyü 400 kişiden fazla genci toplayıp gece ve gündüz büyük gayretlerle hizmet ettirmiştir. Bundan sonra Yokohamalı Mançiki Ma suda, Hyogolu Cuniçi Kagava ve Kiiçiro Arita, Kobeli Fuciyemon Omatsuda Oşima köylüleri ile birlikte Ertuğrul'a ait malzeme ve eşyayı bir araya toplayarak mükemmel bir listeye geçirmişler ve idareye teslim etmişlerdir. Aynı zamanda topladıkları cesetleri defnettikten sonra mezar taşlarını dikip cenaze merasimini yapmışlardır. İşte bu iyilikleri kendi yüreklerinde yalnız uzaktan gelen yabancılara karşı uyanmış muhabbetten değil, bu misafirlerin, S. M. İmparator'un değerli ve samimî ihsanlarına ve misafirperverliklerine mazhar oldukları için idi. Valiliğine tayin edilmek şerefiyle onur duyduğum yüksek hükümdarımızın dileklerine uygun olarak çalışmak istedim. Ama buna imkân ve kabiliyetimizin kâfi gelmeyeceğinden hep korktum. Şükürler olsun ki !.. Yanımda kâtipler, subaylar, nahiye müdürleri, memurlar ve köy muhtarları vardı. Onlarla birlikte görevimizi yapmaya çalışıp çabalayarak nihayet işlerimizi bitirebildik.

Bu arada kendim bizzat kazanın olduğu yere gittim, vaziyetin ne kadar korkunç ve acıklı olduğunu gözlerimle gördüm ve çok müteessir oldum. Bundan dolayı hem kurtarma çalışmalarına katılanların hizmetlerinin değerini belirtmek hem de zavallı kazazedelere taziyelerimizi sunmak maksadıyla burada bir anıt dikmenin gerekli olduğuna inandım. Bu konuda da vilayetimizde çalışan herkesten çok büyük bir ilgi ve sınırsız bir destek ve yardım gördüm. Bu düşüncelerle de olayı burada özetledim ve sonunda aşağıdaki destanı yazdım.

Rüzgâr Tanrısı hiddetlenince koca gemi de güçsüz oldu,

Delegeler şehit düştülerse de dostluğumuzun temeli oldu,

Hatırasını taşa oyuyoruz taziyemizi sunuyoruz.

Nippon İmparatorluğu kuruluşunun 2551 (1891) yılı

Meici devrinin 24. yılı.

Kitabeyi yazan: Vakama Valisi İşii

Kitabeyi Türkçe'ye çeviren: Prof. Koci Okubo"

Dörtköşe dik bir taş olan bu ilk anıta, olayın bu kadar geniş bir özetinin sığması Japon yazı karakterinin özelliğinin sağladığı avantajlardan ileri gelmektedir. Kitabeyi Türkçe'ye çeviren de, Türkçe'yi kendi vatanında öğrenmiş bir Türk-İslam Doğu tarihi profesörüdür.

Oşima Muralılar ne zaman gözlerini bu kitabe üzerine kaldırırlarsa o müthiş kazayı, kardeş ve babalarının, boğulmuş olanların ve yaralı olarak kendilerini sahile atabilen kazazedelerin yardımlarına koşmalarını büyük bir heyecanla hatırlarlar.

Denilebilir ki bu anıt köylüler tarafından dikilmiş bir insanlık anıtıdır.

 

Ertuğrul Anıtının Yenilenmesi

Ertuğrul Faciası’nda bütün varlıklarıyla çalışan Oşima Mura halkının ve tüm Japon ulusunun gösterdiği ilgi ve destekten dolayı şükran duygularıyla dolu olan Atatürk Türkiyesi, ulu önderinin direktifleriyle; Ertuğrul şehitlerinin anısına saygısının bir delili ve yaklaşık 50 yıl evvel kurulmuş Türk-Japon dostluk ve işbirliğine gösterdiği özenin bir ifadesi olarak, o güne kadar Japonlar tarafından yapılmış ve yaşatılmış olan Ertuğrul Şehitliği’ni yenileme kararı almıştır.

Bu kararın ardında, Ertuğrul Şehitliği’ni koskoca Japonya’nın hükümdarı, Güneş Tanrıçası’nın torunu, kutsal bir varlık olarak bilinen İmparator Hirohito’nun bile ziyaret etmesinin ve şehitliği ziyaret tarihi olan 3 Haziran gününü kutsal kılmasının, bölge halkının burasını uluslararası kutlu bir şehitlik olarak kabul ederek anma törenleri yapmasının ve nihayet Japon hükûmetinin Oşima Adası’nı, bu bölgedeki diğer adalar ve bazı kıyı kesimleriyle birlikte Seto Naikai ismiyle millî parkı ilan ederek ihyaya karar vermesinin yattığını da kabul etmek gerekir.

 

Bir Şiir ve Bir Şarkı

Ertuğrul kazazedelerine ilk yardımı yapanlardan birisi olan Dr. Date'nin yeğeni Bay Osari, 1937 yılında bugünkü Ertuğrul Deniz Şehitleri Anıtı'nın açılışında, Vakayamalı bir öğretmenin kazanın hemen ardından yazdığı bir şiirden birkaç mısrayı Japonca olarak ve son derece duygulu bir şekilde okumuştur.

Şiirin çok etkisi altında kalan o dönemin Tokyo'daki Türk Büyükelçisi Hüsrev Gerede, uzun uğraşlardan sonra nihayet bu şiirin Fransızca tercümesini elde edebilmiştir:

Değerli dostum Can Kapyalı tarafından, bu kitaba özel olarak Türkçe'ye çevrilen şiiri, iki ülke arasındaki yakınlaşmanın ve kültürel bağların oluşumunun temel taşlarından birisi olarak aşağıda beğeninize sunuyorum (Sayın Çetinkaya Apatay):

Ertuğrul Faciası'ndan hayatta kalan 69 kişi,

Ana, baba ve dostlarına kavuştukları an,

Yaşadıkları o büyük felaketi dile getireceklerdir.

Bu acıyla yasa bürünen aileler,

Omuzlanan görevin değerini anlayacaklardır.

Zira boğularak canlarını verenler,

İki ülke arasında sürecek sonsuz dostluğun

Temelini atan kişilerdir.

Ruhlarının şad olması için,

Düzenlenecek törende,

Kardeşliğimiz tüm Avrupa'ya yansıyacak,

Erdemli birlikteliğimiz,

Denizaşırı ülkelerde konuşulacaktır.

 

Bestelenen bir şarkı:

1970'li yıllarda Japonya'dan bir grup senatörün İstanbul'u ziyareti sırasında, gruba dahil Kumano bölgesi senatörü, ülkesine döner dönmez Ertuğrul anısına bestelenen ve çocukluğundan beri bildiği bir şarkının beste ve güftesinin orijinalini, Japonya'nın İstanbul Başkonsolosluğu'na göndermiştir. Başkonsolosluk da, şarkının sözlerini Türkçe'ye çevirterek, orijinalleriyle beraber Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstanbul Deniz Müzesi Komutanlığı'na armağan etmiştir.

Japon denizlerinde Batan Türk Savaş Gemisi Ertuğrul'un hatırasına bir şarkı

 

Sözler: Daikiçi İzumi

Beste: Naisei Uçigaki

 

Güneş hüzünle battı.

Uzakta bir yıldız parlıyor,

Deniz çok azgın.

Beyaz anıtın gölgesi karanlığa düşüyor.

Sonsuz teesürle dua ediyoruz,

Ruhların huzuru için,

O cesur gemicilere ve şanlı Ertuğrul'a.

O çılgın fırtınada...

Kaybolan savaş gemisini yutan dalgalar

O geceki gibi yüksek.

Ne acı, biz artık gemiyi göremiyoruz.

Kumano bölgesinde Kaşino sahillerinde,

Facianın balıkçılar yerini gösterirler.

Ve o gecenin korkunç amansız

Fırtınasını hep anlatırlar.

Acısını kalbimizde duyacağız her zaman

Seneler geçse bile.

Ertuğrul'u biz asla unutmayacağız,

Çocuklarımıza da her an anlatacağız.

 

II. Abdülhamid'in Hediyesi

II. Abdülhamid, 1892 yılında hassa yaverlerinden Binbaşı Ahmed Bey'i, Japon imparatoruna, kendisinin ve Türk milletinin, Ertuğrul Firkateyni Faciası'nda gösterdiği duyarlılıktan ötürü teşekkürlerini iletmek üzere Tokyo'ya göndermiştir. Bu vesile ile de imparatora saf kan cins bir at da hediye etmiştir. Saklavi cinsinden olan bu atın, daha sonraki yıllarda imparatorun katıldığı törenlerde bindiği güzel kıratın ceddi olduğunu, Tokyo'daki büyükelçilik görevi sırasında duyduğunu Büyükelçi Hüsrev Gerede kitabında ifade etmektedir.

 

Kaynakça: http://www.ertugrul.jp/node
Derleyen ve düzenleyen: Naci Kaptan

 

Naci Kaptan'a teşekkürlerimizle

Denizce

11.01.2007

 
18.01.2008  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm20
11.01.2008  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm19
04.01.2008  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm18
04.01.2008  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm17
28.12.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm16
14.12.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm15
07.12.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm14
30.11.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm13
23.11.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm12
16.11.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm11
09.11.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm10
02.11.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 9
26.10.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 8
19.10.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 7
10.10.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 6
05.10.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 5
28.09.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 4
21.09.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 3
14.09.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 2
04.09.2007  Ertuğrul Fırkateyni - Bölüm 1