
Küllerinden yeniden doğmuş bir kent... Doğanın güzelliklerini
esirgemediği bu kent, halkının azmi ve sevgisiyle de hafızalara
kazınmış durumda. Kent geçmişteki acı olaylardan Erzincanlıların
gayretiyle kurtulmuş, şimdi dimdik ayakta duruyor ve
ziyaretçilerini ağırlıyor.
Erzincan, birinci derecede deprem kuşağı üzerinde yer
aldığından, tarihinde pek çok deprem yaşamış. Bunların içinde en
önemlisi kuşkusuz kenti yerle bir eden, 1939 yılında meydana
gelen büyük deprem. Bu yıkımın ardından kent merkezi adeta
yeniden kurulmuş. Bunun sonucu olarak da, günümüzde Erzincan’ı
dolaştığınızda, çok planlı cadde ve sokakları hemen gözünüze
çarpıyor. Düzlük bir alana kurulmuş olan bu samimi kentte,
nereye gitseniz dört bir yanındaki karla kaplı dağlar ise size
eşlik etmeye devam ediyor.

Kentin daha uzak tarihini de merak ediyor ve ilk zamanlarını
araştırıyoruz. Erzincan’ın ilk çağ tarihi hakkında kesin
bilgiler mevcut değil. Ancak kent ve civarında M.Ö. 1050-1180
tarihinde Anadolu’da hüküm süren Hititler’in ve M.Ö. 900
yıllarında kurulan Urartular’ın izine rastlanmış olduğunu
öğreniyoruz. O dönemde Van’ı (Tuspa) başkent yapan Urartular,
kuzeyde Erzurum-Erzincan’a kadar genişlemişler. 1953 yılında
Erzincan yakınlarındaki Altıntepe’de, Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün
yaptığı kazı çalışmalarında da Urartular’a ait pek çok eser
çıkarılmış.
İlçeler, Doğal
ve Tarihi Güzellikler
Erzincan dendiğinde akla ilk gelenlerden biri kuşkusuz
Girlevik Şelalesidir. Şelale, merkeze yaklaşık 30 km. uzaklıkta
bulunan, Çağlayan mevkiindeki Girlevik Köyü’nde yer alıyor. Sarp
kayaların arasından ilerleyen su, civarda da bitki örtüsünü
canlandırmış ve buranın önemli bir mesire yeri haline gelmesini
sağlamış. 30-40 metre yükseklikten dökülen şelalenin suları,
uzaktan adeta bir tül gibi gözüküyor. Kışın donan sular ise
bambaşka bir doğa harikasını gözler önüne seriyor. Şelalenin
çevresinde bulunan Keşiş ve Kılıçkaya dağları ise yörenin
güzelliğini bir kat daha arttırıyor.

Kent merkezine yaklaşık 11 km. uzaklıkta bulunan Ekşi Su ise
bölgede çıkan doğal maden suyu ile ünlü. Bir çok hastalığa iyi
geldiği söylenen bu su, sağlık açısından oldukça önem taşıyor.
Hemen ilerisinde yer alan Üzümlü ilçesi ise üzümüyle nam salmış.
Bölgeye has simsiyah üzümler, dağların yamaçlarındaki eğimli
arazilerde yetiştiriliyor.
Yaşam Kaynağı
Fırat
Erzincan’ı bir baştan bir başa geçen Fırat Nehri, kentin
merkezinden uzakta da yerleşimler kurulmasını sağlamış en önemli
yaşam kaynağı. Fırat kıyısına kurulmuş güzel Kemaliye ilçesi de
bunlardan biri. Suyun kıyısında bir yamaç üzerinde kurulmuş olan
ilçenin eski adı olan Eğin, “Güzel/Cennet Bahçe” anlamına
geliyor.

Tepeden görüldüğü ilk anda da kocaman bir bahçeye baktığınızı
düşünüyorsunuz. Yemyeşil bahçeler içinde, birbirinden güzel
ahşap evlerle donatılmış Kemaliye, günümüzde koruma altında
bulunuyor. 2002 yılında Kemaliye temsilciliğini açan ÇEKÜL,
yörede çalışmalarına devam ediyor. İlçenin en önemli doğal
güzelliği Karanlık Kanyon son derece etkileyici. Hem sudan hem
de karadan ulaşılarak gezilebilen kanyon, her yıl bir çok
ziyaretçiyi kendisine çekiyor.
Fırat’la Doğan
İlçeler
Tarihte Mengücekliler’in önemli eserler bıraktığı Kemah’ın
arkasında muhteşem Munzur dağları yükseliyor. İlçedeki Kemah
Kalesi ülkemizdeki en önemli doğal kalelerden birisi konumunda.
Erzincan’a yaklaşık 50 km. mesafede bulunan Kemah, dağlardan
inen derin Tenasur Vadisine de ev sahipliği yapıyor.

Fırat kıyısına kurulmuş yeni ilçelerden bahsetmeden
geçemeyeceğimiz bir diğeri de İliç. Hayvancılığın çok geliştiği
yöre, lezzetli Erzincan tulum peynirinin yoğun biçimde
üretildiği yerlerden biri. Erzurum yönüne doğru gidildiğinde
ulaşılan Tercan ilçesi de, kültür ve iklim olarak Erzurum’a
biraz daha yakın. Tarihi açıdan çok önemli olan, taş işçiliğinin
doruğa çıktığı Mamahatun Kervansarayı ve Türbesi ilçede mutlaka
ziyaret edilmeli.

Otlukbeli
Geçmişte Otlukbeli savaşının yapıldığı alana kurulan
Otlukbeli, Erzincan için bir başka önemli ilçe. İlçe ve
çevresinde bulunan Koç Başlı mezar taşları oldukça ilginç. Bu
taşların bir kısmı Erzincan Kültür Müdürlüğü’nün bahçesinde
sergileniyor. Üzerinde çeşitli resim ve şekillerin yer aldığı bu
mezar taşları, ait olduğu insanla ilgili önemli bilgiler
veriyor. Örneğin mezar taşında bir saz resmi varsa o kişinin
ozan olduğunu, at resmi varsa savaşçı olduğunu gösteriyor.
Bölgede yer alan Otlukbeli gölü ise çanağı ve oluşumu bakımından
uzmanlarca dünyada tek tip olarak görülüyor. Denizden 1855 metre
yükseklikteki bu traverten gölü ve çevresindeki toprak kırmızı
tonunda. Etrafındaki dağlarla muhteşem bir görünüm sergiliyor.

Erzincan ve civarındaki ilçeler farklı farklı güzellikleri,
değerleri barındırıyor. Bu bölgede doğa adeta ihtişamını
sergilemiş. Dağlar, vadiler, kanyonlar başınızı döndürürken,
suyun getirdiği kültür içinize işliyor. Fırat’ın değdiği her yer
sanki büyülenmiş. Gezinin sonunda, sıcak ve dostane tavırlı
Erzincan insanlarının burayı bu kadar sevme ve sahiplenmekte, ne
kadar haklı olduklarını düşünmeden edemiyoruz. Kent geride,
gördüklerimizin tadı ise damağımızda kalıyor...
Yazı : Emel Yenigelen
Fotoğraf : Lütfi Özgünaydın
Kaynakça:
SkyLife - Nisan 20
09