|
Ertuğrul'un Ardından
Ertuğrul
Firkateyni'nin Japonya gezisi iki ülke insanlarının birbirlerine
yakınlaşmasına vesile olması açısından olumlu katkılarda bulunmuş ve
kültürel ilişkilerin gelişmesinde de bir dereceye kadar aşama
yapılmasını sağlayabilmiştir. Ancak politik alanda tarafların
beklentilerine cevap verebilecek bir neticesi olduğunu söylemek pek
mümkün değildir. Bunda iki ülkenin coğrafî konumlarının, Uzakdoğu ve
Yakındoğu gibi, o yıllarda politik ve ekonomik olarak büyük çıkar
çatışmalarının sürdüğü bölgelerde olmasının da etkisi olmuştur.
Nitekim Ertuğrul'un ziyaretinden kısa süre sonra, her iki ülke de,
kendilerini isteseler de istemeseler de sıcak savaşın içinde
bulacaklar, yine her iki ülke de, bu savaşlarda kan ve ter dökerek
kazandıklarını, etken güçlerin araya girmesiyle sulh masasında geri
vermek zorunda kalacaklardır. Bu netice de; bölgelerindeki çıkar
çatışmalarının her iki ülkeye de birer fatura ödetmesinden başka bir
şey değildir.
İlk Ertuğrul Anıtı

Oşima Adası'nda
yapılan ilk Ertuğrul Deniz Şehitleri Anıtı, şehit olan subay ve
erlerin gömüldükleri mezarların bulundukları yerdedir. Mezarlar
Kaşinozaki fenerinin 300 metre güneydoğusunda olup, denize bakan ve
Oşima-Kaşinozaki feneri yol güzergâhında, bir tepenin üzerindedir.
Mezarlıkta; 1890 yılının 21 Eylülünde, o bölgenin hâkimi feodal
beyin yani Daymio'nun soyundan gelen Marki Tokugava tarafından
dikilmiş eski Türkçe ve Japonca yazılı Osman Paşa Sütunu ve olay
tarihi yazılı bir taş sütun ile 1891 Şubatında Vakayama Valisi
Tadasuke İşii tarafından Japonca yazılmış ve olayı hikâye eden ve
anıtın kutsal yönünü açıklayan yine taştan yapılmış bir kitabe
vardır ki, bunların üçü birden ilk Ertuğrul Deniz Şehitleri Anıtı'nı
oluşturur.
Anıttaki Kitabede
olayın hikâyesi şöyledir:
"Meici devrinin 23.
yılı (1890) Haziranında Türk padişahı tarafından özel elçi olarak
gönderilen Tuğamiral Osman, padişahın mektubunu takdim göreviyle
ülkemize gelmiştir.
S. M. İmparator,
Tokyo'da saraylarında elçiyi kabul buyurmuşlar ve ona nişan ve
ziyafet vermek lütuflarında bulunmuşlardır. Karşılanmaları son
derece samimî ve görkemli olmuştur. Elçi görevini yaptıktan sonra
saraya veda etmiş ve vatanına dönmek üzere Eylül ayının 16'ıncı
günü, Ertuğrul Firkateyni'yle hareket etmiştir. Fakat firkateyn
geceleyin Kumano Denizi'nden geçerken fırtınaya tutulmuş, direkleri
ve dümeni kırılmaya başlamıştır.
Kumano Denizi'nin ne
kadar tehlikeli bir yer olduğu eskiden beri bilindiğinden, bu
denizde çok sayıda deniz feneri vasıtasıyla gemilere yol
gösterilirdi. Ayrıca olay gecesi hava kesif sisten dolayı son derece
karanlıktı ki, bir adım ilerisini bile görmek mümkün değildi.
Gemideki makineler kullanılmaz bir hale gelmişti. Nihayet gemi
kayalara çarparak batmış, amiral de dahil olduğu halde
mürettebatından 581 (doğrusu 540) kişi su içinde kaybolmuştu. Gemi
Süvarisi Ali Bey de ölmüştü. Kurtulanlar ise sadece 69 kişi idi.
Ah ne yazık ki !..
bu kaza Kii ilinin Higaşimura nahiyesinde Kaşino Burnu'nda vuku
bulmuştur. Burnun ucunda bir fener vardır. Olaydan henüz haberdar
olmayan fener bekçileri; perişan saçlı, yalın ayaklı insanların
birbiri arkasından kendilerine doğru yürüyüp geldiklerini görünce
şaşırıp kalmışlardır. Sözleri de anlaşılamıyordu. Hepsi yaralı
idiler. Bunun üzerine Şojo Takaizava adlı bir mühendis muavini,
fener memurlarıyla birlikte onları himaye etmek üzere çalışmaya
başlamışlar, onlara elbise ve ilaç vermişlerdir. Sonra zavallıların
Türk oldukları anlaşılınca, Oşima köyü muhtarı Şuoki, kaza haberini
duyar duymaz, gün ağarmak üzereyken acele ile gelmiş ve Kaşino köyü
muhtarı Hanyemon Saito, Suye köyü muhtarı Hikoyemon Takimoto ve
başka şahıslarla birlikte bütün gayretlerini sarf ederek tedavi
işine başlamışlardır. Bundan sonra polis müdürü Hiroci Hirota, polis
karakolu amiri Seiiçi Konayaşi ve diğer şahıslarla konuşup
zavallıları rahat ettirmişler ve gerekli tedavilerini yapmaya
çalışmışlardır. Bütün halk da büyük bir istekle kazazedelere bakmak
için el ele vemişlerdir. Ve olay derhal Vakayama Valiliği'ne
bildirilmiştir.
Fakat valilik
buradan 40 milden fazla uzakta olmamasına rağmen, gerek karadan ve
gerekse denizden zorlukla gidilebilen bir yerdi. O günlerde henüz
telyazı sistemi de gelişmemiş olduğundan, haber ancak 18 Eylülde
valiliğe bildirilebilmiştir. Kazanın olduğu yere giden Nahiye Müdürü
İyo Agaki, Kaşino köyü büyük merkezlere çok uzak olduğundan, tedavi
işlerinin yapılacağına imkan bulunamayacağını sanıyordu. Bir
endişesi de buradaki salgın hastalığın henüz tamamen bitmemiş
olmasından geliyordu. Eğer kazazedeler bir de salgın hastalığa
tutulsalardı, onları kurtarmak mümkün olamazdı. Bu yüzden denizden
teknelerle Oşima kıyılarına götürülmüşler ve oradaki bir mabede
yerleştirilmişlerdir. Bu mabet aynı zamanda bir hastahane olarak
kullanılmış ve oraya doktorlar da tayin edilmişti. Bu sıralarda
40-50 sandal keskin kayalar arasında köpükler saçarak haykıran
dalgalar içinden cesetleri arayıp toplamakla meşgul bulunuyordu.
Birkaç gün süren gayretli aramalara rağmen amiralin cesedi
bulunamamıştır. Hatta dalgıçlar da onu, denizin dibinde de
aramışlarsa da, gayretleri neticesiz kalmıştı. Diğer cesetlerin
hepsi fenerin güneybatı tarafında bulunan bir tepecikte defnedilmiş
ve oraya bir mezarlık yapılmıştı. Ortada amiral için bir de mezar ta
şı dikilmiş, onun etrafında da daire şeklinde diğer ölülerin
mezarları konulmuştu. Başlangıçta değişik yerlere gömülmüş olanlar
da, hep birlikte bu mezarlıkta toplanarak defnolunmuşlardır. İşte
burada 260 şehit yatar. 21 Eylülde Yaeyama savaş gemisi Komutanı
Albay Komiura ve Bahriye doktorlarından Kogami, S. M. İmparator'un
emriyle buraya gelmişler ve kendilerinin de büyük üniformalarıyla
katıldıkları askerî bir tören yapmışlardır. Tokyo'dan gelen başka
zevat da bu törene iştirak etmiştir.
Aynı zamanda
yaralıları da teselli etmişler, bir kısmı evvelce gelen bir Alman
savaş gemisiyle götürüldüğünden, ancak geriye kalanlar Japon savaş
gemisine bindirilerek Kobe'ye gönderilmişlerdir. S. M. İmparator,
kendi teşrifatçılarından Ryunosuke Niva ve doktorlarından Şuma
Katsura'yı göndererek kurtulan zavallı kazazedelere şefkatle teselli
ve ihsanlar buyurmuşlardır. S. M. İmparatoriçe de her birine birer
kat elbise ihsan buyurmuşlardır. Her ikisinin de yüksek himmet ve
merhametleri sonsuz ve sınırsız bir haldeydi. İşte bu lütuflar
sayesindedir ki; kazazedelerin hem yorgunlukları hem de
rahatsızlıkları kısmen geçmiş ve hatta ağır yaralılar dahi daha
süratle iyileşmeye başlamışlardır.
Nihayet Ekim ayında
S. M. İmparator'un fermanı gereğince Hiyei ve Kongo isimli iki
kruvazör kurtulanları vatanlarına götürmek maksadıyla hareket
etmiştir. Bu kaza zedeler görevlerini yapmak için buralara kadar
gelmişler ama maalesef yabancı bir ülkede hayatlarını
kaybetmişlerdir. Bu talihsizliği tarife kudret yoktur. Bununla
beraber haşmetli Japon imparatorunun ihsan ve hediyeleri pek
değerlidir. Bunun için gerek amiral gerek bütün şehitler rahat rahat
yatsınlar. Hakikaten bütün milletimiz kazadan son derece müteessir
olmuştur. Asılzadelerden halka kadar her sınıftan bütün milletimiz
ölenler için dua ediyor, hastalananlara teselli veriyor, ilaç,
yemek, eşya hediye ediyordu. Milletimizin zavallılara gösterdiği
dostluk ve muhabbeti anlatmaya kalemlerin gücü yetmez. Hepsi
içtendi. Özellikle Oşima köyü 400 kişiden fazla genci toplayıp gece
ve gündüz büyük gayretlerle hizmet ettirmiştir. Bundan sonra
Yokohamalı Mançiki Ma suda, Hyogolu Cuniçi Kagava ve Kiiçiro Arita,
Kobeli Fuciyemon Omatsuda Oşima köylüleri ile birlikte Ertuğrul'a
ait malzeme ve eşyayı bir araya toplayarak mükemmel bir listeye
geçirmişler ve idareye teslim etmişlerdir. Aynı zamanda topladıkları
cesetleri defnettikten sonra mezar taşlarını dikip cenaze merasimini
yapmışlardır. İşte bu iyilikleri kendi yüreklerinde yalnız uzaktan
gelen yabancılara karşı uyanmış muhabbetten değil, bu misafirlerin,
S. M. İmparator'un değerli ve samimî ihsanlarına ve
misafirperverliklerine mazhar oldukları için idi. Valiliğine tayin
edilmek şerefiyle onur duyduğum yüksek hükümdarımızın dileklerine
uygun olarak çalışmak istedim. Ama buna imkân ve kabiliyetimizin
kâfi gelmeyeceğinden hep korktum. Şükürler olsun ki !.. Yanımda
kâtipler, subaylar, nahiye müdürleri, memurlar ve köy muhtarları
vardı. Onlarla birlikte görevimizi yapmaya çalışıp çabalayarak
nihayet işlerimizi bitirebildik.
Bu arada kendim
bizzat kazanın olduğu yere gittim, vaziyetin ne kadar korkunç ve
acıklı olduğunu gözlerimle gördüm ve çok müteessir oldum. Bundan
dolayı hem kurtarma çalışmalarına katılanların hizmetlerinin
değerini belirtmek hem de zavallı kazazedelere taziyelerimizi sunmak
maksadıyla burada bir anıt dikmenin gerekli olduğuna inandım. Bu
konuda da vilayetimizde çalışan herkesten çok büyük bir ilgi ve
sınırsız bir destek ve yardım gördüm. Bu düşüncelerle de olayı
burada özetledim ve sonunda aşağıdaki destanı yazdım.
Rüzgâr Tanrısı
hiddetlenince koca gemi de güçsüz oldu,
Delegeler şehit
düştülerse de dostluğumuzun temeli oldu,
Hatırasını taşa
oyuyoruz taziyemizi sunuyoruz.
Nippon İmparatorluğu
kuruluşunun 2551 (1891) yılı
Meici devrinin 24.
yılı.
Kitabeyi yazan:
Vakama Valisi İşii
Kitabeyi Türkçe'ye
çeviren: Prof. Koci Okubo"
Dörtköşe dik bir taş
olan bu ilk anıta, olayın bu kadar geniş bir özetinin sığması Japon
yazı karakterinin özelliğinin sağladığı avantajlardan ileri
gelmektedir. Kitabeyi Türkçe'ye çeviren de, Türkçe'yi kendi
vatanında öğrenmiş bir Türk-İslam Doğu tarihi profesörüdür.
Oşima Muralılar ne
zaman gözlerini bu kitabe üzerine kaldırırlarsa o müthiş kazayı,
kardeş ve babalarının, boğulmuş olanların ve yaralı olarak
kendilerini sahile atabilen kazazedelerin yardımlarına koşmalarını
büyük bir heyecanla hatırlarlar.
Denilebilir ki bu
anıt köylüler tarafından dikilmiş bir insanlık anıtıdır.
Ertuğrul Anıtının
Yenilenmesi
Ertuğrul Faciası’nda
bütün varlıklarıyla çalışan Oşima Mura halkının ve tüm Japon
ulusunun gösterdiği ilgi ve destekten dolayı şükran duygularıyla
dolu olan Atatürk Türkiyesi, ulu önderinin direktifleriyle; Ertuğrul
şehitlerinin anısına saygısının bir delili ve yaklaşık 50 yıl evvel
kurulmuş Türk-Japon dostluk ve işbirliğine gösterdiği özenin bir
ifadesi olarak, o güne kadar Japonlar tarafından yapılmış ve
yaşatılmış olan Ertuğrul Şehitliği’ni yenileme kararı almıştır.
Bu kararın ardında,
Ertuğrul Şehitliği’ni koskoca Japonya’nın hükümdarı, Güneş
Tanrıçası’nın torunu, kutsal bir varlık olarak bilinen İmparator
Hirohito’nun bile ziyaret etmesinin ve şehitliği ziyaret tarihi olan
3 Haziran gününü kutsal kılmasının, bölge halkının burasını
uluslararası kutlu bir şehitlik olarak kabul ederek anma törenleri
yapmasının ve nihayet Japon hükûmetinin Oşima Adası’nı, bu bölgedeki
diğer adalar ve bazı kıyı kesimleriyle birlikte Seto Naikai ismiyle
millî parkı ilan ederek ihyaya karar vermesinin yattığını da kabul
etmek gerekir.
Bir Şiir ve Bir
Şarkı
Ertuğrul
kazazedelerine ilk yardımı yapanlardan birisi olan Dr. Date'nin
yeğeni Bay Osari, 1937 yılında bugünkü Ertuğrul Deniz Şehitleri
Anıtı'nın açılışında, Vakayamalı bir öğretmenin kazanın hemen
ardından yazdığı bir şiirden birkaç mısrayı Japonca olarak ve son
derece duygulu bir şekilde okumuştur.
Şiirin çok etkisi
altında kalan o dönemin Tokyo'daki Türk Büyükelçisi Hüsrev Gerede,
uzun uğraşlardan sonra nihayet bu şiirin Fransızca tercümesini elde
edebilmiştir:
Değerli dostum Can
Kapyalı tarafından, bu kitaba özel olarak Türkçe'ye çevrilen şiiri,
iki ülke arasındaki yakınlaşmanın ve kültürel bağların oluşumunun
temel taşlarından birisi olarak aşağıda beğeninize sunuyorum (Sayın
Çetinkaya Apatay):
Ertuğrul
Faciası'ndan hayatta kalan 69 kişi,
Ana, baba ve
dostlarına kavuştukları an,
Yaşadıkları o büyük
felaketi dile getireceklerdir.
Bu acıyla yasa
bürünen aileler,
Omuzlanan görevin
değerini anlayacaklardır.
Zira boğularak
canlarını verenler,
İki ülke arasında
sürecek sonsuz dostluğun
Temelini atan
kişilerdir.
Ruhlarının şad
olması için,
Düzenlenecek
törende,
Kardeşliğimiz tüm
Avrupa'ya yansıyacak,
Erdemli
birlikteliğimiz,
Denizaşırı ülkelerde
konuşulacaktır.
Bestelenen bir
şarkı:
1970'li yıllarda
Japonya'dan bir grup senatörün İstanbul'u ziyareti sırasında, gruba
dahil Kumano bölgesi senatörü, ülkesine döner dönmez Ertuğrul
anısına bestelenen ve çocukluğundan beri bildiği bir şarkının beste
ve güftesinin orijinalini, Japonya'nın İstanbul Başkonsolosluğu'na
göndermiştir. Başkonsolosluk da, şarkının sözlerini Türkçe'ye
çevirterek, orijinalleriyle beraber Deniz Kuvvetleri Komutanlığı
İstanbul Deniz Müzesi Komutanlığı'na armağan etmiştir.
Japon denizlerinde
Batan Türk Savaş Gemisi Ertuğrul'un hatırasına bir şarkı
Sözler: Daikiçi
İzumi
Beste: Naisei
Uçigaki
Güneş hüzünle battı.
Uzakta bir yıldız
parlıyor,
Deniz çok azgın.
Beyaz anıtın gölgesi
karanlığa düşüyor.
Sonsuz teesürle dua
ediyoruz,
Ruhların huzuru
için,
O cesur gemicilere
ve şanlı Ertuğrul'a.
O çılgın
fırtınada...
Kaybolan savaş
gemisini yutan dalgalar
O geceki gibi
yüksek.
Ne acı, biz artık
gemiyi göremiyoruz.
Kumano bölgesinde
Kaşino sahillerinde,
Facianın balıkçılar
yerini gösterirler.
Ve o gecenin korkunç
amansız
Fırtınasını hep
anlatırlar.
Acısını kalbimizde
duyacağız her zaman
Seneler geçse bile.
Ertuğrul'u biz asla
unutmayacağız,
Çocuklarımıza da her
an anlatacağız.
II. Abdülhamid'in
Hediyesi
II. Abdülhamid, 1892
yılında hassa yaverlerinden Binbaşı Ahmed Bey'i, Japon imparatoruna,
kendisinin ve Türk milletinin, Ertuğrul Firkateyni Faciası'nda
gösterdiği duyarlılıktan ötürü teşekkürlerini iletmek üzere Tokyo'ya
göndermiştir. Bu vesile ile de imparatora saf kan cins bir at da
hediye etmiştir. Saklavi cinsinden olan bu atın, daha sonraki
yıllarda imparatorun katıldığı törenlerde bindiği güzel kıratın
ceddi olduğunu, Tokyo'daki büyükelçilik görevi sırasında duyduğunu
Büyükelçi Hüsrev Gerede kitabında ifade etmektedir.
Kaynakça:
http://www.ertugrul.jp/node
Derleyen
ve düzenleyen: Naci Kaptan
Naci Kaptan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

11.01.2007
|